Necdeddin El Cevap - 27 Nisan 2004
Derkenar ne demek?
Farsça kökenli bir sözcük. Sayfanın -ya da evrakın- kenarına iliştirilmiş ek bilgi ya da açıklama anlamına geliyor. Yani dipnotun alta değil de yan tarafa, sınırın dışındaki o daracık boş alana yazılanı da denebilir. Bir bakıma "marjinal" (yani "sınırda") anlamında da algılanabilir.
Bu sitenin adı neden Derkenar?
Bu site, davulcu zotturuğu gibi gürültüye giden, sınırın dışına doğru iteklenen, üstü örtülmeye çalışılan fikirlere ezberden daha fazla rağbet ettiği için.
Bu siteyi yapıp eden muhterem zatın hüviyetini merak ettik.
Sorduğunuz bu zat, ordinaryüs, astronot, vantrilog, maharaja, guru, koreograf, kompozitör, laparoskop, malta şövalyesi, brunei sultanı, mütekait nevada ranceri ve son ütücü olup, en yakın arkadaşları Doktor Salloso ve Profesör Oklitüs'dür. Biraz Kinova gibidir; reklamcıları, magazincileri, faşistleri ve jakoben kemalistleri gördüğü her yerde kafa derisi kaşınır. Hakeza, uyuz olduğu kişilerin alnına kılıcıyla N harfi çiziktirmesiyle ve ustaca kement atmasıyla ünlüdür. Kripton elementini hissedince halsiz düşmesine rağmen, bir kepçe ıspanak yediği an bu halsizliğinden eser kalmaz. Zamanında Kimmeryalı Konan'a yan bakmış adamdır! Korkulur!
En beğendiği kadınlar Dalton Ana, Kalamiti Ceyn, Suzi, Safinaz, Bayırgülü, Tansu Çillerve Rahşan Ecevit olup, Tommiks ile Zagor'u da dünya ahiret kızkardeşleri olarak görür.
Notalardan en çok la minör'ü -yazılışındaki güzellikten dolayı- beğenir. Rivayet edilir ki, gitarının sapındaki ilk perdeler la minöre çok basmaktan aşınmıştır.
Daha kurumsal bir cevap rica etsek?
Tabii ki. Falan şehirde doğmuş, filan hocalardan feyz almıştır. Boy boylamış soy soylamış, çayda çıra oynamış, şu şu şu okullardan en birincilikle mezun olup falan tarihte kılıç kuşanmış, filan tarihte kep giymiş, fişmekân ödüllerin hepsini toplayıp sehpa üstlerine dizmiştir.
Bu web dergisini ve daha nicesini "Sokak Kedisi" müstear adıyla yapıp eden sözkonusu şahsiyetin aldığı madalya, berat, plaket, altın anahtar, fahrî doktora ve takdirnamenin ve dahî doğradığı Bizanslının, fethettiği kalenin, geceleyin penceresinden içeriye atladığı dilberlerin, bastığı la minörün, çizdiği kestanenin ve indirdiği ayetin haddi hesabı belli olmamakla birlikte, kendisi pek bir mütevazı olduğundan, bunları sayıp dökme gereği duymaz.
Kısacası, bu internet mecmuası onun insanlığa bir hizmetidir.
Hakikaten takdirlere şayan. Fakat hâlâ anlayamadık. Nasıl biridir bu siteyi yapan zat?
Dedik ya, mükemmeldir. Asıl adı Necdettin Hüdavendigâr Brando olup, halk arasında kısaca necdettin şençizer namıyla maruf gözü kara gönlü gani bahadurun bizzat kendisidir. At biner, kılıç kuşanır, boy boylar soy soylar, aynı anda hem Bağdat'ta hem Basra'da görünebilir, takla ve perende atar, ağzında ateş söndürür, yanağına şiş saplar, ebru yapar, gergef işler, defterinin arasında papatya kurutur, 62'den tavşan çizer, kestaneçizer, ayıklar, soyar, ince işlemden geçirir, tencerede pişirip kapağında yer.
Namlı bir perendebaz, içli bir mevlithan, derin bir hocadır; suya yazı yazar, bina okur, karnında trampet çalar, tencere diplerini parmağıyla sıyırıp kedilere yalatır, TRT4'den beraber ve solo şarkılar dinler, sokakta sara krizi geçirenlerden mendil satın alır, göbeğinde biriken pamukları biriktirip yastık yapar üzerinde uyur, güzeldir, incedir, tatlıdır, şendir.
Hepsi bu kadar mı?
Devamı var: Boyu posu bilmem kaç santim, ayakları bilmemkaç numara, ensesi bilmemkaç karış olup, bir oturuşta bir danayı yediği ve müteakiben "ben şu ilerideki çalılığı bir ziyaret eyleyeyüm" deyip ardarda bilmemkaç kez def-i hacet tensip buyurduğu rivayet olunursa da, bu mevzu farklı kaynaklar tarafından farklı biçimlerde tefsir edilmiştir. Hatta bu fiili bir meditasyon ulviyeti ve titizliği içinde yaptığı, fakat bilâhare uyuşan bacaklarından mütevellit kısa süreli yürüme zorluğu çektiği de söylentiler arasındadır.
Hâlâ "o kimdür?" diye sual eden olursa, biliniz ki bu insan, çok müstesna birisidir.
Bu asude elektronik mecmuaya biz de yazı yazabilir miyiz?
Tabii ki. Mutlaka yazmalısınız. Yalnız, yazdığınızı göndermeden evvel daha önce yazılmış bulunan şu yazılara biraz göz atsanız iyi olur:
- Derkenar'ın Manifestosu
- Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken önemli hususlar (27 Şubat)
- Derkenar'a ben de yazı yazmak istiyorum!
- Yazmak ya da yazmamak! İşte bütün mesele!
- Eşek tepmenin bile raconu var
- Yazacaksın da ne olacak?
- E postalarınız konusunda maruzatımdır
- Yemen'deki arılar internetteki bala gelir mi?
Şiir yollasak yayınlar mısınız?
Asla! Okumaktan azap duyduğum şeyi niye yayınlayayım?
Yayınlamak için değil de fikrinizi almak için yazılar yollasak, okuyup görüş bildirir misiniz?
Bu sitedeki yazıların tümünü okumanızı istesem, zatıaliniz okur muydunuz?
Ama çok fazla yazı var bu sitedeee!
O zaman hedef daraltalım. Sadece Dilin Kemiği bölümündeki yazıları okumanızı istesem?
Offff! Onlar da çok fazla! Bizim o kadar zamanımız yok kiii!
Seksten hoşlanır mısınız? Ya da seyahatten?
"Basttir git" mi demek istiyorsunuz?
Yazarı olmak istediği sitedeki yazıları okumayan kişiye söyleyecek daha uygun bir varsa siz söyleyin.
Yazılarımızı e posta kanalıyla (Word dosyası halinde) yollasak uyar mı?
Siz en iyisi yazılarınızı sitedeki Yazar Formu'nu kullanarak gönderin. Ama unutmayın, yazarı olduğu/olacağı siteyi okumayan kişiler burada pek hoş karşılanmaz. Yani, asıl marifet, Derkenar'da yazı yayınlatmak değil, Derkenar'da yazar kalmaktır.
Peki! Derkenar'da çıkan yazıları e postayla falan arkadaşlarımıza göndermek ya da kendi web sitemizde yayınlamak istesek sorun olur mu?
Olabilir de olmayabilir de. Eğer arkadaşlarınız da okusun istiyorsanız, sayfalardaki (yazıların altında bulunan) "Tavsiye" linkini tıklayarak yapabilirsiniz bu katkıyı. Web sitenize de -kaynak belirtmek kaydıyla- sadece bir iki paragraf almanızı hoş karşılarım. Fazlası hırsızlık olur.
Bir-iki paragraf neye yeter ki ayol?
"Başkasının maslahatıyla gerdeğe girmek" diye bir söz duydunuz mu hiç?
Ne alâka?
Eğer Derkenar'daki herhangi bir yazıyı kişisel ya da kurumsal web sitenizde yayınlamak isterseniz, önerim, bizim Web Gezgini bölümünde yaptığımız gibi yapmanız. Yani kısa bir tanıtım yazısı ya da yazının içeriği hakkında fikir verebilecek bir iki paragraflık alıntı ile -yazının tamamını okumak isteyenler için- o yazının olduğu kaynağa, esas sayfaya link vermenizdir. Emeğe saygı bunu gerektirir.
Necdet Bey, ben bu resmiyetten sıkıldım; "siz", "biz", "zatıalîniz"... Size direkman "necdet" diyebilir miyim?
Tabii, neden olmasın? Zaten adım bu.
Şimdi, necdetçiğim, sadede gelelim. Ben seninle buluşmak, tanışmak, kitabını imzalatmak, hayatın anlamını tartışmak, bakışmak, didişmek, çayda çıra oynamak falan istiyorum.
Ben istemiyorum.
İmza ve söyleşi günü falan yapmıyor musun necocuğum? Hani, gelsem, sonra bir bara gitsek... Sonra da...
Pederinizin adı Jon Voight olsaydı sizi kıramaz, bir iyilik düşünürdüm. Ama madem değil, kusura bakmayın; terliyim, saçlarım yağlı, çorabım kokuyor, vücudumun her yerini mantar frengi verem cüzzam sarmış durumda, başımda bitler kıçımda pireler cirit atıyor, buluşmasak daha iyi olur.
Tamam, buluşmayalım. Ama ben sizin çok acaip müthiş hayranınızım. Bana kitaplarınızı imzalayıp gönderir misiniz?
Ben de şu Çeroki cipleri yapıp satan şahsın hayranıyım; ama bana bir cip imzalayıp göndermedi şimdiye kadar.
Yeni çizgi romanlarınızı okumak istiyoruz. Teklif gelse çizer misiniz?
Teklifin şekline bağlı.
O da ne demek?
"Pekmeze bandırdım, gönlün varsa buyur yala" demek. Bilmem anladın mı?
Yahu ne oluyor? Bir soru sorduk sadece!
Peki, bu seferlik de sakin sakin anlatayım. Çocukluk aşkımdı aslında çizgi roman. Hayatla aramdaki köprülerden biriydi. Fakat şu sıralar pek gönüllü olduğumu söyleyemem. Yeteneğimi nadasa bıraktım. Sebebini de muhtelif yazılarımda dile getirdim. Merak eden arar bulur okur. Ama gene de sana özel bir tüyo: Hızlı Gazeteci sitesine girersen, çizgi romanla ilgili yazıların listesini orada topluca bulup okuyabilirsin.
Gene de orta dereceli okullar düzeyinde kısa bir özet istesem?
Tabii. Ne zaman bir şeyler çizmek için kâğıt kalemi elime alsam, içime nedenini tam olarak anlayamadığım bir keder, karmaşa, hayatımı boşa harcamışlık duygusu gelip oturuyor. Sanki dışarıda gürül gürül akıp giden bir dünya varmış da ben onu ıskalıyormuşum gibi. O güne kadar yaşadığım tüm kalp kırıklıkları, haksızlıklar, uğradığım iftiralar, yediğim dirsekler, çelmeler, maruz kaldığım suratsızlıklar, kaba ve hoyrat tavırlar, gücenip de içime atmalar "film şeridi gibi" gözümün önünden geçiyor. Kendime acımaktan oturup bir şeyler çizemiyorum. Sonunda "başlarım lan çizgi romanından da..." diyor ve kalemi elimden bırakıyorum.
Peki, cazip bir teklif gelse gene de çizmez misiniz?
Teklifin cazibesine bağlı. Terazinin bir kefesine yukarıda anlattığım durumu, diğerine de o cazibeyi koyar, bakarım.
Hızlı Gazeteci'yi sinema filmi ya da televizyon dizisi yapmayı düşünmüyor musunuz?
Benim yerime birileri düşünüyor zaman zaman. Arayıp teklif getirenler, araya adam sokanlar, usulünce sokmaya çalışanlar oluyor. İşin başında "fanatik hayranınızım, ayağınızın turabıyım, mükemmel bir eser bu, son derece sinematografik, tek bir virgülünü bile değiştirmeye gerek yok, adeta çekim senaryosu gibi, koy önüne kare kare çek, bla bla bla" diye nağme yapanlar, bu yağlama yıkama ameliyesini müteakiben, ikna olduğumu görününce "sen anlamazsın, kenarda dur, seyret" ya da "her şeyi sen yap ama para-mara isteme" gibi haysiyet timsali davranışlar sergileyebiliyorlar.
