Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Yazmak ya da yazmamak! İşte bütün mesele!

William & Eddie - 21. yüzyıl


Şey, merhaba necdet abi, beni hatırlar mısınız bilemiyorum... Willy ben... William yani... Bir ara size bi yazı yazmıştımdı da "pabliş eder misiniz?" diye sormuştumdu... Hatta siz o yazıya entır sayfanızdan daimî link bile vermiştinizdi... Britanya adasından William... Hane size Othello diye bi piyesimi de yollamıştımdı hatırlarsanız... Canım, hane siz de bana bazı gramatikıl diteylz felan öğreten bi cevab maili repli etmiştiniz ya... Neyse, işte ben o William'ım...

Hane size gönderdiğim bazı yazıları okumuş, pek beğenmemiş, nerede yannış yaptığım konusunda kibarca yanıtlamıştınız, eksik olmayınız...

Ama ben yine de setisfay olabilmiş değilim... Neden derseniz, ehm, bizim çevrede Derkenar çok okunan, prestijli bir onlayn web megızindir... Bazı arkadaşlarım Derkenar'da yazıları çıktı diye kasım kasım kasılıyorlar... Dahası, kızlar da en çok onlara (pas) veriyor...

Sizden bir okurunuz ve hayranınız olarak, yüzüklerin kardeşliği adına çok istirham ediyorum necdet abi, lütven benim yazılarımı da pabliş ediniz, şu genç ömrümde benim de kendimi intellekçuvıl gibi hissetmeye ihtiyacım olduğunu hesaba katınız... Hem bak, annem de ordan diyo ki "şu çocuğun adresini sor, ona romlu paskalya keyk" gönderelim diyo...

Sahi abi, sen hanki semtte oturuyodun??? Manita durumları ne alemde???

Saygılar abi, bahtınızın rüzgârı soft bir meltem gibi ruhunuzun ücra köşelerini yalasın, şen kalın, kader çarkınız bulutsuz havalara, yükselen burcunuz su grubuna meyletsin... Tanrı sizi korusun, kem gözlerden saklasın, kader hep gülsün size, mutluluk gölgeniz olsun...

Al nayt long sevişin abiciim lokum gibi kızlarla...

Not: Yalnız, lütven bu mektubu siteye koymayınız abi, işyerindeki arkadaşlar da Derkenar okuyor... Mesai saatinde internete takıldığımız çakılmasın...

William Shake Speare, Britanya (Kuzey Avrupa) 31 Ekim 2003 Friday

ICQ: 10128345 * email: tumturack.boy@ofelya.org

* * *

Editörün yanıtı:

Sevgili William, bak, gene en kıl olduğum şeyi yapmışsın. Bir önceki yazıda da demiştim, her cümlenin sonunu üç noktayla (...) bitirme, bu bir amatörlük, beceriksizlik göstergesidir diye, unuttun mu?

Türkçe karşılığı olan İngilizce kelimelerle dolu yazılardan da hiç hazzetmediğimi de söylemiştim. Sen beni nerenle dinliyorsun?

İlk önce şunu açıklamak isterim; hiç bir okur mektubunu göndericisine sormadan öyle cart diye yayına koymuyorum. Haberleşme özgürlüğüne (ve mahremiyete) saygım var. Yalnızca belden aşağı vurmaya, ısırmaya çalışan birkaç salatalık bu kuralın dışında kalıyor; ki, onlara da "usulüne uygun" davranmayı gölgelerin gücü adına, vazife belliyorum.

Öhöm, neyse... Yazılarını Derkenar okurlarıyla paylaşmayı ben de isterim. Ama sırf senin paşa gönlün olsun diye de tatsız tuzsuz bir yazıyı yayınlayamam. Nedir o öyle, yok kendini kale burçlarından atmalar, aşk yüzünden intihar etmeler, delirmeler, cinnet geçirmeler?

Dünyada güzel şeyler de oluyor William, göremiyorsan yazık sana ve okurlarına. Ben bunları zinhar yayınlamam. Çocuğum olsaydı ona senin yazılarını okutmazdım.

İstersen baştan anlatayım.

Derkenar'ı herhangi bir parasal kazanç kaygısı gütmeden, hoşluk olsun diye, hiç değilse üç beş insan güne şen ve iyimser başlasın diye, bende olanı karşılık beklemeden paylaşayım diye yapıyorum. Bir teşekkür yeter de artar. Etmeyenler de sağolsun. Okudukları için ben onlara teşekkür ederim.

