Patronsuz Medya

İlhan Selçuk ve Hızlı Gazeteci

  Pınar Selek - Özgür Gündem, 23 Aralık 2005


12 Eylül hayatımızı parçaladığında, ben 9 yaşındaydım. Askerler babamı alıp gittiler. Hapishane kapıları, kaçan arkadaşlarımız, evimizin değişen çehresi ve televizyon haberleri… Küçüktüm ama o günleri hiç unutmadım. Babamın eski dergilerini, kitaplarını okumaya çalışırdım kendimce. Tartışmaları izlerdim.

Bir de Kenan Evren vardı. O konuşurdu ve herkes susardı. Direnenlerin sesini kimse duymazdı. Taş günler, taş yıllardı.

İşte o vakitlerde, bir tek Cumhuriyet gazetesi vardı. 12 Eylül'e kafa tutan, devrimcilerin, sosyalistlerin yaşadıklarını yansıtan ve bizim gibi pek çok insana güç veren tek GAZETE vardı.

Çok iyi hatırlıyorum. Günümün en heyecanlı saatleri Cumhuriyet gazetesine ayırdığım vaktin içinde akardı. Satır satır okurdum. Hele İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu'nun yazılarını… Bazen birkaç kez okur, sonra kesip biriktirirdim. Hâlâ o yazıları saklarım. Çünkü o yazılar, çocukluğumda karşılaştığım büyük travmaya karşın ayakta durmama, geçmişle bağ kurmama, politize olmama çok katkı sundu.

Aradan yıllar geçti. Büyüdüm. Ülkemin gerçeklerini keşfederek kendimle ve geleneğimle hesaplaştım. Cumhuriyet gazetesi de bundan payını aldı.

Hatırlıyorum. Meksika'da Zapatistler ilk ortaya çıktığında, Chiapas'a gitmeye karar vermiş, soluğu İlhan Selçuk'un yanında almıştım. Onunla geniş bir tartışma yapmış ve aramızda açılan mesafeyi bir kere daha görmüştüm. Sonra içeri düştüm. Cumhuriyet gazetesi ve İlhan Selçuk, ilk günden beri hukukun yanında oldular; spekülasyonlara kapılmayıp adaletin kazanması için, basın olarak üzerilerine düşeni yerine getirdiler. Hapishanede Cumhuriyet gazetesini okurken yeniden 12 Eylül yıllarını anımsadım. İlhan Selçuk beni ve davamı sürekli izledi, yazdı. Ona yazdığım mektupları yayınladı. Böylece Pencere köşesinde, hapishanede kanserle boğuşan Hanım Baran ve gözleri görmeyen Hediye Aksoy seslerini duyurdular. İlhan Selçuk, Hediye'nin peşini bırakmadı ve salıverilene dek olayın üzerine gitti. Hediye, cezaevinden çıkar çıkmaz, ellerinde çiçeklerle Cumhuriyet gazetesini ziyaret etti…

Bugün İlhan Selçuk'la birçok konuda farklı düşünüyoruz. Hatta bazı görüşlerimiz taban tabana zıt. Aramızdaki mesafe sanki her yıl biraz daha büyüyor. Sadece değişen ben değilim. Cumhuriyet de eski Cumhuriyet değil. Ama bu farklılıklar, eleştiriyle ve siyasal tartışma yöntemiyle dile getirilir ve bu çatışma oldukça yaratıcı sonuçlar doğurur. Ama saygı elden kaçmazsa… Son günlerde İlhan Selçuk'u ve Cumhuriyet gazetesini hedef alan saldırı, en küçük bir eleştirel nitelik taşımıyordu. Ona ve gazeteye belden aşağı vuruldu. Kime olursa olsun, hiç bir basın çalışanının prim vermemesi gereken anılar yayınlandı. İnsanın bu mide bulandırıcı suçlamalara cevap bile veresi gelmez. İlhan Selçuk cevap veriyor. Ama kaleminden akan tiksinti hissediliyor. Ben tüm bunları okurken, çocukluğumu hatırlıyorum. Bir de aklıma Nejdet Şen geliyor. Onun Hızlı Gazeteci karikatürü, benim çocuk yüreğimi boğar, İşte 12 Eylül insanı bu… derdim. O tipi sonra çok gördüm…

Gazetecilikte, siyasal çalışmalarda ortaklıklar bozulabilir, hatta insanlar karşı karşıya gelir. Ama terbiye bozuldu mu, her şey biter. Sonradan büyük çatışmalar içinde de olsan, bir zamanlar birlikte mesai yapmış olmak çok önemli bir değerdir. Bu mesai bitince, saygı kalmalıdır. Ahde vefa kayboldu mu, gemi su alır, hepimiz batarız. Arkadan hançerleme en aşağılık yöntemdir. İlhan Selçuk'u vefa ve saygı ile selâmlıyorum…

Yorumlar

Ben de tüm dünyanın pırıltı yoksunu bacılarına vekâleten Pınar hanım kızımızı tebessümle selâmlıyorum. Bugüne kadar çok sayıda haddini bilmez gördüm, ama Fransa'da sosyoloji doktorası yapmışına ilk kez tanık oluyorum. Eğer kızımızın olumlu örnek konusundaki referansı İlhan Selçuk ise, onun anti tezi olarak bendenizin adını zikrediyor olması gururumu okşar.

Haa, bu arada, şuradaki yazı 5 yıl önce hanım kızımızın değerli şahsına ithafen yazılmış idi; o vakit okumadınızsa şimdi tam zamanıdır: Yobazlığın Sosyolojisi →

Bu yazı da Pınar Hanım kızımıza ithafen yeni yazıldı: Cihangir Kolonisi'nin Azizesi →

Nejdet Şen - 3 Ağustos 2006

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

112