Haddim olmayarak bir öneride bulunsam... Ne gerekiyorsa onlar yapsa mesela, senaryoları da onlar yazsa, onlar çekse, satsa etse, size sadece yapılana göz atıp "tamam" demek ve cukkayı cebe indirmek düşse, gene de olmaz mı dersiniz?
Beceremezler. Kafaları basmaz. Çizgi romanın adındaki "hızlı" sıfatına aldanıp, James Bond'la ya da Jackie Chan'le karıştıranlar da oluyor. Bana sormadan birilerine öyle gerzek senaryolar yazdırıyorlar ki, okuyunca gözlerim yuvalarından fırlıyor. "Bu olmaz" dediğimde, gene "sen anlamazsın, dizi film böyle olur" diyenler çıkıyor.
Kibar biriyim ya, "ulan hıyar, bu haltı o kadar iyi biliyorsan, neden bu güne kadar bir tane bile tutan dizi yapmadın?" diyemiyorum. Dahası, "madem işin uzmanısın, neden bana geldin teres, oturup kendin yazsaydın ya" da diyemiyorum. Arkamdan "huysuz" diye çekiştirmesinler diye kibarca suyu yokuşa sürüyorum. Ama gene de anlamıyorlar.
Nevrim dönüyor haliyle. O zaman da bu nevî insanlara Hızlı Gazeteci yerine zarif bir kol saati takdim ediyorum. Tabii ki bu vesileyle gıyabında "huysuzun tekidir" diyen insan kitlesine birkaç iyi huylu kişi daha eklenmiş oluyor.
Durum budur. Artık bu hakirin peşin ödemeyi görmeden babasına bile "peki" demeyeceğine kani olduğunuzu zannederim.
Bu bağlamda, şu alttaki cümleyi matbu olarak kartvizitime basılmış addedebilirsiniz:
"Hızlı'yı mı istiyorsunuz? Ne demek, dükkân sizin. Banka hesap numaram şudur, yatıracağınız rakam da budur. Dekontu gönderdiğinizde asistanım size adresi tarif eder. İyi günler."
Tafsilâtlı bilgi için şu makaleler dizisine başvurulabilir...
Derneğimizde ya da mektebimizde bir söyleşi veya imza gününe davet etsek gelir misiniz?
Bak bakalım gelir miymişim: Ünlü yazar Filânca'dan İmza Günü ve Söyleşi
Peki, konuyu değiştirelim. Bu site hangi sıklıkta güncellenir?
Bir evvelki yazıda anlattık ya arkadaşım!
Olsun, gene anlat.
Pekala. Yayıncının (benim) eşref saatine ya da yayınlanacak yazı olup olmadığına ya da paşa gönlümüzün yazı yazma ve güncelleme ya da bazı arıza tiplerin tepemin tasını attırma sıklığına bağlı olarak. Daha sık ya da daha seyrek. İbibikler öter ötmez diyelim şuna.
Bu sitenin bir e posta listesi var mı? Hani, güncellendiğinizi falan haber vermek için.
Çok eskiden bir ara vardı, artık yok. Sanırım artık hiç olmayacak. Çünkü insanlar e posta adreslerini kendi elleriyle yazıp veritabanımıza girmiş bile olsalar, sonuçta onlara gönderilen şey yine spam posta tanımına girer. Kul yapısı bu, bazen kazaen bir kişiye aynı mailden dört tane falan gittiği olabiliyor. Bunlar sevimsiz işler, yapmak istemem. Meraklısı vakit buldukça tıklayıp yeni yazıları okuyor zaten. Neredeyse her gün güncellenen bir sitede millete "güncelledik" diye haber göndermek anlamsız kaçmaz mı? Sevdinse her gün bir kez olsun uğrarsın, değil mi?
Ayrıca, (epeyce) bir süreden beri bu sitede hem yazılar için hem de yorumlar için RSS desteği olduğunu fark etmişsinizdir. Bir siteyi uzaktan izlemek için RSS oldukça uygun bir teknik.
RSS nedir?
RSS (Really Simple Syndication ya da Rich Site Summary diyorlar) siteye eklenen yeni içeriği o siteye girmeden izlemenize olanak sağlayan XML (Extensible Markup Language) tabanlı bir uygulamadır.
Bu nasıl olur?
Şöyle olur. RSS desteği veren sitelerin bir yerinde yanda gördüğün minik turuncu ikonun üstüne farenin sağ tuşuyla tıklayıp açılan menüden "Sık Kullanılanlara Ekle" şıkkını seçtiğinde sitenin RSS linki artık elinin altındadır. Ondan sonra yapman gereken, arada sırada Sık Kullanılanlar menüsündeki o ikonun üstüne gelip "yeni yazı var mı?" diye bakmak olacaktır.
Çok iyi anladığımdan pek emin değilim.
O zaman üşenmeyip Google'a yaz ve ara. Daha uzun anlatamam, sıkılırım. Hem bunlar teknik konular. Eğer tasarımcı ya da kod yazarı olmayacaksan, daha fazlasını bilmeye ihtiyacın yok. Olacaksan da bunları öğreneceğin yer burası değil. Tasarımla ilgili sorularını Sokak Kedisi'ne sormanı öneririm.
Bu siteyi o mu yapıyor?
Evet. Tasarımını o yapıyor. İçeriğini, sen ben bizim oğlan, recep şaban ramazan, hep birlikte oluşturuyoruz.
Sokak Kedisi sensin, değil mi? Ben kül yutmam.
Şşşşşt!
Tamam, anladım. Başka soru: Bu sitenin renkleri niye böyle atık kâğıt rengi?
Bütçem bu kadarına yetti. Ha ha haaa! Şaka şaka.
Birincisi: Göz yormasın diye. Malum, sitedeki yazılar çok uzun. Okuyucuyu uzun süre bembeyaz ekrana baktırmak, gözlerini haşat etmek istemem.
Üçüncüsü: Beyaz ekran daha fazla elektrik harcatır. Faturalarınızı kabartmak istemem.
Beşincisi: Derkenar, kendisini kuşe kâğıda basılan plaza dergilerinden daha çok, atık kâğıda basılan ucuz dergilere daha yakın hissediyor.
Sekizincisi: Bu renkler bendeniz muhtereme çok manalı görünüyorn.
Nedenlerin sıraları biraz yanlış oldu gibi. Neyse. Derkenar'daki yazı karakterleri bazen okunamıyor. Kuyruklu harfler soru işareti olarak ya da Çince gibi çıkıyor. Neden?
Bunun tasarımla ilgisi yok. Derkenar'la hiç yok. Sorun, muhtemelen, bilgisayarındaki sistem fontlarının eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Bir de bazı yazarların geçmişte yazılarını Word denen mendabur programla yazıp göndermiş olmasından. Bu siteye yazı göndereceksen, asla ve kat'a o takoz programla yazılmış bir kopya göndermeni önermem.
Ayrıca, kullandığın tarayıcının üst kısmındaki menüden Görünüm (View) ->Dil Kodlaması (Character Encoding) kısmına girip, hangi dil kodlamasının seçili olduğuna bak. Normalde Türkçe (ISO-8859-9 ya da Windows-1254) hadi bilemedin Unicode (UTF-8) seçeneğininin işaretli olması gerekiyor. Bunu yapmazsan, Türkçe içerikli sitelerin hepsinde aynı sorunu yaşarsın.
Bu uyarı özellikle yurt dışındaki okurlar için geçerli. Kendi dil ayarlarını kontrol etmek ve düzeltmek yerine bize yazıp "Derkenar'da Türkçe karakter kullanmayınız, benim bilgisayarımda karman çorman görünüyor" diye akıl veren bazı şirin tipler çıkabiliyor arada sırada.
Derkenar'ı açıyorum, günler önceki sayfa değişmemiş görünüyor. Ama arkadaşımın bilgisayarına bakıyorum, orada anasayfa değişik. Bu nasıl oluyor?
Muhtemelen bilgisayarının (ya da vekil sunucunun) geçici belleğindeki eski sayfayı görüyorsundur. F5 tuşuna bas ya da tarayıcının "Refresh" ikonunu tıkla, sorun çözülür. Yine de çözülemediyse, pek olmaz ama sorun bilgisayarındadır belki.
Dahası, bana bu tarz sorular sormadan önce tepedeki İnternet linkini tıkla ve o bölümü hafızla. Muhtaç olduğun malumatın bir kısmı o sayfalarda mevcuttur.
Hatta, daha da iyisi, eğer kullandığın tarayıcı (browser) programı eski bir sürümse mutlaka en yenisini yükleyin. Ve şefin tavsiyesi: Hâlâ tanışmadınızsa behemahal Mozilla Firefox ile tanışın ve bu ücretsiz tarayıcıyı bilgisayarınıza indirip kurun. Çok kolaydır, Önder Sav bile becerebilir. Bir kez deneyiniz, size garanti veriyorum, bir daha Internet Explorer kullanmazsınız.
Bu resmiyet nedir böyle? "Yapınız... Ediniz..."
İsterseniz enseye tokat kulağa parmak da atabilirim.
Bi de şöyle bi şey var, Derkenar'ın takvimi geçen yılın Aralık ayını gösteriyor. Yoksa mazide takılıp kalma durumu mu?
İnternetteki web sitelerinde gördüğünüz takvim ve saat gibi zaman gösteren şeyler, aslında sizin kişisel bilgisayarınızdaki takvim ve saat ayarlarını sayfaya yazdıran minik uygulamalardır. Yani, basit bir anlatımla, sayfa bilgisayara "bugün ayın kaçı olduğunu şuraya yazar mısın?" diye ricada bulunur, bilgisayar da bu ricayı kırmayıp oraya tarih ve saat yazar. Cihazınızın takvimi neyi gösteriyorsa sayfada da onu görürsünüz. Denemek için farklı farklı sitelere göz atın, eğer sizin bilgisayarın saat ayarı bozuksa hepsinin aynı "yanlış" zamanı gösterdiğini görüreceksiniz.
Peki, ne yapacağız bu durumda?
Ekranın sağ alt köşesindeki zamanı gösteren yere çift tık yapacaksınız, açılan dalgametrenin üzerinden saatin bozuk olan ayarını değiştireceksiniz, her şey yoluna girecek.
Aaa, hakikaten! Kendi kendime epeyce güldüm. Şimdi kalkıp "hayır, tarih doğru, sen öyle görüyorsun" dersen ne halt edeceğim ben? Biri benim bilgisayarın tarihini değiştirmiş. Çok özür diliyorum vaktini aldığım için.
Estağfurullah. Bir işe yarıyorsak ne mutlu bize. Saat ayarını başka biri değiştirmemiştir. Bilgisayarların da zaman zaman kafası karışabilir. Kul yapısı nihayetinde.
Niçin Derkenar'ı okumak için bu kadar çok ayar gerekiyor?
Tam tersine. Hiç bir ayar gerekmiyor. Derkenar, öğünmek gibi olmasın (ya da olsun) her çeşit işletim sisteminde ve her türlü tarayıcıda ve de her çözünürlükteki ekranda kusursuz görüntülenebilecek, ziyaretçisine hiç bir sorun yaşatmayacak bir biçimde tasarlanıp kodlanmıştır. Bu kertede kaliteli bir işçiliği Microsoft'un sitesinde bile belki bulur belki bulamazsınız.
Ayrıca kullanıcıların büyük bölümü bu siteyi -ve diğer düzgün siteleri- sorunsuz görüyor zaten. Derkenar, tasarımının kusursuzluğuyla gurur duyuyor, kasım kasım kasılıyor. Siz eğer yukarıdaki soruyu soran üç beş kişiden biriyseniz, bilgisayarınızın ayarları kaymış olabilir ve bunun farkında olmayabilirsiniz. Nihayetinde, bu bilgisayar denen cihaz, içinde yüzlerce irili ufaklı programcık bulunan karmaşık ve arıza yapmaya pek mütemail bir nesne olup, teklemesi, şeşi beş görmesi sık sık rastlanan durumlardandır.
