İnsan Kalbini Güneşe Doğru Tuttuğunda

Hepimizin basına geldiği olur. Olmadık yerde ve olmadık anda canimiz olmadık şeyler çeker. Bunca yıllık sürgün hayatımda nedense hep yaz helvasına kurban gitmişimdir. Belki artik buralarda dahi herseyin alasının bulunmasından ve sadece yaz helvasının eksik olmasındandır, bilemiyorum.

Muhteşem Özdamar (Kuyerel)


Reklamın gözü kalbinizde değil, cebinizdedir!

Günümüz toplumları oltalar konusunda maalesef son derece savunmasız... Kitle psikolojisi dediğimiz şey, maalesef uyanık 'kitlebilimci'ler eliyle kodları çözülerek pazara sürülmüş, duygular ticarete açılmıştır. Toplumsal hayat piyasaların oyuncağı olmuş, bireyler insan olmaktan ziyade tüketici olarak düşünülür hale gelinmiştir. Bunun önüne ancak kitle bilinci denebilecek bir başka savunma silahıyla çıkılabilir, lakin o da bizde yaraya merhem olacak kadar dahi kalmamıştır.

Olsaydı kitle bilinci dediğimiz şeyin bize çok faydası olabilirdi. Duygularımızın sinir uçlarına yapılan medyatik masajların mayıştırıcı etkisini bertaraf edebilirdik mesela. Bize bir şey satmaya çalışan kimselerin, işin mantığı gereği insanlık bakımından bizim tarafımızda olamayacağını anlayabilirdik. Bize bir şey satmak isteyen adamın gözünün cebimizde olması doğal değil midir? Neden kalbimize hitap ettiği, bizimle birlikte duygulandığı mavalına inanalım ki!

Gökhan Özcan (Yeni Şafak)


Skandal iddia: Putin, 7 Ocak 2008'de öldürülecek

Kommersant gazetesi muhabirlerinden Dmitri Sidirov, bugün yayınlanması beklenen raporu ele geçirdi. Valday grubu olarak bilinen seçkin entelektüeller arasında yer alan ve CSIS'ın Moskova eski direktörlüğünü de yapan Andrew Kuchins, raporda yer verdiği iddialarında, "Başkan Putin 7 Ocak'ta Kurtarıcı İsa Kilisesi'nde düzenlenen ayinden çıkarken suikast düzenlenecek. Katil yakalanamayacak ve Rusya büyük bir kaosa sürüklenecek. Rusya piyasaları çökecek. Büyük gösteriler ve yürüyüşler yapılmaya başlayacak. 20 Ocak'ta da olağanüstü hal ilan edecek. Yönetime eski KGB kökenli Igor Sechin, Sergey Ivanov ve Nikolay Patrushev gelecek." öngörülerinde bulunuyor.

Cihan Haber Ajansı (Yeni Şafak)


Çöp karıştırmayı çalışmaya tercih ediyorlar

Tüketicilerin yeni ve daha iyi ürünlere sahip olmak için her yıl yüz milyonlarca ton çöp ürettiklerini söyleyen Weismann, freeganların ise çöplükleri karıştırarak işe yarar eşya ve yiyecekleri kurtardıklarını, çöplükleri dolduran günümüz tüketicisi olmamak için her şeyi yaptıklarını belirtti.

Freeganizmin en popüler icrası olarak ise evlerden, iş yerlerinden, okullardan ve tüketicinin bulunduğu her yerden çıkan çöpler ile çöp kamyonlarının döktüğü çöplerin karıştırılarak, "yiyecek aranması" görülüyor.

Bu yöntemle önemli miktarda temiz ve kullanılabilir ürün bulabilen freeganler, sadece bir gün önce çöpe atılan yarısı yenmiş muzu yemekle kalmıyor, ayrıca kullanılmış ama giyilebilir durumdaki kıyafetleri çöplükten topluyorlar.

