Necdeddin El Cevap - 27 Nisan 2004
Derkenar ne demek?
Farsça kökenli bir sözcük. Sayfanın -ya da evrakın- kenarına iliştirilmiş ek bilgi ya da açıklama anlamına geliyor. Yani dipnotun alta değil de yan tarafa, sınırın dışındaki o daracık boş alana yazılanı da denebilir. Bir bakıma "marjinal" (yani "sınırda") anlamında da algılanabilir.
Bu sitenin adı neden Derkenar?
Bu site, davulcu zotturuğu gibi gürültüye giden, sınırın dışına doğru iteklenen, üstü örtülmeye çalışılan fikirlere ezberden daha fazla rağbet ettiği için.
Bu siteyi yapıp eden muhterem zatın hüviyetini merak ettim.
Haa, o mu? Bu zat, ordinaryüs, astronot, vantrilog, maharaja, guru, koreograf, kompozitör, laparoskop, malta şövalyesi, brunei sultanı, mütekait nevada ranceri ve son ütücü olup, en yakın arkadaşları Doktor Salloso ve Profesör Oklitüs'dür. Biraz Kinova gibidir; reklamcıları, magazincileri, faşistleri ve jakoben kemalistleri gördüğü her yerde kafa derisi kaşınmaktadır. Hakeza, uyuz olduğu kişilerin alnına kılıcıyla N harfi çiziktirmesiyle ve ustaca kement atmasıyla ünlüdür. Kripton elementini hissedince halsiz düşmesine rağmen, bir kepçe ıspanak yediği an bu halsizliğinden eser kalmaz. Zamanında Kimmeryalı Konan'a posta koymuş adamdır! Korkulur!
En beğendiği kadınlar Dalton Ana, Kalamiti Ceyn, Suzi, Safinaz, Bayırgülü, Tansu Çillerve Rahşan Ecevit olup, Tommiks ile Zagor'u da dünya ahiret kızkardeşleri olarak görür.
Notalardan en çok la minör'ü (yazılışındaki güzellikten dolayı) beğenir. Rivayet ederler ki, gitarının sapındaki ilk perdeler la minöre çok fazla basmaktan aşınmıştır.
Daha kurumsal bir cevap rica etsem?
Tabii ki. Falan şehirde doğmuş, filan hocalardan feyz almıştır. Boy boylamış soy soylamış, çayda çıra oynamış, şu şu şu okullardan en birincilikle mezun olup falan tarihte kılıç kuşanmış, filan tarihte kep giymiş, falan zamanda filân yerdeki fişmekân ödüllerin hepsini toplayıp evine istiflemiştir.
Bu web dergisini ve daha nicesini "Sokak Kedisi" müstear adıyla yapıp eden sözkonusu şahsiyetin aldığı madalya, berat, plaket, altın anahtar, fahrî doktora ve takdirnamenin, doğradığı Bizanslının, fethettiği kalenin, geceleyin penceresinden içeriye atladığı dilberlerin, bastığı la minörlerin, bıçağıyla çizdiği kestanenin ve indirdiği ayetin haddi hesabı belli olmamakla birlikte, kendisi pek bir mütevazı olduğundan, bunları sayıp dökme gereği duymamaktadır.
Kısacası, bu web mecmuası onun insanlığa bir hizmetidir.
Hakikaten takdirlerimi şayan. Fakat hâlâ anlayamadım. Nasıl biridir bu siteyi yapan muhterem?
Dedik ya; mükemmeldir. Asıl adı Necdeddin Hüdavendigâr Brando olup, halk arasında kısaca necdettin şençizer namıyla maruf gözü kara bahadurun bizzat kendisidir. At biner, kılıç kuşanır, boy boylar soy soylar, aynı anda hem Bağdat'ta hem Basra'da görünebilir, takla ve perende atar, ağzında ateş söndürür, yanağına şiş saplar, ebru yapar, gergef işler, defterinin arasında papatya kurutur, 62'den tavşan çizer, -yukarıda da zikredildiği veçhile- "kestane" bitkisine karşı felsefî bir alâkası vardır, özenle ayıklar, soyar, ince işlemden geçirir, tencerede pişirip kapağında yer.
Namlı bir pehlivan, içli bir mevlithan, derin bir hocadır; suya yazı yazar, bina okur, karnında trampet çalar, tencere diplerini parmağıyla sıyırıp kedilere yalatır, TRT2'den klasik muzik, TRT4'den beraber ve solo şarkılar dinler, sokakta sara krizi geçirenlerden mendil satın alır, tutumludur, göbeğinde biriken pamukları biriktirip yastık yapar üzerinde uyur, güzeldir, incedir, tatlıdır, şendir.
Hepsi bu mu?
Devamı var: Pazu genişliği bilmem kaç santim, ayakları bilmemkaç numara, ensesi bilmemkaç karış olup, bir oturuşta bilmemkaç okkalık danayı yediği ve müteakiben "ben şu otların arasını bir ziyaret eyleyeyüm" deyip ardarda bilmemkaç kez def-i hacet eylediği rivayet olunursa da, bu mevzu çeşitli kaynaklar tarafından farklı biçimlerde tefsir edilmiştir. Hatta bu fiili bir meditasyon ulviyeti ve titizliği içinde yaptığı, fakat bilâhare ayağa kalkmakta ve uyuşan bacaklarından mütevellit kısa süreli yürüme zorluğu çektiği de söylentiler arasındadır.
Hâlâ "o kim?" diye sual eden olursa, şeker söyle gaymak söyle bal söyle; ve bil ki bu insan, çok müstesna birisidir.
Bu asude elektronik mecmuaya ben de yazı yazabilir miyim?
Tabii ki. Mutlaka yazmalısın. Yalnız, yazdığını göndermeden önce şu yazılara bir göz atsan iyi olur:
- Derkenar'ın Manifestosu
- Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken önemli hususlar (27 Şubat)
- Derkenar'a ben de yazı yazmak istiyorum!
- Yazmak ya da yazmamak! İşte bütün mesele!
- Eşek tepmenin bile raconu var
- Yazacaksın da ne olacak?
- E postalarınız konusunda maruzatımdır
- Yemen'deki arılar internetteki bala gelir mi?
Şiir yollasam yayınlar mısınız?
Asla! Okumaktan azap duyduğum şeyi niye yayınlayayım?
Yayınlamak için değil de fikrinizi almak için yazılarımı yollasam okur, görüş bildirir misiniz?
Bu sitedeki yazıların tümünü okumanızı istesem, zatıaliniz okur muydunuz?
Ama çok fazla yazı var bu sitede!
O zaman hedef daraltalım. Sadece Dilin Kemiği bölümündeki yazıları okumanızı istesem?
Offff! Onlar da çok fazla! Benim o kadar zamanım yok ki!
Seksten hoşlanır mısınız? Ya da seyahatten?
"Basttirip gideyim" mi demek istiyorsunuz?
Yazarı olmak istediği sitedeki yazıları okumayan kişiye söyleyecek daha uygun bir şey gelmiyor şu an aklıma.
Yazılarımı Word dosyasıyla yollasam uyar mı?
Siz en iyisi yazılarınızı sitedeki Yazar Formu'nu kullanarak gönderin. Ama unutmayın, yazarı olduğu/olacağı siteyi okumayan kişiler burada pek hoş karşılanmaz. Yani, asıl marifet, Derkenar'da yazı yayınlatmak değil, Derkenar'da yazar kalmaktır.
Peki! Derkenar'da çıkan yazıları e postayla falan arkadaşlarıma göndermek ya da kendi web sitemde yayınlamak istesem sorun olur mu?
Olabilir de olmayabilir de. Eğer arkadaşlarınız da okusun istiyorsanız, sayfalardaki (yazıların altında bulunan) "Tavsiye" linkini tıklayarak başlayabilirsiniz. Web sitenize de (kaynak belirtmek kaydıyla) sadece bir iki paragraf almanızı hoş karşılarım. Fazlası hırsızlık olur.
Bir-iki paragraf neye yeter ki?
"Başkasının zekeriyle gerdeğe girmek" diye bir söz duydunuz mu hiç?
Ne alâka?
Eğer Derkenar'daki herhangi bir yazıyı kişisel ya da kurumsal web sitenizde yayınlamak isterseniz, önerim, bizim Web Gezgini bölümünde yaptığımızı yapmanız; yani kısa bir tanıtım yazısı ya da nümune kabilinden bir iki paragraflık alıntıdan sonra yazının tamamını okumak isteyenler için o yazının olduğu kaynağa, esas sayfaya link vermenizdir. Emeğe saygı da bunu gerektirir.
Necdet bey, bu resmiyetten sıkıldım;. "Siz", "biz"... Size "necdet" diyebilir miyim?
Tabii, neden olmasın? Zaten adım bu.
Şimdi, necdetçiğim, sadede gelelim; ben seninle buluşmak, tanışmak, kitabını imzalatmak, hayatın anlamını tartışmak, bakışmak, didişmek, çayda çıra oynamak falan istiyorum.
Ben istemiyorum.
İmza ve söyleşi günü falan yapmıyor musun necocuum? Hani, gelsem, sonra bi bara gitsek, sonra da...
Pederinizin adı Jon Voight olsaydı sizi kıramaz, bir iyilik düşünürdüm. Ama madem değil, kusura bakmayın; terliyim, saçlarım yağlı, çorabım kokuyor, vücudumun her yerini mantar frengi verem cüzzam sarmış durumda, başımda bitler kıçımda pireler cirit atıyor, buluşmasak daha iyi.
Tamam, buluşmayalım. Ama ben sizin çok acaip müthiş hayranınızım. Bana kitaplarınızı imzalayıp gönderir misiniz?
Ben de şu Çeroki cipleri yapıp satan şahsın hayranıyım; ama bana bir cip imzalayıp göndermedi şimdiye kadar.
Yeni çizgi romanlarınızı okumak istiyoruz. Teklif gelse çizer misiniz?
Teklifin şekline bağlı.
O da ne demek?
"Pekmeze bandırdım, gönlün varsa gel yala" demek. Bilmem anladın mı?
Yahu ne oluyor? Hakaret üstüne hakaret! Bir soru sorduk sadece!
Peki, sakin sakin anlatayım. Çocukluk aşkımdı aslında çizgi roman. Hayatla aramdaki köprülerden biriydi. Fakat şu sıralar pek gönüllü olduğumu söyleyemem. Yeteneğimi nadasa bıraktım. Sebebini de muhtelif yazılarımda dile getirdim. Merak eden arar bulur okur. Ama gene de sana özel bir tüyo: Hızlı Gazeteci sitesine girersen, çizgi romanla ilgili yazıların listesini orada topluca bulup okuyabilirsin.
Gene de orta dereceli okullar düzeyinde kısa bir özet istesem?
Tabii. Ne zaman bir şeyler çizmek için kâğıt kalemi elime alsam, içime nedenini tam olarak anlayamadığım bir keder, karmaşa, hayatımı boşa harcamışlık duygusu gelip oturuyor. Sanki dışarıda gürül gürül akıp giden bir dünya varmış da ben onu ıskalıyormuşum gibi. O güne kadar yaşadığım tüm kalp kırıklıkları, haksızlıklar, uğradığım iftiralar, yediğim dirsekler, çelmeler, maruz kaldığım suratsızlıklar, kaba ve hoyrat tavırlar, gücenip de içime atmalar "film şeridi gibi" gözümün önünden geçiyor. Kendime acımaktan oturup bir şeyler çizemiyorum. Sonunda "başlarım lan çizgi romanından da..." diyor ve kalemi elimden bırakıyorum.
Peki, cazip bir teklif gelse gene de çizmez misiniz?
Teklifin cazibesine bağlı. Terazinin bir kefesine yukarıda anlattığım durumu, diğerine de o cazibeyi koyar, bakarım.
Hızlı Gazeteci'yi sinema filmi ya da televizyon dizisi yapmayı düşünmüyor musunuz?
Benim yerime birileri düşünüyor zaman zaman. Arayıp teklif getirenler, araya adam sokanlar, usulünce "sokmaya" çalışanlar oluyor. İşin başında "fanatik hayranınızım, ayağınızın turabıyım, mükemmel bir eser bu, son derece sinematografik, tek bir virgülünü bile değiştirmeye gerek yok, adeta çekim senaryosu gibi, koy önüne kare kare çek" falan diye nağme yapanlar, bu yağlama yıkama ameliyesini müteakiben, ikna olduğumu görününce "sen anlamazsın, kenarda dur, seyret" ya da "her şeyi sen yap ama para-mara isteme" gibi haysiyet timsali davranış lar sergileyebiliyorlar.
Haddim olmayarak bir öneride bulunsam... Ne gerekiyorsa onlar yapsa mesela, senaryoları da onlar yazsa, onlar çekse, satsa etse, size sadece yapılana göz atıp "tamam" demek ve cukkayı cebe indirmek düşse, gene de olmaz mı dersiniz?
Beceremezler. Kafaları basmaz. Çizgi romanın adındaki "hızlı" sıfatına aldanıp, James Bond'la ya da Jackie Chan'le karıştıranlar da oluyor. Bana sormadan birilerine öyle gerzek senaryolar yazdırıyorlar ki, okuyunca gözlerim yuvalarından fırlıyor. "Bu olmaz" dediğimde, gene "sen anlamazsın, dizi film böyle olur" diyenler çıkıyor.
Kibar biriyim ya, "ulan hıyar, bu haltı o kadar iyi biliyorsan, neden bu güne kadar bir tane bile tutan dizi yapmadın?" diyemiyorum. Dahası, "madem işin uzmanısın, neden bana geldin teres, oturup kendin yazsaydın ya" da diyemiyorum. Arkamdan "huysuz" diye çekiştirmesinler diye kibarca suyu yokuşa sürüyorum. Ama gene de anlamıyorlar.
Nevrim dönüyor haliyle. O zaman da bu nevî insanlara Hızlı yerine kol saati armağan ediyorum. Tabii ki bu vesileyle gıyabında "huysuzun tekidir" diyen insan kitlesine birkaç iyi huylu kişi daha eklenmiş oluyor.
Durum budur. Artık bu hakir peşin ödemeyi görmeden babasına bile "peki" demeyeceğine and içmiş bulunmaktadır.
Bu bağlamda, şu alttaki cümleyi matbu olarak kartvizitime basılmış addedebilirsiniz:
"Hızlı'yı mı istiyorsunuz? Ne demek, dükkân sizin. Banka hesap numaram şudur, yatıracağınız rakam da budur. Dekontu gönderdiğinizde asistanım size adresi tarif eder. İyi günler."
Tafsilâtlı bilgi için şu makaleler dizisine başvurulabilir...
Derneğimizde ya da mektebimizde bir söyleşi veya imza gününe davet etsek gelir misiniz?
Bak bakalım gelir miymişim: Ünlü yazar Filânca'dan İmza Günü ve Söyleşi
Peki, konuyu değiştirelim. Bu site hangi sıklıkta güncellenir?
Bir evvelki yazıda anlattık ya arkadaşım!
Olsun, gene anlat.
Pekala. Yayıncının (benim) eşref saatine ya da yayınlanacak yazı olup olmadığına ya da paşa gönlümüzün yazı yazma ve güncelleme ya da bazı okur ve yazarların tepemin tasını attırma sıklığına bağlı olarak. Daha sık ya da daha seyrek. İbibikler öter ötmez.
Bu sitenin bir e posta listesi var mı? Hani, güncellendiğinizi falan haber vermek için.
Çok eskiden bir ara vardı, artık yok. Sanırım artık hiç olmayacak. Çünkü insanlar e posta adreslerini kendi elleriyle yazıp veritabanımıza girmiş bile olsalar, sonuçta onlara gönderilen şey yine spam posta tanımına girer. Kul yapısı bu, bazen kazaen bir kişiye aynı mailden dört tane falan gittiği olabiliyor. Bunlar sevimsiz işler, yapmak istemem. Meraklısı vakit buldukça tıklayıp yeni yazıları okuyor zaten. Neredeyse her gün güncellenen bir sitede millete "güncellediiik" diye haber göndermek anlamsız kaçmaz mı? Sevdinse her gün bir kez olsun uğrarsın, değil mi?
Ayrıca, bir süreden beri bu sitede hem yazılar için hem de yorumlar için RSS desteği olduğunu fark etmişsinizdir. Bir siteyi uzaktan izlemek için RSS oldukça uygun bir teknik.
RSS nedir?
RSS (Really Simple Syndication ya da Rich Site Summary diyorlar) siteye eklenen yeni içeriği o siteye girmeden izlemenize olanak sağlayan XML (Extensible Markup Language) tabanlı bir uygulamadır.
Bu nasıl olur?
Şöyle olur. RSS desteği veren sitelerin bir yerinde yanda gördüğün minik turuncu ikonun üstüne farenin sağ tuşuyla tıklayıp açılan menüden "Sık Kullanılanlara Ekle" şıkkını seçtiğinde sitenin RSS linki artık elinin altındadır. Ondan sonra yapman gereken, arada sırada Sık Kullanılanlar menüsündeki o ikonun üstüne gelip "yeni yazı var mı?" diye bakmak olacaktır.
Çok iyi anladığımdan pek emin değilim.
O zaman üşenmeyip Google'a yaz ve ara. Daha uzun anlatamam, sıkılırım.
Hem bunlar teknik konular. Eğer tasarımcı ya da kod yazarı olmayacaksan, daha fazlasını bilmeye ihtiyacın yok. Olacaksan da bunları öğreneceğin yer burası değil. Tasarımla ilgili sorularını Sokak Kedisi'ne sormanı öneririm.
