6 Eylül 2008 Cumartesi
Cumhuriyet redaksiyonunun gerçekten de elekli bir tarih belleği var. Öyle olunca başyazarının İnönü hizbinin borazanı olarak Serbest Fırka macerası sırasında Atatürk'ü bile tehdit ettiğini, İnönü'nün de buna rağmen Nazilerle içli dışlı olan Cumhuriyet'i kapatıp süründürmekte tereddüt etmediğini unutuvermiş. O devrin Ahmet Tezcan'ının adı Selim Sarper'di. Onun ellerine sarılıp da kendi deyimiyle neredeyse ayaklarını öpecek olan da Nadir Nadi!
Fırsat bu fırsattır, madem ki İlhan Selçuk hakarete uğradığına inanıyor o zaman Ahmet Tezcan'dan bunun hesabını mahkeme önünde sorsun. Şahit filan gerekmez, sadece Cumhuriyet arşivi baz olarak alınsın!
Derya Tulga (Dördüncü Kuvvet Medya)
Cumhuriyet Gazetesi'nin Pazar eki büyüyüp tiraj almaya başlayınca başına gelmeyen kalmadı. İpek Çalışlar dergiye yönelik yıkıcı müdahalelere itiraz edince ya yaparsın ya gidersin tavrı karşısında yıllık izne çıktı. Bir hafta sonra yapılan devam niteliğindeki 20 kişilik üst yönetim toplantısında da hiyerarşiyi çiğnediği gerekçesiyle görevinden azledildi.
Birkaç gün önce, Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi Başbakan ve 10 bakana ait makam aracını Lefkoşa'da bir depoya çekti ve Kıbrıslıların deyimi ile, "alavuna alatire" sattı. Açık artırmaya ilgi büyüktü. Kimileri kelepir bir Mercedes kapatmaya geldi. Kimileri bir dönemin kapanışına şahit olmaya.
Hiç bir şey bu Mercedes'ler kadar KKTC'deki rejimin kokuşmuşluğunu ve halktan kopukluğunu gösteremez. İki karış yerde, her ay açıklarını kapatmak için Ankara'dan para dilenen bir hükümet ve olmayan para ile alınan Mercedes'ler. Türkiye ve hatta belki, Almanya Başbakanı'nda bulunmayan bir Mercedes'i kendine lâyık gören bir siyasi lider. Ve buna göz yuman bir Türkiye.
KKTC tanınmadığı için tükenmedi. Kof ve müflis olduğu için, halka umut vermediği için, yolsuzlukların ve haksızlıkların oğulu haline geldiği için, Rumların fersah fersah arkasında kaldığı için bitti. Parayı vatanından çok seven insanlar tarafından yönetildiği için.
Son altı asırda lider Ruslardır. Tek bir devletin idaresinde pek çok değişik millet bir araya gelir. Çokluk içinde birlik. Tatarların, Slavların, Finlerin, Farsların, Kafkas haklarının kendi milli kültürü olabilir ama Avrasya üstü kültürü var. Avrasya aynı kıtasal alanda yayılan milletlerin oluşturduğu imparatorluğun adıdır. Halklar birbirleriyle tanışıktır, melezlik vardır ancak hep bir merkez olmuştur. Avrasya bir kültürel alan olarak Bizans, Helen ve Rus alt kültürlerinden bileşmiş bir kültürel alandır. Tatarlar bütün Türk unsurları ifade eder, bu da Rus alt kültürü içinde kendine yer bulur.
Avrasya'ya katılmak her ne kadar tarihi, coğrafi bir zorunluluk olsa da katılmış olmak için irade göstermek gerekmektedir. Katıldıktan sonra da düzene uymak yükümlülüğü vardır. Avrasya 'iradesi', en güçlü potansiyeli taşıyan merkezde tecelli eder. Burada Cengiz Han mitine atıf var. Geçmişte bu coğrafyanın lideri Cengiz Han'dı, bugün de Rusya.
