Aynı zamanda "insan" mı?
Orası tartışılır işte.
Aralarında "gizli servis" müntesipleri de var...
Kimi borsada manipülasyon yapmaktan sabık...
Kimi ihaleye fesat karıştırmaktan...
Kimi "yalan haber" yazmaktan...
Kimi sahibi olduğu bankayı soymaktan...
Ne diyordu, mesleğinin zirvesindeyken "banka soymak" suçundan cezaevine girmekten kıl payı kurtulan ama trilyonluk icra davasıyla başı belâ ya giren "şişman" ama "mutlu" genel yayın yönetmeni?
"Ne gazeteciliği kardeşim, biz burada dükkan açtık, para kazanıyoruz..."
Yurttaşlarımızı acizleştiren, karamsarlığa sürükleyen ruh halinin ardında hedonist ahlâk sistemi yatar. Genç ya da yaşlı, bizleri muhakeme etmekten, davranışlarımızın sahici sonuçlarını öngörmekten alakoyan, direnme gücümüzü hırpalayan, sindiren, aciz bırakan, ezen, güçlü olduğu kadar da akıldışı olan bu göreli ahlâk sistemidir.
Ahlâk kavramını yeniden gündeme getirmek, yeniden yorumlamak, dünya görüşümüzün, toplumsal mutabakatımızın temeli yapmak zorunda olduğumuzu görmenin vaktidir.
Her türlü geri kalmışlığımızın nedeni olarak görmeye şartlandığımız İslâmiyet'in vahiye dayalı ahlâk sistemini reddedeceğiz diye, hak-haksızlık, doğru-yalan, haysiyet-onursuzluk, sadakat-ihanet gibi Türkiye'yi Türkiye yapan değerler arasındaki seçimi bireylerin keyfine bırakamayız. Çünkü, hak, namus, doğruluk, haysiyet, onur kadim doğrulardır; demokratik oylamaya da bırakılamazlar.
İnançlı olsak da olmasak da, biçimle değil özle, kurumlarla değil insanlarla ilgilenmenin zamanıdır. Yabancılaşmayı ortadan kaldırabilirsek, belki aynı camide namaz kılamayız ama daha alçak gönüllü, daha sevgi dolu olacağımız kuşkusuzdur.
1) İstanbul Tarabya Sümer Korusu'nda, takriben 4-5 milyon dolar değerinde, üç katlı villa.
2) İstanbul Gökkafes'de 400 metrekarelik daire; takriben 2,5 milyon dolar. (Mal varlığı içinde bu gayrimenkulu göstermediği belirtiliyor.)
3) Bodrum, Türkbükü, Kayakoy Sitesi, villa, iki katlı. Değeri yaklaşık 1 milyon dolar. (Bodrum'daki villanın malvarlığında gösterilmediği ileri sürülüyor.)
4) Beşiktaş Plaza'da apartman dairesi. (750 bin dolar.)
5) İstanbul, Etiler Sarı Konaklar'da villa. (Kızının üstüne. 700 bin dolar.)
6) İngiltere, Londra'da Sloane Square'de apartman dairesi. (450 bin dolar.)
7) Amerika Birleşik Devletleri Philadelphia'da apartman dairesi. (Kızının üstüne. 300 bin dolar.)
8) Kemer'de, Kemer Kolej. (1 milyon 250 bin dolar.)
9) Etiler'de, Maya Sitesi. (Kardeşinin üstüne.)
10) Bodrum, Cennet Sitesi'nde müstakil ev. (70 bin dolar.)
11) İstanbul Büyükçekmece'de bir çiftlik. (Babasının üzerine. 1 milyon dolar.)
12) Ataköy'de apartman dairesi. (Babasının üzerine.)
13) Mercedes zırhlı minibüs. (İçi özel yapım, televizyon, bar, telefon vs...)
14) BMW 7.5
15) Volvo 850
16) Range Rover
17) Cadillac
18) Etibank'ta 1,5 milyon dolar para; İngiltere'de HSBC'de miktarı belli olmayan para.
Kim bu yoksul ama namuslu delikanlı?
"Öncelikle dudaklarınız adeta birbirine yapışır, dilinizde tuz tadı belirir, dudak uçlarınız ile parmak uçlarınız çok hafif seğirmeye başlar, düşünme hızınızda çok az gibi görünen ya da fark edilemeyen ama belirli bir gecikme ortaya çıkar. Genellikle bu etkiler kaynaktan uzaklaşıldığında ya da kaynak kapalı konuma getirildiğinde çabucak ortadan kalkmakla birlikte, bunun uzun zaman aldığı durumlar da mevcuttur." (Milliyet )
Tasavvur edebiliyor musunuz, Enver'le anlaşamadığı için savaştan hemen sonra erken emekli edilmiş, hayata küsüp kendini içkiye vermiş ve 1938 yılında da İstanbul'da, annesi Zübeyde Hanım'dan kalan Akaretler'deki evinde vefat etmiş, bugün akrabalarından başka kimsenin hatırlamadığı ve tanımadığı bir Mustafa Kemal Paşa... Binlerce emekli subaydan biri, belki de bankere mankere para kaptırmış, alışverişlerini taksitle yapan herhangi bir emekli!...
Ancak, bu kitap, 'Rab kanalı olan Alfa Kanalı'ndan' indiriliyor!
Bu hesaba göre Beta kanalı bizim efendimize, Gamma kanalı İsa'ya, Kappa kanalı Musa'ya, Epsilon kanalı da Zerdüşt'e mi tahsis edilmiş, RTÜK'ün frekans tahsisi gibi?
İşte bendeniz de bu elektronik ortaçağ keşişlerinin bu 'bilimsellik kokan söylemlerine' bayılıyorum.
Yahu, Cenab-ı Allah niçin ille Yunan alfabesi kullansın bu tür vahiylerinde? Kefereye özel bir muhabbeti mi var? Alfa kanalından haber göndereceğine Elif kanalından ya da Ayın kanalından gönderseydi 'bize' daha uygun düşmez miydi?
'Öncü şok' uyarı yerine geçmez, medya patronları ve yöneticileri kozmetik değişikliklerin vaziyeti kurtarmaya yetmediğini anlayamazlarsa, fay mutlaka kırılacak ve medya piyasası en az 7.4 şiddetinde depreme mâruz kalacaktır. Yapılması gereken, bu dönemin şartlarını iyi algılayıp o şartlara uygun yeniden yapılanmayı gerçekleştirmektir. Dünkü 'soygun düzeni'ni, 'çirkin ortaklığı' yayınlarıyla ayakta tutmuş yazarlar ve yöneticiler artık o söylemleriyle halkın karşısına çıkamazlar. Çıkmaya devam ederlerse, bir süre sonra, ne hale geleceklerini şimdiden tahmin edebiliriz.
Böylece özgürlükle güç arayışını bir araya getiren bir anlayışa ulaşmaktayız. Bunun anlamı oportünistlerin kendilerini gücü kutsallaştıran ideolojilerin içinde gizlemelerinin kolaylığıdır. Çünkü güce dayanmanın ideolojik temeli ne kadar sağlamsa, sistem içindeki irili ufaklı fırsatçıların güce ulaşarak kendilerine çıkar sağlama çabası da o derece meşru gözükür. Öte yandan oportünist bakış kendisini meşrulaştırma yolunun güç elde etmekten geçtiğini bildiği için, gücü temel alan ideolojilerin destekçisi olur.
Modernizmin felsefi temellerinin zayıfladığı ve demokratlaşmaya yönelik açılımların arandığı bir dönemde; dünyanın en güçlü ülkesinin yönetimi kendisini hâlâ eski otoriter araçlara mahkum etmiş durumda. Dünya zihniyet olarak yenilenirken, dünyanın güç hiyerarşisinin tepesindekiler bu değişimi reddetmeye çalışmaktalar. İşte bu nedenle ABD güçlü ama 'gayri meşru'. Ve de ne kadar güç kullanırsa, o kadar daha 'gayri meşru' olacak.
Böyle bir ziyafetin gururunu kendine saklayamazdı. Tarihin gördüğü o en aydınlık ve en karanlık mağaraya dalıp "Birini öldürdüm ve yedim" müjdesini mahcup yamyam adayları paylaştı.
Bu mesajı gören bir öğrenci durumu polise bildirdi. "Mağara", şimdi günahını aklamaya çalışacaktı.
Polis, 2 ay sonra celladı buldu. Armin Meiwes, geçen ay, bu yazıdaki bilgilerin alındığı Stern dergisinin kapağındaydı.
Akar alerjenleri yastık, yatak, halı ve kumaş kaplı mobilya gibi toz tutan ev eşyalarında yüksek oranda bulunuyor. Bu alerjenlerin solunum yoluyla alınması, hastada alerjik yakınmaların başlamasına neden oluyor.
İnsan deri döküntüleriyle beslenen ve insanların bulunduğu ortamlarda yaşayan akarların evden tamamen temizlenmesi zor, ancak alınacak birtakım basit önlemlerle akarlara maruziyet önemli düzeyde azaltılabiliyor.
Boynumuzdaki kravatlar ağırlaşmaya, aniden giyilmiş tayyörler içinde büzüşmeye başladığımızda yaşadığımız o saçmalık duygusunu bu sistem içinde kalarak nasıl anlamlandıracağımızı da bir türlü bilemedik. Akşam gidip rakı mı içmeliydi, yoksa bu hazin halden kurtulmak için bir terapist mi görmeliydi? Bir gün gitme hayalini kenarda tutup, ona güvenmeli miydi? İş yerine gelen yeni ve hırslı çocuklara bu erken yorgunluğun sebebini nasıl anlatmalıydı? Belki de onlara takılıp akşam bir bara gitmeliydi.
Ne eskide ne de yenide yerimiz olmadı bizim. Biz tuhaf bir aralığın çocuklarıyız bu yüzden. Ve bu yüzden erken yorulduk belki. Hepimizin içinde bir gün gitmek fikri gizli... Otuz gelince işte, gidememişken, dönüp tek başımıza olmadığımızı görmek gerekli.
Yine eski bir üst düzey yetkiliye göre Saddam, henüz yirmili yaşlarındayken Amerika'nın Kasım'dan kurtulma planlarının bir parçası oldu. Bu kaynağa göre, Saddam Kasım'ın hareketlerini gözlemek için, Bağdat'ın El-Reşit caddesinde Savunma Bakanlığı'nın tam karşısındaki bir daireye yerleştirildi. (...)
Darwish'e göre, Saddam emirleri Mısır elçiliğinde yardımcı askeri ataşe olarak çalışan yüzbaşı Abdülmekit Ferit'ten alıyordu. (...) Suikast, 7 Kasım 1959'da düzenlendi, ama tam anlamıyla bir fiyaskoyla sonuçlandı. Kaynaklar, olayları değişik şekillerde anlatıyor. Eski bir CIA yetkilisi, 22 yaşındaki Saddam'ın sinirlerine hakim olamayarak gereğinden erken ateş etmeye başladığını, bunun sonucunda Kasım'ın şoförünü öldürmesine rağmen Kasım'ı ancak omzundan ve kolundan yaralayabildiğini belirtiyor. Darwish ise olayı UPI'ye, suikastçilerden birinin kurşunlarının silahına uymadığı, bir diğerininse el bombasını ceketinin astarına takıldığı için atamadığı şeklinde anlatıyor.
Dinlerin sıradan kavranışı birtakım sorular uyandırsa da bir tür hazır cevaplıkla doğrudan yanıtını da getiriyor. O soruları paylaşmak bakımından dindarlarla aynı safhadayım. Yanıtlar konusunda, bize bildirilmiş bir şey olduğu kanaatinde değilim.
Psikiyatrinin penceresinden Türkiye laikliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Laiklikle benim bir alıp veremediğim yok. Ama laiklerle bir alıp veremediğim var. Laikler, kendilerini nereden gelip nereye gittiğimiz gibi temel sorulara kapatıyorlar. Yani dinin getirdiği yanıtları reddederken, soruları da reddediyorlar. Ben bunu tehlikeli buluyorum. Ve insanların bu dünyayı daha derin yaşama imkânlarını yok ettiğini düşünüyorum. Laiklere kendimi uzak, mistiklere yakın hissetmemin sebepleri buralarda. Yoksa dinin kendisinde bir tür hazır cevaplık var.
