Necdettin Efendi - 28 Nisan 2011
Özel yazışmaları yazarının iznini almadan yayınlama huyum yoktur. Hem zaten böyle bir davranışı etik açıdan da doğru bulmam.
Değil mi William?
Fakat internet dediğin dipsiz bir kuyu. Sıradan bir e posta bile kimbilir kaç tane düğümden, kablodan, santralden geçiyor, kaç noktadan kaç sunucuya havale ediliyor. Oradan tahtaboşa… Bir tanesinde bile "over bandwidth" ya da "server down" (yani bir çeşit geçici çökme) durumu yaşansa, yoldaki veriler bir anda buharlaşabiliyor. Ondan sonra sen sağ ben selâmet.
Gönderilen bir sürü şeyin bu ve benzeri nedenlerle boşlukta yok olup gittiğini bilirim.
Demem o ki, bazen e posta yoluyla yapılan haberleşme bir tür sağırlar diyaloğuna dönüşebiliyor. Özellikle de adresine ulaşmayan ya da ulaşıp ulaşmadığından emin olunamayan yazışmalar yüzünden.
Hepimiz insanız, cevap alınamayan mailler insanı ister istemez kaygılara, vesveselere sevkediyor. Önemsenmediğini, karşındaki kişinin sana umduğun kadar kıymet vermediğini falan düşünüyor, buruluyorsun.
Ya da eğer muhatabın senden de hassas ve "değersiz bulunduğunu" düşünmeye yatkın biriyse, adresine ulaşamayan her e posta, omuzlarına fazladan yük bindiriyor. Yapmadığın kabahatler için tekrar tekrar gönül almaya çalışıyorsun. Ve bu müzminleşmiş gönül alma durumu, bir noktadan sonra bünyeyi yoruyor.
Aşağıda -site editörü olmak hasebiyle sık sık yaşadığım- bu tür bir yazışmadan örnekler sunuyorum. Bu yazışmalar, içerik olarak tamamen gerçek. Sadece yazıştığım kişiye karşı nezaketsizlik olmasın diye ismi değiştirdim; bizim her derde deva William burada da imdadıma yetişti.
William'la yazışmalar!
Değerli Hocam Necdettin Efendi,
Bu (son) yazımda iki korkunç anlatım bozukluğu farkettim.
Ne yapmamı tavsiye edersiniz; düzelteyim mi, bırakalım dağınık mı kalsın?
Selam ve sevgiyle…William Shakespeare [ william@windowslive.com ] 20 Nisan 2011 Çarşamba
* * *
Merhaba William, Yanlışları ve doğrusunun nasıl olacağını belirtin, düzelteyim.
Sevgiler.
Necdettin Efendi [ budutor@derkenar.com ] 20 Nisan 2011 Çarşamba
* * *
Merhaba Necdettin Efendi,
Üç gün evvel size bir şey sormuştum, halen bir cevap gelir diye bekliyorum.
Yazımdaki iki anlatım bozukluğunu düzeltme isteğimin çaresi olup olmadığı ile ilgiliydi.
Teşekkürler, selâm ve sevgiler.William Shakespeare [ william@windowslive.com ] 22 Nisan 2011 Cuma
* * *
Değerli William, sorunuzu yanıtlamıştım. Tekrar yanıtlayayım. Hatalı yeri bana bildirirseniz düzeltebilirim.
İnternet böyle bir yer. Mailler buharlaşıyor.
Bu tür yanıtlanmama durumu olursa, önerim, bir de yorum formuna yazın mailinizin içeriğini, oradan okur, meseleyi öğrenirim.
Sevgiyle.
Necdettin Efendi [ budutor@derkenar.com ] 22 Nisan 2011 Cuma
Not: Altta size ulaşmayan mailin kopyası var:
"Merhaba William, Yanlışları ve nasıl olacağını belirtin, düzelteyim.
Sevgiler."* * *
Merhaba Necdettin Efendi,
Yeni yazım hazır lâkin şimdi yayınlamak çok erken olur sanıyorum.
Sık sık okuyucunun huzuruna çıkmanın yazarı sevimsizleştireceğini düşünüyorum, siz ne dersiniz bir süre daha beklemeli miyim?Not: Geçen seferki yersiz ısrarım için özür dilerim. Dersimi aldığıma inanıyorum.
Sevgiler.William Shakespeare [ william@windowslive.com ] 27 Nisan 2011 Çarşamba
* * *
Değerli William, daha önceki iki mailinize de cevap yazdım. Sizden herhangi bir cevap gelmeyince yazınızı tekrar okuyup kendimce düzeltmeler yaptım.
Anlaşılıyor ki cevabî maillerim size ulaşamıyor. Bu seferki ulaşacak mı onu da bilemiyorum. Sorun mail adresinizden kaynaklanıyor olabilir. Mümkünse kendinize bir @gmail adresi edinmenizi öneririm. Böylece ulaşamayan mailler yüzünden yersiz kuruntulara kapılmaktan kurtulursunuz.
(Farkında mısınız bilmiyorum ama her üç yazışmamızdan biri, beni sıktığınız yolundaki kuruntularınız ve benim bunların yersiz olduğu konusundaki açıklamalarımdan oluşuyor.)
