Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Batı'nın karşısına Devlet'i koyan Kemal Tahir

Bugün Türkiye'de halkın ve yöneticilerin büyük bir kısmı Avrupa Birliği'ne girme, kapitalist ekonomi sistemi ile bütünleşerek küreselleşme hayali içindedir. Çılgın ve denetimsiz bir tüketim sonucu, doğal dengeleri her gün daha çok tahrip olan dünyanın gitgide yaşanılmaz hale geldiğini hiç görmek istemeden, Batı'nın insan kanı ve canı üzerine kurulmuş zenginliğini paylaşmanın mümkün olabileceğini sanmaktadır.

Batı'nın özellikle bilgi çağının araçları televizyonlar, internet aracılığıyla yarattığı, bireyin sınırsız özgürlüğe ve tüketim imkânlarına sahip olduğu varsayılan sanal dünyanın cazibesine kapılanlar için Kemal Tahir hiç de iç açıcı bir yazar değildir. Paranın, borsanın, faizin, dövizin, tahvillerin temel değer haline getirildiği, Batı'nın güdümündeki holdinglerin ve sivil toplum kuruluşlarının devletin yerini almasının beklendiği bir dönemde, "Batı"nın karşısına "Devlet"i koyan Kemal Tahir'in gündemde olması elbette düşünülmez.

Ama ben zenginliğe ulaşmanın can bedelini bilmeyen Türk halkı çoğunluğunun geçici bir aldanış içinde olduğunu düşünüyorum. Avrupa'nın zenginliğini paylaşmanın imkânsızlığını bir gün idrak edeceğine, yeniden kendi gücü ile yaşamını sürdüreceğine inanıyorum. İşte o zaman Kemal Tahir kendini tanımasında ona yardımcı olacak kaynakların başında yer alacaktır. Türkiye'yi kendi görmek istediği yerde arayanlar için değil, ama gerçek değerleri ile anlamak isteyen yabancılar için de Kemal Tahir, sabırla ve dikkatle okunduğu takdirde, büyük bir aydınlatıcı olacaktır.

Halit Refiğ (Diyalog Avrasya)


Kemal Tahir ve Marksizm

Kemal Tahir, Asya toplumlarının tarihinde 'talan' kavramının teorik bir araç olarak önemini ön plana çıkarır. Ona göre "merkezi bürokrat despotik doğulu devletle kişilerde biriken zenginlikler arasında sürekli bir çelişki vardır. Bu çelişki tehlikeli bir duruma gelince devlet güçleri ağır basar. Bu ağır basmayla da halkın bir kısmı despotluktan yana olur. Buna karşılık talana heveslendirilen öteki yarısı da devletin karşısına dikilir".

Kemal Tahir bu durumu böylece belirttikten sonra diyor ki: "burada görülen çelişme üretim güçleriyle mülkiyet ilintisinden gelmez, talan biçiminden gelir".

Hilmi Yavuz (Halk Sahnesi Oyuncuları)


Öcalan 'şantajdan' vazgeçsin

Kürt aydını silahlı mücadeleye yeterince tepki gösteriyor mu peki?

Hayır, ama rahatsız olanlar var. Çünkü silahlı eylemler, bundan sonra Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlamayacak. Uzun yıllar yaşanan çatışma, adına isterseniz 'düşük yoğunluklu savaş', isterseniz 'iç savaş' deyin, en büyük yıkımı ve kötülüğü Kürtlere yaptı. Doğu'da feci bir yoksullaşma oldu. Göç edenler de sefalet içinde yaşadı. Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki sermaye Batı'ya aktı. Kürtlerin dinamikleri kayboldu. Kürtler şu anda da büyük sorunlar yaşıyor. Silahlı mücadele anlayışı çıkmaz bir yol onlar için. Yaşadıkları bu deneyden sonra, Kürt halkı değil silahlı mücadele yapmayı, silahlı mücadeleninin ismini bile duymak istemiyor bence. Çoğunluk silahlı mücadeleye karşı. Kendisine yeni bir yıkım getireceğini görüyor.

PKK, ateşkesi bozduğunu açıkladığı bildiride, seçimle işbaşına gelmiş olan AKP hükümetinin devleti ele geçirmeye çalıştığını da söyledi. AKP'nin, ordunun gücünü AB süreciyle zayıflatmak istediğini ileri sürdü. Savaştığı ordunun gücünün AB süreciyle azalmasını eleştiriyor PKK. Bu tuhaf mesajlara ne diyorsunuz?

Öcalan'ın Türkiye'deki reform sürecinden rahatsız olduğu sonucunu çıkarıyorum bunlardan. Görüşmelerinde hep AKP'ye bir saldırı var. Öcalan orduya oynuyor. Amerika'yı eleştiriyor. Türklerle Kürtlerin, Araplarla birlikte ABD'ye karşı savaşmasından, ikinci bir kurtuluş savaşından bahsediyor.

Neşe Düzel - Enver Sezgin (Radikal)


Apo: Bu çatışmayı bitireni bitirirler

Eğer devlet PKK'nın kuruluşunun her aşamasından haberdar idiyse,
niye devlet bu örgütü kontrol edemedi ve bütün bu süreçte 40 bin insanımız öldü?

Bence kontrol etmek istemediler. Çünkü Güneydoğu bir sektör olmuştu. Eğer PKK hareketi, sana sınırsız örtülü ödenek kullanma ve para dağıtma imkânını veriyorsa. Bazı insanlara da, dehşet estirme gücünü sağlıyorsa. Ki bazı Jitem mensupları ne asker, ne de polisti. Bazıları Yeşil gibi hüdanabit adamlardı. Bu timlerin içinde, 'Yolda bizi sollayıp geçen arabaları durdurup içindekileri öldürdük' diyen adamlar bile vardı. Bir de tabii Güneydoğu'da uyuşturucu işi de çok ciddi bir gelir kapısı haline geldiyse. Sonuçta bütün bu kirli paranın ayakta tuttuğu bazı dengeler var demektir. Güneydoğu'daki bu tablo, Türkiye'de birçok yapıyı besledi. PKK'dan ele geçirilen silahlar tekrar PKK'ya satılıyordu. Hatta son dönemde PKK, Makina Kimya'nın mermilerini kullanıyordu. Bu kanalları kestiğin anda, peş peşe çok şey devriliyor tabii.

Türkiye'de derin devletin artık zayıfladığını mı düşünüyorsunuz?

Derin devlet MİT veya Özel Harp Dairesi'den ibaret değildir. Derin devlet bir trendir, kompartımanları vardır. Bunun içinde hukukçusu, üniversite öğretim üyesi, gazetecisi, işadamı, mafyası ve tetikçisi var. Karar mekanizması nasıl çalışıyor derseniz. Bileşik kaplarda olduğu gibi, bir tanesinden bir şey basıldığı vakit, hepsi otomatik olarak aynı ayar noktasına geliyorlar. Hepsi de ani bir refleksle birbirleriyle dayanışma içine giriyorlar. Mesela Abdullah Çatlı uyuşturucu iddiasıyla Fransa'da yakalandığında, avukatlık işi için hapishanede ilk kimi aradı biliyor musunuz? 12 Mart döneminin sol liderlerinden Sarp Kuray'ı.

Eğer Öcalan MİT görevlisi ise, hangi amaçla PKK'yı kurdu?

Öcalan MİT görevlisi değil. Ama bir irtibat bir şekilde var.

Eğer MİT'le irtibatlı biriyse hangi amaçla PKK'yı kurdu peki?

12 Mart'taki solcu subaylar örgütlenmesi de devletle irtibatlıydı. Halbuki bir darbe çekirdeğiydi orası. Ben 12 Eylül'de Mamak'ta yargılanan önemli birini, seneler sonra Özel Tim'in danışmanı olarak gördüm. Mesela şu da seneler sonra ortaya çıktı ki, bir sol örgütün, PKK değil bu.. Bu sol örgütün yönetim kadrosu yani merkez karar kurulunun tamamı, Emniyet istihbaratı tarafından tayin edilmişti. Böylece o elemandan hem o grupla ilgili bilgi alabilirsin, hem de o kişi üzerinden o grubu etkileyebilirsin.

Ama belli noktadan sonra ipleri elinde tutamayabilirsin. Problem de bu noktada kopuyor zaten. MİT'in, Jitem'in, Emniyet'in irtibat kurduğu insanların önemli kısmı sonradan kontrolden çıktı. Çatlı ve Ağca böyledir. Öcalan da belki bunlardan bir tanesidir. Bilemezsiniz. Kontrol edeceklerini zannetmişlerdir, ama hiçbirini kontrol edememişlerdir.

Neşe Düzel - Avni Özgürel (Radikal)


Aşkta bile aktörlüğü unutmuyorlar

Aktör gibi yaşamak nasıldır?

Aktör arkadaşlarıma baktığımda, onların bir fizyonomi, bir ses tonu, bir ruh hali taşıdığını görüyorum. Zaten bir kafeteryaya girildiğinde, oradaki yirmi kişiden hangisinin aktör olduğunu anlamak çok kolaydır. Bir derinlik kattıklarını düşündükleri ses tonlarından, konuşurken kendilerini önemsemelerinden, iyice biçilmiş bir desen, yontulmuş bir figür gibi kendilerini görmelerinden, hemen anlarsınız onların aktör olduğunu. Dağılma ve parçalanma anları çok azdır aktörlerin. Bürünmüş oldukları bu aktörlük halini aşklarında, ayrılıklarında, kavgalarında da kullanırlar. Korunaklı bir yerde dururlar. Ben ise hayata aktör gibi uyanmıyorum. Şu andaki halimle, mahalle arasındaki halim arasında hiçbir fark yok. Bir de utangaç biriyim ben. Hatta sosyal fobim olduğunu söyleyebilirim. Kalabalıklara girmeyi sevmem.

Neşe Düzel - Uğur Yücel (Radikal)


ABD Iraklı komutanları satın aldı

Soğuk Savaş döneminde, dünya huzur içinde yaşamadı. Belki o bıçak sırtındaki nükleer denge, büyük savaşların çıkmasını engelledi ama o sözünü ettiğiniz tehlikeli denge, ülkelerde 'totaliter ve otoriter rejimlerin' yaşamasına yardımcı oldu. Başka ülkelerin ordularıyla savaşmayan ordular, kendi halkları üzerinde baskı uyguladılar. Soğuk Savaş'ın bitmesiyle dünyada bir demokratikleşme yaşandı da, insanlar bu baskıdan kurtulabildi.

Söylediğiniz doğru ama devletler arasında barış vardı en azından. Bu düzen şimdi bozuldu. 1993'te Huntington siparişle Medeniyetler Çatışması'ni yazdı. Huntington, 'Komünizm yerine bir ideoloji ikame etmeliyiz. Bu da İslam. Çünkü petrol, İslam ülkelerinin topraklarında' diyordu. Şunu unutmayın. Amerika'nın ekonomik sistemi düşmansız yaşayamaz. O çarkın dönmesi için düşmanların yaratılması lazım. Sonra Fukuyama çıktı, o da siparişle makale yazdı. 'Tarih bitti' dedi. Aslında şunu söylüyordu. 'Amerikan hegemonik gücünün denetiminde tek süper güçlü yeni bir tarih, yeni bir dünya düzeni başlıyor, ayağınızı denk alın.' Sonra 1996'da Brezinski Büyük Satranç Tahtası'nı yazdı. Amerika'ya, 'Dünya egemenliği Avrasya'dan başlar. Enerjinin dörtte üçü orada. Sen önce buraya egemen ol' dedi. Bugünkü savaşlara işte bunlar ortam hazırladı. 11 Eylül'den önce Fukuyama'nın dahil olduğu şahinler Clinton'a mektup yazdılar, 'Saddam'ı savaşla devirelim' dediler. Clinton reddetti. Bush iktidara getirildi ve şahinler Amerika'da yönetimi ele aldı. Arkasından 11 Eylül oldu. Nasıl olduysa oldu. Ve, Amerikan hegemonik düzeninin savaşları başladı.

Neşe Düzel ve emekli bir general (Radikal)


AIDS kedileri de tehdit ediyor

AIDS şimdi kedilerde de ölümcül sonuçlara yol açıyor. Tıpkı insanlardaki gibi bağışıklık sistemini çökerten kedi AIDS'i, FIV (Feline Immunodeficiency Virus) adını taşıyan bir virüsten kaynaklanıyor.

Cinsel yolla ya da ısırma yoluyla bulaşan FIV, kedilerin bağışıklık sistemini yok edip, çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yakalanarak ölmelerine neden oluyor. Pek bilinmeyen bu hastalık özellikle sokak kedileri arasında giderek yayılıyor. Eğer kediniz sık sık sokağa çıkıyor ve diğer kedilerle temasta bulunuyorsa bu hastalığa karşı dikkatli olmakta fayda var.

Neslihan Tunç (Sabah)


Şu "Marduk Cemaati" meselesi

Fazlasıyla klasik bir durum: Daha önceden tanıdığınız, işini iyi yapan, aklı başında ve dürüst olduğunu bildiğiniz, deneyimli bir gazeteciyle röportaj yapıyorsunuz. Söyleşi gayet olumlu ve makul geçiyor; sonrasında da söylediklerim (bazı "kritik" noktalarda kısaltılmış da olsa) dürüstçe ve olduğu gibi yayımlanıyor. Buraya kadar mesele yok gibi görünse de, "dergi mutfağı" denen yerde işin rengi değişiyor biraz: "Haberi cilalama" dediğimiz süreç içinde bazı noktalar abartılıp öne çıkarılıyor ve o farklı "sunuş", bir tür yanılsamaya dönüşüveriyor: "Sığınaklar hazırlayan, afetten kaçmaya çalışan Marduk cemaati." :-)

Bilmiyorum söylememe gerek var mı ama "Marduk Cemaati" diye bir şey yok. Yalnızca, bu konularla zaten ilgilenen ve benim kitabımı okumuş insanların, benden bağımsız olarak kendi inisiyatifleriyle kurdukları ve bilgi paylaşımı amacıyla bir araya geldikleri bir Internet yazışma grubu var. Bilindiği üzere, Internet'teki bu tür yazışma ve haberleşme, paylaşım gruplarına, "community" deniyor; Türkçesiyle, "topluluk" ya da "cemaat". Ama ince bir nokta var burada: Bu ülkede "cemaat" dendi mi anlam hafifçe değişiverir: Biraz mistik, biraz "gizli örgüt" havasında bir şey anlaşılır. Onun için, Internet sektöründe çalıştığım dönemlerden bu yana ben "community" yerine, "topluluk" sözcüğünü kullanmayı öneririm, cemaat değil. Buraya kadar yeterince açık herhalde: Yani ortada, Marduk ve benim kitabım üzerine yazışıp, bilgilerini paylaşan bir "Yahoo grubu" var, "cemaat" falan yok. "Bunu söylemeye ne gerek var, çocuklar bile bilir" falan demeyin, ne yazık ki bazı şeyleri göstere göstere anlatmazsan, anlaşılmıyor bu ülkede.

İkincisi ve daha önemlisi, bu Yahoo yazışma grubu bir "afetten kaçma" ya da "survival grubu" falan değil. Arkeolojiden eskiçağ tarihine, astronomiden jeolojiye dek çeşitli konulardaki "alternatif tezler" üzerine bilgi paylaşma grubu. Yani Internet'te benzeri çok olan, binlerce gruptan biri.

Son olarak, üçüncüsü: Her söyleşide, röportajda defalarca, üzerine basarak yineledim ama anlaşılan yine söylemem gerekiyor; "Kıyamet" ya da "dünyanın sonu" gibi fantastik bir şeyden söz etmiyorum ben, hiçbir zaman da etmedim. Kitabı okuyanların gayet iyi bildikleri gibi, insanlık tarihi boyunca belli aralıklarla, farklı coğrafi konumlarda yinelenen doğal afet zincirlerinden biri ele alınıyor Marduk dendiğinde ve yine ısrarla, üzerine basa basa söylediğim gibi, afetlerin fiziksel etkileri değil, sonrasında oluşacak sosyopolitik ve sosyopsikolojik "kaos ortamı"na dikkat çekilerek, emperyalist "Küresel elit" stratejilerinin yakın gelecekteki bu kaostan kendi yararına sonuçlar elde etme çabasına karşı uyanık olma gerekliliği vurgulanıyor. Yoksa öyle mistik, fantastik bir felaketten söz etmek; "Gökyüzü başınıza yıkılacak, kıyamet kopacak" gibi kâhince, saçma sapan öngörülerde bulunmak falan söz konusu değil. Hele "kaçın, sığınaklar hazırlayın" falan demek, iyice komik. :-)

Ama siz bunları ne kadar altını çizerek, ısrarla vurgulasanız da, insanların kitap okumadığı, bilgi edinmek ve düşünmek yerine "geyik muhabbeti"ni yeğlediği bir ortamda, "köpeği ısıran adam" mantığı üstün geliyor işte. "Kıyamet, dünyanın sonu" falan denecek ki, "ilgi çeksin".

Durum budur. :-)

Burak Eldem (2012 : Marduk'la Randevu)


Web Gezgini


 Necdet Şen Star'da

Hay amasını eşşekler kovalasın!

Ali Türkan

Ne o öyle? Görünmez uçaklarla gelip çoluğun çocuğun tepesine bomba yağdırmak? Bu mu teröre karşı ama'sız, amansız mücadele? Yoksa bi Brüksel Lahanası'nın yazdığı gibi "barış için savaş" bu mu yani? Ben kararımı verdim arkadaş. Pantalona da sevineceğim, geleceğe de inanacağım, önüme gelen hatuna sevdalanıp, daha bir sürü de çocuk getirteceğim bu dünyaya. Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°