Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Darbe geleneğini başlatan darbe

27 Mayıs olmasaydı seçimler yapılacaktı. Yapılsaydı ne olurdu?

Seçimler yapılsaydı, CHP iktidara gelirdi. Bütün belirtiler bunu gösteriyordu. Muhalefetin çığ gibi büyüdüğünü, DP'nin muhalefette kalacağını gösteriyordu. DP'nin kesinlikle seçimleri yaptırmayacağını ve iktidarı terk etmeyeceğini söylemek, 27 Mayıs'tan başka çıkar yol yoktu demek asla mümkün değildir. 1960 koşullarında iktidara ilelebet yapışma olasılığı yoktu aslında. Demokrat Parti'de de böyle bir kapasite yoktu. DP öyle çok hegemonik, monolitik bir yapıya sahip, muazzam kadroları olan bir faşist ya da komünist parti falan değildi. Liderliğinin diktatoryal eğilimleri vardı ama DP mutlaka parçalanırdı. Zaten parçalanmalar da olmuştu. DP keşke demokratik yoldan tasfiye edilebilseydi... Zira 27 Mayıs kendisiyle sınırlı kalmadı, diğer darbeleri kolaylaştırdı.

Halil Berktay - Neşe Düzel (Radikal)


'Derin devlet' mi? Ne münasebet?

1993 Kasım ayı ile 1995 Mart ayı arasında yaşananlar birbiriyle irtibatlı olaylar mıdır? 'Kürt işadamı' sıfatıyla anılan kişilerin öldürülmesi ile dönemin başbakanının "Elimizde liste var, bunlarla her biçimde mücadele edeceğiz" demesi arasında bir irtibat var mıdır? Cem Ersever ve arkadaşları ne sebeple infaz edilmiştir, daha sonra öldürülen Kürt işadamları ile onların infazları arasında bir ilişki bulunmakta mıdır? O dönemde öldürülenlerin bir çoğunu tanıdığı anlaşılan Tarık Ümit'in bu cinayetler zincirinin son halkası olması tamamen bir tesadüf müdür? Bu cinayetler için neden hep Jandarma bölgesi seçilmiştir?

Fehmi Koru (Yeni Şafak)


#include virtual="/der1.asp"

İnsanlık Nedir?

Bir insana 'nefret'ten başka bir duyguyu otantik olarak yaşatmayacak bir arkaplandan geliyordu. Bireysel hayatı yoksunluklarla geçmişti ama bundan çok daha belirleyici olan 'topluluk' bilinci, kan, kin ve nefret zemini üstünde kurulmuştu. Bütün bunların içinden Hrant Dink, bir sevgi anıtı gibi boy atmayı başarmıştı. 'İntikam' değil, 'empati'ydi, ayağını basmak için seçtiği sağlam toprak. Bu 'mucize'ydi öldürülen. Bu adamlar, yalnız tetiği çeken ya da silahı verip 'Gazan mübarek olsun' diye uğurlayanları kastetmiyorum sadece, bunların arkasında ve daha yükseklerde durup bu kuklaların iplerini oynatanları, 'önümüzdeki 50 yıl içinde Türk gençliğinin ideolojisi'nin ne olacağına karar verenleri kastediyorum. Bu adamlar, 'sevgi'yi öldüremiyorlar.

Murat Belge (Radikal)


Hrant!

Dün ben yüreğimi kaybettim... Hrant'ı tanıyanlar değil sadece, onu televizyonda bir kez izleyenler bile, o yüreğin çapını farketmişlerdir. Hrant'ın gidişine bugün yürek dayanmıyorsa, onun yüreğinin hepimizi kucaklayacak kadar derin olmasındandır. Hrant'ın gücü böyle bir yüreği liderlik vasfıyla, cesaret ve ahlakla bütünleştirmesindeydi. Ama Hrant'ı asıl Hrant yapan şaşırtıcı, birçokları için yadırgatıcı samimiyetiydi. Bu toplumun çoktan kaybettiği, hatırlatıldığında gocunduğu, önüne çıktığında ürktüğü samimiyet... Hrant bu özelliğiyle hepimize ahlaki bir duruşun ne olduğunu, insanın 'kendisi' olmasının nasıl bir şey olduğunu gösterdi ve gerçekte bize kendi ezikliğimizi hatırlattı. Onu hazmetmek o yüzden kolay değildi. Sırf varlığıyla ve apaçık insani duruşuyla Türkiye'yi utandıran adamdı o...