Bu siteyi o mu yapıyor?
Evet. Tasarımını o yapıyor. İçeriğini, sen ben bizim oğlan, recep şaban ramazan, hep birlikte oluşturuyoruz.
Sokak Kedisi sensin, değil miii? Ben kül yutmaam.
Pısssst! Yerin kulağı var.
Peki, anladım. Başka soru: Bu sitenin renkleri niye böyle üçüncü hamur kâğıt rengi?
Bütçem bu kadarına yetti. Ha ha haaa! Şaka şaka. Birincisi: Göz yormasın diye. Malum, sitedeki yazılar çok uzun. Okuyucuyu uzun süre bembeyaz ekrana baktırmak, gözlerinizi haşat etmek istemem.
Üçüncüsü: Beyaz ekran daha fazla elektrik harcatır. Faturalarınızı kabartmak istemem.
Beşincisi: Derkenar, kendisini kuşe kâğıda basılan plaza dergilerinden daha çok, atık kâğıda basılan ucuz dergilere daha yakın hissediyor.
Sekizincisi: Bu renkler bendeniz muhtereme çok manalı görünüyorn.
Nedenlerin sıraları biraz yanlış oldu gibi... Neyse... Derkenar'daki yazı karakterleri bazen okunamıyor. Kuyruklu harfler soru işareti olarak ya da Çince gibi çıkıyor. Neden?
Bunun tasarımla ilgisi yok. Derkenar'la hiç yok. Sorun, muhtemelen, bilgisayarındaki sistem fontlarının eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Bir de bazı yazarların geçmişte yazılarını Word denen mendabur programla yazıp göndermiş olmasından. Bu siteye yazı göndereceksen, asla ve kat'a o takoz programla yazılmış bir kopya göndermeni önermem.
Ayrıca, kullandığın tarayıcının üst kısmındaki menüden Görünüm (View) ->Dil Kodlaması (Character Encoding) kısmına girip, hangi dil kodlamasının seçili olduğuna bak. Normalde Türkçe (ISO-8859-9) ya da (Windows-1254) hadi bilemedin Unicode (UTF-8) seçeneğininin işaretli olması gerekiyor. Bunu yapmazsan, Türkçe içerikli sitelerin hepsinde aynı sorunu yaşarsın.
Bu uyarı özellikle yurt dışındaki okurlar için geçerli. Kendi dil ayarlarını kontrol etmek ve düzeltmek yerine bize yazıp "Derkenar'da Türkçe karakter kullanmayınız, benim bilgisayarımda karman çorman görünüyor" diye akıl veren bazı tipler çıkabiliyor arada sırada.
Derkenar'ı açıyorum, günler önceki sayfa değişmemiş görünüyor. Ama arkadaşımın bilgisayarına bakıyorum, orada anasayfa değişik. Bu nasıl oluyor?
Muhtemelen bilgisayarının (ya da vekil sunucunun) geçici belleğindeki eski sayfayı görüyorsundur. F5 tuşuna bas ya da tarayıcının "Refresh" ikonunu tıkla, sorun çözülür. Yine de çözülemediyse, pek olmaz ama sorun bilgisayarındadır belki.
Dahası, bana bu tarz sorular sormadan önce sol taraftaki İnternet linkini tıkla ve o bölümü hafızla. Muhtaç olduğun malumatın bir kısmı o sayfalarda mevcuttur.
Hatta, daha da iyisi, eğer kullandığın tarayıcı (browser) programı eski bir sürümse mutlaka en yenisini yükleyin. Ve şefin tavsiyesi: Hâlâ tanışmadınızsa behemahal Mozilla Firefox ile tanışın ve bu ücretsiz tarayıcıyı bilgisayarınıza indirip kurun. Çok kolaydır, Önder Sav bile becerebilir. Bir kez deneyiniz, size garanti veriyorum, bir daha Internet Explorer kullanmazsınız.
Bu resmiyet nedir böyle? "Yapınız... Ediniz..."
İsterseniz parmak da atabilirim.
Bi de şöyle bi şey var, Derkenar'ın takvimi geçen yılın Aralık ayını gösteriyor. Yoksa mazide takılıp kalma durumu mu?