(Zaten parasal amaçlar gütsem de pek yararı olmaz; çünkü devir pazarlama ve cukkalama devri; bir siteye banner ya da sponsor bulmak demek, koltuğunun altında yalan dolu dosyalarla şirketlerin kapılarını aşındırmakla, aslında öyle olmadığı halde "benim sitemi her gün doksan dokuz trilyon kişi tıklıyor, şu kadar peyc viyuvum var" falan diye palavralar sıkmakla mümkün. Günde yetmiş bin kişi tarafından ziyaret edildiğini iddia eden (ama her nasılsa daha ana sayfası bile açılmayan, açılsa da yazıların altında "70 kişi okudu" falan gibi hileyi ele veren sayaçlar olan) bir sitenin yanında Derkenar'ın mütevazı tekil vuruşu anlamsız kalır. Bu siteyi yapıp eden hakir gibi bir toplum kaçkını, banner sponsor vesaire adına bu tarz şebeklikler yapabilir mi sence?)

Neyse, bu konu özel konu, doğrudan önerilere geçelim istersen.

1. NOKTALAMA:

a) Her cümle büyük harf ile başlar, nokta ile biter. Soru cümlelerinin sonunda soru işareti (?), açıklama cümlelerinin sonunda iki nokta (:), heyecan cümlelerinin sonunda da ünlem (!) bulunur. (bu kural bir tek ahmet büke ile charles bukowski'yi bağlamaz; onlar da kendilerini kanıtlamış yazarlar olduklarına göre, ne isterlerse onu yaparlar; sen henüz o aşamaya gelmedin.)

b) Her cümlenin sonuna (noktalama işaretinden sonra) bir vuruşluk boşluk bırakılır. Sen bu boşluğu bazen noktadan önce bırakıyorsun; oysa bu kural ilkokul ikiden üçe geçebilmiş olan herkesin bilmesi gereken bir kural, ihmale gelmez.

c) Tırnak (") ile kelime arasında boşluk bırakılmaz. Yani, tırnaktan hemen sonra kelime başlar ve kelime biter bitmez tırnak konur, sonra boşluk olur. Yani "şöyle" olur," böyle "olmaz.

d) "De" ve "da" eki ile "ki" bağlacını yanlış yerlerde ayırıp yanlış yerlerde bitiştirenlerden olmamalısın. Eğer öyleyse ve bunu öğrenemiyorsan, yazarlık gibi nafile heveslerle vakit harcamanı önermem.

e) Sanırım sen bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyordun, ama muhasebe diliyle Derkenar dili aynı şey değil. "Olmuştur, yapmaktadırlardır, düşünmekteyimdir, vardırlar, onlardır" türünden rapor cümleleriyle yazılmış sıkıcı bir yazının orasına burasına ;) benzeri işaretler koyarak onu okunur kılamazsın.

2. NASIL GÖNDEREYİM?

Yazını lütfen bir önceki yazışmada da belirttiğim gibi, sitedeki Yazar Formu'nu kullanarak gönder. En kestirme (ve uygun) yol bu. Eğer e posta ile göndereceksen de iletiye lütfen kilobaytı yüksek grafikler ve dosyalar ekleme. Öyle mektupları bilgisayarıma indirmeden daha sunucudayken siliyorum.

3. BU İŞİN GÖZÜMDEN KAÇAN BİR RACONU VAR MI?

Haa, bak bu önemli. Kırılmayacağını umarak söylemek zorundayım: Sakın, ama sakın, bana tırnaklı e postalar gönderme ve asla forward etme #. Kendin beğenmiş olsan da ordan oraya gönderilen o tür şeyleri bana gönderme (aslında hiç kimseye gönderme). Böyle elektronik postalar gelen adresleri bloke ediyorum ve ondan sonra gönderdikleri hiç bir mektup bana ulaşmıyor. Yani, demek istiyorum ki, dostluğumuzun hatırına "elektronik haberleşme ve nezaket" konusunu biraz ciddiye almalısın.

Bir de mektuplarının Konu (Subject) kısmına ya da yazılarına başlık koyarsan senin zarif biri olduğunu düşünmem için fazladan bir sebebim daha olur.

