6 Eylül 2008 Cumartesi
Öyle eziğiz ki, içinde bir Türk olan her şeyi ana-babamız, ailemiz gibi sahipleniyoruz. 'Falancayı tasarlayan bir Türk', 'Filanca şirket bir Türk'e emanet'. Bir zaman bir büyük gazetemiz 'Bill Gates'in umudu Türkler' gibi bir başlıkla Microsoft'un Seattle merkezindeki 100 Türk'ü haber yapmıştı! Gates'in umudu... Siz başka ülkelerin medyasında hiç böyle başlıklara rastlıyor musunuz Allah aşkına?
Microsoft'un Türkiye'de yaptığı şey satış ve pazarlama. Hepsi bu. Bill Gates her hafta sonunu Türkiye'nin bir şehrinde geçirse de böyle kalacak. Başbakan hangi hevesle bilinmez 'Yatırım yapın' diyor, 'Teknopark' diyor. Gates içinden ne diyor dersiniz?
Darbe anonslu radyolarda, ihtilal bildirisi ajanslarda önce "Silahlı Kuvvetler'in emirkomuta zinciri içinde" şey edip etmediğine kulak verilirdi. 27 Mayıs o açıdan sıkıntılı olmuş, 12 Mart zinciri yerli yerine koymuş sayılırdı. 12 Eylül 80'in "Emir-komuta" zinciri ise takdirle, sevinçle, "yüzde 90 destek"le karşılandı. Pek kimse, "zincirin en başındaki" nin aslında kime "emir-komuta" ile bağlı olduğunu, Anayasa'nın o konuda ne yazdığını, darbenin anayasa ihlal ettiğini filan mesele yapmadı
* TEMA Vakfı Yayınları'ndan çıkan 'Dünyanın Durumu 2004' raporlarını yorumlayan Karaca şu tespitleri aktarıyor:
* Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. Dünyadaki tüm kadınların üreme sağlığı ve bakımı için gerekli para 12 milyar dolar.
* Avrupa ve ABD'de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.
* Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.
* Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese temiz içme suyu sağlaması için gerekli miktar 10 milyar dolar.
* Avrupa'da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1.3 milyar dolar.
* Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. Başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.
Devlet terörü mağdurlarından Doçent Dr. Haluk Gerger'in isabetli saptamasını aktarmanın yeridir. Gerger, emekli generallerin açıklamalarının 'sağcısı, solcusu hatta Kürdüyle' herkesin 'milli seferberlik halinde muhbir tetikçi vatandaş ve ordulaşmış millet propagandası'na maruz bırakıldığı bir psikolojik harekât kapsamında görülebileceğinin altını çiziyor.
Milletinin hafıza zaafına inancının son raddesinde kahraman Yirmibeşoğlu besbelli hatırlanmaz sanıyor. Gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği bir söyleşide coşkuyla şunları söylüyordu. "6-7 Eylül olayları da bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı." Yani gururla andığı muhteşem başarı, üstüne titredikleri Cumhuriyet tarihinin en utanç verici olaylarından biri. Aynı Yirmibeşoğlu, daha yakın zamandaki (2001) bir söyleşisinde de tatlı tatlı anlatıyordu: "Savaşta, düşmanın işgal ettiği bölgelerde bazı olaylar yaratılır ve düşman yaratmış gibi gösterilir. Halkı düşmana karşı galeyana getirmektir amaç... Belki Güneydoğu'da da oluyor bunlar, yanlış olarak..."
Bu değerli komutanların emekli asker gevezeliğiyle ortalığa dökülüp korumaya çalıştıkları Özel Harp Dairesi'nin marifetlerini hatırlıyoruz. Şemdinli'nin hemen üstüne bu cinai oluşumların muhabbetle anılma çabasının ne manaya gelebileceğini de tartabiliyoruz.
Evlerinin önünde kurşunlanan ve bin bir düşünce, bilgi, deneyim ve iyilikle dolu kafaları kanlar içinde kaldırımlarda parçalanan üniversite hocaları, savcılar, emniyet müdürleri...
Evlerinden kaçırılıp boğma telleriyle nefessiz bırakılan bedenlerine bir an önce ceset olmaları için susturucu kusturulan üniversite öğrencileri...
Aynı silahlarla öldürülen solcu ve sağcı gençler...
Kahramanmaraş, Çorum katliamları...
İstanbul Üniversitesi önünde bombayla havaya uçurulan çocuklar...
1 Mayıs'ta Taksim Kazancı Yokuşu'na yığılan 40'a yakın insan...
İşkenceler, idam sehpaları...
Pusular ve yaylım ateşler de mevcut.
Yani, "ülkenin yabancılar tarafından işgalinde gayri nizami harp yürütmek" üzere kurulmuş birtakım birimler ile onlara, devlete yamaklık yapan birtakım sivil örgütlenmeler, esas savaşı, kendilerine düşman seçtikleri kendi vatandaşlarına karşı yürüttüler!
Bir gün Başbakan istifasını Cumhurbaşkanına sunuyor. Ancak istifa mektubunun metni halka açıklanmıyor ve devlet sırrı olarak saklanıyor. Ama rüya olduğu için ben bu mektubu okuyorum. Başbakan diyor ki: "Kendimi bir haremağası gibi hissediyorum. Hiçbir şey yapamıyorum. Padişah birini alıp gidiyor, kalanların nereye gittiğini ben bile bilmiyorum. Her şey otomatiğe bağlanmış gibi kendiliğinden oluyor. Bu nedenle görevi bırakıyorum."
Cevdet ve Bey Oğulları'nda koca tarihi yazmaya girişen, Beyaz Kale'de, Kara Kitap'ta en ince, en karanlık, en ulaşılmaz bilgilere ulaşan ve faş eden, olağanüstü ruh tahlillerini, insanlık hallerini, Kars'ı dahi yazan bir yazarın, bu kadar büyük ve önemli bir gerçeği 6 ay önce keşfettiğine, 'öğrenmenin yaşı yoktur' deseler de inanmak zor...
Futbol saldırganlığın ve tecavüzün meşru alanı. Balkonda, arabada, caddede insan öldürmenin veya dövmenin mahalli.. Buna başka ülkelerde mafya diyorlar. Biz de futbol mafyayı, kara parayı, kirli adamları meşru kılıyor. Pespayelik ve serseriliğin futbolla meşruiyet kazanıyor. Aşağılık duygusu ile şişmiş medeniyet düşmanlığı şiddetle cilalanıp futbolun ardına gizleniyor.
Kara bıyıklı, kara derili, pahalı elbiseli güçlü adamların, bu güç için nereden buldukları belli olmayan akıl almayacak paraları kulüp başkanlıklarına yatırmaları size tuhaf gelmiyor mu?
Burjuvazi, yani bourges yani kalenin burcu, yani burçların dibinde yaşayan insanlar yani Türkçesiyle Burçuvazi olmaları gerekiyor, surlarının, burçlarının içine çekiliyorlar, bulundukları coğrafyada, o coğrafya ile alakası olmayan güvenli yerler oluşturuyorlar. İşi bilenlerin söylediklerine göre, ayda toplu konut kredisi alarak bu sitelerin vatandaşları arasına girebilmek için ayda en az 3-3.5 milyarlık geliriniz olması gerekiyormuş. Olmadığı halde kredi alarak 'bourges civeliğe'(!), burçuvaziliğe terfi etmek isteyenlere ise şans dilemekten başka çaremiz yok. Öyleyse olan veya alan bir daha alıyor demek bu. Ya da memleket Rus Ruleti oynuyor, o kadar konut ne olacak, bankalar ödenemeyenlere el koyarsa kime, kimlere satacak, 100 Milyara kredili aldığın konut ilerde kaç para olacak, bunların hiçbir önemi yok.
Kötü değilseniz, kötülüğü tanımanız zordur. Yaşla başla filan da ilgili değildir uzun boylu. Deneyimle biraz biraz tanırsınız, çok değil. Alçak değilseniz alçaklığı tanıyamazsınız. Yalan söylemiyorsanız yalan yemeniz işten bile değildir. Dikkat edin, sosyopatları, yalancıları, üçkağıtçıları en önce kendi cinsinden olanlar tespit eder dank diye.
Hayatınızı bir kıç yalayıcı olarak geçirdiyseniz, insanların onurunu savunmasını, onuru için kimi şeyleri elinin tersiyle itmesini anlayabilir misiniz? Ya pire için yorgan yakmasını? Bir idare-i maslahatçı ilkeli bir duruşu, duruma manzara koymayı kavrayabilir mi? Kariyerinizi üstlerinizin çantasını taşıyarak yaptıysanız, onları hiç çekincesiz eleştirebilen biri size korkunç gelmez mi?
Bugüne kadar 12 Eylül askeri cuntasına dair çok şey yazıldı. Yapılan değerlendirmeler daha çok cuntanın ortaya çıkardığı vahşet tablosunun, sistematik devlet terörünün, insanî yıkımın ve sosyo-ekonomik sonuçların sergilenmesiyle sınırlı kaldı. Askerlerin neden bu kadar kolay müdahale edebildikleri, 'sivil' denilenlerle ilişkileri, daha baştan söylemek gerekirse 'aynılığı' veya 'sivillerin' sivil olmadığı, sivil-asker özdeşliği, neden üniformasız olmanın sivil sayılmaya yettiği, darbeciliğin 'olağan', 'sıradan' bir yönetim geleneği oluşu, asıl misyonu mistifikasyon [yanılsama] yaratmak, rejime 'demokratiklik' görüntüsü vermek, diplomalıları ve halkı aldatmak olan Parlamento'nun içi boş kabuk oluşu, velhâsıl 'modern' denilen kurum, söylem ve mekanizmaların ne işe yaradığı gerektiği gibi tartışılamadı. Elbette, bu durum bizim için şaşırtıcı değildir. Zira, devlet kafası taşıyan, bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji tarafından beyinleri dağlanmış, bilinci köreltilmiş, Avrupa-merkezli ideolojik yabancılaşmayla şerbetli 'aydınların' kendi gerçekliklerine yabancılaşmasında şaşılacak bir yan yoktur.
Fikret Başkaya (Özgür Üniversite)
"İlhan Selçuk, Nadir Nadi'nin ölümünden sonra yaptığı darbeyle Cumhuriyet'te tam anlamıyla 'tek adam saltanatı' kurdu. Kendi ideolojik çizgisini Cumhuriyet'e dikte etti. Önceleri daha çok Kemalizm ile Marksizm'in bir bulamacı olan İlhan Selçuk çizgisi, daha sonra açıkça milliyetçiliğe kaymaya başladı. Selçuk, Ziya Gökalp'in şiirlerinden yaptığı alıntılarla 'Yeni Turan' diye tarif etti bu çizgiyi. Bu amaçla, MHP lideri Devlet Bahçeli'yi de içine katan gizli kapaklı temaslarla 'Kızılelma koalisyonu' ve Pantürkizm arayışlarına girdi. (...) İlhan Selçuk 'Kızılelma koalisyonu'nun ideologluğuna soyunuyor, Bahçeli ile gizli kapaklı görüşmeler yapabiliyordu."
Hasan Cemal'in kitabından özetler (Zaman)
Aracın Jandarma'ya ait olduğunu o anda resmen öğrendim. Yoksa Jandarma'ya ait olduğunu düşünmemiştim. Zaten vatandaş da aracın kime ait olduğunu bilmiyordu. Dosyadaki bilgilere göre araç, Hakkâri İl Alay Komutanlığı'na bağlıydı ve 2004'te Karabük'ten alındığına dair teslim tutanakları vardı. Muhtemelen Hakkâri'de dolaşan diğer araçlar biliniyor diye bu araç yeni getirilmişti. Bagajdan çıkan bir başka dosyada da bomba atılan pasajdaki dükkânın krokisi, sahibi Seferi Yılmaz'ın biyografisi etrafı kırmızı kalemle işaretlenerek çizilmişti. Yani atılacak bombanın yeri önceden belirlenmiş ve bomba atılmıştı. Aracın bu bombayla ilişkili olduğu da böylece açığa çıktı. Arabadan bir de jandarma astsubayı Ali Kaya'nın 'Her yere girebilir' diye tanıtım kimliği çıktı. Yani araç, eski adı JİTEM olan JİT'in hizmetinde çalışıyordu.
Neşe Düzel'in röportajı (Radikal)
Acılı yemeleri de, tıpkı bizim güneydoğu gibi, eziyet sevdiklerinden değil, iç ısıyı yükseltip, bunaltıcı sıcakta içini dış havayla dengeleyip sıcağı hissetmemek amacıyla değil midir? Bunu düşünemeyen Batılı onları aşağılamaya başlıyor "kokuyorlar" diye.
Bütün bunlara yüzyıllar süren, sinsi bir hastalık gibi onları kemiren koyu yoksulluğu da ekleyiniz... Petrol satarak birdenbire zengin olanları da, "temel" bulunmadığı için görkemli fakat görgüsüz bir yaşama biçimi oluşturabilmişler... Bizim yeni zenginlerin sergiledikleri hırtlıkları hatırlayınız.
Hakkâri'de sivil toplum kuruluşlarından, belediyelerden ve halktan çok ciddi iddialar dinledik. Yüzleri kar maskeli adamların gece yarısı evleri bastığına, gündüz adam kaçırdığına dair insan hakları dernekleri neverilen dilekçeler, şikâyetler var. Mesela ağustos ayında Hakkâri'nin merkezinde gündüz vakti tüfekli, kar maskeli adamların minibüsten bir genci indirip götürdüğü anlatılıyor. Ertesi gün çocuk ölü bulunuyor. Valilik bunun üzerine açıklama yapıp, çatışma olduğunu söylüyor.
Neşe Düzel'in röportajı (Radikal)
Hilafet ölmüş ve tarihe gömülmüştür, 2005 yılında, "bu saatten sonra" mümkün değildir. Kemalistler korkmasınlar, şeriatçılar da hilafeti getirecek ve madara olacak kadar aptal değiller.

Ali Türkan
O da gözlerini kocaman açmış, bana bakıyordu. Nedenini ben de bilmiyorum ama gözlerimi kaçırıp, - Kızın nasıl? Diye sordum. Birden kayboldu. Nereye gitmişti bu oğlan? Şimdi buradaydı be! Yalnızca bir kâğıt duruyordu az önce uzandığı yerde. Açtım kâğıdı. İki satır bir şey: Ben beceremiyorum bu hayatı. İkimiz de pek tanıyamadık babalarımızı. Bir gün, büyüdüğünde, kızıma nasıl bir adam olduğumu sen anlat lütfen. Kalkıp acı badem likörünü açtım. Teypte Kazancı Bedih, "Garip Bir Kuştu Gönlüm" türküsünü söylüyor, saçma sapan bir kasabada sabah oluyor. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.