Kemalizm nedir?

Kemalizm otoriter zihniyetin üzerine oturan, onunla hayat bulan bir ideoloji. Tarihi milletlerin güç mücadelesi olarak algılayan; hayatın dinamiğini çatışmada arayan; tek yönlü doğrusal bir gelişme şemasına dayanarak 'ileri' olanı tanımlayan; söz konusu 'ileri'yi kendisinin bildiğine vehmeden; kendi vehminden meşruiyet üreten; bu meşruiyete dayanarak toplum üzerinde baskı kurmayı normalleştiren; siyaseti toplumsal çatışma olarak anlayıp, kamusal alana el koyan; toplumu kendi normatif tanımına göre homojenleştirmeye çalışan; ve bütün bunları 'bilimsellik' ve 'çağdaşlık' adına yaparken, kendisini kutsallaştırıp takipçilerini ise toplumun 'asli' sahipleri kılan bir ideoloji...

Etyen Mahçupyan (Zaman)


Beşeri Durumlar Manifestosu

2000 yılında reklam ajanslarının 1.2 milyar dolar ciro yaptığı ülkesinde, buna paralel bir üretimin olmadığını görmek ona normal gelmemektedir. ABD'de 1980'de 50 milyar dolar seviyelerinde olan reklam harcamalarının 2000'de 200 milyar dolar seviyelerine çıkmış olması da normal gelmemektedir.

Dünyanın en büyük şirketleri arasında "insanlık hayrına" bir şey üretmeyenlerin, kozmetikçilerin, temizlik maddesi üreticilerinin, içecek üreticilerinin bulunması da o kadar normal gelmemektedir. Ekonomik sistemin, kâr esasına dayalı üretimin böyle bir sonuç yaratmasının şaşırtıcı olmaması gerektiğinin farkındadır, ama giderek durumun abartılı bir hale geldiğini düşünmektedir.

Şahin Artan (Beşeri Durumlar)


Amerikan medyasının söylemedikleri

Amerika ve El Kaide örgütü her ikisi de, birbirinden istifade ediyorlar, bu bir tesadüf değildir elbette, her iki taraf da kendilerinin haklı olduklarını ifade ediyor ve birbirlerine 'katil' diyorlar. Burada propaganda önemli bir rol oynuyor. Doğrusunu söylemek gerekirse her iki taraf da geniş anlamıyla cinayet işliyor ve bunu bir görev olarak kabul ediyorlar. Ancak yok edici güçleri farklı ve dengesiz. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) dünya hakimiyeti için yeterli bir güce sahip, El Kaide'de ise, niyet var; ancak imkân yok.

Norman Solomon (Zaman)


Beyin nasıl öğreniyor?

Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor artık.. Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar düşünce–muhakeme–akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. (...)

Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar "fotoğrafik hafızaya" sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özelliklerinin beynin her iki lob fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullandıkları görülmüştür. Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan "söyleme–anlatma", "öğretme" metodundan ibaret kalan eğitim şekli beynin sol lobunun, diğer bir deyişle beynin yarısının kullanıldığı eğitim tarzıdır.. Hayal gücü, renk, ritim, şekil ve yaratıcı düşünme gibi özelliklere sahip sağ lob fonksiyonları yerine getirilememektedir.

Beynin boş bir kutu içine bir şeyler dolduruyormuşçasına süre giden sadece sol loba hitap eden eğitimin ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte görmekteyiz.

Osman Çakmak (Zaman)


Köprüye para vermeyin

Soru: Dalgınlıkla ödemeden geçtim ne yapmak lazım? Arabanın plakasını alıyorlar mı?

Cevap: Şimdi bu konu çok ilginç. Köprüden geçerken para ödemen aslında yasal değil. T.C. anayasasına göre bu ülkenin vatandaşları seyahat etmekte özgürdür. Ayrıca devlet de yol yapmakla yükümlüdür. Fakat bugün eğer paran yoksa İstanbul'da bir yakadan diğerine geçemezsin. Ne arabanla ne de yaya olarak.

Halbuki devlet en az bir ulaşım kanalını sağlamak ve ücretsiz tutmak zorundadır anayasamıza göre. Bu nedenle köprü gişelerinden geçerken para verdiğinde karşılığında devlet sana herhangi bir belge vermez. Ceza da yazamaz. Yazarsa açacağın davaya yasal bir kanıt vermiş olur. Keşke devlet bana "Köprü gişesinden para ödemeden geçti" ibareli bir ceza makbuzu düzenlese.

Anında dava ederim ve ünlü olurum. Yasal olarak köprü geçişte ödediğimiz paralar hep bağış niteliğindedir. Devlet ancak "çok yatırım yaptım, kendini finanse etmesi için bir süre para almam lazım, coğrafi şartlar böyle gerektiriyor gibi" gerekçelerle para toplamayı makul gösterebilir ki Boğaziçi Köprüsü için bu gerekçelerin hiç biri kalmamıştır. Kısacası devlet bu konuda haksızdır.

Bir ulaşım yolunu ücretsiz olarak sağlamak zorundadır. Bu bir arabalı vapur olabilir, şehir hatları vapuru olabilir, sembolik olarak günde tek bir sefer yapabilir ("napiyim gücüm ancak bu kadarına yetiyor" der devlet ve kimse onu suçlayamaz ve şeklen görevini yapmış hale gelir) ancak olmalıdır ve ücretsiz olmalıdır. Kısaca köprü gişesinden para ödemeden geçerseniz hiç bir şey olmaz.

(OGS farklı onda önceden para ödemeyi devlete taahhüt ediyorsunuz, kendi isteğinizle.)

İsterseniz deneyin, benim yaptığım gibi gişedeki memura "param yok, ne gerekliyse yapın lütfen" deyin. Size geçiniz diyecek, göstermelik olarak plakanızı not alır gibi yapacak ancak hiç bir işlem uygulanmayacaktır.

Cemil Tan Dikan


Kuzuların namusu

Türkiye'de ve dünyada kuzuların namusunun Milliyet Gazetesinden sorulduğunu anlamış olduk bugünlerde.

Dünkü haber Zonguldak'tan... Adamın biri kuzuya tecavüz etmiş. Milliyet de mağdur kuzunun gözüne bant çekmiş. Haberin sonuna bir ünlem işareti koymayı da ihmal etmemişler!

Bugün de İngiltere'den bir tecavüz olayı var. İngiliz genç Stephen bir keçiyle halvet olurken onu görenler polise haber vermiş bilmemne bilmemne... Bu keçinin de gözü bantlı.

Fena halde dalga geçiyorlar. Tecavüz mağdurlarının fotoğraflarını açık seçik yayınlayıp hayatlarını mahveden bu adamlar, tecavüz mağduru kuzuları ve keçileri sırf haberi okuyanları güldürmek için bu hale getiriyorlar. Daha fenası haberi o haliyle okuyanlar gerçekten de çok eğleniyorlar. Tıpkı haberi o şekilde yayına hazırlayan "gazeteciler" gibi...

O gazete, geçen yıl Nur Yoldaş'ın ikinci eşinin ölümü üzerine, "Uğursuz Yoldaş " diye haber yapmış, haberin metninde de Ergüder Yoldaş'ın Ada'da münzevi bir hayat sürdüğünü, Nur Yoldaş'ın eşlerine uğursuz geldiğini eklemeyi ihmal etmemişti!

Dünkü Star ile bugünkü Hürriyet'i de atlamamak gerek. Hürriyet'te de tecavüz mağduru ineğin gözünü bantlamışlar.

Plaza basını meşrebince eğleniyor yani.

Bir Okur (15 Mart 2002, saat: 10.25


Siz hangi dizidesiniz?

Elbette sahici yaşam öyle değil. Akşama kadar arkadaşlarıyla çaçara yapıp, gece yarısı ayazda sırf romantizm uğruna sırtına battaniye alıp, berbat çalınan bir gitara çatlak seslerle eşlik ettikten sonra, ertesi gün öğlene doğru uyanıp berbat bir yüz ifadesiyle oturup, bunu gerçek bir insanmış gibi kendi kendimize yutturmak kandırmacanın, rolün, senaryonun en büyüğü. Kaldırın kafanızı bakın ekranların dışında akan yaşama. Gerçek kötücül kahramanlara bakın. Saddam'ı izleyin, ta Amerika'da oturup kendini Iraklı çocukların özgürlüğüne adayan Bay Bush'u (İnanın tamı tamına bu cümleyi kullandı televizyonda!) izleyin. Taş Fırın Haluk sanata tat veren hoş geçici aparatlar. Gerçeğin acıtan ve can yakan yüzü ise haber bültenlerinde!

Nedim Hazar (Zaman)


Türkiye'yi kim yönetiyor?

Savaş başlamak üzereydi, Başbakan ağzını açmadı, savaş başladı 21 gün sürdü, şu oldu bu oldu, Başbakan'dan tek kelime yok. Savaş bitti Başbakan'dan tek kelime yok. Kürtler geldi Türkmenler'i öldürdüler, yağmaladılar Başbakan'dan tek kelime yok. Kıbrıs imzası atılıyor Başbakan sessiz. Türkiye'yi kim yönetiyor kardeşim?

Tayyip Erdoğan diye bir adam Başbakan oldu ama ortada yok. Memleketi fiilen Abudullah Gül yönetiyor. Türkiye'yi Abdullah Gül yönetiyor. Erdoğan yönetmiyor, konu mankeni olarak Başbakan gözüküyor, memleketi başkası yönetiyor. Başbakan olmadığı 3 aylık sürede devamlı konuşuyor, ülke ülke geziyordu şimdi gıkı çıkmıyor. No'ldu?

Aytunç Altındal'la söyleşi (Netpano)


Kâğıt ziyanlığı

Oysa 'ekler', eski deyimle 'ilaveler', pazar tomarından ilk sıyırılıp atılan bölümleri oluştururlar ve genellikle de 'mangal yapan' kapıcı ailesinin yelleyip mangalın közünü alevlendirmesine ya da ağaç gölgesinde çimenin üstüne, kıçının altına sermesine yararlar.

Çöp tenekesinin dibine döşemeye, patlıcan ve kabak kızartmasının yağını süzdürmeye de birebirdir pazar ekleri ha! Eskiden soba borusunun deliğini tıkamak, kırılmış pencere camının yerini tutmak, zamklanıp kesekağıdı oluşturmak gibi işlevleri de vardı.

Engin Ardıç (Star)


Yoksa Kofi Annan da Derkenar mı okuyor?

17 Şubat'ta NY Times'ın ana sayfasında yer alan bir analizde, dünya kamu oyunda serpilmekte olan anti-savaş hareketleri, ikinci bir süpergücün doğuşu olarak nitelendirilmiş. Bu güçlü metafor çok tutmuş ve bir çok STK, savaş karşıtı grup ve kampanya yöneticisi hatta Kofi Annan, metinlerinde "dünya kamuoyu artık ikinci bir süper güçtür" temasını kullanmışlar.

Hafif Uyku, (hafif.org)

Buna da bir göz atalım: Bir Millet Doğuyor!


Telekulakların yararları

Tüm dünya ülkelerinde yaklaşık olarak toplam çeyrek milyar insan, telekulak "çok gizli" dinleme servislerinde çalışıyor. Her biri ayrı ayrı kazandığı bu parayla kendi ailesini geçindiriyorsa, bu işten karnı doyanların sayısı bir milyarı geçiyor. Bu sektör için gereken araçları üretenleri de katarsak, bir buçuk milyar kişinin sırf bu işten karnının doyduğunu görürüz. Bu tüm dünya nüfusunun dörtte biridir ki diğer dörtte üçünü dinleyerek karnını doyurmaktadır. Dünya genelinde yaklaşık beşyüz milyar dolar sırf bu alanda harcanmaktadır.

Telekulak sistemlerinin işsizliğe çözüm olmaktan başka diğer bir yararı ise yörüngedeki şimdilik sayıları yüzelli-ikiyüzü bulan uyduların tamamı imha edilmeden ağız tadıyla doyasıya ikinci dünya savaşı benzeri ağzı burnu yerinde bir savaşı yaşayamayacak olmamızı sağlamalarıdır.

Oysa "Nasıl kolay gelir işkence, şimdi / Belirsizlikti öylesine örseleyen " diyen Emily Dickinson Milenyumda, "inkar" nimetiyle nimetlenerek içten pazarlıklığı bırakıp rahatlıkla "içi-dışı bir" hale gelip, dinlemek ayıp değil amma anlamamak çoooooook ayıp! (pardon, anlayamadım!)

Dinlemek, santaj, tehdit karın doyuruyor da anlamak para etmiyor; anlamanın da para etmesi lazım. Yanisi, halen dünyada "faili meçhul" diye bişi görülebiliyor; bi de şu kırmızı bültenlerle arananlar bi türlü bulunamıyor. İnsan yaşadığı sürece yaşayacak Şekspir'in Titus'da dediğidir: Utançta suç ortaklığı. Vicdandışı, akıldışı, yasadışı.

Verda Ülkü

Bi göz atalım: Dünyanın en büyük tele kulağı: ECHELON


Genç Mühendisler de tedirgin!

Sanal darbe tehdidinin dün yapılan açıklamalardan sonra bittiğini sanmayın. Sıkı durun şimdi bir darbe haberi de benden. Popülistus rumuzlu bir okur-yazardan aldığım maile göre, Genc Mühendisler de Tedirgin'miş... Genç Mühendisler de milletimizin derinden yaşamakta olduğu 'İşşizlik krizi'nden dolayı inanılmaz ölçüde tedirginlermiş. Kaldı ki benzer tedirginlik, Genç İktisatçılar, Genç Veterinerler, Genç Mimarlar, Genç Gazeteciler, Genç Öğretmenler ve genç başka meslek grupları tarafından da paylaşılıyormuş.

Hadi bakalım buyrun buradan yakın. Şimdi nolcak? Genç subayların darbe hazırlığı içinde olmadığını çok şükür en yetkili ağızdan öğrendik. Peki işsizlik krizi içinde kıvrım kıvrım kıvranan, aldığı beş yıldızlı üniversite diplomasının tuvalet kağıdı kadar bile hükmü kalmayan meslek sahibi bu gençlerin tedirginlik içinde olmadığını, daha açıkçası darbe gibi bir niyetlerinin bulunmadığını şimdi kim açıklayacak?

Derya Kırıcı (Dördüncü Kuvvet Medya)


Sanal ve medya gerçekliği

Yayın mantığı ve içeriğiyle artık çağ gerisinde kalmış, saplantının, tutuculuğun kalesi haline gelmiş bir yayın organı, gayrimüslim bir işadamının şirketinin batmak üzere olduğunu haber yaptı. Habere göre bu işadamının şirketleri başta borsa olmak üzere, battı batacaktı. İşin başka bir boyutunu öğrenmek için, yine başka yayın organlarına müracaat etmek gerekiyordu. Nitekim öyle yaptık ve bahsi geçen işadamının reklam yayınlarken, kendisine saldıran yayın organını tercih etmemesinin böylesi bir habere zemin hazırladığını okuduk.

Son örneğini ise iki gün önce yaşadık. Sahibi olduğu TV kanallarını ve gazete sayfalarını birer propaganda mahfili gibi kullanan, hem siyasi lider, hem medya patronu olan işadamımızın gazetesi manşetten haberi duyurdu: 'Vergi Kaçakçısı Özhan Canaydın!' Türkiye'deki medya gerçekliği üzerine ortalama bir fikir sahibi olan herkesin mesafeli yaklaşacağı haberin altından ne çıkacağını öğrenmek için çok beklemeye gerek kalmadı. Başka bir 'gerçeklik' elbette başka bir medya organından geldi. Bu gazetenin iddiasına göre ise, Canaydın, Telsim'e 5 milyon dolarlık dava açmış ve kazanmıştı. O yayın grubu 'bu parayı almayın' diye bastırmış, ancak Canaydın'ı ikna edememişti. 'Açın Türkiye'nin önünü, Türkiye geliyor' sloganıyla oy toplanan zevatın yayın organı da, 'sen misin bu parayı alan' dercesine basmıştı kendi gerçeğini!

Nedim Hazar (Zaman)


Web Gezgini

Para kazanma sanatı!

Ali Türkan

Hırslı, yavşak, yalancı, sahtekâr, vicdansız ve insafsız olan herkes, kalıbımı basarım, dolar milyoneri olur memleketimizde (ve dünyanın her yerinde). Neyse, senin yazdıklarını sana yazmanın anlamı yok. Sitenin güzelliği, sayfaların açılma hızı falan bunları düşündürdü, hemen yazdım. Kolay gelsin. Yazar

Medya'da yükselmenin altın kuralı

Necdet Şen

Ecirle müdür arasındaki farkı belirleyen hassas ayar da burada ortaya çıkıyor işte. Bu ince ayrıntıyı göremeyen (ya da görüp de o terazide tartılmayı izzeti nefsine yediremeyen) medya çalışanının kuru maaşa talim edip susmaktan ya da paketlenip şutlanmaktan başka seçeneği kalmıyor.   Necdet Şen

En Son Yazılar

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?   Kitap Kurdu

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız.   Yazar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler.   Yazar

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı?   Yazar

Güce tapanlar tarikatı

İlker Tortop

Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum.   Yazar

Star'a veda

Necdet Şen

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.   Necdet Şen

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.   Yazar

Lego seti gibi bir dünya

Alper Uzun

Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak.   Yazar

Mini mini birler

Seyit Balkuv

Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor.   Yazar

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

76