Patronsuz Medya

29 Ağustos 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur. Ona ismiyle hitap edecek kadar iyi tanıyordur. Dolayısı ile bu süreci yönettiğine göre, yanlış hastaya yanlış ameliyat yapma olasılığı oldukça az olmalıdır. Öyleyse problem ne olabilir? Hastayı klinikte yattığı sürede ciddi bir değerlendirmeden geçirmemiştir; bir olasılık. Hemen ameliyata almıştır. Gerek tıp eğitiminin, gerekse uzmanlık eğitiminin hekimi yabancılaştırıcı etkisinin, bu hekimi de etkilediği varsayılabilir. Hastayı yataktaki bir nesne olarak gören, onun gözlerinin içine bakmayan, elini tutmayan, ismini bilmeyen, “5. odadaki, pencerenin kenarındaki yatakta yatan ‘histerektomi’ olacak kadın” diye görüyor olabilir.

Ata Soyer (Evrensel)


Zamansız bebeklerin ölümleri

Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil. Karnında bu süre içinde DAHİ bebeğini tutamayacak kadar meşgulsen/güzelliğine düşkünsen/narsisistsen ve dangalaksan; zaten ürememen, bencil genlerini hayat boyu sağlık sorunlarıyla boğuşacak bir bebeğe geçirmemen, en güzeli. Ben gençlik/gençleşme/genç kalma hırslarından da bezdim, tiksindim artık. Kitle liderslerinin. Her nevi suni yöntemle yumurtlama açgözlüğünden/her imkân mubah açıkgözlüğünden de feci sıkıldım. Yoruldum.

Perihan Mağden (Radikal)


Bir daha adaya dönmem

Bugün bahsettikleri şey arabesk değil. Kentin varoşlarına yerleşmiş insanlar, orada kendi kulak alışkanlıklarını devam ettiriyor. O dönem en çok satanlar, bağlama müzikleriydi. Âşıklar vardı. Daha sonra çevrelerinden etkilenmeye başladılar. Müzik dinleme imkânları genişleyince, müzikle daha sık karşı karşıya geliyorlardı. Arabesk, Avrupa’nın yanlışlığı sonunda ortaya çıktı. Çünkü Avrupalı, arabeskin ne olduğunu bilmiyordu. Ama Avrupa’da arabesk çalışmış sanatçılar vardı. Arabesk, kübik müzik demektir. Klasik müziktir o; çok zor bir müziktir. Yani Arapların taklidi değil. Avrupa’da en tanınmış arabeskçi Pablo Picasso’dur. Guernica tablosu vardır. En meşhur tablosu da odur. O, kübiktir. Dolayısıyla, Avrupa bu konuda bir şey yapamadığı için şehirli tabiatlı müzikçiler, Arap müziğine karşı çıktılar. Radyolar da karşı çıktı. Radyonun karşı çıkış nedeni, radyo sanatçılarının eğitimsizliğinden kaynaklanıyordu.

Ergüder Yoldaş (Aksiyon)


Egemen medya iktidara yapışan kene gibidir

Aydın Doğan, "Hürriyet bir parça devletin gazetesidir" diyor, Uzanlar medyada kalamadılar, Korkmaz Yiğit Milliyet'i satın aldığında sadece bir gün dayanabildi. Çalık'ın ne yapacağı dikkatle izleniyor... Evet, biz ve onlarda bir ayrım oluştu medyada. Biz gazeteciyiz, onlar medya mensubu... İmkanlarımız, hayata bakışımız, yaşadığımız yerler değiştiği gibi habere yakışımız da değişti, ilişkilerimiz de değişti. Güneri Civaoğlu Güneş gazetesinde genel yayın yönetmeniydi, Viyana muhabirine börek, Brüksel muhabirine bira sipariş ediyordu. Sen genel yayın yönetmeni olarak muhabirlerinden gelişmeleri istersin börek, çörek bir istemezsin. Bunlar acı şeyler...

Ragıp Duran - Mehmet Gündem (Yeni Şafak)


Darbeye karşı durmak

Ergenekon davasının birçok karanlık, spekülatif yönünün mevcut olduğu ortada. Ama ortada olan 2004 yılında bu ülkede bir darbe girişinin ordu içindeki dengeler nedeniyle gerçekleşmediği yönünde. Birçoklarının bildiği, “bu ülkede ABD desteği olmadan darbe olmaz” savı doğruluk payı taşısa da, doğruluk payı taşıyan bir başka olgu ABD’nin ve TSK’nın paradigmasının değişmekte olduğudur. Özellikle AB süreci ve Türkiye’nin dünya kapitalist sistemiyle bütünleşme sürecinde darbelerin eskisi gibi kolay olmayacağı, TSK içinde birtakım insanların da bunu gördüğünü biliyoruz. Bu durum ABD’nin değişen paradigmasını orduda bir takım komutanlar tarafından fark edildiğini göstermekle birlikte, bazılarının, yani darbe girişiminde bulunanların bu paradigmayı okuyamayıp kaybettiklerini gösteriyor.

Mete Çubukçu (Birgün)


Bizim oğlan okumasın, dersaneci olsun

Çocuk artık okuluyla değil dersanesiyle tanımlanıyor: Müdür n'aaaptın? Alman Lisesi'ne gidiyorum ama aslında FEM'liyim abi! N'aaaptın sen? Ben İtalyan'da okur görünüyorum ama kulak asma, Uğur'luyum! Çaaak! Bunlar "sayısalcılar", "sözelciler" gibi yeni insan tipleri. Okumanın amacı "bir kat, bir araba" olunca da, eh, araba geldi, okumaya pek gerek kalmıyor. Hani birinci gelen mezununa apartman dairesi veren bir üniversite de bulunsa, hayat bitti. Çünkü, parlak öğrencilerine "maaş veren" dersane bile varmış! Ücret almıyorlar, üste para veriyorlar. Hiç de fena bir meslek değil, profesyonel dersane öğrenciliği! Bir dönem, "bizim çocuk okumasa da futbolcu olsa" denirdi, şimdi "okusa ama bir türlü okumayı bitiremese" diyorlar herhalde.

Engin Ardıç (Sabah)


Medya, nasıl seküler 'kilise'lere dönüştü?

Matbaanın en önemli sonuçlarından biri, yazılı, sesli ve görüntülü kitle iletişim araçlarının, seküler kiliselere dönüşmesi, din-dışı kutsallıklar üretmesi, seküler ikonları yaygınlaştırmasıdır. Modernliğin insanı ve hayatı sadece bu dünyaya, tek boyuta indirgemesi, dini hayattan uzaklaştırması, medyanın tam bu noktada dünyevî ve beşerî olanı dinselleştirmesine, kutsallaştırmasına, ayartıcı, baştan çıkarıcı din-dışı kutsallıklar üretmesine neden olmuş; bu da, Weber'in “demir kafes” olarak tarif ettiği modernliğin ürettiği “özgürlük kaybı” ve anlam krizi” gibi temel varoluşsal sorunların bastırılmasına, kitlelerin medyaların ürettiği imajlar ve sanal gerçekler tarafından ayartılmasına, anlamsızlaşan hayatın sahte ve baştan çıkarıcı fetişler ve ikonlar üzerinden din-dışı kutsallıklar tarafından çepeçevre kuşatılmasına neden olmuştur.

Yusuf Kaplan (Yeni Şafak)


Özkök darbe toplantılarını Eruygur'a sahne sahne seyrettirdi

"Sarıkız", Annan Planı'nın Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmesi yüzünden akim kaldı. Hemen ardından da dört kademeli yeni bir darbe planı yapıldı; "Ayışığı-1, Ayışığı-2, Yakamoz ve Eldivenli Yumruk." Ayışığı mevcut durumu analiz ediyor ve şekillendiriyordu. Yakamoz organizasyonun nasıl olacağını anlatıyordu. Eldivenli Yumruk ise darbenin adıydı. Buna göre TBMM dağıtılacak, yedi kişilik konsey oluşturulacaktı. Ancak şaşırtıcı olan konseyin başına geçecek isimdi. Mevcut Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, darbecilerle birlikte hareket etmediği için ekarte edilecekti. Darbenin liderliğini, ikna edilebilirse Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yapacaktı.

(Zaman)


'Hürriyet, aslında Rahmi Koç'un'

• Radikal Gazetesi'nde 'Nerede faili meçhul orada Veli Küçük' manşeti çıkınca Veli Küçük, “Perinçek gitsin Aydın Doğan ile görüşsün.” dedi. Aydın Doğan, Perinçek'i dış kapıda karşıladı. Doğu Perinçek, Doğan'ın Milliyet gazetesinde haber yapmamaya gayret edeceğini; ama Radikal'e karışamayacağını, Hürriyet gazetesi her ne kadar benim gözükse de aslında Rahmi Koç'un dediğini anlattı bana. • Cumhuriyet demek derin devlet demektir, İttihat Terakkiciler demektir. Amerika ile girintili ilişkiler demektir. • Uğur Mumcu'nun katilini bulmak istiyorsanız ofis boyuna sorulması lazım. (Tuncay Özkan'a dikkat çekiyor) • Veli Paşa, bakın Mustafa Kemal bu ülkeyi çetelerle kurdu, derdi. • Veli Paşa hücre yapılanmasını çok iyi bilir? Hiçbir birim bir diğerini tanımaz. Geçmişte Hasan Sabbah'ı, yakın tarihte Atatürk'ü örnek alır. Çok akademik örgütlenme yapıyor hem sağdan hem soldan. Bir yandan Fazilet'i bölmeye çalışırken bir yandan da Tansu hanımla farklı işler yapıyordu.

(Yeni Şafak)


'Hayata dönüş' acısı...

Bu koşullarda tutuklulara öldürücü, boğucu gazlarla saldırmak, tekmelemek, coplamak hukuk düzeninde işkence ve zalimane davranış olarak nitelenir. İşkence ve zalimane davranış suçlarında suç, insanlığın ortak değerlerine karşı işlendiği için hiç bir zaman zamanaşımının işlemeyeceği bilinmektedir. Avukat olarak mahkemeye, hukuk kurallarının işletilmesi amacıyla katılıyoruz. İddianamesi özensiz hazırlanmış bir dava var önümüzde. Bugüne kadar yapılan yargılamada henüz sanık sayısı bile tam belli değil. 16 sanığın ifadesi hâlâ alınamadı. Hangi sanığın ne suç işlediği belli değil. Müvekkilimin hukukunu koruyamadığım, savunduğum hukuk kurallarının tümünün çiğnenmesi ve ayrıca duruşma sonunda karar verecek olan yargıcın duruşma başlangıcında kararını açıklamış olması, tarafsızlık, adaletten yana olma gibi hukuk kurallarını uygulama ödevini yapmamış olması karşısında yargıcı reddetmiyoruz, avukatlık meslek kuralları ve kişisel ahlak ve onurumuz çerçevesinde duruşmayı terk ediyoruz.

Oral Çalışlar (Radikal)


O lahika Terim'in elinde olsaydı

Taraf gazetesinin yayınladığı ve Eylül 2007 yani, genel seçimin hemen 2 ay sonrası tarihini taşıyan 'Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı' Türkiye'de olup bitenlerin fotoğrafını çekmektedir. O plan değil tartışılması, gündemden hiç inmemesi gereken fevkalade önemli bir belgedir. Yargının, medyanın, sivil toplum örgütü görüntüsündeki birimlerin, bazı eski siyasetçilerin vs. demokrasiye karşı birer tim haline getirilmesi prosedürlerini sevk ve idare eden detaylı bir planla, amansız bir 'lahika'yla karşı karşıyayız. Demokrasiyi savunan veya darbe fikrine direnen veyahut da bütün bunlarla ilgisiz olsa bile sözgelimi sadece Avrupa Birliği'ni isteyen herkesin hedef olarak tayin edildiği bir planla karşı karşıyayız.

Mustafa Karaalioğlu (Star)


Web Gezgini


 Necdet Şen Star'da

Ali'lerin Sessizliği

Ali Türkan

gelecek vaadetmiyor" diye sepetlediler gençliklerinde? Ve şimdi, aradan yıllar geçtikten sonra, Yusuf'un yüzüne bakınca, hangi vicdan azabını, hangi yarım kalmış aşkı düşünüyorlar? Ve Ali'ye kimler "sığ" dedi? Hangi reklamcı, piyasa ekonomisine inanmış köşe yazarı, Ali'de hiç olmamış gençliğini görüp derin derin iç çekiyor ve Ali içerdeyken onlar neredeydiler? Neden Aliler, bu toplumun hem günah keçisi ve hem de vicdan azabı yapıldılar? Kenara itilmiş hüzünlü çocuklardı onlar. Ve ancak TV dizilerinde sevebildi onları bu toplum. Yazar

Son Yorumlar

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Sevgili Wakkas, Sana Necdet Şen'in Kötülüğü sıradanlaştıran Nefret söylemi yazısını...
İlker Tortop - Kuş tüyü Vicdan

Neredeyse bir buçuk aydır iyileşmeye çalışan bir taze hasta olarak yaşadığım şu: Ciddi...
Kamuran Kızlak - Hasta olmak zor zanaat

Siz siz olun insan olun, Faust olmayın. Kibir, bencilliik ve nefret olmasın içinizde...
İlker Tortop - Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri

Tüm Yorumlar

En Son Yazılar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°