Necdet Şen - Star, 15 Temmuz 2008
Gazete dediğimiz şeyi temel bileşenlerine indirgemek mümkün olsaydı, kısaca "kültürel bir marka" diyebilirdim.
O markanın içini dolduranların kimler olduğu ise malûm: Gazetede çalışan fikir işçileri.
Çalıştığı yayın organının yöneticisinden ya da sahibinden "patronum" diye söz eden yazarlara hiç değer vermem. Kalemini kiraya vermiş bir taşeron gibi görürüm onu.
Tamam, fikir emekçisi gazetelerde, üniversitelerde falan çalışarak kazanır ekmeğini. Ürettiği şey akıl fikir olsa da nihayetinde ücretli bir ecirdir.
Ama yine de onun patronu olamaz.
Olmaması gerekir.
Yok eğer varsa da o patron "sağduyu"dur.
Gerçek bir düşünce emekçisi, öncelikle sağduyusuna hesap verir. Onu kaybetmemeye diri tutmaya çalışır.
Düşünen ve düşündüklerini açıklayan kişinin her türlü aidiyet duygusuna ve çıkar ilişkisine karşı titiz bir mesafede durmak gibi bir ödevi vardır zaten. Bu ödev savsaklanamaz.
Ayın ortasını zor getiren yoksul kalabalıklarla alay eder gibi ballandıra ballandıra lüks otellerde orda burda nasıl para harcadığını, zengin sofralarında yaladığı kemiklerin nefasetini anlatan yazarlara ibretle bakıyor ve kendime "sen sakın bunlar gibi olma" diyorum.
Hele patronunun iş ilişkileri nam-ı hesabına kelle avcılığı yapanlar için buraya yazılabilecek kibar bir cümle bulamıyorum.
Ne yazık ki ortalama okur en çok bu tarz kelle avcılarını beğeniyor.
Ve galiba patronsuz bir yazar olabilmenin yolu bu çelişkiye direnmek ve kuytulardan cilvelenen şeytana yüz vermemekten geçiyor.
Bir kez daha kurak bir yaz yaşıyor İstanbul şehri. Ve tabii herkes kendi meşrebine göre yorumluyor bu susuzluğu.
Bahçe sulamaya karşı çıkıp da sevgili arabacığını bahçe hortumuyla foşur foşur kırklayanından tut, her temizlik gününde banyonun küvetini tekrar tekrar doldurup bir hafta önce de yıkattığı tüm paspas ve kilimleri bir daha yıkatan ev kadınlarına kadar, herkesin öncelik sıralaması farklı.
"Su tasarrufu" denince çoğunluğun aklına "başkalarının kullandığı su" geliyor. Kendi yaptığımızın adıysa "temizlik".
O "temizlik" nehir ve gölleri kurutuyor ve kalan çok az suyu da köpür köpür köpürtüyormuş, kimin umurunda?
Yıllar önce karikatürist Tan Oral hepimizi güldüren bir espri atmıştı ortaya "Su Tozu" diye.
Bu su tozunu suya atıp karıştırıyordun, su oluyordu. O geldi şimdi aklıma.
Acaba bu fikirden hareketle, bakkallarda "temizlik günü suyu", "araba yıkama suyu", "imamın abdest suyu" gibi yapay sular satılsa ve "şu kadar alana bu kadar da alışveriş puanı" gibi kampanyalarla tanıtılsa, susuzluğa çare olur mu?
Ya da bir "su zabıtası" kurulsa meselâ ve her temizlik krizinde barajlarda su bırakmayan takıntılı ev kadınlarının ensesinde bitse?
Midesine kelepçe takılan obezler gibi, bu tarz su canavarlarının da kulak tozuna musluğu her açışında "sakin ol, dellenme, ev zaten temiz" diye fısıldayan mikroçipler yerleştirilse?
Biliyorum, mikroçipi de dinlemezler. Hem yerleri cifler hem de lâf yetiştirirler:
"Yok bacım, görmüyor musun, evi bok götürüyor!"
Ama valla ben yine de "su zabıtası" fikrimde ısrar ediyorum.
Gazetelerin üçüncü sayfalarında "her temizlik gününde tanker tanker su + kova kova deterjan tüketen Necla Hanım temizlik masası dedektiflerince gözaltına alındı" biçiminde haberler göreceğimiz günleri hasretle bekliyorum.
Eskiden her gazetede bir tashih (düzeltme) servisi olurdu.
Bu servislerin çalışanları çoğunlukla edebiyat fakültesi mezunu ya da yazar şair taifesi arasından seçilirdi.
Görevleri, gazeteye girecek olan haber, yorum ve diğer yazılı malzemeyi basılmadan önce okuyup, varsa yazım (imlâ) ve sözdizimi (sentaks) hatalarını düzeltmekti.
Görüntüye bakılırsa, artık gazetelerde böyle servisler ya hiç bulunmuyor ya da yazı işlerinde (herhalde merdiven altında falan oturtulan) bir iki "önemsiz" kişi tarafından geçiştiriliyor.
Ne mi oluyor o zaman?
Sakalet.
Gazetelerin sayfaları yazım hatasından geçilmiyor.
Hadi yazarların köşeleri neyse, onlar kendi yazılarını tekrar (belki bu hakir gibi 999 kez) okuyup hata varsa düzeltmeye çalışıyorlar.
Ama haber sayfaları tam bir özensizlik örneği.
Bazen başlıklara ya da alt başlıklara bile yansıyor bu sallapati tavır. Sayfalar hatadan geçilmiyor. Bazı haberlerde temel mantık kurallarının bile ihmal edildiğini görüyorum.
Basınımız bu tashih -ve editörlük- konusunu biraz daha ciddiye alsa iyi olacak.
Tamam, şimdi artık "slm, mrb, hsktr" falan yazan ve Türkçe'nin bikrinin izale edilmesinden pek fazla rahatsız olmayan bir MSN kuşağı türedi. Ama öte yandan okuduğu her şeyi elinde olmaksızın yazım yanlışlarını düzelterek okuyan bencileyin titiz okurlar da var.
Bu durum, şarap meraklısına tortulu şarap içirmeye benziyor.
Ben şahsen böyle haberleri okurken ruhen yoruluyorum. Ve bu özensiz sunuma müstehak olmadığımızı düşünüyorum.
Necdet Şen
Yalağuz
Ali Türkan
Hatta yalnız da değil, kimsesiz. En çok böyle anlarımda eskilerde kalmış, ya da bu dünyadan göçüp gitmiş bir dostu, sevdiğim bir kadını veya saçlarımı okşayan bir eli, uzaklarda oldukları için hep bir şeylerin eksik olduğu "yeni" dostlarımı özlüyorum. Devam
Harcanmış çocukluk öyküleri
Necdet Şen
Muhtemelen Seda yarın öbür gün, çocukluk günlerinde içinde biriktirdiği zehirli atıklarla boğuşup duran mutsuz bir kadın olacak. Belki o da anne olacak, belki hiç cesaret edemeyecek. Devam
Necdet Şen - Yakup Kadri, bilindiği gibi, aynı zamanda Kadro hareketinin de öncülerinden.... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!
Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Hiç kuşkusuz, birçok Beyaz Adam bu "ıslak, fırtınalı yolda" ne için savaştıklarını merak etmişti sık sık; pek çoğu da derilerinin renginin kendilerine üstün bir varlıksal statü ile meskun dünyanın büyük kısmı üzerinde büyük bir güç sağlamasına şaşmıştı kuşkusuz. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Dört anlaşmayı yaşama geçirdiğinizde cehennemde yaşamanız olanaksızdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
İnsan neden nefret eder?
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »