Patronsuz Medya

Zeytine sevdalı eski bir öykü

  Nihat Demirkol

Nihat Demirkol, Herkes Biraz Donkişot'tur, Beyaz Yayınları, Sayfa 82-87
Gönderen: Birol Üzmez


Başlarken, sadece benzer ve karşıt kavramların büyüsünden yararlanmak istemiştim; daha fazlası oldu. Yetişkin insanın, sembolleri yorumlama becerisine güvenerek yola çıkmıştık, nerelere geldik Öykü içinde öykü desem ve satır aralarında, sizi zeytinle empati yapmaya davet etsem, bana katılırmısınız

Yapraklı dalı, barışın simgesi sayıldı tarih boyunca. Sadece yaprağından nice ilâçlar üretildi. Bu soylu aileyi tanımlamak için, ona Olea Europaea-Sativa adını verdiler. Efsanelerde, bitkilerin dilinden anlayan ve ölümsüzlüğün ilâcını arayan Lokman Hekim in kaybolan reçetesi yle can buldu, tanelerinden çıkarılan yağının gizemi böylece yaşatıldı.

İnsanlık tarihine damgasını vurmuş bitkilerin başında gelen zeytin, soframıza ulaşana kadar her zevkin ve tercihin nazına oynadı. Kah iğneyle deldiler, kâh taşla ezdiler onu. Tuzlu sularda beklettiler; bazen ağırlıkların altında buruşturdular yüzünü, bazen de nice baharatların tütsülediği lezzetlerle harmanlandı. Özellikle Ege de, zeytinyağlı mutfağı denilen bir damak çeşnisi yaratıldı; bir kültüre adını verdi ehl-i keyfin şaheser dedikleri arasında.

Bütün bunlar yaşanırken, olmadan toplanan, acılığını gidermek için kısa süre kireç suyunda bırakıldıktan sonra, çoğu kez tad vermek için limon ve rezene katılan salamura da muhafaza edilen zeytinden yeşil zeytin i yaratmayı başardı meraklısı. Bu bahsettiğim, kuşkusuz yöntemlerden sadece biriydi. Yeşil zeytinin dünya görüşümüzde yarattığı farklılığa ise, pek az kimse çatalın ucundaki mütevazi bir renkten fazlasını görerek baktı. Yaşama sevincini ve pozitif düşünceyi, bir zeytin tanesinin iddiasız varlığıyla bağdaştırabilenler de hiç bir zaman çoğunlukta olmadı. Onların gönül gözü kadar can kulağı da kapalıydı. Hiç biri dinlemenin ötesine geçebilmeyi, yani duymayı da becerebilenlerden değildi.

Barmenler, günün birinde, bu sıradan yazgıyı sıradışı ve beklenmeyen e çevirdi.

Bilirsiniz, dry vermut (3/4 ölçek), dry cin (1 ½ ölçek) ve birkaç parça buzla çalkalanarak hazırlanan içkinize, usulca birer de yeşil zeytin bırakıverirler. Birer beyazı bulunmayan limon kabuğu ilâvesiyle, geleneksel-martini kokteyl iniz hazırlanmıştır. Artık size düşen elinizde tuttuğunuz kadehi önemsemektir. Çünkü kokteyl sinerjidir, berekettir, uzlaşmanın diğer adıdır. Bütün kokteyller gibi martini kokteyl de yeterince eskidir; hatta Rockefeller kadar, Churchill kadar eskidir, fakat aynı zamanda eskimeyen bir geleneği temsil eder: Uzlaşma yoksa lezzet de yoktur. Kokteyl, farklılık ve benzerlerin yönetimidir; biraz da takım oyunudur. Takıma barmen, hatta kadeh bile dahildir.

Neden tek zeytin Bu sorunun cevabı, her bir tanenin kendi doğası içinde benzersiz ve tek olması mucizesinde yatar. Dışarıdan baktığınızda, aynı görünen benzerler arasında bazıları vardır ki, aslında yaşarken fark yaratmaya adanmış bir varlığın temsilcileridir. Bu kokteyl de yeşil zeytin, belki bir ayrıntıdır. Ama öyle bir ayrıntıdır ki, mükemmeli yaratan temel ve basit bileşenlerden biridir. Öyle ki, yeşil zeytin olmadan geleneksel Dry Martini Kokteyl tamamlanmış olmaz.

Öykü burada da bitmiyor. Fark yaratmak iddiası taşıyan ve ben marka yım diye kafa tutabilen bir yeşil zeytin, kulağıma son isteğini fısıldayıverdi geçen akşam: son dakikalarımı bir martini kadehinde geçirmek istiyorum. Bu ince zevkin asil beklentisi ne kulaklarımı tıkıyamazdım. Çünkü, yeşil zeytinin son isteğinde hayal gücü vardı. Fark yaratma isteği vardı. Paylaşıma bir davet vardı. Son isteğinde, gözlem vardı; eylem vardı. Yaratıcılık vardı; sinerji arayışı ve nihayet estetik kaygı vardı!

Konuyu, aklımca, ne yaşarken, ne de ölürken, bir zeytin tanesi kadar olamayan bazı dostlara ithaf olunur diyerek noktaladığımı sanıyordum ki, yeşil zeytinin hikâyesini okuyanlar birbiri ardınca telefon açarak, siyah zeytinin hakkını mutlaka arayacağız diye sitem etmeye başladılar. Haşlanmış yumurtanın özenle kesilmiş dilimleriyle bezenmiş fasulye piyazının yüzüne nasıl bakacağımı sordular; Üstünde siyah zeytin olmadan sofraya gelir mi Kabilinden çıkıştılar. Yaradılıştan bu yana, bir çift güzel gözü tarif etmek için yazılanları nasıl unutursun dediler. Adına şarkılar yazılan nice sevgilinin ahını aldın diyenler oldu. Ben de Ender Marka zeytin ezmesinin etiketini, üzerindeki anneyi ve çocukları hatırladım ister istemez.

Nihayet, dostlarıma dedim ki, siyah zeytinin nimet olduğunu hatırlamak için mutlaka birisinin bir haksızlık yapması mı gerekiyordu Sonunda, bir şeyi kaybetme tehlikesi belirmeden, hiç bir şeyin farkına varmamaya kararlı olduğumuzu itiraf ettik birbirimize. Bu kararlılığımız, duyarsızlığımıza sahip çıkmak gibi bir şeydi adeta. İşte, sıradanlığın püf noktası da bu kolay teslim oluşun arkasına saklanıyordu her zaman.

Doğu kültürlerinde, susmak hata yapmamak içindir diye özümsenen tevekkül, zaman zaman yerini değiştirilemez bir yazgının karabasanlarına bırakıveriyordu. Yoksa, çukurca bir kasenin içinde parıldayan siyah zeytinin, üzerine fiskelenmiş kekik ve pul biberiyle olan sevdasını kim inkâr edebilir ki.

Bestakarın Beni ateşlere salan o kapkara siyah gözler. dediğine, kaleminden damlayan zeytin taneleri ile cevap veren edebiyatçılar, renkleri birbirine düşürmekle, hatta kıskandırmakla iyi mi etmişlerdir acaba En yoksul sofraların bile misafiri olan siyah zeytini ve onun bir somun ekmekle hatırlanan kutsal beraberliği ni, adeta sofraların bereketi saymak sadece rastlantı mıdır Yabani olanı delice zeytin diye anarken, nice dostlarımızı da, bu delice tabiatlarıyla bağrımıza basıyoruz.

Bugün, ailenin bir araya toplandğı kâh valtı sofralarını, eskiyen her şeyle birlikte her mevsim biraz daha fazla özlerken, bir taze günaydın, bir çıtırdayan simit ve ince belli bardaktaki demli çayın sohbetini de, mutlaka siyah zeytini yadederek selâmlıyoruz.

Yağlı beyaz peynirin damaktaki tadını, limonun hayat veren serinliğini ve kokusunu unutmadan elbette.

Kendimi affettirip affettiremediğimi, belki bir daha ve açıkça konuşma fırsatı bulamadık ama, dün e kıyasla pek çok kişinin, zeytinin dünya görüşümüzde kıvılcımlandırdığı renk münakaşasına, sadece çatalın ucundaki mütevazi bir lezzetten fazlasını görerek baktığını hissedebiliyorum. Aslında, iki yazı arasında değişmeyen tek şey, yaşama sevinci ni ıskalamamak için, herkesi daha derin düşünmeye davet etmek samimiyetiydi.

Artık, zeytin hakkında konuşmaktan, yazmaktan daha büyük bir keyif alıyorum. Çünkü o bu ilgiyi hakediyor; çünkü o bir efsane. Kışın yapraklarını dökmeyen zeytin ağacı, çok uzun ömürlü olması, yok edilmesi olanaksız yaşam gücü ve güzel parlaklığa sahip sert odunu sayesinde, zamanında halkın ve epik destanın da dikkatini çekmişti. Odeysseus'un yatağını, yabani bir zeytin ağacının toprağa kenetlenmiş köksapı üzerine kurması rastlantı değildi. Bu, evliliğin de mülkün de sağlam olması ve güvence altına alınması anlamına geliyordu.

Zeytin barışçıdır demiştik; gerçekten, eski Yunan'da savaşçı muzaffer kumandanlar başlarına defne yaprağından yapılmış taçlar takarken, savaşta yer almamış olanların, zeytin dalından yapılmış taçları tercih ettiği biliniyor. Bugün bile, zeytin dalı uzatmak deyimini sıkça kullanıyoruz. Nuh tufanının bitişini sembolize eden figürlerden bir tanesi de güvercinin ağzındaki zeytin dalıdır; zeytin yaşamın ta kendisidir; ümittir, başlangıçtır.

Yazının sonlarına gelmemize rağmen, yine de zeytinin ayrıcalığını yeterince önemsemeyebirsiniz. Sizin veya benim nasıl düşündüğüm, aslında çok önemli değildir. Ne ve nasıl düşündüğümüz önemlidir. BUDA, daha da ileri gitmiş; Biz ne düşünüyorsak O yuz. Biz her neysek düşüncelerimizden doğar. Biz dünyamızı düşüncelerimizle yaparız. diyor. O halde, ne kadar gelenekçi olduğumuz, ne kadar değişimden yana düşündüğümüz, asıl belirleyicidir. Gelenekselin her zaman yanlış olduğunu söylemek, zor ve hayli abartılıdır. Yanlış olan gelenekseli sorgulamamaktır. Zeytin mucizedir; bu meyvenin düşünmeden, farkında olmadan attığınız çekirdeği bile aslında bir yaşamdır.

Tıpkı insan gibi. Çünkü insan da mucizedir.

Yorumlar

Lütfen daha çok öykü ve hikaye yazınız biz öğrenciler için çok yararlı oluyor size bunu yazdığınız için teşekkür ederim ve sağolun sizi kutluyorum.

Güler - 1 Nisan 2008 (16:40)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

88