Etyen Mahçupyan (Gazetem)


Sevgiliye mektup

İnsan kendiliğinden büyük olmaz. İnsanı, yaptıkları büyük yapar. Evet, O büyük oldu. Çünkü büyük düşündü. Büyük söyledi. Bugün buraya gelerek hepiniz büyük düşündünüz. Sessizce büyük konuştunuz. Siz de büyüksünüz. Bugünle kalmayın, bu kadarla yetinmeyin.

Biz de geleceğiz sevgilim, biz de geleceğiz o eşsiz cennete. Oraya yalnız ve yalnız sevgi girer. İnsanların ve meleklerin dillerinden üstün olan, peygamberlikten üstün olan, bütün sırları bilmekten üstün olan, dağları yerinden oynatacak imandan üstün olan, varını yoğunu sadaka vermekten üstün olan, bedenini yakılmaya teslim etmekten daha üstün olan yalnız ve yalnız sevgi girecek o cennete. Orda gerçek sevgi ile bir arada ebedice yaşayacağız. Kimseyi kıskanmayan sevgi, kimsenin malında gözü olmayan sevgi, kimseyi öldürmeyen sevgi, kimseyi aşağılamayan sevgi, kardeşini kendinden üstün tutan sevgi, kendi hakkından vazgeçen sevgi, kardeşinin hakkını arayan sevgi.

Rakel Dink (Gazetem)


İlhan Abi, senin neren değişmiş?

İlhan abi mantığına göre, sağ siyaset çizgisini izleyen partilerin seçim kazanıp hükümet kurması 'siyasal iktidarı ele geçirmek', meşru hükümete yönelik her türlü antidemokratik müdahale ise 'demokratik devrim' sayılıyor.

Tabii İlhan abi '28 Şubat dinci darbeyi önledi' avuntusuyla darbeye cevaz verirken, 28 Şubat sürecinde enerji ihalelerinin kimlere gittiği, hangi bankaların boşaltıldığı, teşviklerden ve özelleştirme uygulamalarından hangi grupların yararlandığı gürültüye gitti.

Hep böyle olur...

Kimine 'devrimleri korumak' (!) tesellisi düşer, kimine de trilyonluk kaynağı yağmalama ve talan etme ayrıcalığı...

Ahmet Kekeç (Star)


Mehmed Kemal ve Cumhuriyet

Aradan yarım saat geçti. Mehmed Abi elinde beyaz bir zarf, bitkin durumda masasına geldi. Koltuğuna oturduğunda kısık, buruk sesiyle boşluğa doğru sitemkâr bir şeyler mırıldanmaya başladı. "…Değişiyor, her şey o kadar çok hızlı değişiyor ki, bunlara birden ayak uydurmak zor… Siz çok gençsiniz… Çabuk uyum sağlarsınız…" Boşluğa bakan dalgın gözlerinin birinden yanağına boncuk boncuk yaş indiğini gördüm. Üstâd, kalın siyah çerçeveli gözlüğünü çıkartıp yanağındaki yaşını silerken, benim ise içimde tarif edemediğim tuhaf bir duygu belirdi. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ne olduğunu da soramadım. Daha doğrusu, sormamam gerektiğini biliyordum. Kısa bir sessizlikten sonra, incindiğini anlamıştım yılların yazı emekçisinin. Çünkü, muhasebe, kendisini ayağına kadar çağırıp, maaşını ödemişti.

Bülent Karaköse (Karikatürcüler Derneği)


Bilgi çağı ve büyük annelerimiz

Hayatımdaki en önemli insan, yattığı hastanenin acil bölümündeki odasında yeni yılın ilk gününden birkaç saati yaşadı ve müsaade istedi. 'Ebedi istirahat' denilen şeyin anlamını da bu yaşımda öğrenmiş oldum. Giderayak sağlığın aslında çok az insana bahşedilen bir hediye olduğunu hatırlattı bana. Doyasıya nefes almanın, kana kana su içmenin, şöyle bir yaslanıp gerinmenin, kalkıp birkaç adım yürüyüp kafa dağıtmanın, neşeli bir sofrada, tadına vara vara mutluluk içinde bir şeyler atıştırmanın, doyasıya sohbet etmenin nedense görmezden geldiğimiz bir armağan olduğunu gösterdi hepimize. En acısı, zihnimizin en dibine gömdüğümüz ölüm denen şeyin kimi hallerde yaşamaya yeğlenir olduğun öğretti.