Not: Bu cevabî mailime de cevap alamazsam, yine ulaşamadığına kanaat getireceğim. O zaman yukarıdaki maili siteye yazı olarak eklemekten başka çarem kalmıyor.
Sevgiyle.
Necdettin Efendi [ budutor@derkenar.com ] 27 Nisan 2011 Çarşamba
Durum bu merkezde sevgili Williamcığım. Eğer yukarıdaki yazışma örneği münferit bir hadise olsaydı, gene de böyle -sitede yayınlamak gibi- bir yola başvurmazdım. Fakat en başta sen olmak üzere, Derkenar vasıtasıyla tanıdığım dostlarım her ne kadar çok zarif ve halden anlayan insanlar ise de, bendeki bu "aman kimseyi kırmayayım, incitmeyeyim, tadını kaçırmayayım" titizliği ve seninki gibi endişeleri tek tek gidermek için harcadığım enerji, bu yaşlı kemiklerime zaman zaman ağır gelebiliyor.
Her sorana tek tek -ve defaaten- aynı açıklamaları yapmaktan gocunmuyorum. Ama şu hakir nefsimdeki dipten gelen dalgayı da ne kadar farketmiyormuş gibi yapsam bile, usul usul biriken bıkkınlık ve "şu kısa hayatım hassas ruhlara akide şekeri dağıtarak mı geçecek" sorusu zaman zaman içimi daraltabiliyor.
Çünkü sevgili William, ayıptır söylemesi, malûm mıntıka artık lâhana yaprağından da hallice ve ben -sahiden de- onca emekten sonra, fırt diye küsüp zırt diye kaybolan, hırt diye paylayan ve kırt diye kestirip atan, yorum alanlarına takma adlarla küfür-hakaret yazan, o hınçla başıma çoraplar örmeye kalkışan türlü çeşitli dostlar ahbaplar tanıdım.
Bu can ciğer kuzu sarması durumlardan ağzımın yeterince yandığına kanaat getirince de, şehir hayatını terkedip Tibet'te bir manastıra sığındım. Biliyorsun.
O nedenle, bu kez son kez olduğunu umarak, meramımı bir daha -ortaya karışık- anlatmayı deneyeceğim.
Sevgili William, sen tabii ki Derkenar'ın en mümtaz ve en pırlanta ayarında yazarısın.
Bense, bilmem kaç yaşımdan sonra tacı tahtı şanı şöhreti meraklısına bırakıp köşesine çekilen ve kendini internette güzel site yapmak gibi gayrı-fizibıl bir işe adayan kişi. Bunun için yaklaşık 20.000 (yazıyla, yirmi bin) saatimi html, asp, css, js falan öğrenerek ve başka hiç bir web sitesinde olmayan hokkabazlıklar icat ederek geçirdim.
Bkz: Yorum yazarken sevabına imla dersi veren javascript…
Bkz: İçine yazıldıkça kendiliğinden genişleyen, kolayca okunabilsin diye puntosu büyüyen form alanı…
Bkz: Göz yormayan, ruh okşayan, istismar etmeyen, taciz etmeyen, sıfır reklamlı sayfalar…
Bkz: Hatasız XHTML ve CSS standardı (ki, "benim" diyen buyursun becersin)…
Bkz: Hemen hemen hiç kimsenin zahmet edip kullanmadığı Tavsiye scripti (şu aşağıdaki çay bardağı var ya, orası)…
Ve daha bir sürü şey…
Hepsi bedava. Hepsi "tıklar/bakar/gider" kardeşlerim için. Ben bunları yapmaktan zevk alıyorum. Hiç para-pul kazandırmıyor olsa da. Dile kolay, tam 11 senedir yapıyorum ve hâlâ doyamadım.
Fakat, şu internet hayatıma başladıktan sonra neredeyse sonsuz döngü (endless loop) halinde tekrarlanarak başımdan geçen ve henüz bir kod falan yazarak halledemediğim kronik bir sorunum (sisifos lâneti) var ki, Allah muhafaza!
O sorun şu: Bu siteyi -ya da beni- abartılı bir sevgiyle severek benimseyen, adeta gündelik hayatının merkezine koyan ve fakat cevapsız kalan her e postasından -ya da yorumundan- sonra süngüsü düşen, içinde bir şeyler kopan, bir biçimde bunu bana da yansıtarak kendi fırtınasıyla benim çatımdaki kiremitleri de uçuran dostlarım…
Huyum kurusun, empati duygum oldum olası şirazesinden çıkık durumdadır. Hani birisi üsküdarda kazımın türküsünü söylese, ben burada efkârlanırım.
İşte bu bulmacayı çözemiyorum sevgili William. Apıştım kaldım. Sen söyle, ne yapayım?
Acaba, rica etsem, ben bu meselenin üstesinden gelecek bir kod yazıp siteye ekleyene kadar, sen elinden geldiği kadarıyla, biraz daha rahat, daha relax, daha işinde gücünde biri olmaya çalışabilir miydin?
Cevapsız kalan her e postadan sonra sana okkalı bir hayat dersi vermek adına suskunluğa gömüldüğümü zannetmek yerine, başka konulara, meselâ çiçeğe böceğe falan odaklansan, maç seyretsen, örgü örsen, bahçe çapalasan, kapı menteşelerini yağlasan, hulâsa, dikkatini başka mevzulara teksif etsen, işte o zaman bana öyle büyük bir iyilik yapmış olursun ki, sahiden minnettar kalırım. Bana olan sevgini en güzel böyle ifade edebilirsin.
Konu budur. Yazı bitti.
Necdettin Efendi [ budutor@derkenar.com ] 27 Nisan 2011 Çarşamba
Sevgili Büdütör, açıkça söylemek gerekirse fırça yememek için yorum yazmaktan çekinmiştim. Yorum yazmayınca da aynı şeyle karşılaşıyorum. Heç olmazsa bir yorum ve eleştirimi belirteyim.
Günümüz dünyası ve Türkiyesi'nde gündem çok hızlı gelişiyor ve değişiyor. Sizin de bu hızlı gündemin tümüne yorum ve düşüncelerinizi yazmanızı istemek haksızlık olur. Lâkin gündeme dair yazılarınızı ve yorumlarınızı daha kısa aralıklarla bekliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
Eyüp Umur - 28 Nisan 2011 (23:04)
Güzelliğin görünür tarafıyla ilgilendiğimiz için arka plan hep gözardı ediliyor. Bu da normal aslında. Etrafımız ne olduğunu, nasıl çalıştığını anlamadığımız kara kutularla dolu. Herkesin her konunun mühendisi olmasını bekleyemeyiz.
Yalnız şöyle bir sorun var ki, yarım yamalak algılanan güzellik bir yerden sonra anlamını yitiriyor ve bıkkınlık veriyor. Baktığınız, dokunduğunuz güzelliği var eden elementten bîhaber oluşunuz haliyle ona karşı bir yabancılık yaratıyor. Yabancısı olduğunuz şeyin de sizle ilişkisi misafirlik düzeyinde kalıyor. Eski zaman insanının eşyanın kıymetini bilmesinin bir sebebi de bu olsa gerek.
Bir zaman önce kapağı kaldırıp Derkenar'ın HTML ve CSS kodlarına şöyle bir göz atmış, açıkçası hayran kalmıştım. Ne yalan söyleyim, tıpkı çeyiz düzer gibi dizilmiş, her bir blokuna, satırına ayrı özenilmiş. Benim diyen programcıya taş çıkarır cinsten.
İnternette mailler kaybolabiliyor ama bu sebepsiz yere olmuyor. Çoğu zaman adres hatalı yazıldığı için mail gideceği yere ulaşmıyor. Sunucular bu tür durumlarda gönderene hata mesajı yolluyor ama bu her zaman geçerli olmuyor.
Maillerin kaybolmasının bir nedeni de malûm spamlar. Sunucuların spama tedbir olsun diye uyguladığı filtreler vardır. Bazen hatalı çalışan filtreler spam olmayan emaili de spam diye çöpe atabiliyor. Her ne olursa olsun arada bir spam kutunuzu kontrol etmenizi tavsiye ederim. Düşük ihtimal de olsa, eşten dostan gelen emaillerinizin size sorulmadan çöpe atıldığına şahit olabilirsiniz.
Yalçın Şahin - 30 Nisan 2011 (17:18)
Necdet Şen yazıları
Ali Türkan
Bak, babam deliydi. Kavgaya üçüncü kattan atlayarak katılırdı. Sanki evde su yokmuş, sanki namaz kılarmış gibi, birden yerinden kalkıp duvarda teyemmüm alırdı. Amcamın kızı, gece bir yerlerden dönerken, bir ayakkabıcı dükkanının vitrinindeki bir çift ayakkabıyı beğenmişti.
Adaletin tecelli edebilmesi için, hadi daha k…
Yalınayak Sokrates » Savunmanın kör noktası
Bugünkü Radikal'de, Eyüp Can'ın Sevan Abi'nin…
Deniz Türkoğlu » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Eğitim cehaleti alır, molozluk baki kal…
Necdet Şen » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Sayın Tarmayan, Nişanyan sabah yatakten ka…
Fersan Cevriye » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Sabah yataktan kalkıtığında ve gece yatarken…
Kaytar Mayan » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
İstanbul'daki Dink operasyonunu düzenleyen istihbarat müdürü Ankara'ya çağrılıp görevinden alındı. Yerine Trabzon'dan Ankara'ya gelen ekipten bir isim atandı.
Hülya Yalçın
Suç ne olursa olsun, suçlunun savunmasını yapmak demek "illâ ki onun suç işlemediğini kanıtlamak" değil, suça giden süreçte yaşanılanları da hukuki potada değerlendirip, mahkemeye sunarak, suç ve cezada dengeyi sağlamaktır.
Deniz Türkoğlu
Toprağın üstünde elde silâh su gibi kan dökmekten, toprağın altında oturduğumuz her karışı kazma kürek eşelemekten daha iyi bir şey anlamına gelir mi bu, onu bilmem.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 413 çift göz Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart