Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Neler oluyor?

Aksiyon Dergisi, polisin, İstanbul'u kana bulayan bombacıları daha önceden takibe aldığını ama "bir gücün" bombacıları polis takibinden kurtardığını, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin de polisin bombacıları izlemesini engellediğini yazıyor.

Milliyet Gazetesi iki gün bu haberi manşetinden veriyor.

Taha Kıvanç, Yeni Şafak Gazetesi'nde olayı detaylarıyla anlatıyor.

Ama kimse gidip Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne, "siz bombacıların izlenmesini önlediniz mi, önlediyseniz hangi gerekçeyle önlediniz" diye sormuyor.

Kendi devletimizin içinde bazı güçlerin bombacıları koruduğu iddia ediliyor ama biz bunu yapanın kimliğini, niyetini sorgulamadan bu ülkenin içinde dolaşmaya devam ediyoruz.

Yeni saldırılar düzenleyebilecek bombacıların hâlâ korunup korunmadığını dahi merak etmiyoruz.

Ana muhalefet partisi olan "sosyal demokrat" CHP ise bu konularla ilgilenmiyor, bunlarla ilgilenmek yerine her türlü özgürlük girişimini "orduya ispiyonluyor", vatandaşın değil ordunun sözcülüğüne soyunuyor.

Ahmet Altan (Gazetem)


Atatürkçülük ve sahtekarlık...

Şu bizim ünlü 28 Şubat, memleketi kurtaracağız diye ortaya atılan darbecilerin himmeti sayesinde cumhuriyet tarihinin en büyük banka soygununa dönüşerek neredeyse laik olmakla hırsız olmayı eşanlamlı kılmıştı.

Eğer yönetimlerini biraz daha sürdürebilselerdi memlekette soyulmadık banka kalmayacağı gibi Emniyet Müdürlüğü'nün Hırsızlık Şubesi'nde de bir "laiklik masasının" kurulması gerekecekti.

Ahmet Altan (Gazetem)


Doktorlar ülkeyi savunmaya kararlı!

AĞIR bir suçlama!.. Suçlama sonunda, iki ay meslekten men cezası!.. Oybirliği ile alınan bir karar.

Ceza verilen kişi, hiç de sıradan biri değil. Koca İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu!.. Cezayı veren makam, hiç de sıradan bir kurum değil. Türk Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu.

Suçlama ise, değil rektörlük, bilim adamlığı sıfatıyla zerre kadar bağdaşmıyor. Eski deyimle, intihal, yeni deyimle, kendi imzasını taşıyan kitapta, kaynak göstermeden başka kitaplardan alıntı yapmak. Argo deyimle, başka kitaplardan yürütmek!..

TTB Yüksek Onur Kurulu, Alemdaroğlu'na verdiği meslekten men cezasında, kararın gerekçelerini şöyle açıklıyor:

Kaynak kitaptan hiç bir atıfa yer vermeksizin alıntı yapmak.

Alıntıları bazen tam, bazen de serbest çeviri biçiminde aktarmak.

Kaynak kitaptaki şekil ve resimlerin kullanılmasında, alıntı yapılan kitaptan hiç söz etmemek.

Aynı anlama gelen başka gerekçeler de sayılıyor kararda. Kısaca, aynı kurulun deyimiyle, yayın etiğine aykırı. Kararı TTB Yüksek Onur Kurulu alıyor, çünkü Alemdaroğlu doktor, tıp hocası. Yayın etiğinden yoksun olduğu için, kendisine ''iki ay doktorluk yapamazsın'' deniyor!.. Herhangi bir meslekte en ağır cezalardan!.. Hele de bir rektör için!..

Olsun!.. Alemdaroğlu sanki böyle bir ceza yokmuş gibi, hálá rektörlük koltuğunda oturabiliyor!.. Çünkü, o gücünü ülkemizi her şart altında savunma azim ve kararında olan meslektaşlarından alıyor!..

Yalçın Doğan (Hürriyet)


Denktaş, Kıbrıs'ta bulamadığı desteği Türkiye'de buluyor mu?

Buluyor. Denktaş Kıbrıs'ta bir üniversitede veya başka bir yerde toplumun önünde yıllardır konuşma yapmadı. Yapamaz. Hem kimse çağırmaz onu, hem de giderse bilir ki yuhalanacak. Ama Türkiye'de büyük saygıyla karşılanıyor, konuşmalar yapıyor. Ayrıca Türkiye, İngiltere, Fransa ya da ABD gibi tek bir iktidarın bulunduğu bir ülke değil ki. Türkiye'de iki tane iktidar var. Biri sivil, diğeri askeri iktidar. Bu ikili iktidar yapısı açıkça ortada. Bugüne kadar Kıbrıs'la ilgili işler, sivil ve askeri iktidar arasında bir konsensüsle yürüdü.

Neşe Düzel'in Metin Münir ile mülâkatı


Ankara dedikoduları

Anlatılanlara göre, "devlet" üç konuda kırmızı çizgilerini çekmiş... Bombalar, bu üç konunun "devlet"in istediği tarzda sonuçlandırılmaması halinde "istikrarın" yok edileceğinin mesajıymış...

Kırmızı çizgileri çizilen üç konu ise Kıbrıs, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Tüzüğü ve Kamu Yönetimi Reform tasarısıymış...

Mehmet Altan (Gazetem)


Bir hükümet nasıl alaşağı edilir?

Psikolojik savaşta kale örneği vardır. Kaleye top atılır, gedik açılır, bütün topçular o gediğe ateş eder. Delik büyür, büyür, artık arka tarafta savunma yıkılır, bezginlik oluşur, oradan girilir.

Burada gedik açılacak. Şu anda açılacak gedik aranıyor. Yani bir yerlerden birilerinin hata yapması bekleniyor. Bu hata yapıldıktan sonra, o hatayı, propaganda yöntemleriyle, binlerce tekrar ede ede, söyleye söyleye hata yaptıracaklar.

Nuriye Akman - Prof.Dr Nevzat Tarhan


Adını koymak

"Melbourne Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Randa Abdel Fattah, Batı medyasında Müslümanların ele alınış biçimlerini şöyle özetliyor:

1. Öncelikle olumsuz, sevimsiz, çirkin, pasaklı tipler seçilir.

2. Stereotiplemeler yapılır, 'Arap terörist', 'İslâmi köktendinci', 'baskıya uğrayan Müslüman kadın', 'İslâm'ın kılıcı', 'kutsal cihat' gibi kavramlar sık sık tekrarlanır.

3. Ardından genelleştirmeler yapılır, sanki dünyadaki Müslümanlar arasında hiç bir fark yokmuş gibi davranılır.

4. Ardından sansasyon yaratılır. Heyecan verici, kışkırtıcı, tartışmalı, eksantrik ve aşırı başlıklar atılır, sloganlar kullanılır.

5. Son olarak, hikâyeler tahrif edilir. Olaylar eksik anlatılır veya çarpıtılır."

Fattah, kimi Holywood filmlerinden örneklerle dinsel pratiklerin, örneğin dua etmek, abdest almak, ezan okumak, Kuran'dan ayetler okumak, hatta sakal ve yeşil rengin bile nasıl ustalıkla terörizmle bağlantılandırıldığını işaret ediyor.
"İslâmcı terör", meşruluğunu zorbaca dayatan bu imge mühendisliğinin ürünü bir tamlamadır. Küreselleşme tahayyülünün açıkça ilân ettiği yeni Yahudi, nicedir Müslüman'dır. 'Gözü dönmüş Müslümanlarla' başa çıkabilmek için kurulmuş olan Guantanamo toplama kampının kapılarını aralamaya o uygar dünyanın gücü yetmiyor işte. Orada yargılanmadan, dünyayla bütün bağlantıları kopartılarak işkencenin en çeşitlisiyle terbiye edilenlerin 'İslâmcı terörist' olduğu söyleniyor sadece. Hitler'in uğursuz, iğrenç Yahudileri gibi gözlerden ırak yok ediliyorlar.

Bush'un 'crusade/Haçlı seferi' olarak vaftiz etmiş olduğu gayri meşru Irak seferine 'Hıristiyan terörü' demek ne kadar doğruysa kendilerini mücahit ilan eden katillerin bombalarına 'İslâmcı terör' demek de o kadar yerindedir. Burada hassasiyetle sahip çıkmamız gereken, İslâm'la, ya da herhangi bir dinle ilgimiz olsun olmasın, güçlünün dayattığı terminolojinin ardında yatanı görebilmek yetimiz olmalıdır. Amerika'nın yeniden ve hızla biçimlendirmeye çalıştığı dünyanın firesi olarak katlettiği Irak'lı, Afganistan'lı çocukların kefenlerini biçen de bu Müslüman resminin rahatça dolaşıma sokulabilmesidir.

Yıldırım Türker (Radikal)


İbret olsun!

Su testisi su yolunda kırılır, bu olayın bundan öte fazla anlamı yok. Acıklı ve üzerinde düşünülmesi gereken Irak halkının çektikleri ve çekeceklari, Allah yardımcıları olsun. Yoksa, bir insanlık suçlusu, diğerini kıstırıp yakalıyor, nihayet yolları daha önce de kesişmiş heyetlerden, şahıslardan, oyunlardan, bahsediyoruz. Televizyonlar, Saddam ile Rumsfeld'in el sıkışırken, gülüşüp, konuşurken çekilmiş kayıtlarını yayımladı. Bugün, ABD ve benzerleri ile iş tutanlar ibret alsın, insanlık adına düşünen ve konuşanlar için, bu, sonuçları tüm ülkeyi, bölgeyi etkileyecek trajik olaylar dizisinin trajikomik bir parçası olmanın dışında bir anlam taşımıyor. İnsanlık için sevinilecek yegâne şey, Bush ve Saddam'ın birlikte yargılanacağı bir uluslararası mahkemenin kurulması olurdu. Birlikte olmasa da, o günlerin uzak olmadığını ummak istiyorum.

Nuray Mert (Radikal)


Doğu Kolonyalizmi

Osmanlı yönetimleri çevre eyaletleri tarihsel bir idealizm uğruna değil, imparatorluğun iktisadi ve siyasi çıkarları nedeniyle kan dökme pahasına savundular. Dolayısıyla Batı tipi bir sömürgecilikle ilgisi olmasa da, Osmanlı'nın da, özellikle milliyetçiliğin doğal ve meşru bir ideoloji olarak algılandığı 19. yüzyıl başlarından itibaren, kolonyalist bir devlet statüsünde olduğunu görmek gerekiyor. Buradaki hedef hiç bir zaman en kısa sürede maksimum rantı sağlamak olmamıştır. Ama o yöreleri halkın arzusu hilafına elde tutmaya ve merkeze olan kaynak aktarımını sürdürmeye yönelik bir yaklaşımın olmadığını iddia etmek de mümkün değildir.

Etyen Mahçupyan (Zaman)


Doğu Oryantalizmi

Edward Said Batı'nın Doğu'ya bakışında da aynı 'tepeden ve dışardan' yaklaşımın var olduğunu; bunun bir iktidar ilişkisi ürettiğini haklı olarak vurguladı. Batı Doğu'yu kendi hayali algılamasının içinden üretirken, kendisini epistemolojik anlamda kayırarak tarihin 'öznesi' haline getirmekteydi. Doğu'nun Batı eli ve diliyle tanımlanması, trajik bir biçimde Batı'nın algılamasına uygun bir Doğu yaratmaktaydı. Bu eleştiri doğal olarak Doğulu aydınların gönlünü fethetti ve Said'den Doğu militanlığının sözcüsü olmasını beklediler. Ne var ki, Said için Batı ile Doğu arasında da kaygan bir zemin yoktu... Batı'yı eleştirmek otomatik olarak ideolojik bir Doğu yandaşlığını ifade etmemekteydi.

