6 Eylül 2008 Cumartesi
Pasif içiciler de en az aktif içiciler kadar zarar görüyordu. Yani “içip içmemek benim bileceğim iş” lafı boş laftı. Her sigarada sosyal sorumluluğunuz sınanıyordu aslında. Hele çocuklarının yanında sigara yakacak kadar gözleri dönmüş olan anne babaları anlamak mümkün değildi. Hakim kültür içmek olunca sigaraya karşı olmak da sivirilik olarak algılanıyordu. Oysa toptan bir akıl tutulmasıydı bu.
Duygusal zekası yüksek, hayatın zor sularında dolaşmayı seven, bazen ötekini kendinden çok düşünen, tek başına kalsa da pes etmeyen, yolundan dönmeyen bunca nitelikli insanın sigara fetişizmine kapılıp gitmeleri koyuyor insana en çok. Bu narinlikten bu hoyratlık nasıl çıkar, aklınız almıyor. Ama oluyor işte. Sigara şirketlerinin cin gibi çocukları var, insana takkeyi ters giydiren!
Olayın üzerinden yalnızca bir kaç saat geçtikten sonra, Pire caddelerinde Türk Lirası üzerinden milyoner olmuş en az bir kaç yüz kişi dolaşıyordu. Bu da bir ömür boyu refah ve mutluluk demekti. Bu konuda hiç şaka etmiyoruz, çünkü Avrupa'nın dehşetli bir enflasyonla boğuştuğu o günlerde, savaşa girmemiş olan Türklerin "lira"sı yaşlı kıtanın en prestijli para birimlerinden biri, hattâ düpedüz birincisiydi. Hele de Almanların aynı günlerde ekonomi tarihinin en korkunç hiper enflasyonu yüzünden kendi paralarıyla "uçurtma" yapıp soba yaktıkları hatırlanırsa...
Orta yaşlı ve oldukça şık giyimli bir adam, enkazdan en fazla elli metre kadar uzakta başını ellerinin arasına almış bir hâlde çalıların üzerinde oturmaktaydı. Takım elbisesi çamur ve kana bulanmıştı; belli ki hâlâ olayın şokunu yaşıyordu.
Kimliği meçhul kazazedenin yüzüne doğru eğilen Tony, ona, "İyi misiniz beyefendi?" diye sordu. Aslına bakılırsa, hiç tanımadıkları bir dilde haykırışların duyulduğu bu kâbustan farksız ortamda, muhatabının söylediklerini anlayabileceğinden de bir hayli kuşkuluydu. Ancak korktuğu olmadı ve iyi giyimli adam başını yavaşça kaldırarak mükemmel bir İngilizceyle, "Merak etmeyin, benim hiç bir şeyim yok" diye cevap verdi, "Fakat uçaktakilerin durumu çok kötü, lütfen bir an önce onlara yardım edin! Hâlâ yaşayanlar olabilir!"
Bir zamanlar dünyanın terk etmeye başladığı tekstile büyük kaynaklar ayıran ve bu yolla Batı ile arayı kapatacağını düşünüp şimdi onun sorunlarıyla bunalan ülkemiz şimdi de benzer bir davranışı otomotiv sektöründe gösteriyor. Terk edilmesi çok uzun sürmeyeceği anlaşılan ve bu nedenle çevre ülkelere gönderilen bu üretimi biz bir kurtarıcı olarak görüyoruz. Şüphesiz otomobil ortadan kalkmayacak ama bugün kullanılan teknolojiler müzelik hale gelecek. Üstelik hem tekstilde hem de otomotivde kullanılan teknolojiler bize ait değil.
Arkadan koşuyoruz ve başkalarının çok geride bıraktığı yerlere geldiğimizde büyük bir sevinç duyuyoruz. Ama aradaki mesafenin kapanmadığının hatta giderek açıldığının farkında değiliz. Onların yol boyu attıklarını topluyor ve bunlara sahip olmakla övünüyoruz.
Askeriye tarafından gözaltına alınan ve sonra serbest bırakıldıklarında ani olarak topluca kayboldukları iddia edilen bu insanlar; yanlarında uzun namlulu silahlara ait mermiler ve konserve kutuları ile birlikte toplu mezara atılmışlardı. Hemen hepsi yaşlı, evli ve çok çocuklu olan bu köylüleri bile "öteki" haline getiren zihniyet, devlet adına cinayet işlemenin cezasız kalması için çok uğraştı. Kendi kazdığı mezarı inkar etmenin "devlet hizmetinin" parçası olarak algılanması için çalıştı... Ama bu utanç sadece "iş"i yapan faillerle sınırlı değil... Güneydoğu"nun aşsız, işsiz, sağlıksız, eğitimsiz bırakılarak göz göre göre yıllarca toplu mezara bırakılmasına, ardından düşman ilan edilerek üzerine toprak atılmasına seyirci kalan hepimizin.
Yozlaşma herkese yayıldığı zaman görülmez olur. İnsanlar bir düzeysizliği kaliteli buldukları ve bunu toplumsal özgüvenin parçası haline getirdikleri zaman, manevi intiharın de eşiğine gelmişler demektir. Çevreyi böyle bir ruh hali ile sarmaladığınızda yargıca hakaret eden, polis döven "hukuk adamları" ile karşılaşmanız, milliyetçiliğin giderek mafyatik ilişkileri taşıyan bir kılıf olarak kullanılmasına tanık olmanız doğaldır.
İşte bir darbeyle Cumhuriyeti kuran İttihatçı kliğin maddi dünyada kitlelere teklif edeceği fazla birşeyin olmaması, onların egemen ideoloji üretme yeteneklerini zaafa uğratıyordu. Gönüllü kabullenme anlamında bir egemen idieoji oluşturmanın mümkün olmadığı koşullarda, bağnaz bir resmi ideoloji oluşturmaya mecburdular. Resmi ideoloji de ancak resmi tarihe dayandırılabilirdi ve öyle oldu. Mustafa Kemal kliğinin bir darbeyle kurduğu Cumhuriyet, emekçi halk çoğunluğunun yaşam koşullarını iyileştirici birşeyler teklif etme yeteneğine sahip değildi. Bir kere Cumhuriyet [zaten gücü ve etkinliği kalmamış Halife Sultanın sahneden çekilmesi dışında] hiçbir köklü yenilik içermiyordu. Sadece gaspçıların sömürü, yağma ve talanı güvence altına alınmıştı. Gaspçıların durumu da emekçi çoğunluk aleyhine güvence altına alınabildiğine göre, kemalist kliğin önderliğindeki bürokrat, toprak ağası, komprador burjuvazi ittifakı, kitlelerin bilincine nüfûz edecek bir egemen ideoloji oluşturamazdı.
Fikret Başkaya (Özgür Üniversite)
Türkiye geçmişten beri çokça sözü edilen ve bir dönem Susurluk; bugün ise Şemdinli olayları ile yeniden üzerine konuşulan bir gizli yapılanmanın varlığını tartışmaktadır. Hatta kimi yorumlarda bu yapının III. Selim"den beri Devlet mekanizması içerisinde faaliyette olduğundan ve kimi zaman Devletin emrinde kimi zaman ise uluslararası grupların emrinde olduğundan söz edilmektedir. İçerisindekilerin kendilerini devletin gerçek sahipleri olarak gördükleri bu çevreler -geçmişte olduğu gibi- bugün de menfaatlerinin uzlaştığı noktalarda işbirliği içerisinde olmuşlardır. Günümüzde olduğu gibi menfaatlerin çatışmaya düştüğü dönemlerde ise farklı grupların kendilerine has üslupla birtakım operasyonlar gerçekleştirdikleri ve birbirlerini tasfiye etmeye uğraştıkları görülmektedir. Bu gruplardan kimisi bürokrasideki üstünlüğünü kullanırken kimisi de demokratik mekanizmaları kullanmaktadır.
Kenan Evren hiç değilse tutarlıydı, pozisyonunu korudu. O pozisyondan, misal ben, tiksiniyorum. Kendini memleket kurtarıcısı sanan, devletin, milletin ordusu ile, sırf bir gün en tepesindeki kişi oldu diye, ona emanet silahlı güce abanarak; "Atatürk taklidi" pozlar takınan, herkese emretme, devleti ele geçirme, kanun ve düzen dayatma, "eli titremeden" asma yetkisi bulan... Milliyetçilik, Atatürkçülük, bağımsızlık nutukları atarken "ABD emir subaylığı" yapan... Laiklik filan deyip dururken uçaklardan kutsal metin yağdıran... Sözde iç savaş önlerken, kıt ve küt insanlık ve tarih kültürüyle milleti birbirine kırdıran zemin hazırlayan... Her şeye hakim olduğu halde, işkence, cinayet gibi pis işlerden hiç haberi yokmuş gibi yapan... Sırf Diyarbakır Cezaevi'ndeki işkence ve infaz vahşetiyle bile bu memlekete çok daha beter, kanlı, terörlü, derin devletli yıllar bindiren ve hiçbir siyasi, vicdani, ahlaki, hukuki hesap vermeyen... Ömür boyu korunmasına Anayasa'yı, Meclis'i ve orduyu mecbur eden... Bu tür "portreler" den iğreniyorum. Ama o hiç olmazsa tutarlıydı!
Sıradan bir kış akşamının işten evlere dağılış vaktiydi. Hava yumuşak, sokaklar canlıydı. Tek başımaydım. Telefonum da çalmıyordu. Mesaj da gelmiyordu. Unutulmuştum bir süreliğine de olsa. Unutulmak, tercihiniz olduğu zaman, şaşırtıcı derecede iyi gelebiliyordu insana. Unutulunca kendiniz oluyordunuz ya da. Bir süreliğine de olsa akan nehrin kenarına çıkıp nehrin nasıl aktığına bakıyordunuz. Elma tarçın aromalı çayımı yudumlarken onca yüz arasında esaslı bir hikaye yakalayamamış olmanın boşluğunu hissettim. Sonra garsonlara takıldım kaldım bir an. Onlar başka bir Türkiye'dendiler. Parayı nasıl harcayacağını değil, hala nasıl kazanacağını düşünen Türkiye"den. Kayıtsız şartsız, her halükarda haklı olan ve hemen her şeyi bilen zor bir müşteri grubuna servis yapıyorlardı. Yıllık kazançları ise bazı müşterilerin kollarındaki saatlerin taksidi kadardı.
Ferahlığa giden yol gerçeği, sadece gerçeği hakim kılmaktan geçiyor. Gerçek güven veriyor çünkü. Üzeri örtülmüş gerçek en az yalan kadar tehlikeli. Cevaplanmamış sorular endişe kaynağı. Belirsizlik huzurluğun müsebbibi. Henüz görülmemiş hesaplar, bağlanmamış bilançolarsa psikolojisini bozuyor insanların. Çernobil"den Manisa Davası"na, Uğur Mumcu"dan Eşref Bitlis"e kadar pek çok vaka itinayla zamana havale edilmiş olduğu için mi rahatlayamıyor acaba ülke düşünüyorum? Hadi, sokaktaki insan can derdinde. İnsanları anlatan insanların derdi ne ola ki? Bunca hikayenin ortasında neden bu sessizlik?
Son zamanların yükselen değeriydi bu canlı müzik muhabbeti. Bir kerameti olmalıydı. Şarkıları orijinal kaydından kaliteli bir biçimde dinlemek varken müşteri ille de bir org eşliğinde herhangi bir şarkıcıyı dinlemeyi tercih ediyordu. Makul bir açıklaması vardı bunun mutlaka. Sosyolojik bir izahı. Yoksa mutluluğa dair bir şey mi yakalamışlardı canlı müzikte? Bir şey mi kaçırıyorduk acaba?
Belçika, Sabancı suikastının anlatıldığı biçimde olmadığını bilmektedir. Fehriye Erdal"ın iadesi halinde daha önce yakalanıp mahkum edilen kişinin akıbetine uğramasından endişe etmektedir. Çünkü olayın faillerinin söylenenler olmadığı anlaşılırsa gerçek faillerin bulunması gerekecektir. Bu nedenle iadeyi imkansızlaştıracak bir yol arayışı içindedir ve meseleye artık hukuki bir sorun olarak bakmamaktadır. Hukuki olarak zanlıyı iade etmesi gerektiğinin bilincindedir ama kişinin güvenliğini tehlikeye atmasının ülkesi açısından kabul edilemez olduğunu düşünmektedir.
Sonra Kitap bölümündeki yeni yayınlara göz atıyorum. Solmaz Kamuran"ın Çanakkale Rüzgarı kitabı gözüme çarpıyor. Alıp sıraya soktuğum kitaplardan. Mesele, sıra ilerlemiyor bu ara. Hemen arka sayfada Koza Kelebeği Bilmez var. Hani Ferrari"sini Satan Bilge vardı ya, onun devamı gibi. "Bilge olmaya yatkın kişi Ferrari mi alırmış" diye tuhaf bir soru takılıyor kafama gecenin bu saatinde. (...) Sıkıldım. Yatıyorum. Güle güle Picus. Tam da edebiyat dergisi sayılmazmışsın aslında. Üzüntüm biraz hafifledi kusura bakmazsan.
Bilgisayarınızın posta programına yüklü adres defterinden seçtiğiniz -bu da bir defa yapılıp otomatik hale getirilebilir- onlarca / yüzlerce adrese, hattâ istenilirse sadece size yazıldığı izlenimi verebilecek şekilde- çok (multiple) anlamlı kutlama mesajları yollamak mümkün hale geldi: "Bu mutlu günde en içten dileklerimi(zi) sunuyorum(z)" mesajı; resmi ve dini bayram, nişan, düğün, sünnet, terfi, seçim veya maç kazanma, sevgililier günü ya da yeni ürünün lansmanı münasebetiyle yollanabilir.
Kutlama, kişisel ya da çok dar kapsamlı (aile gibi), duygu boyutu çok ağırlıklı bir "insani" işlevdir ve hiç kaybedilmemesi gereken öz-içeriği, "bu özel münasebetle, senin özel duygusal gereksinimlerine ... iyi dileklerimi yolluyorum"dan ibarettir.
Bunun, listeler halinde yapılması, "sen bir sürünün, bence hiçbir farkı bulunmayan üyesisin; bu mesajı da sana senin için değil, bu kadar çok kişiye istediğim anda erişebileceğimi, bilgisayar sahibi olduğumu, bu işlerden anladığımı anlatmak için yolluyorum" demektir, "saklı içerik" budur.
Batı dünyası, dinle arasına çizgiyi on altıncı yüzyıl sonlarından itibaren çizmeye başlamış; on dokuzuncu yüzyılda bu operasyon son aşamalarına gelmiş. İnançlar ve ibadet günlük yaşamın ayrı bir kesitinde tutuluyor, toplumsal sistemin dinamiğini oluşturan kültürel ve etik anlayışsa tam merkezinde yer alıyor. Reform, bizde sıklıkla yanlış bilindiği gibi "dinin kendisi" ile ilgili bir değişim ya da "yenilenme" falan değil; yalnızca onun üzerinde oluşmuş kurumsal yapıyı "toplum alanı"nın arka taraflarına doğru çeken siyasi bir düzenlemedir. Hedef aldığı şey "Hıristiyan inancı" değil, başlı başına siyasi bir güç olan Katolik Kilisesi'dir.
Burak Eldem (Marduk'la Randevu)

Ali Türkan
Kuzguna yavrusu şahin gibi geliyor. Oysa bizim Jack çoktan (Sultanahmetli satıcının beğenisinden habersiz), umutsuzca arayıp da bulamayanların, yaşamakla yazmanın en güzel sentezini yapan dahi yazarı olmuştu bile. Beat kuşağını anlamanın yolu, manzara koyan, sürekli "hareket" halinde olan, ülkesinin kendisine sunduğu gelenek ve edebiyatla yetinmeyen, en uzun ve zahmetli yolculuğunu kendi içine, derinliğine yapıp yeni yerler keşfetmeye çalışan insanları anlamaktan geçiyor. Yoksa, "bunlar bitnik abi, bize gelmez!" der, geçeriz. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.