4. YAYINLANABİLİRLİK ÖLÇÜTÜ VAR MIDIR, VARSA NEDİR?

Derkenar'ın kendine göre bir "yayınlanabilirlik" alt sınırı var tabii. O sınırın altındaki bir yazıyı "eşimin dostumun gönlü olsun" diye sayfalara almam mümkün değil. İsterim ki, her Derkenar okuru "bu yazı Derkenar'da yayınlandıysa mutlaka iyidir" diye düşünsün ve her yazıyı kafadan okusun. Yani ancak kefil olabileceğim yazıları yayınlamak durumundayım.

Telif bile ödeyemeyen ve bir avuç insanın okuduğu bir site için bunlar bayağı katı kurallar değil mi?

Ah William, sen bir de kendime uyguladığım kuralları bilsen... Kendim için koyduğum sorumluluk çıtasının yüksekliğini... Tavizsizliğimi... Sabaha karşı yataktan fırlayıp, "galiba falan yazının şurasında bir yanlış yaptım" diye bilgisayarı açıp, tekrar okuyup düzeltip, internete bağlanıp, doksan yere şifre girip, o tek harfi düzeltip, "hah, şimdi oldu" diyerek mutluluk içinde yatağıma döndüğümü bilsen... Belki de bana "kaçık" derdin. Ama vaziyet aynen böyle.

Bana sorarsan, kaçık falan değilim tabii ki. Bir tek kişinin okuduğunu bile bilseydim gene de bu titizliği gösterirdim. Buradaki ince ayrıntıyı anlayamayan da, ne yapayım, anlamasın.

Yukarıdaki soruyu bana kalırsa şu şekilde sormalı insan:

Hepi topu günlük 1000, bilemedin 1500 tekil vuruşu olan bir web sitesine bu kadar özen gösterilirken, günlük satışı yüzbinlerle ölçülen gazetelerin o kadar yalap şap ve sorumsuzca yapılması ne anlama geliyor?

Mektubuma son verirken...

Yanaklarından öperim sevgili William. Valideye de hörmetler. Lütfen söyle ona, taa Britanya'dan buralara çörek falan göndermesin. Yolda bayatlar, romu falan akar, paketi berbat eder. Sağolsun, yemiş kadar oldum. Hem, bizim buralarda hangi pastaneye girsen var onlardan. Sen yeter ki paradan haber ver.

Kal sağlıcakla Williamcığım. Şen ve şakrak geçsin hayatın. Gökyüzü şemsiyen, yapraklar konfetin, Mari Antuanet baldızın olsun.

Sir Eddie Teur (Publisher of Derkenar web magazine)

* * *

 

Yorumlar

Bu sayfayı yeni gördüm. Ben sesimi duyurmak istiyorum.

Hayat güzel ama insanlar bunun değerini bilmiyor ve ben bunları gördükçe üzülüyorum. Benim de yazılarım var ama ondan önce söylemek istediğim başka şeyler var. En başında, çok aç, fakir insan var. Hayatında yeni birşeyler giymemiş kimbilir kaç çocuk var. Ama insanlar bir gece için onların yüzlerce kıyafet alacağı bu paraya bi kıyafet alıyorlar. Kimileri köpeğine alıyor çok değerli kıyafetleri, buna üzülüyorum. Bi defa da deseler ki şu çocukları sevindirelim. Keşke elimde imkanlar olsa. Onlar için yüreğimi ortaya koyardım. Ben Adana'nın Karataş ilçesindeyim. Umarım bu yazdıklarımı alırsınız. Hep bakacağım cevap verip vermediğinize. Lütfen okuyun. Teşekür ederim. Yazılarımı da yazarım size. Belki beğenirsiniz.

Melek Fesli - 15 Mayıs 2007

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Muska

Ali Türkan

ölen kardeşinin adını verdi oğluna. Yıllar sonra, bilmem kaçıncı kez taşındığım evlerden birine yerleşmeye çalışırken, bir kartonun içinde, boynundan fırlayıp önüme düşen o muskayı gördüm. Aradan o kadar zaman geçmişti ki, hiç düşünmemiştim kopuğu. O gün ağabeyinin sopa darbelerinden koruyamamıştı onu bu muska. Merak edip açtım. Çizgili bir dosya kâğıdını özenle katlamış, muska bezinin içine koymuştu. Kendi el yazısıyla "fasulyeden nağmeler" yazıyordu kâğıtta yalnızca. Hepsi bu! Yalnızdım. Yağmur yağıyordu. Şıp! Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°