6 Eylül 2008 Cumartesi
Bizi her konuda aydınlatan, mesela Kur'an'da faizin haram olduğunu saptayan, 'çok partili parlamenter sistemin Osmanlı gericiliği olduğunu' söyleyen, subayın siyasete müdahalesini meşru kabul eden ve 'Subay siyasete girmeli midir? Evet girmelidir! ' diyen, 'buharlının icadı'yla bize eşsiz sosyolojik pencereler açan İlhan abi, neden 'çeteler' konusuna hiç girmiyor?
Her gün, neredeyse bir çete silahlarıyla, bombalarıyla, krokileriyle ve ölüm listeleriyle ele geçiriliyor, ama İlhan abide (ve tabii İlhan abinin patronajındaki gazetede) çıt yok.
Hatta, denilebilir ki, her konuyu 'derinlemesine' gören ve 'detaylarıyla' anlatan İlhan abi, bu olayı görmüyor bile...
Baksa görecek.
Bakmıyor...
O günlerde büromu arayan "örgütten" bir kişi "Suikastçıların, olaydan sonra bir polisin yardımıyla kaçtıklarını" öne sürüyor, "Bu işi devlet içinde bir kol yaptı. Bir iç hesaplaşma vardı. İşi bize çözdürdüler" diyordu.
İdamla yargılanan, anılarını kaleme almakta olan ve itirafçı affından yararlanmak için "Bildiğim tüm sırları açıklamaya hazırım" diyen Duyar'la cezaevinde konuşmaya karar verdim.
Adalet Bakanı'na bu röportajın Susurluk'la ilgili ilginç bağlantıları ortaya serebileceğini söyleyerek izin istedim.
Bakan, Duyar'ın da istemesi kaydıyla şifahi izin verdi. Duyar'a sordular, "Tamam" dedi. Yazılı izin bekliyordum.
Sonradan öğrendim ki, bana izin verecek merci, aynı günlerde Karagümrük çetesinin Afyon'a nakline izin vermiş.
Karagümrüklüler, Afyon'a nakledildikten 2 hafta sonra, 15 Şubat 1999'da Duyar'ı hücresinde öldürdüler.
Konu, sadece türban, hatta sadece laiklik değil, daha derin, daha vahim. Bu çok partili hayata geçişle başlamış bir kavga, bu kavganın hikâyesi uzun, bu köşeye sığmaz. Ama öncelikle, bir konuya açıklık getirmekte fayda var; sorun muhafazakârların iddia ettiği gibi, 'azınlık sultası'nın devam etmesi değil. Muhafazakârlara karşı konumlanan 'diğerleri'nin sayısı az, bu doğru. Ancak, iddia edildiği gibi, diğerleri uzunca bir süredir 'seçkin azınlık' değil. 1950'lerden beri, muhafazakâr kesim her iktidar döneminde dalga dalga sınıf atlamış vaziyette. Diğer taraftan, 'seçkin bürokrat çevre' diye adlandırılan kesim, çoktan sınıfsal olarak fakirleşmiş ve önemsizleşmiş durumda. Bu koşullar altında, hâlâ, 'Bu kesim ayrıcalıklarını yitirmek istemiyor' türünden analizler yapmak, ancak yakın tarihi hiç anlayamamış olmakla mümkün.
Evlilik birbirini seven iki insanın ölünceye kadar beraber yaşamasını sağlayan bir vesile mi, yoksa eşiniz, onun ailesi, sizin aileniz ve doğacak çocuklarınız üzerine yapılan bir akit mi? Bir insanla ömür boyu beraber olmak fikrinin ne kadarı gerçekten bizim seçiminiz, ne kadarı yaşadığımız toplumun bizi asırlardır formatlamış olması ile ilgili?
Çin' in Molso köyü sakinleri kadın erkek ilişkileri ve evlilik hakkında modern dünyaya göre bambaşka bir kültüre sahip. Molsolular modern dünya evliliklerinin sevgiyi donuklaştırdığına hatta yok ettiğine, ziyaretçi evliliği olarak adlandırdıkları kendi ilişkilerinin ise sevgiyi bir ömür boyu canlı tuttuğuna inanıyorlar.
Aşağıdaki linkteki ses dosyasını dinleyin, kararı siz verin
Not: Ses dosyası Real Player programı gerektirebilir.
Dizi Programlar (Bbc Türkçe)Ekleyen: Seyit Balkuv - 14.02.2008
Sulak alanların en temel özelliği, bulundukları bölgenin en çukur yerinde veya en alt noktasında yer almaları. Bu özellikleri nedeniyle her türlü sanayi, yerleşim alanı ve tarımsal faaliyet atıkları en son sulak alanlarda toplanıyor.
Dünyadaki karbon oranının yüzde 40'ını muhafaza eden sulak alanların kuruması veya tarım alanına dönüştürülmesi halinde, büyük miktarda karbondioksit açığa çıkarıyor.
Sulak alanlar aynı zamanda, yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu engelleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek bulundukları bölgenin su rejimini düzenliyor.
Hrant gücünü, onun ölümünü isteyenlerin, onu en salyalı dilleriyle hedef gösterenlerin bildiği hiçbir şeyden almıyordu. Parası yoktu. Emrine koşuşturan adamları yoktu. Küçük hesapların buzlu sularında kulaç atmışlığı yoktu. Muktedirlerle mutlu ilişkileri yoktu.
Kürsüsü, postu, makamı, unvanı yoktu.
O, gücünü yetimhanede geçen çocukluğundan alıyordu.
Ermeni oluşundan alıyordu.
Kalkansızlığından alıyordu.
Kolay incinebilir oluşundan alıyordu.
İnsana olan o ışıltılı inancından alıyordu.
Sınırsız ve koşulsuz sevgisinden alıyordu.
Dünyayla aşık dalaşına girmekten çekinmeyişinden alıyordu.
Çocuklara has katıksız cesaretinden alıyordu.
Delik pabuçlarından alıyordu.
Peki bu "karanlık savaşı" kim öğütledi? "Mavi Ceketliler". Peki kim kurdu? "Mavi Ceketliler"in eğittiği istihbarat örgütleri. Bu örgütün de başında kimler vardı. Siu Savaşçıları. Peki, uygulayanları kim eğitti: Siu savaşçıları. Peki bu gelişimin sonucu ülkede kaos ve terör tırmandırıldı mı? Evet, hem de nasıl kanlı! Peki sonuçta ne oldu? "Askeri Darbe". Yönetime kim el koydu? Siular yönetime el koydu. O zaman ülkede bir anayasa var mıydı? Evet. O halde suç mudur? Burjuva hukukuna göre "suç"tur. Çünkü onbinlerce insan bu "suç"a istinaden yargılanmış, hapse atılmış ve idam edilmiştir. Suç işleyen kurum "suç örgütü" olur mu? Burjuva Hukuka göre evet. "Ama efendim, o zamanın Büyük Reisleri Anayasa'ya dayanarak yönetime 'el koydu'lar. " Peki o zaman "dünyanın en iyi, iki anayasasından biri olan bir anayasa"yı neden tez elden değiştirdiler?
Laura Blumenfeld babasını vuran adamın peşine düşmek için 12 yıl beklemiş. Amerikalı bir haham olan babası David Blumenfeld 1986 yılında kudüste tatil yaparken vurulmuş. Babası hayatta kalmış ama Laura Filistin haklarını savunan insansever babasının kurşunlara hedef olmasının şokunu atlatamamış. Hikayesini olağanüstü kılansa seçtiği intikamın şekli.
Aşağıdaki linkte babasını öldürmeye çalışan Filistinli militanın peşine düşen Amerikalı gazeteci Laura Blumenfeld'in inanılmaz intikam hikayesi var.
Bu link yaklaşık 15 dakika uzunluğunda bir ses dosyasıdır ve Windows Media Player veya Real Player ile dinlenebilir.
Laura Blumenfeld (BBC Türkçe)Ekleyen: Seyit Balkuv - 03.02.2008
Türkiye'yi anlamak istiyorsanız bir mezhep savaşı gibi bakın olan bitene. Pozitivist hatta zaman zaman neo-pozitivist Müslüman mezheple, Ortodoks Müslümanlığın ya da ortadan Müslümanlığın bir savaşı olarak görün. O anda anlarsınız olan biteni.
Mesele laiklikle Müslümanlık arasında değildir. Mesele Müslümanlık'la Müslümanlık arasındadır.
Türk-İslam sentezi maalesef yalnızca bir çetenin değil aynı zamanda bu memleketin de resmi ideolojisidir.
Va savaş, laiklerle laik olmayanların değil, Türk-Müslümanlarla, Müslüman-Türklerin savaşıdır. Müslümanlığı bu denklemden çıkarırsanız, her şey anlaşılmaz olur.