Hatırlatmak isterim ki, bu tarz "siteyi bozuk görüyorum" uyarılarından birkaç gün sonra "yav, araştırdımda, meğer acaiplik benim bilgisayarımdaymış, format attım, şimdi her şey yolunda, kusura bakma, seni meşgul ettim" diye özür e postası gönderen arkadaşlarımız da oluyor.
Ama bu tarz "bozuk görüntü" açıklamaları en çok Derkenar'da var. Niye?
Demek ki şu koskoca internetteki en saydam, en özenli, muhatabına en çok değer veren, iyiyle yetinmeyip mükemmeli bulmak için inat eden web sitesi Derkenar imiş. Ortalık bozuk görüntüden, açılmayan sayfadan ve resimden, dil ve yazım yanlışından, asparagastan, kıpraşıp duran reklamlardan, süflîlikten, çapaçulluktan, sakaletten geçilmiyor. Bunu yapıp internete yestehleyenlerden hiç biri "hey insanlık, keyfin yerinde mi, hizmetimizden memnun musun?" diye sormuyorsa, kabahat Derkenar'ın mı?
Ne mutlu size ki, böyle şefkat dolu, memelerinden süt damlayan anaç bir elektronik mecmuanız var.
Sıkıldım ayol! Şu "sizli-bizli" protokolü aradan kaldıralım artık?
Olur...
Aaaah! Arkam! Nooluyor be? Ne bu samimiyet?
Söylemiştim, parmak da atabilirim.
Ah! Of! Öyle olsun! Çok şakacısınız! Şimdi de biraz özel bir sorum olacak. Kedileri iğdiş ettirmek bana gaddarlık gibi geliyor, size de öyle geliyor mu?
Hayır. Kediye soracaksın da ne olacak? En fazla "miyav" diyecek. Bu kelimenin ne anlama geldiğini sadece kendisi biliyor. Hem, ameliyat edilince huzur çöküyor üzerlerine. Üstelik ömürleri de uzuyormuş. Veterinerler öyle diyor.
İnanamıyorum! Bu kadar gaddar olamazsınız. Ya aynı şey size yapılsa?
Sünnet olacağım zaman fikrimi alan olmamıştı zaten. Hatta arkamdan koşup yakaladılar ve kurbanlık koyun gibi yatırdılar baltanın altına. Ne oldu, hayatım mı kaydı? Yooo. Ha bir metre ha yarım metre, ne değişir? Adam olana üç arşın da yeter pekalâ.
Vahşisiniz siz! Hunharsınız! O zavallı hayvancıklara! Ahhh, vahşi adam! Sizinle sevişmek ne güzel olurdu kimbilir! Şey! Müsait misin?
...
"Müsait misin" dedim.
...
Peki. Ne tür kadınlardan hoşlanırsın?
Musallat olmayanlardan.
Peki, konuyu değiştirelim. Bu siteyi niye yapıyorsun? Para falan kazandırıyor mu?
Para kazandırmak şöyle dursun, cebimdekini de harcatıyor.
Peki siteden para kazanmak için reklam almayı, sponsor falan bulmayı düşünmez misin?
Reklam sempatiyle baktığım bir şey değil. Hem de hiç değil. Ama ciddiye alınacak bir getirisi olacağını ve sitenin yayın çizgisi üzerinde hiçbir denetim girişiminde bulunulmayacağını bilsem, sponsorlu yayın konusunu dikkate alabilirdim. En azından, Derkenar yazarlarına telif ödeyebilme düşümü gerçekleştirmek adına.
Fakat, internet ortamı henüz kimin ne kadarlık hükmünün olduğu pek sağlıklı tespit edilemediği ve reklam pastasından pay kapmak için olmadık hokkabazlıkların yapıldığı bir alan olduğu için, o uyanık kalabalığının arasına karışmak, onlar gibi kapı kapı dolanıp "bize reklam verin" diye teklifler götürmek, tahmin edeceğiniz gibi, asla kalkışmayacağım bir iş.
Bu reklam konusu nasıl işliyor?
Çok iyi bilmiyorum. Galiba sayfa görüntüleme sayısı (page view) ile, belki reklamın tıklanma sayısı ile önceden belirlenmiş bir rakamın (diyelim 1 sent) çarpılması gibi basit bir yöntem izleniyormuş.
Bu mantıklı mı peki?
Salakça. Fazlasıyla düz bir mantık. Sayfa (veya reklam) milyonlarca kez görüntülense ne olur? Çok para kapmak için tek paragraflık çalıntı haberi okutana kadar 44 tane sayfa açtıran ve o hantal sayfalar açılırken üç beş dakika bekleten ve sonra hayal kırıklığı yaşatan sitenin bir ürünün sevilebilirliğine olan katkısı nedir? Ya da her tarafı kıpraşan, yanıp sönen, açılan kapanan yılışık ve yorucu reklamlarla dolu sayfalarda markanın öne çıkma şansı nedir? Sadece çıplak kadın resmi arayarak internette dolanan sivilceli oğlanların açtığı sayfa sayısının ve o sayfalarda görüntülenecek olan reklamın kıymeti harbiyesi var mıdır?
Bunları konu açıldı diye anlattım. Yoksa ne şamın şekeri, ne kapitalistin ianesi. İstemem, eksik olsun. Derkenar şunca yıldan beri reklamsız, sponsorsuz, başı dik, alnı açık yayın yapıyor. Bundan sonra da böyle var olabilir. Oluyor da.
Peki, para kazanmıyorsan niye uğraşıyorsun bu kadar?
Bu tarz sorular şiir öykü roman yazan ya da başka insanların mutluluğu için kendi rahatından feragat eden, başını kanunla, devletle, bağnazla, densizle derde sokanlara da sorulabilecek bir soru. Herkesin farklı yanıtları olabilir. Benimkini bilmiyorum. Kendiliğinden gelişti ve bu işi yaparken güzel vakit geçirdiğimi farkettim.
Sadece güzel vakit geçirmek için mi? Para kazanmayacağın bir işe bu kadar emek verdiğine inanalım mı istiyorsun?
Neye inanmak istiyorsan ona inan. Ben peşin hükümlü olmayanlara hitaben konuşuyorum. Farzet ki emekli bir memurum ve taşındığım sayfiye kentinde bahçemdeki güllerle sardunyalarla falan uğraşıyorum. Öyle birine "neden para kazanmadığın halde bu bitkileri sulayıp toprağı çapalıyorsun" diye sorar mıydın?
Geçimini internetten sağlayamazsan günün birinde çekip gitmez ve bizi Derkenar'dan yoksun bırakmaz mısın?
"Asla olmaz" diyemem. Belki giderim. Ama şimdilik buradayım. Hem, hiç para gelmiyor da denemez. Sokak Kedisi sırtını hiç bir sermaye gücüne dayamadan, sadece bilgisinden ve yeteneğinden aldığı güçle tasarım işinden arada bir de olsa kazanıyor bir şeyler. Onun kazandığı para benim kazandığım para sayılır. Gelecekte iyi bir tasarımın değerini anlayanlar çoğaldıkça -hâlâ sıtkı sıyrılmamışsa- onun biti de kanlanacaktır.
Neden yüzbinlerce tirajı olan gazeteleri bırakıp bu birkaç bin okurla sınırlı web sitesine adadın kendini?
Dedim ya, güzel vakit geçiriyorum. Biçimiyle ve içeriğiyle her şeyini kendim belirlediğim bir yayın organını yapmakla başkasının gazetesinde reklamla bulmacanın yanına bir şeyler çiziktirmek arasındaki manevî doyum farkı kıyas bile götürmez. Kaldı ki, 500 bin satan bir gazetede yazıp çizmek, o sayıda okurun var anlamına da gelmez. İnternette yapılan yayın, ömrü bir günle sınırlı olmayan, eskimeyen, her yerden kolayca ulaşılabilen ve er geç çok sayıda insana ulaşma şansını hep koruyan bir yayındır. Oysa gazete ve televizyon, yumurta kadar dayanıksız bir ürün olup, oralarda kalem oynatmak suya yazı yazmak gibi, o sütundan kaybolduğun an dünya yüzünden de kaybolacağın uçucu bir maddede yazmak gibidir.
Daha açık konuşayım. Bu siteyi -şu an itibariyle- her gün 20 bin cıvarında kişi ziyaret ediyor. Haftada 140 binin üzerinde sayfa açılıyor. O çok satan gazetelerin reklam kampanyalarıyla şişirilmiş o anlı şanlı yazarları da "oralarına" güveniyorlarsa, ayrılsınlar çalıştıkları gazetelerden ve beş-on yıl inzivaya çekilip adlarını adamakıllı unutturduktan sonra bir internet sitesi yapsınlar. Görelim biz de boylarının ölçüsünü. Sözlerinin gramajı kaç "tık" edermiş.
Özetle, ben Derkenar'dan çok memnunum. Sitede yazısı ya da mektubu yayınlanan diğer arkadaşlarımın da memnun olduklarını gözlemleyebiliyorum. Göcek koyunda bağlı yatımız olmasa da olur. Biz yarın da buradayız. Plaza mankenlerinin nerede olacaklarını da kimse bilemez.
Yazılarını daha fazla insanın okuması gerekmez mi?
Çok iyi olur. Yap o zaman bir efendilik, okuduğun yazıların dibindeki "Tavsiye" linkini kullanıp yazılarımızı tanıdığın başka insanlara da gönder, okusunlar.
Ben onu kastetmedim, gazetede yazmak istemez misin?
Biz zaten yazıyoruz, basmak isteyene de bir e posta mesafesindeyiz. Ama sen hâlâ anlayamadın galiba, bu medya bizim gibilere değil yer vermek, mümkün olsa yeryüzünden kazır. Şu mütevazı site bile bazılarının huzurlarını kaçırmaya yetiyor.
Onlar seni yok saydığı halde sen neden onların yazılarına link veriyorsun?
Ben onlara değil, yazıya link veriyorum. Yarası olan gocunsun.
Ben insanlara değil yazılara link veriyorum.
Derkenar'da neden Haber bölümü yok?
Olsaydı fena olmazdı, ama bunun için muhabir, editör, vs. çalıştırmak, ya da bazı "haber" portallarının yaptığı gibi, internetteki mevcut içeriği hortumlamak gerek. Her ikisi de benim için tercih edilebilir bir şey değil.
Ama Derkenar'da güncel konulara ilişkin sıcak yorumlar olsa iyi olmaz mıydı?
Her sayfası tek tek ve titizlikle yapılan bir sitede bunu gerçekleştirmek için bir kişi yetmez. Ona rağmen, bu tek çalışanlı web sitesinin ö-ZEN ve içerik konusunda trilyonluk bütçelerle çıkarılmaya çalışılan gazete ve dergilere ve onların web sitelerine attığı fark da ortada.
Keza, güncel olanı anlayabilmek ve sağlıklı yorumlar yapabilmek, sanırım biraz da "kadim" olanı kuru gürültüden ayırabilmekten geçiyor. Bunun en kestirme yolu da bana kalırsa, "güncel" diye sunulan kakofoninin dışında ve uzağında durup, kuyumcu titizliğiyle verileri elemek ve bu yolla dirhem dirhem inci biriktirmek. Derkenar'ın güncel olanla arasına koyduğu dikkatli mesafenin ardında bunu aramak yerinde olabilir.
Bu siteyi paralı yapsanız da, biz de bir gün başka iş bulup bizi yüz üstü bırakmanız ihtimaline karşı kendimizi sağlama alsak olmaz mı?
Bu yöntem gerçekçi değil. Paralı siteye ben şahsen girmek istemem. Ama bizim nasıl geçindiğimiz konusu sana sahiden dert oluyorsa, çok basit bir yol tarif edebilirim. Bir web sitesi yaptıracaksan, Sokak Kedisi'ne yaptır. Niyeti olanlara öner. Birine bir hediye alacağın zaman "biblo mu alsam, kazak mı alsam?" diye düşüneceğine, git en yakın kitapçıdan Hızlı Gazeteci kitaplarından birkaçını ya da Nereye'yi alıp hediye et. Bu sitenin hamalına yapılacak en şık jest budur.
Kitaplarını kitapçılarda bulamıyorum ama, ne yapmalıyım?
Bitince bir daha getirtmemişlerdir. Söyle getirsinler. Yayıncının deposunda da bitmişse, başka yayıncılara baskı yap, yeniden bassınlar. Bununla da mı ben uğraşayım yani?
İngilizcem pörfekt düzeyde. Hızlı Gazeteci sitesindeki bazı yazıları İngilizce'ye çevirsem hoşuna gider mi?
Ne demek, bayılırım. Hatta Japoncası, Arapçası, Rusçası, İspanyolcası, Grekçesi, Aztekçesi, Sanskritçesi çok iyi arkadaşların varsa onlara da söyle, birer ikişer yazı çevirsinler, beynelmilel site olalım. Bundan daha büyük jest mi olur? Ama lütfen sahiden yardımcı olmak istiyorsan öneride bulun. "Size çeviri yapayım mı?" diye sorup bir daha da aramayan o kadar çok "yardımsever" çıktı ki, artık "çeviri yapabilirim" diyenlere hiç inanmıyorum.
Aaa, şimdi uyandım! Siz bir vakitler Cumhuriyet'te Hızlı Gazeteci'yi çizen Necdet Şen değil misiniz?
Kısmen.
Bacı hikâyenizden sonra bacılar sizi dövmüş, doğru mu?
Yanlış.
Nasıl öyleyse?
Niyetleri öyleydi sanırım. Gazeteyi bastılar. Ama o iş gerçekleşemedi, bağıra çağıra gittiler. Hele elebaşıları olan bir muhterem hanımefendi -ki ben bile onun yanında narin ve feminen kalırım- "silüetini cızacağız senin!" diye, yekpare RedKit külliyatına bedel bir tehdit savurup, bu fakiri güldürmüş idi o gün.
Ayrıca, yine 80'li yıllarda bir grup feminist "kadın" dövmeye niyetlenip, niyeyse, rahmetli Duygu Asena'dan icazet istemişler ve ondan "isttirin gidin" yanıtını almışlar diye duymuştum. Henüz esas kaynağından doğrulanmamış -bundan sonra da doğrulanma şansı kalmamış olan- şüyuu vukuundan beter bir durum.
Haa, bir de "avrupalarda" okumuş bir sosyolog kızımız, ki o zaman 17 yaşında imiş, hayatta en çok dövmek istediği kişinin ben olduğum konusunda dergilere falan beyanat vermiş idi.
Nedir bu gudubet kadınlardaki sizi "dövme" saplantısının esbabı mucibesi?
Ben de çözebilmiş değilim.
Bir reklamda oynama teklifi gelse kabul eder miydiniz?
İnanmayacaksın ama 1980 yılından beri birçok kez reklam kuşağında göründüm. Hepsi de çalıştığım gazete ve dergilerin reklamıydı ve benim orada işe başladığımı duyuruyordu. Yani aslında bugüne kadar yalnızca "kendi reklamlarımda" oynadım. Banka ya da bilmemne kart reklamında rol almadım. Almam da. Ama alanı da çok fazla hakir görmem, "metres köşe yazarı" olmaktan daha pespaye bir iş değildir neticeten.
Neden sizi televizyonda ve basında sık sık göremiyoruz?
Uygun bir konu mankeni değilim.
Derkenar'ı kâğıda basılmış dergi olarak da yayınlamayı düşünüyor musunuz?
Düşünmedim desem yalan olur. Ama gözüm yemedi. Zaten -ben görmedim ama duyduğuma göre- bu isimde bir dergi çıkarmışlar bile. Vaktiyle birileri Mimoza adını kapmıştı, şimdi de Derkenar kapılmış. Hayırlı olsun. (Not: Sonradan ikisi de kapandı.)
Çoluk çocuğunuz var mı?
Birkaç tane kedim var.
Tanrıya inanır mısınız?
Bu konuların ortalık yerde saygısızca konu edilmemesi gerektiğini düşünürüm.
Aşka inanır mısınız?
Zarafete inanırım.
Doğum gününüz?
Cumartesi galiba.
Burcunuz?
Beni tanımak istiyorsan, yazılarım orada duruyor, onlara göz atabilirsin.
Sorularımla sizi sıkıyor muyum?
Aaa, ne demek, sor ki öğrenesin.
Daha önceki sorular ve cevaplar »
Değerli Derkenar okurları,
"Derkenar" ın ne anlama geldiği ile ilgili sorunun yanıtını okurken, bu kelimenin Kürtçe bir anlamı olduğunu da hatırladım. Farsça ile olan dil akrabalığından ötürü olsa gerek yakın bir anlamı var.
Kürtçe'de"der"=dış" demektir.
"derî = kapı"...
"derve = dışarı"
"derketin = dışarı çıkmak"...
"derkırın = dışarı çıkarmak"...
"derxistin = dışarı atmak, kovmak"...
"derkenar" ise"kenarın dışında, cizginin dışında" anlamına gelir.
Yaşlılarımızın bizi sık sık"Hele derkenar be!" (Hele kenara çekil!, kenara çık!") diye uyardıklarını hatırlarım.
Kürtçe anlamı Derkenar'a sanki daha çok uyuyor gibi...
İçten selam ve başarı dileklerimle.
Recep Maraşlı - 28 Mart 2008 (01:13)
Sevgili büdü,"Derkenar" bir onur, dürüst insan ve hatta iddia ediyorum"gercek dost" oldu. (Bunalim hava gazi). En azindan benim icin. Arada bir sacmalasam da, sacmaladigimi yüzüme vurmayacak kadar bilge. Sevgi. Dost.
Yanitlarini ya yazilarindan, ya Derkenar'dan alirim demistim. Aldim. Tesekkür ederim sevgili boyali kus. Öpücük.
Saglikla, mutluluk diliyorum, takvim denen seyin icinde.
İlker Koçak - 3 Ocak 2009 (05:40)
Sevgili site yetkilisi, daha önce de mesajlarımda değinmiştim. Büyük harf ile başlayamıyorum, bunu sisteminiz reddediyor. Benden kaynaklanmadığını bir kez daha belirtmek istedim. Sevgilerimle
Nursun Korkmaz - 17 Mayıs 2009 (12:03)
Sevgili Nursun Korkmaz, klavyenin sağında ve solunda olmak üzere cem'an 2 adet Shift tuşu bulunmaktadır. Bunları kullanırken herhangi bir sorun yaşamıyor olmanız gerekir.
Eğer kastettiğiniz, Caps Lock tuşu ise, o tuşun Derkenar tarafından engelleniyor oluşunun nedeni, klavyeyi tamamen büyük harfle yazacak şekilde kilitliyor oluşudur. Çünkü engellenmezse tüm metin büyük harf olarak yazılır. Bar bar bağıran bir ifade olur ki, bunu istemeyiz.
Yine de sizin bilgisayarınızda Shift tuşu kullanım dışı kalıyorsa bunu e posta ile site müdüriyetine bildirmenizi öneririm.
Büdütör - 17 Mayıs 2009 (15:24)
Necdet Şen yazıları
Naylon geceliği orospular giyer!
Ali Türkan
Kadınsı yumuşaklık kayboldu galiba. Erkek gibi düşünen, toplumda erkek gibi başarılı olmak isteyen, hatta erkek gibi olabilmek için askere bile gitmek isteyen kadınlar sardı ortalığı.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış
Deniz Türkoğlu
Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?
Zeynep Bozboğa
2000'li yıllar ise başlı başına fiyaskoydu. Sanmıştık ki 2000'li yıllarda uzaya gideceğiz. Bizdeki de ne hayal gücü ama, Kıbrıs'a git desen gidecek paramız yok, uzaya baya baya niyet besledik.
Hikmet Kıvılcımlı
Toprak toptan Kamu'nun adına, bugünkü deyimi ile "Devletleştirilmiş" bulununca, bu Toprak temeli üzerinde kurulu politika üstyapısı kendiliğinden "Devletlû" (Devletcil yahut alafranga deyimiyle: Devletsel) olur.
Bilge Bozkurt
Gazete, dergi, internet sayfalarında, her gün sayısı artan bu yeni yaşam umutlarına bakınca içim kıymık kıymık oluyor. Öde öde bitmez banka kredileri geliyor aklıma önce, ardından bu kusursuz evciklere sığışmak için ödenen büyük bedeller.
Beraber ve solo şarkılar; beğen, yorum yap, paylaş.
Erdem Abaka
Yanı başınızdayken hayatınızda olmasından şikâyet ettiğiniz bu köylü çocukları, Kürt meselesi ortadan kalktıktan sonra ait oldukları kastlarına gönderilmek üzere şimdilik yine sizlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Yaşarken de kurtulamıyorlar sizden ölünce de.
Sevdikçe beni, sen kendini tanıdın
Deniz Türkoğlu
Bunca mutsuzluğun sebebi, "sahiciliğin" ağır faturasından kaçmakla ilgili olabilir mi? Şimdi biz, -bazılarımız, herhalde- vıcık vıcık sahte ve bir o kadar da samimiyetsiz miyiz yani?
Erdem Abaka
Terörle mücadele adına 90'lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler toplumsal hafızada izlerini hâlâ korumaktadır. Dönemin Başbakanlarından Tansu Çiller'in "Devlet için kurşun atan da şereflidir, kurşun yiyen de…" sözleri de öyle.
Deniz Türkoğlu
Susanların sabrına, tahammülüne, affediciliğine, yüzümü döndüğüm her yerde bir savaş narasının atıldığı bu memlekette, bugün, bu günlerde, her zamankinden çok inanmayı, en azından Adem'in bana öğrettiğinden daha da çok inanmayı, ne kadar istediğimi anlatamam.
Necdet Şen
Bir insan türü var oralarda, ki günahkâr Lût kavmi gibi hep birlikte gezip hep birlikte yiyip içip düzüşürler. Öyle bir kördüğümdür ki, hangi ipin ucunu tutsan pek çoğuna teğet geçebileceğin bir "akrabalık" ve "düşmanlık" haritası çıkar ortaya.
Deniz Türkoğlu
Okul mu, ne okulu? O olaydan sonra okulu bıraktım. Altın… Eskiden Altın'ı görmek için harcadığım özel çabanın aynını, bu kez onu görmemek için harcadım. Başardım da.
Ebru Gürsoy
Bir ara tuvalete gitti, döndüğünde pantalonundaki ıslaklık dikkatimi çekti. "Ne kadar sallarsan salla, dona düşer son damla!" deyişinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım.
Başka Bir Canlı'nın hakkını arayabilmek kendi hakkının bilincinde olmaktan geçer
Hülya Yalçın
Her şeyden ve bütün teknik ayrıntılardan önce bu hakkı insan olarak vatandaş olarak herkesin içine sindirmesi ve kullanmaya başlaması gereklidir. Kendi haklarını arayamayan, korkan, sinen çekinen bir insanın kedi, köpek, kuş, balık için bir şeyler yapabilme ihtimali azdır.
Zeynep Bozboğa
Bildiğiniz gibi değil, hakikatli biçimde bilmiyorum. Çoğu zaman bilmediğimi de bilemiyorum. Zira bilmemenin alâmeti susmak olmalı iken ben her bulduğum alanda bilmiş bilmiş cümleler kurabiliyorum.
Necdet Şen
Kanım dondu. Zaten karışmadığım bu lâkırdının dinleyicisi olmak bile battı o an. Kalkıp sessizce terkettim cenaze evini. O günlük bir tane ölü yeterdi, üstüne on milyon Kürt cenazesini daha eklemek kaldırabileceğim bir yük değildi.
Ne olacak memleketin hali Necdet?
Yücel Yaman
Necdet'in yazısı da benim de böylece bu konularda söylemek ve anlatmak istediğim acı gerçeklerden beslenen tezlerimin ne kadar gerçek olduğunu açıklamaya yetti. Necdet bile çağı anlamamış birisi gibi davrandı, çünkü yazıma "salata" dedi…
Deniz Türkoğlu
Eşitlik olmadığı andan itibaren, sözleşmeler suya düşer ve ondan sonrası zorla ele geçirmedir. Güvenemezsin. Velâkin: İnsana sonuna kadar güvenebilirsin. Çünkü o asil ve asli olandır.
Solcuyum, ruhuma hicranımı sardım da yine
Deniz Türkoğlu
Senin bu satır aralarından psikoloji çözen Allah vergisi mi desem, yoksa çilekeş hayatın getirisi mi, bu insanı ağlatan hallerin yok mu, Erdem'in "gönül solculuğu" lafına olduğu kadar işte buna da hastayım.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 129 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart