Amerika dünyanın patronudur. Bugün belki şüpheli ama; 2002'ye kadar en azından Amerika'nın tarafsızlığını elde etmeden Türkiye'de iktidara gelemezdiniz. Hatırlayacaksınız, Necmettin Erbakan da Amerika'ya gitti. Ondan sonra başbakan oldu. Tayyip Erdoğan ne oldu, daha milletvekili değilken gitti Clinton'la görüştü. Zannediyor musunuz ki Erdoğan Clinton'a ve IMF'ye birtakım vaatlerde bulunmadan başbakan olabilirdi, onların desteğini alabilirdi? Yani bu gerçeği bir kere kabul etmek gerekir."
Ergun Göknel - Faruk Mercan (Aksiyon)
Bu noktada asıl sorulması gereken soru, 'Kemalizmin etkisi altına giren insanların, farklı düşüncelere müsamahaları ne yönde değişim gösteriyor?' sorusu.
Ben, kendi adıma, Kemalizmi, 'kendisi dışındaki görüşlere çok fazla hayat hakkı tanımayan' bir anlayış olarak görüyorum ve bunu eleştiriyorum.
Gözlemlerime dayanarak da, insanların, Kemalizmin etkisi altına girdikleri ölçüde, 'mutlak doğruyu tekellerinde addetme', 'farklı düşüncelere karşı saygısız olma', 'slogan bazında düşünme', 'düşünceye değil şekle önem verme' gibi eğilimlerinin ciddi derecede arttığını görüyorum.
Buradaki kilit ifade, "Başka camilerimizin görevlileriyle de konuşsak" ibaresidir ve yazar şunu demeye getirmektedir: Camilerimizin problemlerini görmek için mescid mescid dolaşmaya gerek yoktur. İyi gözlem yapan bir yazar meseleyi derhal kapar. Netekim ben de öyle yaptım.
Arkadaşlar eğri oturup doğru konuşalım; şu memlekette hamdolsun alnı beş vakitte secdeye değen, musalli yazar sayısı az değildir ama hangisi şu galoş meselesini bu kadar çıplak ve önyargısız bir gözlem gücüyle dile getirmeyi başarabilmiştir? Buradan çıkaracağım netice şudur: Yazarımız bir atışta on ikiden vurmuştur. Bu atışları serileştirse de beş vakitçi yazarlardan olsa kimbilir ne derin tesbitlerde bulunacak, İslam aleminin meselelerine ne akılane çözümler üretecektir!
Bowling de oynarım, golf de; vakıa bu gibi sporların nasıl yapıldığına hiç şahit olmadıysam da televizyonda gördüm; delikli toplar var iri iri. Kavrayıp sallıyorsun lobutlara. İcabında oynarım yani ama tenis oynayanları görmüşlüğüm var bir kere. Otobüsün ikinci katındaydım, otobüs de kapalı kortun yanından geçiyordu, öyle...
Cumhuriyet balolarını kaçırmam, bilumum kokteylleri çok severim. Kenarında limon dilimi olanları iyi oluyor... Şampanya kültürüm de müthiştir haa; arzedeyim, şampanya şarabın gazoza benzeyenidir, yayvan kadehlerde soğuk servis edilir. Çamlıca gazozu gibi "Hüürrp" diye bir hamlede içilmez. Dolabımda hiç olmadığı gün 20 cins şampanya olur, şişelerini çok seviyorum, etiketleri de çok çağdaş canım...
Fiziksel kontrol yöntemleri korku eksenlidir ve niteliklerinin insanlar tarafından anlaşılması kolaydır.
Zihinsel kontrol yöntemleri ise gönüllü sadık kullar yetiştirdiğinden çok daha etkilidir. Tarih boyunca çok daha fazla kullanılmış olmalarının sebebi de budur. Zihinsel kontrol yöntemleri, insanların düşüncelerini etkileme esasına dayanır. Düşünceleri kontrol altına alınan bir insanın, beklenen eylem kalıplarının dışına çıkmazlar. Bu nedenle zihinsel kontrol, insanların düşüncelerini 'aynı şekilde' sınırlandırarak, insanları mümkün olduğunca birbirilerine benzetme esasına dayanır. Çünkü belli düşünce kalıplarına sahip olan insanlar belli durumlarda belli tepkileri vereceklerdir.
(...) Kontrolün sağlandığı toplumlarda, otoriter devlet, insanlara nasıl düşünmelerini, nasıl davranmalarını, nasıl yaşamalarını, neleri/kimleri sevmelerini ve neleri/kimleri sevmemelerini dikte edebilecek duruma gelmiş olur. Böyle bir toplumda yaşayan insanlar, 'Bireysel Haklar' ya da 'Özgür Düşünce' kavramlarını sıklıkla duymuş olsalar da, bu kavramlarla ifade edilmek istenen manaları kavrayamazlar. Çünkü zihni esaret, fiziksel esaretin aksine, sinsidir. Kişi esir olduğunun bilincinde olmadan yaşar.
"Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin", "kaşık düşmanı", "eksik etek" gibi atasözü ve deyimler artık tarih oluyor.
Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, kadını aşağılayan, kötüleyen ve ikinci sınıf gösteren deyim ve atasözlerini sözlüklerden çıkaracaklarını açıkladı. 7 kişilik çalışma grubu oluşturan TDK, 20 bine yakın deyim ve atasözünü bilimsel incelemeye tabi tutacak. Bazıları argo, bazıları ise özellikle doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan, Türk gelenek, kültür ve inançlarına uymayan sözleri yeni sözlüğe almayacak olan TDK, bu olumsuz mesajların nesilden nesile geçmesini engelleyerek unutturmayı hedefliyor.
AFERİİİİN!
Gültekin Avcı, her ne saikle olursa olsun, büyük cesaret sergiliyor. Başına gelecekleri hep birlikte izleyeceğiz.
Mutkili Ali ve hempalarının 'hızlı' bir mahkeme süreci sonunda ciddi ceza alması karşısında dehşete kapılan rütbesi-içten-teyelli 'sözde' siviller ve onların desteklediği devlet katları bu memlekette orduyu eleştiren, gücünün kısıtlanması gerektiğini söyleyenleri meczup, marjinal, liboş vb. ilan ediverir. Gönüllü güllabici, vatan erbabı zevata karşı Savcı'nın yanında durmak önemli bir demokrasi görevi.
Tanıtımı engellenen kitabın alt başlığı, 'Türkiye'de Yerinden Edilme Sonrası Vatandaşlığın İnşası'. Kitabın sunuş yazısına Etyen Mahçupyan şöyle başlamış; "Yerinden olan ve/veya yaşadığı yerleri terk etmek durumunda kalan herkes için yeni kurulacak hayat bir 'zorunluluk'tur. Büyük tarihsel ve çoğrafi değişimlerin insan gruplarını sık sık bu kararın eşiğine getirdiği ise bir sır değil...Ancak, 'zorunluluk' yeni hayatın kurulması gereğinden ziyade, siyasi nedenlerle eski hayatın sürdürülememesini ima ediyorsa, bunun ardında bizzat o toplumun basiretsizliğinin yattığını görmek gerekiyor."
'PKK olmasa herkes bölgede ne olup bittiğini merak eder. Şimdi her sorunun cevabı var. Kısaca PKK diyoruz ve tartışmayı bitiriyoruz. Ayrıca aykırı bir söz eden olursa onu PKK destekçisi ilan ediyoruz. Şehit cenazeleri bütün soruların cevabı oluyor. Biz kısa çözümleri severiz. Halka uzun uzun siyaset anlatmanın gereksiz olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz. Sizin El-Kaide'niz varsa bizim de PKK'mız var' dedim.
Kadınların hayatlarını boğan evler bir kez daha üretiliyor ekranda. Bir ev simülasyonuyla kendi evlerinden daha büyük fakat daha sınırlayıcı, daha tahrip edici bir evin içine sokulmuş oluyor kadınlar. Kendi evlerinin kapısını çekip bir gün çıkabilirler ama bu yeni ev o kadar büyük ve o kadar sınırsız ki, hiçbir yere çıkamazlar. Bir dışarısı yok. "kadınlar artık konuşuyor", "Kadınlar artık eğleniyor" diye tarif edilen bütün o programlarda kadınlar, kadınlıklarına, ortalamanın kadın tarifinin içine tıkıştırılıyor. Ve o kadar hızlı çalıyor ki müzik, o kadar çok yıldızla büyüleniyor ki kadınlar, kimseye acı F tipi bir ekrana hapsedildiğini fark edecek zaman tanınmıyor.
Edebiyatçılık hem "ben" hem "başkası" olabilmek demektir, hem buralı hem hiç-bir-yer'li. Ben hem Türk romancısıyım, hem her yerde yabancı. Memleketim yazıdır. Bu yüzden nereye gidersem memleketimi sırtımda taşıyorum. Edebiyat hudutlar içre kalıp "öz" aramak değil, tam da önümüze çizilen hudutları sorgulamanın ve aşmanın aracıdır.
Türkiye gibi zaten otoriter/ataerkil zihniyet içinde yoğrulmuş olan toplumlar bu 'üst akıl'a kolaylıkla sarılmışlar; çağdaşlığı bir tür ulus devlet hegemonyası olarak kurmakta beis görmemişlerdir. Böyle ülkelerde düzenin bilgeliğini ve kudsiyetini sorgulayan demokratlar bir tür 'münafık' olarak görülürken; sistem tüm modern sıfatlara sahip çıkma arzusunda olduğu için, 'demokratlık' da otoriter bir çerçeve içinde yeniden tanımlanarak yönetici elitin neredeyse 'doğal' bir niteliği olarak sunulur. Böylece laik kesim kendiliğinden 'demokrat' oluverirken; bir davranış kalıbı ve algılama tarzı olan demokratlık, özsel, kimliksel bir nitelik alarak siyasi güce tahvil edilir...
