Kuş üzümüdür kediler

Kedinin içindeki kuş ölüyor, kuşüzümü diye sevdiğimiz kediler sokaklarda ağlayarak ölüyor. Kederi de elemi de çoktan unutmuş, gözlerinde yaş kalmamış sokak çocukları gibi, yorgun, kahırlı, şaşkın sokak köpekleri gibi bir parça ekmek ıslatıp vermekten kaçındığımız kuşlar gibi. Kedilerin 'son' baharındayız, bahar uykuları, yaz gerinmeleri, ikindi gölgeleri bitti. Dünyanın çatısı yok, sokakların, parkların çatısı yok. Bazen güneş yağıyor kedilerin üstüne, bazen yağmur ve her zaman bizim bencilliğimiz.

Cihangir'de oturuyoruz. Cihangir, martılarıyla olduğu gibi, kedileriyle, kediseverleriyle de meşhur! 1-2 yıldır Cihangir'in kafeleri, kulüplerine koşanlara, bir de kedilerini, yavrularını Cihangir'in parklarına, sokaklarına bırakmak isteyenler eklendi. Gözü açılmamış yavruları naylon poşetlere koyup, ağzını da bağlayarak bırakıyorlar. Cihangir'in Nermin Abla'sı var, Gülsüm'ü var, başka kedisever hanımları da var, gece gündüz ellerinde karton kutular, su kapları, yiyecek torbalarıyla dolaşıyorlar. Fakat nafile!

Haydar Ergülen (Radikal)


Ataç özlüklerin tüm ıssıları baysak, önürme ve uygunluk kıldacılarıdır

Sonraları, Nurullah Ata olan adını 'alafrangalaştırmak' için Nurullah Ataç yapan zat daha da ileri gitmiş, Cumhuriyet Halk Partisi'ne 'Kamubuyurum Tüz Bölemi' denilmesini önermişti...

Adı Kamubuyurum Tüz Bölemi olan bir siyasi parti halktan oy yerine 'nasihat' alırdı ama, neyse ki tek parti devriydi ve partinin oy almak diye bir derdi yoktu!

Bu yanlışların yanlış olduğunu en başta Atatürk farketti ve yanlıştan çabucak döndü.

Döndü ve ne yaptı, bilin bakalım.

Engin Ardıç (Star)


Debülü debülü debülü

Lakin Avrupa yolunda daş da düşebülüü, ayu da çıkabülüü...

Ama o tarihte bendeniz çok büyük bir ihtimalle hayatta olmayacağımdan, ne halt edeceğiniz de beni hiç ilgilendirmiyor vallahi!

Fakat bir sürü hokkabaz bu konuda daha binlerce yazı yazacak, tonlarca kâğıt tüketecektir. Ekmek parası başka türlü nasıl kazanılacaktır 'debülülü' tavırlarda mavırlarda plazalarda mlazalarda?

Engin Ardıç (Star)


Atatürkçülük öküzlük değildir

Arkadaşlar, bırakın bu enayilikleri...

1950 yılında, karşı devrim kazandığı için değil, halkın karnını doyuramadığınız için kaybettiniz.

O kazanan parti de, on yıl sonra, dine taviz verdiği için değil, enflasyonu ve ekonomik darboğazı dizginleyemediği için devrildi. Ekonomide çuvallayınca diktaya yönelmekle kendi kuyusunu kazdı.

Ecevit'in 1979 ve 2002 yıllarında iki kez devrilme nedeni de budur. Bizi aç bıraktı.

Şu anda halkın CHP'ye yüz vermemesi de, dine döndüğünden değil, orada hiçbir ışık göremediği içindir.

AKP devrilirse de bu, halk 'bilinçlendiği' için değil, halkın kendisine bağladığı umutları karşılayamadığı için olacaktır.

Ama siz de hayatınız boyunca Frenk gömleğinizi giyer, boyunbağınızı bağlar, eser-i cedit kağıdına yazdığınız beyaz peynir ve deterjanı almak için Gima kuyruğuna girersiniz...

Ceketinizin içine önden düğmeli hırkanızı giymeyi de unutmayın, Ankara'nın iklimi serttir.

Engin Ardıç (Star)


Atatürk'ün abisi Ömer

Hayrola, Atatürk'ün birçok öz ve üvey kardeşi, bir de üvey babası olması sizi rahatsız mı etti?

Çünkü size onu tanımayı, anlamayı ve sevmeyi değil, onu putlaştırıp tapmayı öğrettiler de ondan!

Sizi bilmem ama ben, sekiz yaşında üvey baba eline düşmüş ve bu yüzden anasını bir daha hiç affetmemiş, evden kurtulmak için Selanik'ten Manastır'a yatılı okula gitmiş, çocukluğu çok mutsuz geçmiş ve kronik uykusuzluk çeken, bu yüzden içki içen bir Atatürk'ü kendime çok daha yakın buluyor ve daha çok seviyorum.

Engin Ardıç (Star)


Tren Rayları

ABD'deki rayların genişliği 4 feet, 8,5 inc'tir. Bu oldukça ilginç bir mesafe. Neden acaba tam olarak bu ölçüde? Çünkü İngiltere'de bu şekilde ve raylar ilk defa sürgündeki İngilizler tarafından yapılmış.

Peki neden İngilizler bu genişliği kullanıyorlarmış?

Çünkü ilk tren raylarını yapanlar eski tramvayları yapan kişilermiş ve bu genişlik de onların kullanmış oldukları genişlikmiş. Neden acaba özellikle bu uzunluğu kullanıyormuş bu adamlar?

Çünkü bu adamlar, tekerlekler arasındaki bu mesafeyi eskiden beri at arabalarını yaparken dikkate alıyor ve tramvayları yaparken de aynı şase genişliği ve araç gereçleri kullanıyorlarmış.

Güzel. O zaman, at arabalarında tekerlekler arasında neden bu ilginç ölçüyü dikkate alıyorlarmış? Çünkü diğer bir ölçü kullandıklarında eski bir İngiliz yolunda araba bozulduğundan, yol izleri arasındaki mesafeye uyacak şekilde ölçüyü tutturmak zorundaymışlar. İyi de acaba kim bu eski yolları, yol izlerini böyle oluşturacak şekilde yapıyormuş? Avrupa'daki (ve İngiltere'deki) ilk uzun mesafeli yollar Roma İmparatorluğu tarafından kendi savaşçıları için yapılmış ve o zamandan beri kullanılagelmekteymiş.

Bu yol izleri neden bu şekildeymiş?

Roma İmparatorluğu'nun ilk savaşçılarının arabaları bu ilk tekerlek izlerini oluşturmuşlar ve diğerleri de arabalarının tekerleklerinin zarar görmesinden korktuklarından, bu izlerin üzerinde gitmesini sağlayacak şekilde iki teklek arasındaki mesafeyi taklit etmek zorunda kalmışlar. İşte bu nedenle, Roma İmparatorluğu için ya da Roma İmparatorluğu tarafından yapılan at arabalarının hepsi, tekerlekler arasındaki bu mesafeyi koruyacak şekilde aynı ölçülerdeymiş.

ABD'deki standart ray genişliği olan 4 feet, 8,5 inc ölçüsü Roma İmparatorluğu savaş-arabalarının yapılış kurallarından türemiş, gelmiştir.

Kurallar ve bürokrasi her zaman varolmuştur.

Bazen size bazı kuralları hatırlattıklarında; bu kuralların kimin kıçının altından çıktığını sorarsınız, değil mi? Tam doğru yoldasınız, Roma İmparatorluğu'nda savaş-arabaları, arabanın eni, tam olarak iki atın kıçının arasındaki mesafeye eşit olacak şekilde yapılmıştır. Böylece ulaştığımız yanıt, en başta sorulan sorunun yanıtıdır.

Şimdi de bağlantılı başka bir konu... Yine atların kıçı ve yolun genişliği ile bağlantı kuran başka bir ilginç hikaye. Uzay aracı fırlatma rampasına baktığımızda, asıl yakıt tankının her iki yanında iki büyük füzenin yer aldığı dikkatimizi çeker. Bunlar SRB (Solid Rocket Boosters) olarak adlandırılır ve Thiokol Şirketi tarafından Utah'taki fabrikasında üretilir. Aslında bunları tasarlayan mühendisler daha fazla genişlikte yapmayı istemişler, ama SRB'ler fabrikadan fırlatma rampasına trenle gönderilmek zorunda olduğundan bu istekleri gerçekleşememiş. Bahsedilen tren yolu dağdaki bir tünelden geçmektedir ve SRB'ler yolun genişliğinden hafifçe daha geniş olan bu tünelden geçmek zorunda olduğundan, bahsettiğimiz genişlik de yaklaşık olarak iki atın kıçı arasındaki mesafeye denk gelmektedir.

Yani sonuç olarak; dünyanın en gelişmiş ulaşım sisteminin fırlatma füzelerinin dizaynı, iki bin küsur yıl önce bir atın kıçının genişliği ile belirlenmiştir.

Gönderen: Dr. Hakkı Gürbüz


Alim ile Zalim

Sen zalim bir insansın Hıncal. Bilen bilir, ne kadar canım yanarsa yansın, ne denirse densin, ne olursa olsun konuşmak, cevap vermek adetim değildir. Bu kadar sert ve zor bir dünyada kişisel sıkıntıların kamuoyu önüne taşınmasını ayıp bulurum. Hırsın, öfkenin; insanın ahlakını değiştirmesine izin vermemenin erdemine inanırım. Kelimelerin gücünü, istenilirse ne kadar zehirli, kıyıcı, mahvedici olduğunu, üstelik bunun en alasını, en acıtanını yapabileceğini bilen biri olarak hiçbir şey için, hiç kimseyi kırıp dökmeye değmeyeceğine bütün kalbimle inanırım.

Ama sen zalim bir insansın Hıncal.

Arkadaşlığımız niye bitti biliyor musun?

Senin ikili ilişkilerde de vazgeçemediğin iktidar tutkusuyla, gücünü sınamak için icat ettiğin uyduruk küslük oyunlarına geldiğim için değil. Orta sınıf ahlakıyla yetişenlerin çok iyi bildiği o vefa duygusuyla, bana benzemeyeni de sevebilmeyi, anlayabilmeyi değerli addederek, yirmi beş yıla yakın sürüklediğim bu arkadaşlıkta hep içime sinmeyen, önceleri adını koyamadığım, içten içe hep rahatsızlık veren tuhaf bir sezginin; sonunda, bana rağmen pembe balonu patlatması yüzünden...

Sen en büyük harfler, en iri kelimeler ve büyük kahkalarla gereğinden fazla sevgiden, iyilikten, dostluktan, sadakatten bahsederken çıkardığın gürültünün bana, hiç durmadan babamın, "insan en fazla kendinde olmayandan söz eder," cümlesini hatırlatmasına engel olamadığım için...

Sonunda bir reklam filmi hizmetine sunulan o kocaman kahkahayı, bir türlü sahici bir gülüşe benzetemediğim, insanın içine neşe yerine niye korku saldığını bir türlü keşfedemediğim için...

Uzun zaman hiç anlam veremediğim yerli yersiz polemiklerde pekala incelikle anlatabilecek yeterliliğin olduğu halde; ölçüsüz, sertleşen, keskinleşen, fütursuzlaşan üslubunun, kendi markanı ve gücünü daha da parlatmak için planlanmış bir strateji olduğunu fark ettiğim için...

Korunma içgüdüsü ile seninle mecburen uzlaşanların, aşağıdan alanların, senin tabirinle yalakalık edenlerin içlerindeki bastırılmış nefretin, ilk fırsatta nasıl yok edici bir güce dönüşeceğini bile bile, sonsuz yanlızlık pahasına kalemini bu korku krallığının gücüne adadığın için...

"Hıncal, ne olur yazma beni köşende" diye her rica ettiğimde; "Bu ülkede seni seveni severler. Çok tepki aldığım zamanlarda patlatıyorum bir Sezen Aksu, ortalık süt liman," diyebilecek kadar pişkinleşebildiğin için...

Her geçen gün biraz daha kendine mahkum olduğunu, samimiyeti, safiyeti ıskaladığını, gerçekle bağlantılarını gitgide kaybettiğini seyretmekten duyduğum üzüntü için...

Bir insanın büyük bütünü bu kadar gözden kaçırıp, bu kadar kükremesini elimde olmadan küçümsediğim için...

Kişi, konu, gerekçe ne olursa olsun, neden ille de en aşağılayıcı, en yaralayıcı sözleri tercih ettiğine, insanları nasıl böylesine iştahla küçük düşürmeye çalışabildiğine, bir insan kalbine nasıl bu kadar kıyabildiğine, kelimelerle gerçeği değiştirebileceğine nasıl inanabildiğine, her insan yüreğinin haberle habaseti mutlaka ayırt edeceğini hissetemeyişine, bir türlü akıl sır erdiremediğimden sonunda istemeye istemeye hiç kimseyi gerçekten sevemediğine ikna olduğum için...

"Her insanın son ana kadar kredisi vardır" diyerek, beş dakikaya beş yıl harcama cömertliğinden caydığım için...

Dört yıldır ölümcül bir hastalıkla uğraştığımı, bu hastalığın adının "coushing sendromu" olduğunu, en önemli belirtisinin kortizona bağlı aşırı yağlanma nedeniyle "moon face" yani 'ay yüz' olduğunu ve bel-baş arasında yağ yastıkçıkları tabir edilen geçici doku deformasyonları oluşturduğunu, hastalığımın neredeyse tamamen geçtiğini, bu süreç içinde değil estetikçiye, dişçiye bile gitmemin yüzdeyüz yasak olduğunu bildiğin halde, bu durumu başka türlü kullanabilecek kadar şeytanına yenildiğin için...

Sezen Aksu


Web Gezgini

Dantellektüel!

Ali Türkan

Dinlediği müziktir, kitap onun okuduğu kitaptır, yemek onun yediği gibi yenmelidir ve kadınlar (veya erkekler) onun beğendiği gibi giyinmeli, öyle konuşmalı, öyle yaşamalıdır. Tüm bu keskin çizgilerin arasına, bir de devlete bağımlılığını koyunca, aklıma gelen ideolojik tanımlama, İtalya'nın verimli topraklarının oralarda bir yerlere denk düşüyor, ama gene de birilerine o sözcükle hitap etmeyi tercih etmiyorum. Rica ederim, ne aydını? Yazar

Hişt hişt! Sakin ol!

Necdet Şen

Ne oluyor? Biz neden her on yılda bir birbirimizi gırtlaklayacak kadar kamplaşıyoruz? Kim geriyor ilişkileri? Neden her politik gelişmeyi varlığımızı tehdit eden ölümcül bir kumpas gibi algılıyoruz?   Necdet Şen

En Son Yazılar

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?   Kitap Kurdu

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız.   Yazar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler.   Yazar

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı?   Yazar

Güce tapanlar tarikatı

İlker Tortop

Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum.   Yazar

Star'a veda

Necdet Şen

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.   Necdet Şen

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.   Yazar

Lego seti gibi bir dünya

Alper Uzun

Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak.   Yazar

Mini mini birler

Seyit Balkuv

Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor.   Yazar

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

113