Nuriye Akman -Saffet Murat Tura (Zaman)
Meseleye "itibar" açısından bakarsanız yirmi altı senelik gazete yazarlığım pek parlaktır. Meseleyi önümüze "hakikate yönelmek" hassasiyetiyle koyarsak ortada tam bir fiyasko vardır. Demek ki girdiği yazı işinin altından kalkamamış bir Müslüman sayılırım.
Bu başarısızlığı devam ettirerek daha çok rezil olmaya katlanamam. Şimdiye kadar gazete yazarlığı dolaylarındaki işi kovalamamın sebebi sabır göstermemdi. Sabır dediğimiz şey sonu olan bir şeydir. Zamanı gelince sabır taşar. Belli şartlar oluştuğu halde sabrı taşmayan insan eğik bir boyunla ve mağlubiyetle yaşamayı seçen insandır.
Türkiye'de yaşayanların ne kadarı Türk'tür? Siz bu soru üzerinde düşüne durun. Ben sizin durduğunuz yerden tedirgin oldum, başka yere gidiyorum.
Washington Post gazetesinde yayımlanan, ABD yargıcı Jed Rakoff'un Motorola kararına ilişkin haberde, "Uzanların temyiz etmeye yemin ettikleri bugünkü karar, ele konulan uçaklar, bilgisayar çökertme eylemleri, fiziksel tehditler, milyarlarca doların çalındığı suçlamaları, çirkin hukuki kavgalar ve medya kampanyalarını da içeren bir bizans dramı kitabını hiç bir biçimde kapatmıyor" denildi. New York Times gazetesindeki haberde de "Motorola, belki Uzanların mevcut kaygılarının en ufağıdır" yorumu yapıldı. Uzanlar'ın Türkiye'deki "imparatorluğu"nun Türk hükümetiyle olan anlaşmazlıklar nedeniyle artan bir baskı altında olduğu kaydedildi. Financial Times, Motorola davasında ABD'li yargıcının Uzanların 1 milyar dolardan fazlasını hortumladıkları kanısına vardığını kaydetti, Uzanların avukatının, "Yargıcın taraflı olduğunu biliyoruz" sözüne yer verdi.
Helin Avşar meselâ ablasının kayınpederinin mevlidinde, bir İslam ibadethanesinde ellerini Hindular gibi açarak dua ediyor. İnanılmaz fotojenik bir görüntü veriyordu. Tıpkı deniz kenarında Televole kameralarına poz veren Çağla Şikel'in boynuna taktığı haç kolyesi gibi.
Hiç boşuna kızıp öfkelenmeyin. Helin de bir dönem camın arkasından sokağı izleyip aynı ekranla beslenenlerden, Çağla da... Her ikisine de sunulan şey aynı ve onların yaptığı da bilinçaltlarına sızıldığı gibi yaşamak.

Ali Türkan
Sizin işler de zor be. Neyse, gene beklerim bak. Yolun düştükçe uğra. Yengeyi delikanlıyı da getir bir gün. "Tabii" deyip teyze oğluna sarılıp vedalaştı ve az önce indiği yokuşu ağır ağır tırmanmaya başladı. Bu sabah, kapıdaki görevliden, işten çıkartıldığını öğrenmişti. Gidip birkaç özel eşyasını toplayacaktı masasından ve bakışlarını kendinden kaçırmayan birkaç mesai arkadaşıyla vedalaşacaktı. Yazar

Necdet Şen
Kırk yıldır solcuyum, sesim gitgide cılızlaşıyor. Artı değerden, emekten, sermayeden, sınırsız ve duvarsız bir kardeş sofrasından söz etmeyeli uzun zaman oldu; mütemadiyen savunmadayım. Necdet Şen
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Yazar
Seyit Balkuv
Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı? Yazar
İlker Tortop
Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum. Yazar
Necdet Şen
Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar. Necdet Şen
Vahap Demir
Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı. Yazar
Alper Uzun
Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak. Yazar
Seyit Balkuv
Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.