Serdar Kuzuloğlu (Radikal)


Mehmet Yakup "Towers"

Bildiğiniz gibi, Suudi yönetimi, Osmanlı mirası olan Ecyad Kalesi'ni yıktırıp yerine ucube bir plaza kondurmuş, başka plazalara yer açmak için de Peygamberimizin uğrak yerlerinden biri olan Mina Dağı'nı tıraşlamıştı.

Mehmet Yakup işte buna isyan ediyor.

Buna isyan ediyor ama, 'dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçe' dururken, Hürriyet gazetesinin bulunduğu binaya neden 'Medya Towers' diye İngilizce bir isim konulduğunu sormuyor. Bu çelişki kafasını hiç kurcalamıyor.

Ahmet Kekeç (Star)


Çocuk pornosu bahane!

Şunları lütfen aklınızın bir kenarında tutun: çocuk pornosu, pornografi sektörünün içinde dünyanın her yerinde lanetlenmiş bir alt kategoridir. İnternette arama yaparak bulmanız imkânsıza yakındır. Bedavaya ulaşmanız da cezalarla önüne geçebilmeniz de pek mümkün değildir. Bu işin yağlı müşterileri Türkiye'de değil, Avrupa'nın zengin ülkeleri ve ABD'dedir. İnternetten çok daha eskiye dayanan bir kökeni vardır. Bugün Türkiye'den de insanların avuçla para dökerek malum Uzakdoğu ülkelerine yaptıkları fuhuş turizminin içinde çocuk pornografisinin olmadığını düşünüyorsanız yazık size.

Bu süreç pekâlâ 'genel' bir sansüre bahane olabilir. Gidişat da sanki o yönde.

Serdar Kuzuloğlu (Radikal)


"Konu neydi?"

Elbette cep numarası değişmişti ama ben zaten cep telefonundan aramanın taciz olduğuna inandığımdan çalışma numarasından aradım. Karşıma çıkan kız önce beni akıllı bir sorguya çekti. 'Sizi tanır mı?' 'Ne için aramıştınız' vesaire... Eski arkadaşız, gibi ülkenin en itibarsız cevabını vermek gafletinde bulundum. Kızcağız hemen anlamıştı başından savılacaklar listesine konmam gerektiğini... İnsan hiç hem Türk hem makam sahibi olup hem de eski arkadaş sahibi olabilir miydi? Eski arkadaş bana hiç dönmedi. Kendisi yükselirken yerinde kalmış olanlarla görüşmek iktidarın cakasını bozar.

Ayşe Önal (Star)


Ah, İstanbul, İstanbul olalı...

Yönetenlerin bir İstanbul tasavvuru yoktu çünkü bir Türkiye tasavvurları da hiç olmadı. Kimileri batılı, başkaları dindar bir ülke düşündüler ama hiç kimse kendine özgü bir dünya görüşü olan, sahip olacağı üretim ve bölüşüm modeli önceden bilinen bir ülke öngörmedi. Bir estetik cerrahının elinde biçimlendirilmek isteyen birisi gibiydik. Sağımız solumuz kesildi, biçildi ve ucubeye benzedik.

Var olanı geliştirseydik çok güzel ve güçlü bir ülkemiz olacaktı. Benzemeye çalıştık uymadı ve garip bir yaratığa dönüştük. İstanbul Türkiye'nin özetidir ve bir gelecek tasavvurumuzun olmadığının kanıtıdır.

Mahir Kaynak (Star)


"Halkımızı eğitmeliyiz efendiler!"

Türkiye'de aydınların bir özelliği vardır. Dillerinden demokrasi sözcüğü düşmez ama halkın ortalama eğitim düzeyinin ilkokul düzeyinde olduğunu ve ilgilerinin futbol, magazin ve benzeri konularla sınırlı olduğunu söylerler. Oysa kendileri bir sürü kitap okumuş, şarapların iyisini bilen ve yurtdışında yaşamış insanlardır. Eğer onların okuyup beğendiği bir kitaptan ya da ilgilerini çeken bir olaydan haberdar değilseniz cahil olduğunuzun resmidir.