Muhsin Öztürk / Yaşar Durukan (Aksiyon)
Kara Kuvvetleri Komutanlığı, askeri birlikler ve kaymakamlıklara gönderdiği istihbarat yönergesiyle 'bölücü ve yıkıcı' faaliyetlerde bulunan kişi ve kurumlar hakkında bilgi toplanmasını istedi. Bunlar arasında AB ve ABD yanlısı kişiler, sanatçılar, yüksek sosyete grupları, Satanistler, Masonlar, azınlıklar, internet grupları da yer alıyor.
KARA Kuvvetleri Komutanlığı, 'Kendini ulusal değerlerin dışında ve üstünde gören AB ve ABD yanlısı kişi ve grupları' izlemeye başladı. KKK talimatında, 'Yüksek sosyete grupları, sanatçıların mensup olduğu gruplar, zengin ailelerin çocuklarının oluşturduğu gruplar'ın da tespit edilmesi istendi. Komutanlık ocak ayında kaymakamlıklar ve askeri birliklere gönderdiği istihbarat yönergesinde, ilgili kurumlardan 3 ayda bir formda belirtilen bilgileri toplamasını talep etti.
Yönerge metnine göre 'Yüksek sosyete grupları, sanatçıların mensup olduğu gruplar, zengin ailelerin çocuklarının oluşturduğu gruplar, tarikatlar, Satanistler, Klu Klax (ABD'de zenci karşıtı ırkçı örgüt Ku Klux Klan kastediliyor), Masonlar, internet grupları, cinsellik, uyuşturucu, meditasyon, ruh çağırma vb. grupları' da istibarat hedefleri arasında. Bu grupların niyet ve maksatları, maddi kaynakları, eylemlerinin olup olmadığı, varsa topluma etkisi, tehdit ve şantajla bağlantıları araştırılıyor.
Ayrı bir kategori olarak da 'Türkiye'nin aleyhine çalışan yazar, düşünürler' hakkında bilgi isteniyor. Bu arada hedefteki kişileri destekleyen medya ve ticari grupların olup olmadığı soruşturuluyor.
Cahit Berkay SokağıUmarım çocukların seksek çizgileri çizdiği, sinemasında "Çiçek Abbas ", "Selvi Boylum Al Yazmalım " ya da "Herhangi Bir Kadın "ın oynadığı, müzik dükkanının hoparlörlerinden sihirli bir bağlama eşliğinde "Ağrı Dağı Efsanesi " ya da "Ilgaz "ın yükseldiği, penceresi teneke saksılı evin televizyonundan "Mualla"nın duyulduğu, tabelasında "Cahit Berkay Sokağı" yazan bir sokakta, ellerim ceplerimde ıslık çalarak yürüyebilir, karşıdan dudaklarında daha önce hiç duymadığım bir ıslık tuturmuş gelen, uzun bembeyaz saçlı, pala bıyıklı ihtiyar delikanlıyla selâmlaşabilirim.
Kapitalist tıbbın hekimler aracılığıyla sağlanan döngüsü anında yoksulları yok sayma eğilimi içine de girecektir. Kuşkusuz, bu şartlarda adına "bilimsel" denen hiç bir gelişme yoksullara yönelik değildir. Günümüzde sıkça yapılan birçok araştırma da bu savı destekler niteliktedir. Ancak böyle bir yaklaşıma, tıp kastı, örneğin şu şekilde bir başlangıçla yanıt vermeye başlayabilir; "açlığa çare bulmak tıbbın görevi değildir". Doğru. Bugün yüz milyonlarca insan açlık nedeniyle doğrudan bulaşıcı hastalıkların açık tehdidi altında iken, rastlanma olasılığı yüz binlerde bir olan hastalıkların tedavisi için ya da doğrudan biyolojik silahlanma amaçlı genetik mühendisliği için milyarlarca doların harcanmasına aracılık yapmak tıbbın görevidir!
Tolga Ersoy (Özgür Üniversite)
Amerikalıların evlerinde yemek hazırlamamaları ve çoğunlukla hazır yemek tüketmelerine karşın, tatlı, rejim yemeği ve çeşitli ülkelerin mutfaklarını tanıtan yemek kitaplarına yılda yaklaşık 500 milyon dolara yakın para harcadıkları belirtiliyor.
Amerikalıların dışardan ısmarladıkları veya getirdikleri yemeği evlerinde yemeye ve aileleriyle paylaşmaya devam ettiği, ancak son model cihazlarla donanmış mutfaklarının da tertemiz kaldığı kaydediliyor.
Korsan yayını önlemenin yolu olarak kitap fiyatlarını ucuzlatmak gerektiğini düşünen çok. İlk bakışta mantıklı bir öneri gibi görünüyor. Yayıncılar da zaman zaman "Kitabın fiyatını ucuzlatıp korsanı önleyebilir miyiz" diyerek bu tür girişimlerde bulunuyor. Örneğin Aziz Nesin'in 'Sizin Memlekette Eşek Yok mu?' (Doğan Kitapçılık) adlı kitabının ilk baskısı yüz bin yapılıp ve de sadece iki gazete fiyatına satışa sunulmuştu. Ama bu çaba kitabın korsanının çıkmasını önleyemedi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Çünkü korsan kitap okuyucusu kitapevlerine gitmediğinden kitapların gerçek fiyatını bilmiyor. Korsan ne söylerse o fiyattan kitap alıyor. Bu örnekten anladığımız kitap fiyatlarının ucuzlatılmasının tek başına bir çözüm olmadığı.
Metin Celâl, İsmet Berkan (Radikal)
Öyle tuhaf ülke ki Türkiye, kendisi okumamış bir kadıncağız oğlunu okula gönderse, çocuk da bir gün gelip, "Anne, bu gereksinmelerimi giderme olanağını elde edemedim," diye cümlelerle bir şeyler söylese, kadın oğlunun gerçekten kültürlü olduğuna inanıp kıvanç duyabiliyor. Yani sonuçta aynı yere geldik. Osmanlı aydını yapay Osmanlıca'sını konuşup elitliğini yaşıyordu. Avam ne kadar anlamasa o da o kadar seçkin oluyordu. Şimdi aynı şeyi Türkçe ile başardık. Seçkin olanla olmayanı dil ayırıyor. Dil, gene bir iletişim aracı değil. Üstelik, iletilecek bir şey de kalmayabilir yakında, öztürkçesel sorunsal sayesinde.
Murat Belge (Yazko Edebiyat, 1982)
Çoğu zaman farkında olmadan bir şeyi bir şeyin yerine 'ikame' ederiz. Fazla aramaya ne zamanımız, ne halimiz, ne de o kadar sabrımız vardır. Bir an önce ele geçirmek, sırlarına vakıf olmak, yağmalamaktır asıl isteğimiz de, böyle dile gelince kaba, sivri ve bencillik olarak adlandırılacağı için, ister istemez bir inceltme çabasına girişiriz. Uzakdoğu'nun yeşil çaylarından yogaya, birtakım savunma sanatlarından bireyin özünü keşfetmesi odaklı kişisel gelişim kurslarına kadar her şeye 'mistik' damgasının da vurulduğunu düşünürseniz, 'ruh endüstrisi'nin boyutları hakkında da bir fikir sahibi olabilirsiniz. Ruh endüstrisinin memlekette hatırı sayılır bir kapsama alanı var.
Şarkıcılardan futbolculara, magazin dünyasından aşçılara, reklamlara, 'ruhiyat'ın çeşitli versiyonları karşımıza çıkıyor. Görünürde kimse kimseye kızmıyor, küsmüyor, herkes 'önce kendisiyle barışık', zaten her işin başı da bu değil mi, iyi de öyleyse bu şiddet, bu celal niye? Bilmem niye, siz biliyor musunuz?
Türk ve Japon takımları arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi.
Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık devresinden geçti. Büyük gün geldiğinde, iki taraf da kendini hazır hissediyordu.
Japonlar yarışı 1 kilometre farkla kazandılar. Türk takımı çok sarsılmıştı.
Türk takımı yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi. Sorunu araştırarak, çözüm yollarını önermesi için Mc Kinsey ve Arthur Andersen ve bir dizi diğer yabancı danışmanlık şirketiyle anlaşıldı. Bir yıl süren ve milyonlarca dolara mal olan çalışmalar, analizler, araştırmalar sonucu yabancı danışmanlık şirketleri hatayı buldu ve çözüm önerisi getirdi: Japonlar'ın takımında sekiz kişi kürek çekiyor, bir kişi dümencilik yapıyordu. Türk takımında ise bir kişi kürek çekiyor, sekiz kişi dümeni kullaniyordu.
Böylece 9 Kişilik Türk Takımı Japonlarla bir yarış daha yapmak üzere yeniden yapılandı. Yeni yapıda: 2 Dümen Müdürü, 2 Dümen Müdür Yardımcısı, 2 Bölgesel Dümen Müdürü, 2 Bölgesel Dümen Müdür Yardımcısı ve bir de Kürek Çekme Elemanı bulunuyordu.
İkinci yarışı Japonlar 2 km. arayla kazandılar. Tepesi atan Türk Takımı Yönetim Kurulu hemen karar aldı: Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan Kürekçi kovuldu ve Müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından ötürü ikramiye verildi.
Gönderen: M. Bahçeci
İlhan Selçuk, EAŞ ve Kepez'e el konulmasından sadece birkaç gün önce "ulusal sermayenin öncüsü" olarak nitelediği Uzan Grubu'nu ve GP'yi öve öve bitiremiyordu. El koymadan sonra da Uzanlar'a tek toplu destek Cumhuriyet'ten gelmişti!
Cumhuriyet ile Star, geçen ilkbaharı-yazı ve sonrasını sürekli tandem oynayarak geçirmiş ve birlikte 'darbe' çağırmışlardı. 'Rejim tehlikesi' plağını çevirecek bir yardımcı mekânizma ortaya çıkınca, İlhan Selçuk, Uzanlar'ın Nadir Nadi'nin odasına geçmişte koyduğu tedbiri elbette sorun yapmaz! Cuntacı anlayış, her şeyin önüne geçer!
Grupta tam bir bozgun havası var. Patron kuyruğu dik tutmaya çalışsa da gemi hızla su alıyor. Gruba yeni katılmış üst düzey bir yönetici, karşılaştığı manzarayı şöyle anlatıyor: 'Yönetim kurulu toplantısındayız. Cem Bey sürekli kendisine yapılan haksızlıktan ve uğradığı siyasi komplodan bahsediyor. Bir noktada dayanamıyor ve söze karışıyorum: 'Size karşı siyasi bir kampanya yürütüldüğü doğru; ama gruba geldiğim günden bu yana gördüğüm manzara hiç iç açıcı değil. Kimi arasak olumsuz cevap alıyoruz. Grup hemen herkesle kavgalı. Bırakın büyük şirketleri, ya geçen gün şu köşedeki simitçiden simit alın da arkadaşlara dağıtın dedim. Asistanım gitti ve eli boş döndü. Simitçi parayı peşin almadan simit vermem demiş. Araştırdım, simitçi haklı. Adamdan defalarca hem de yönetim kurulu toplantısı adına simit alınmış ve parası ödenmemiş. Sokağınızın köşesindeki simitçiyle bile kavgalı bir grubunuz var!

Ali Türkan
Almanya'dan oğlu geldi galiba; kaçak kat çıkıyor deyyus. Onun tak tak'ları durmuşken, yatayım ben. Bu arada, Basriye doğurdu. Peşinde kopilleriyle salına salına piyasa yapıyor bazen. Bana da pek yüz vermiyor; umudu kesti galiba. Ve gene bu arada, idam cezası kalkmış. Vatana millete hayırlı olsun. Elli sene geç de olsa, geç oldu ama temiz oldu. Şimdi "ağırlaştırılmış" müebbet hapis diye bir şey girecek mahkûmların hayatına. Umarım, "bizi asın daha iyi be!" olmaz. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.