Sayın Oran, "ezber bozmak" adına ifadelendirdiğiniz gerekçenin, yani "parasız (yüksek) öğrenim"in yoksulların çocuklarının okumasının önünde engel oluşturduğu" yolundaki argümanın pek de "yeni" sayılamayacak farklı bir "ezber"e, piyasanın yaşamın her alanını -tabii bu arada sağlık ve eğitim alanını da- kapsayacak tarzda genişletilmesini savunan "neo-liberal ezber"e mündemiç olduğunu bilmiyor olamazsınız.
İstihbarat birimlerinin de kullandığı bu yöntemle hedefteki kişinin bulunduğu bina izlemeye alınıyor. Söz konusu binadaki pencerelere lazer sinyali gönderen ekipler, cihazın alıcısı ile camdan yansıyan sinyalleri deşifre ediyor.
Böylece içerideki konuşmalarla cama çarpan ses dalgaları, lazer sistemi sayesinde yaklaşık 200 metre uzaklıktan bile kolayca dinlenebiliyor.
Yetkililer, artık söz konusu "casus" cihazların nano teknoloji ile geliştirildiğini belirterek, üzerlerindeki pillerin bulundukları ortamlardan yayılan bilgisayar, televizyon ve ışık sistemlerindeki "elektromanyetik radyasyon"la havadan kablosuz olarak şarj edilebildiğini vurguladı.
Hani baştacı yaptığımız yazarlar, sanatçılar, düşünürler vardır ya; yaşarken ışıltılarıyla insanları büyülerler, öldükten yıllar sonra da kıymetlerinden bir şey kaybetmezler.
Bazen düşünürüm; bu insanlarda olan şey nedir ki derim, bizim gibi sıradan insanları böyle etkileyebiliyorlar, nasıl oluyor da pusulamız her fırsatta onlara doğru dönüyor. Niye bizler bu çekim gücünden yoksunuz da, o insanlara bu pırıltı bahşedilmiş? Güçlü bir belleğe sahip olup, çok okuyup, kelimeleri yan yana dizmeyi çok iyi bildikleri için mi? Eğer öyleyse, biz de çok okusak, edebiyat sanatının tüm inceliklerini hatmetsek, kelime canbazlığında ustalaşsak, olabilir miyiz onlar gibi? Çok gezdikleri, çok insanla tanıştıkları için mi? Yoksa yokluk içinde geçirdikleri çileli hayatları mı yakıtları olmuştur kalemlerinden dökülen incilerin?
* Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz de eşit oluruz.
* Bir düşman çok, yüz dost azdır.
* Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
* Bir kere 'al' demek, iki kere 'vereceğim' demekten iyidir.
* Gözün ile değil yüreğin ile hüküm ver.
* Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçludur.
* Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.
* İnsanlar tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır. İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
* Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenemeyen bir şey olduğunu anlayacak.
Farkındasınızdır. Değişik yazı türleri var. Mesela, öyle seçilen "şöhretli biri" ne, ilkesel eleştiriden ziyade, taş atarak başını büyüten yazı tipleri de var.
Ki çok seviliyor!
Taş özenle hazırlanıp atılıyor. Hem taşı attığınızda sizi de o şöhret dünyasının bir parçası yapıyor. Hem de, ballı börek, karşıdan da size cevap veya taş geldiğinde.
Kişisel hakaret davaları ihtimali dışında, bu tür şeylerin tehlikesi yok.
Bir kurum olarak çeşitli iktidar, güç, tahakküm biçimlerini filan karşısına almıyor.
Polemikçilik ile tetikçilik arasındaki o kaygan zeminde hem "entertain" ediyor; hem de "antrenman" yapıyor.
Zaten hedefini dikkatle seçiyor. Herkese dokanmıyor! Yakın çevrenin haline bakıp da, "Ulan uzaklara taş atmak ayıp o zaman" da demiyor.
İyi bi şiy!

Ali Türkan
Birkaç dazlak. Bu parkta uyuyordum gene; üstüme benzin döküp kibriti tutuşturdular. - Sonra? - Sonra da kaçtılar. Gebermedim ama bu kaldı işte. - Ucuz atlatmışssın. - Evet. Kalktım. Cebimden bi yirmilik çıkartıp verdim. Almak istemedi. - Borç, dedim. - Borç, dedi ve aldı uzattığım parayı. - Kimin kitaplarını getireyim sana? Bukowski ister misin? - Kim s!ker Bukowski'yi be! Banim bardağımda kalan kahveyi kendi bardağına dökerken, elimle bir selâm verip ayrıldım yanından. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.