Aydınlarımız çok şey bilirler ama bunların bir kurgu olabileceği ihtimalini akıllarına bile getirmezler. Birbirlerine okudukları kitapları anlatır ve bununla ne kadar bilgili olduklarını gösterirler. Halk bunları bilmemektedir ve bu durum onların üstünlüğünün kanıtıdır.

Halk için doğruluğunu tartışabileceğiniz başka bir tesbitim daha var: 'Kırk yıl bir yanlışı söyleyip halkı inandırsanız bile bir gün birisi çıkıp onun aklına hitap eder ve doğru kabul edeceği bir şey söylerse kırk yıllık yanlış bir anda unutulur ve yeni düşünce herkesin dilindeki şarkıya dönüşür.'

Mahir Kaynak (Star)


CHP ne zaman "solcu" oldu?

1960'lı yıllara kadar CHP solcu bir parti olarak görülmüyordu. Zaten ben solcuyum demek, "komünistim" şeklinde algılanıyordu ve ağır bir suçtu. Her türlü sol hareket devletten "komünizm" muamelesi görüyordu. 1965 ortasına kadar bu böyle sürdü. O yıl Türkiye genel seçimlere gidiyordu. 29 Temmuz 1965 günü İsmet İnönü, CHP genel başkanı olarak Milliyet gazetesine şu açıklamayı yaptı: "CHP bünyesi itibariyle devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir anlayıştadır… Adalet Partisi sağcıdır. Onlara söylüyorum, siz sağı koruyun aşırılardan, ben solu koruyayım. O zaman memlekette korkuya yer kalmaz. Onların karşısında biz sol bir partiyiz. Bizim solumuzda da bir tehlike var; biz kendimizi onlardan koruruz."

Faruk Mercan (Aksiyon)


Akademik kilisenin papazları

Akademik hayat insanın beyniyle ve kalbiyle katıldığı bir yer. Oraya katılan bir insanın niteliği, nasıl insan olduğu önemli. Genellikle bu sınavlarla diplomalarla anlaşılmadığı için bir sürü hamhalat insan akademik hayata girebiliyor. Hatta "sana ne benim hamhalat oluşumdan" diyebiliyor. İşte ben şu sınavları verdim, şu tezi yazdım, bu araştırmayı yaptım, demek ki ben âlimim diyor adam.

Akademisyenin şöyle bir meslek hastalığı var. Bu insan hakikaten yetenekli biriyse küçük yaşlarda çok zeki olduğu için hep sınıfının birincisi, hep iftiharla takdirle geçen birisidir. Sınavları da, yaptığı araştırmaları da başarır. Ve giderek büyüyen bir ego meydana gelir. Dolayısıyla hayatta akademik anlamda başarısızlıklar yaşamadığı için onun olgunlaşması da çok zor olur. Sonuçta en üst makama geldiği zaman o şişirilmiş egosuyla, hamhalat ruhuyla etrafa eziyet eder. 40 yaşında bir adamdır ama hâlâ 12 yaşında bir çocuk yaşar içinde. Kaprislidir, sözüne güvenilmez, neyi ne zaman yapacağı belli olmaz, hayatla ilgili beceriksizlikleri olan tuhaf, çekilmez insan haline gelir. Çok bilgilidir fakat o bilgisinin gelişmişliği oranında ruhî gelişmişliği yoktur.

Ahmet İnam - Muhsin Öztürk (Aksiyon)


Web Gezgini


 Necdet Şen Star'da
 Çizgi: Miguelanxo Prado

Nohut oda bakla sofa

Ali Türkan

Başkalarının yediklerine de hiç yan bakmayacağım, "biraz da biz geberelim" diye. Al sana mutluluğun resmi. Bir de ölmeden önce görebilseydim o günü. Bir de şu hasret olmasaydı. Katmerli mutlu olacaktım. Dur şu sobaya bakiim ben. Bugün azmettim, ya havaya uçuracağım gebeşi, ya da bu evi ısıtacağım. (Hamlet'in dediği gibi: Bu maçı alıcaz, başka yolu yok!) Hayatta bazen, nam olsun diye, sobayla da uğraşılır. Alacağım falan da yok ondan. Daha epey de borcum var ama zor öderim gibi geliyor bana. Biraz da onun uykuları kaçsın anasını satayım. Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°