Ataerkil zihniyet otoriter yaklaşımdan farklı olarak, dünyevi gücün elde tutulmasını değil dünyanın yorumlanması üzerinde tekel gücü oluşturmayı hedefler. Maddi olanla manevi olanı, dünyevi olanla ilahi olanı bütünleştiren bir anlama modelinin gereksinilmesi, her varlığı kendi içinde anlamlı ve biricik kılan ama onları sarsılmaz bir hiyerarşiye oturtan bir algılama sistematiği gerektirir. Dolayısıyla ataerkil zihniyetteki insanlar için her şeyin anlaşılmasına ve açıklanmasına yönelik rakipsiz tek bir ideolojik bakış söz konusudur. Bunun ideolojik anlamı dinin sadece tek bir yorumunun makbul sayılmasıdır...
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, göç hareketleri genellikle Çukurova ve Türkiye'nin batısına yönelirken, zorunlu göçle birlikte göç hareketlerinin yönü değişmiş, zorunlu göçe maruz kalanlar çoğunlukla kendilerine en yakın kente yerleşmişlerdir. Zorunlu göçle kente yerleşenlerde geriye dönme beklentisi sürekli var olduğu için kenti benimseme eğilimleri gönüllü göç edenlere göre daha az olmaktadır.
Hem, Başbakan olacaksın da, ne olacak yani. Kiyl ü kal. Bugün varsın, yarın yoksun. Üç günlük dünya. İstersen Başbakan da olursun, "liseyi dışarıdan bitirip" hayırlısıyla bir üniversite diplomasına kavuşunca Cumhurbaşkanı da seçilirsin. En fazla ansiklopedilerde yerin değişir. Ölünce de geride plakların, filmlerin, kitapların kalır... Bir de apartta bekleyen Can Dündar'ın hazırlayacağı "Zülfü Livaneli belgeseli." Bitti!
Bir solcu parti düşünün ki, devletin söyledikleri dışında yeni ve orijinal hiçbir şey üretmiyor, cunta anayasasını savunuyor, YÖK gibi demokrasilerde olmaması gereken bir kurumu sahipleniyor, "kimliklerin tanınması" siyasetine karşı modası geçmiş "ulusalcı" tepkiler veriyor, "gerçek ve evrensel devrimciliğin irticaya karşı savaşmak olduğunu" söylüyor... Başarısızlığın nedenini de "Kemalizm eksikliğine" bağlıyor!
Dünyada nerede kaldı böyle bir sol?
Murat Belge'nin de belirttiği gibi, "Başlıca özelliği Batılılaşmacılık olan Kemalizm, bugün Batı düşmanlarının en güçlü ideolojik silahı olarak kullanılıyor. Gene başlıca özelliklerinden biri, topluma zorlu bir değişim seferberliği hedefi göstermek olan Kemalizm, bugün Türkiye'de var olan en muhafazakâr ideoloji haline getirildi. Bunlar, Kemalizm böyle olduğu için değil, Kemalistler onu öyle yaptığı için oldu."
Belki de sıfırdan başlamak gerekiyor.
Kemalizm nedir?
Mustafa Kemal kimdir?
İyi de, siyasilerin bu konudaki "cehaleti", sürekli darbelerle iş tutan, sürekli güç merkezlerine reverans yapan medya çoğunluğunun haklı olduğunu mu gösteriyor?
Medya sütten çıkma ak kaşık mıdır?
Bu kadar ihaleci, bu kadar porno yayın hükümlüsü, bu kadar banka soyguncusu, bu kadar canlı hayvan kaçakçısı, bu kadar hırdavat tekeli, bu kadar petrol tröstü, bu kadar darbeci bir başka meslek grubundan mı?

Ali Türkan
Biri acayip şüpheci. Benim mutlaka bir çıkarım olduğunu, yoksa onlarla ne işim olacağını sorgulayıp duruyor. Komşular polis çağırıyor. Öndeki fırıncı, bayat ekmeği yere atarak veriyor. Bakkal, "sittirin gidin lan, sizi gören müşteriler kaçıyor" diye üstlerine yürüyor. Yaşlanıyorum. On yedi yaşında aldığım "dünyadaki her deyyusu pataklama" kararı, git gide daha imkânsız görünüyor gözüme. Korkarım, ömrüm yetmeyecek bu işe. Yazar

Necdet Şen
Maalesef dünyaya at gözlüğüyle bakan bazı küçük insanlar var aramızda. Bu insanlar kendi kimliğini şu ya da bu kişiye duyduğu antipati üzerinden tarif ediyor. "Kesinlikle karşıyım!" "İyi de, senin fikrin ne o zaman?" diye sorsan makul bir şeyler bulup söyleyemiyor. Necdet Şen
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Yazar
Seyit Balkuv
Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı? Yazar
İlker Tortop
Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum. Yazar
Necdet Şen
Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar. Necdet Şen
Vahap Demir
Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı. Yazar
Alper Uzun
Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak. Yazar
Seyit Balkuv
Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.