(CNN Türk)


'Kutsal Devlette' Câmi ve Okul

Resmi ideoloji geleneksel ideoloji olan dinin karşısına kendi tabularını, kutsallarını, ritüellerini çıkardı. Vatan ve vatanı kurtardığı söylenen kişi kutsandı-putlaştırıldı-tabulaştırıldı. Onun yaşadığı dönem rejimin asr-ı saadet dönemi sayıldı. Hz. Muhammed'in Hadis-i şerifi'nin laik cumhuriyetteki karşılığı Mustafa Kemal'in Söylev ve demeçleriydi... Dinî ayinlerin yerini çok sayıda laik tören aldı. Kutlu doğum'a karşı mutlu doğum, vb., Çelişik olarak, aşırı modernlik söylemine, bıktırıcı bir kutsama, tabulaştırma, putlaştırma ve kült yaratma süreci eşlik etti... İlkokula başlayan çocukların yıllarca içtikleri and bile, rejimin moderniteden ne ölçüde nasibini aldığını göstermeye yeter. Duaya besmeleyle başlamanın okuldaki karşılığı 'öğrenci andı'... Çocuklar her sabah eğitime Mustafa Kemal'in adını anarak başlıyorlar ve "onun gösterdiği yoldan sapmayacaklarına" dair yemin ediyorlar.

Fikret Başkaya (Özgür Üniversite)


Başörtüsü neden "siyasal" simge?

Efendim, başörtüsü ninelerimizin kisvesiymiş, 'geleneksel bir yanı' varmış, hiç kimsenin bu güzel kisveye itirazı olamazmış... Ama siyasal simge olan türban yok muymuş...

Ne fark eder yahu?

İster geleneksel, ister modern...

İnsanlar kafalarını örtmek istiyorsa, bunun şeklinden kime ne?

İsterse 'siyasal simge' olsun... Pekala insanlar siyasal ya da ideolojik tercihlerini dışlaştırabilirler (kamusal alanda 'görünür' kılabilirler); 'siyasal remz' sayılan aksesuarlar takabilir ya da bunları teşhir edebilirler. Bu da, kimilerinin işine gelmeyecek ama, 'demokratik bir hak'tır.

Ahmet Kekeç (Star)


"Zor spas": Yani, "çok teşekkürler"

Kuzey Irak'ta 1994'ten bu yana faaliyet gösteren Feza Eğitim Kurumları'na bağlı 7 okul bulunuyor. Bu okullarda Kürt, Türkmen, Arap, Keldani, Asuri; Müslüman ve Hıristiyan öğrenciler okuyorlar. Türkçe, İngilizce, Kürtçe ve Arapça dillerini öğreniyorlar...

Dile kolay; dört dil öğreniyorlar, dört dilde birbirlerini anlıyorlar... Türkçe, Kürtçe, Arapça dillerinde birbirlerinin şarkılarını söylüyorlar; birbirlerinin halkoyunlarını oynuyorlar...

"Koskoca Türkiye"nin beyaz ırkçılarının hem korkuyla hem aşağılayarak baktıkları "Kürdistan"da, Türkiye kökenli okullar verdikleri barış mesajına cevap buluyorlar. "Küçücük Kürdistan"da, bütün iç gerilimlere ve çatışma potansiyeline rağmen, bölünmeye karşı, "bir arada yaşayarak, içiçe geçerek" nasıl durulacağının mütevazı dersi veriliyor.

Ferhat Kentel (Gazetem)


Deprem olunca bir mail atabilir misiniz?

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nin son depremleri yayınladığı web sitesi koeri.boun.edu.tr'ye günde 100'e yakın "Deprem olacak mı?" sorusu iletiliyor.

Siteye ayrıca "Deprem olunca uyarıcı bir mail atabilir misiniz?", "Depremin şiddetini nasıl ölçebilirim?", "Depremlerin hiç mi faydası yok?" gibi sorular geliyor. Siteye gelen bazı iletiler şöyle: "Bu kadar çok ziyaret edilen siteye neden reklam alınmıyor?"; "Denizli çok pis sallandı, ama sitenizde çok az görünüyor"; "Havaların bu mevsimde bu şekilde olması fayları etkiler mi? "1999 Marmara depremi başta olmak üzere büyük depremler yaşadım. Deprem anında ve sonrasında çeşitli gözlemlerim oldu. Bana soracağınız bir şey olabilir mi?

Aa (Yeni Şafak)


Yastıkta Baba Kokusu

Sıcaklar basarken onu doğduğu topraklara getirdik. Babam omzunda taşırdı bizi. O gün iki kardeş biz onu taşıdık. İlk defa mezardan onsuz döndük. Manifaturacı Ergun. Babası, Küçük İbrahim Efendi'nin yanında yatıyor şimdi. Daha ötesinde, dedesi Ahmet Bey. Sağında solunda akrabaları. Kardeşimle baktık. Hemen arkasında bize de yer var. Akşam okundu. Üzerimizden bir kumru geçti. Gölgesi evimizin koyuluğuna karıştı. Kayboldu"

Ahmet Büke (Sessiz Kule)


Rahip vurmaktan rahip kaçırmaya

Bu aralar Hıristiyanlar üstünde iş tutmak dikkat çekiyorsa, ışıldaklar o noktaya odaklanmış, neonlar orada yanıp sönüyorsa, 'Kimi kaçırsam da fidye istesem?' diye kafa patlatan haydutun zihninde de bu tip ampuller yanıp sönmeye başlar. Ne olsa, 'yarım hayır işi' gibi bakılıyor toplumda -o bile bir avantaj.