Etyen Mahçupyan (Zaman)


Terörü tanımlamak

Bizim tepkilerimizin terörün vazgeçilmez ve tamamlayıcı bir parçası olduğunu fark etmekte yarar var. Diğer bir deyişle terör eylemi bir patlamayla bitmiyor; televizyonlarda, sokaklarda ve zihnimizde devam etmesi bir yana, asıl kamu otoritesinin tercihleriyle bir bütün haline geliyor. Dolayısıyla da bizi hem sokakta hem de devlet olarak pasifize eden 'uzman' yaklaşımlarının teröre hizmet ettiğini görmek gerek. İşi Müslüman meczuplara veya dünyayı elinde tutan karanlık güç odaklarına yıkmak arasında, bu açıdan hiç bir fark yok. Terörle başa çıkmanın iki yönü var: Sokakta güvenliği azami hale getirirken, toplumsal tercihlerde güvenlik politikalarını öne alan yaklaşımlardan kaçınmak... Aksi halde bir uçta anarşinin, diğer uçta totalitarizmin olduğu bir sarkacın içine sürüklenirsiniz; ve terörist hedefine ulaşmış olur...

Etyen Mahçupyan (Zaman)


Üniversitenin ayıbı

bu türkiye'deki ilk bariz ve kapsamlı bilimsel aşırma vakası değil. ama İstanbul üniversitesi rektörlüğü gibi bir makamı işgal eden bir kişinin, kendisiyle ilgili bu tür akademik nitelikli ağır bir suçlama ile ait olduğu meslek odası tarafından cezalandırılmasına rağmen idari görevinden istifa etmemesi ne de görevinden alınması galiba bir ilk örnek. İlgili kişinin kendisinin rektörlükten istifa etmemesine hayret etmek için, onun üniversiteyi fütursuz biçimde ideolojik bir karargah olarak kullandığını bilmemek gerekir. bu intihal suçlamasını da, devleti bölmek isteyenlerin hain bir girişimi olarak görüyordur.

Ahmet İnsel (Radikal)


Yüzyılın fotografı

Bir bebek anne karnındayken bebeğe müdahale edilmesi gerekmiş. İşte o an bebek elini o küçücük delikten çıkarıp doktorun parmağını kavramış.

İşte o muhteşem an. yüzyılın fotoğrafı seçilmiş.

Kaynak: İnternet


Rockçıyım, aşırı ahlâkçıyım

rock kültürünün sorunu, aşırı tabukırıcı olması değil, yeterince tabukırıcı olmaması ya da yeterince bilinçli şekilde tabukırıcı olmaması. rock'ın dünyayı değiştirme olasılığı düşük. dünyayı değiştirebilecek şey, öfkeli ve tutarsız çığlıklar değil, içtenlikli, tutarlı, sakin, objektif, gerçekçi, orijinal ve gerçekten tabukırıcı düşünceler.

reşat çalışlar (milliyet)


Web Gezgini


 Necdet Şen Star'da

Kızım seni Satanist'e vereyim mi?

Ali Türkan

Satanizmin cinsellikle, çeşitli ayinleriyle falan ilgili boyutu hakkında da bir şeyler yazarlar belki. Bunun için de kitaplar okumalı, sokağa çıkıp o gençlerle falan görüşmeli, kıçlarını o koltuktan kaldırmalılar yani. Gazetecilik de kapıda "marka kesenlerden" daha fazla emek ister sanırım.Hani bi sokağa çıksalar, tuzu kuru ailelerin bunalımlı çocuklarının nları yoluna konduktan sonra, sıra on iki yaşında "eti senin kemiği benim" diye tesviyeciye çırak verilenlerin nlarına da gelir belki. Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°