İş 'kitleselleşti', yani 'kitlelere mal oldu'. 70 başında devrimciler de banka soymadıkları zamanlarda Hıristiyan değil, 'kapitalist' kaçırıp fiyde istiyorlardı. Ne olsa, komünizm davası başka dava. O zamanların baş babası Dündar Kılıç, bu işlere özenen çıkmasın diye adamlarını toplamış, "Bakın, bu işler size göre iş değil, okumuş adam işidir" demiş. "Ucu da darağacına kadar gider. Zinhar bulaşayım demeyin!"

Murat Belge (Radikal)


Oslo meydan muharebesi

Ancak, insanların içlerinden gelen davranışlar, kendiliğinden tepkiler,

epey uzun bir süredir medyanın süzgecinden geçerek biçimleniyor. Özellikle 12 Eylül'den beri medyamız da generallerin arkasında bir koro gibi saf tutarak bize hangi konuda ne duymamız, ne düşünmemiz gerektiğini söylemeye başladı. Bu rolü pek sevmiş, kendine pek yakıştırmış olmalı ki, bunca yıldır hâlâ bunu yapıyor. TV'de haber verenler acele acele ve bağıra

bağıra konuşuyorlar, reklamların bazıları onları taklit ediyor. Yorumcular bağırıyor, derken bütün toplum bağırmayı bir meziyet olarak bağrına basıyor.

Murat Belge (Radikal)


Bazen, gazete ve gazetecilik üstüne, gazetecilerin yapabilecekleri, edebilecekleri, diyebilecekleri cılız, sınırlı, sessiz kalabiliyor. Bizzat gönüllü veya mecburi boyun eğişleri dilsiz kılıyor.

Hakikat peşinde dürüstçe koşmayı taahhüt ettiği sanılan gazeteci, kendi hakikati üstüne konuşamaz, koşamaz hale geliyor.

Çünkü, çok güçlü sandığınız nice ünlü de dahil, ama özellikle şöhretsiz binlerce "gazeteci" esasında esastan güçsüz.

Siyasi, bürokratik, askeri, ticari, mali, ekonomik, maddi ve manevi, geleneksel veya çağdaş nice "iktidar" karşısında güçsüz milyonlarca insan gibi.

Ama bizim gibi, özellikle "özgürlük, gerçek, hak, hukuk, dürüstlük, bağımsızlık" vesaire üstüne yazılar yazıp "düşünce ifade edenler" in, istedi mi sesi çıkabilenlerin öyle havaya bakıp ıslık çalma hakkı yok.

Söyleyecek bir şeyiniz, açıklayacak gerekçeniz, devam etme yahut etmemeye dair kararınız ile beyanınız olabilmeli.

Umur Talu (Sabah)


Ateizm ve Agnostisizm: Ben hangisiyim?

Ben zaten bu nedenle insanların dine inanmalarının nesnel bir nedeni, anlaşılır bir gerekçesi olduğunu düşünürüm. Sığ aydınlanmacı ateistler gibi, insanların bilgi ve hatta 'akıl eksikliği'nden ötürü inandığı görüşüne katılmam. 'İlk' ve 'son' sorularının eziciliği ve 'Ben, öldükten sonra ne olacağım' sorusunun korkunçluğu karşısında böyle bir şeye inanmayı seçmiş bir insanı bundan ötürü kınayamam.

Ancak, en önemli konu da şurada: Zamanda, mekânda sonsuzluk gibi altından kalkılmaz kavramları evirip çevirdikten sonra, şu büyük çoğunluğun yaptığı gibi, temel çizgilerle kendimizle 'töz'deş gibi gördüğümüz, yediğimize içtiğimize karışan, cezalar ve ödüller dağıtan bir 'Allah' kavramında huzur bulmak, benim böyle inanmaya ihtiyaç duymam dışında bir etkenle açıklanamaz.

Murat Belge (Radikal)


Yanlış boyanın sarışınlığı

Sarışınlığı, insanlık galiba bilinç altında bir "üstünlük" duygusu olarak yaşıyor. İkincisi, galiba sarışınlıkla Batılılık birbiriyle özdeşleştiriliyor. Sarışınlaşınca belki asırlardır bir parçası haline gelmeye çalıştığımız Batıyı kendi nefsimizde somutlaştıracağımıza da inanıyoruz. Üçüncüsü, Anadolu'dan gelmiş, karayağız, kara kaş kara göz bir kadının o haliyle içine girdiği yeni çevrede, velev ki, parası pulu olsa da, kabul görmeyeceğine inanması, yeni dünyayı açacak anahtarın "sarışınlaşmak" olduğunu düşünmesi neresinden bakılsa üzücü ama bir o kadar da insancıl. Anlaşılan, Türkiye'de de bir grup kendinden gayrı memnun insan var ve sarışınlık onların bir tür korunağı.

Hasan Bülent Kahraman (Sabah)


Üniversite cebe girdi, biz "milli değerler"de takılı kaldık

Ancak aynı genç akademisyenler, toplantıya girdiklerinde sus pus oluyor, hocalarının milli ve dini değerlerden söz etmesini uyuklayarak dinliyor ama itiraz etmiyorlardı.

İtiraz etmiyorlardı, çünkü karşılarındaki hocalar, akademik kariyerlerinde köstek olabilirdi. Karşı gelmek başlarına iş açabilirdi.

İkinci gün dayanamadım: Söz alarak, bağıra çağıra, üniversite seviyesine gelmiş bir öğrencinin artık bilim öğrenmesi gerektiğini... Milli ve dini değerlerin zaten yeteri kadar ilköğretimde ve lisede vurgulandığını... Bizim ise, eğitimde geleceği konuşmak üzere orada toplandığımızı söyledim.

Böyle dan dun konuşmama çok bozuldu Anadolu profesörleri. Alışkın değillerdi. Duymazdan geldiler. Bildiklerini söylemeye devam ettiler.

Ben de " İnternetin kelime olarak dahi geçmediği bir eğitim bildirisinde yerim olamaz " diyerek imzamı çektim.

Emre Aköz (Sabah)


Madem sen benim kızımı öyleyse ben de senin kızını...

E.'ye gelince... O, resmi nikahı da olmadığı için çoktan evine gönderilmiş ve gözden çıkarılmış durumda. İki kez intihara teşebbüs ettiği anlatılıyor. B.'nin ise olaydan bu yana evden çıkmadığı... Biz o evin çok yakınına kadar gittik, hatta kendisiyle görüşmek istedik. Akşamüstü saatleriydi, "uyuyordu." Etraf, "yabancı biri gelmiş, garip garip sorular soruyor" şüphesiyle bakan meraklı gözlerle doluydu. Biz de oraya gidene kadar "fazla kurcalarsanız silahlar patlar" vicdan azabıyla doldurulduğumuz için sırların içinde kaybolduk. B.'nin hikayesine de burada üç nokta koymak gerekti; yetkili ve etkililer, asıl gerçeğin peşine düşünceye kadar...

Oya Armutçu (Hürriyet Pazar)


Web Gezgini

Laura

Ali Türkan

Bir süre de bahçe kapısını tekmeledikten, salladıktan sonra sakinleşti. Biraz utanmış, biraz çaresiz dikiliyordum yanında. Kaldırıma oturdum, o da yanıma çöktü. Titreyen elleriyle iki cigara yaktı, birini bana uzattı ve sirenleri iyice duyulan polis arabalarını beklemeye başladık. - Sağol, dedi - Arjantin'de rezalet çıkartma, dedim yalnızca. Birden ikimizi de bir gülme tuttu. Yazar

Medya olmasa Terör ne işe yarar?

Necdet Şen

Teröre karşı geliştirilecek en akıllıca refleks, "uy uy uy, ellerin kırılsın gözün çıksın zalım, nasıl kıydın kınalı kuzulara" diye yaygara koparmak ve saçını başını yolan dizini döven annelerden rol çalmaya kalkışmak mıdır?   Necdet Şen

En Son Yazılar

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?   Kitap Kurdu

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız.   Yazar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler.   Yazar

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı?   Yazar

Güce tapanlar tarikatı

İlker Tortop

Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum.   Yazar

Star'a veda

Necdet Şen

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.   Necdet Şen

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.   Yazar

Lego seti gibi bir dünya

Alper Uzun

Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak.   Yazar

Mini mini birler

Seyit Balkuv

Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor.   Yazar

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

85