İnternetteki web sitelerinde gördüğünüz takvim ve saat gibi zaman gösteren şeyler, aslında sizin kişisel bilgisayarınızdaki takvim ve saat ayarlarını sayfaya yazdıran minik uygulamalardır. Yani, basit bir anlatımla, sayfa bilgisayara "bugün ayın kaçı olduğunu şuraya yazar mısın?" diye ricada bulunur, bilgisayar da bu ricayı kırmayıp oraya tarih ve saat yazar. Cihazınızın takvimi neyi gösteriyorsa sayfada da onu görürsünüz. Denemek için farklı farklı sitelere göz atın, eğer sizin bilgisayarın saat ayarı bozuksa hepsinin aynı "yanlış" zamanı gösterdiğini görüreceksiniz.
Peki, ne yapacağız bu durumda?
Ekranın sağ alt köşesindeki zamanı gösteren yere çift tık yapacaksınız, açılan dalgametrenin üzerinden saatin bozuk olan ayarını değiştireceksiniz, her şey yoluna girecek.
Aaa, hakikaten! Kendi kendime epeyce güldüm. Şimdi kalkıp "hayır, tarih doğru, sen öyle görüyorsun" dersen ne halt edeceğim ben? Biri benim bilgisayarın tarihini değiştirmiş. Çok özür diliyorum vaktini aldığım için.
Estağfurullah. Bir işe yarıyorsak ne mutlu bize. Saat ayarını başka biri değiştirmemiştir. Bilgisayarların da zaman zaman kafası karışabilir. Kul yapısı nihayetinde.
Niçin Derkenar'ı okumak için bu kadar çok ayar gerekiyor?
Tam tersine. Hiç bir ayar gerekmiyor. Derkenar, öğünmek gibi olmasın (ya da olsun) her çeşit işletim sisteminde ve her türlü tarayıcıda ve de her çözünürlükteki ekranda kusursuz görüntülenebilecek, ziyaretçisine hiç bir sorun yaşatmayacak bir biçimde tasarlanıp kodlanmıştır. Bu kertede kaliteli bir işçiliği Microsoft'un sitesinde bile belki bulur belki bulamazsınız.
Ayrıca kullanıcıların büyük bölümü bu siteyi (ve diğer düzgün siteleri) sorunsuz görüyor zaten. Derkenar, tasarımının kusursuzluğuyla gurur duyuyor, kasım kasım kasılıyor. Siz eğer yukarıdaki soruyu soran üç beş kişiden biriyseniz, bilgisayarınızın ayarları kaymış olabilir ve bunun farkında olmayabilirsiniz. Nihayetinde, bu bilgisayar denen cihaz, içinde yüzlerce irili ufaklı programcık bulunan karmaşık ve arıza yapmaya pek mütemail bir nesne olup, teklemesi, şeşi beş görmesi sık sık rastlanan durumlardandır.
Hatırlatmak isterim ki, bu tarz "siteyi bozuk görüyorum" uyarılarından birkaç gün sonra "yav, araştırdımda, meğer acaiplik benim bilgisayarımdaymış, format attım, şimdi her şey yolunda, kusura bakma, seni meşgul ettim" diye özür e postası gönderen arkadaşlarımız da oluyor.
Ama bu tarz "bozuk görüntü" açıklamaları en çok Derkenar'da var. Niye?
Demek ki şu koskoca internetteki en saydam, en özenli, muhatabına en çok değer veren, iyiyle yetinmeyip mükemmeli bulmak için inat eden web sitesi Derkenar imiş.
Ortalık bozuk görüntüden, açılmayan sayfadan ve resimden, dil ve yazım yanlışından, asparagastan, kıpraşıp duran reklamlardan, süflîlikten, çapaçulluktan, sakaletten geçilmiyor. Bunu yapıp internete yestehleyenlerden hiç biri "hey insanlık, keyfin yerinde mi, hizmetimizden memnun musun?" diye sormuyorsa, kabahat Derkenar'ın mı?
Ne mutlu size ki, böyle şefkat dolu, memelerinden süt sızan bir elektronik mecmuanız var.
Şu "sizli-bizli" durumu aradan kaldırsak?
Peki.
Aaaah! Arkam! Nooluyor be? Ne bu samimiyet?
Söylemiştim, parmak da atabilirim.
Ah! Of! Çok şakacısınız! Şimdi de biraz özel bir sorum var. Kedileri iğdiş ettirmek bana gaddarlık gibi geliyor, size de öyle geliyor mu?
Hayır. Kediye soracaksın da ne olacak? En fazla "miyav" diyecek. Bu kelimenin ne anlama geldiğini sadece kendisi biliyor. Hem, ameliyat edilince huzur çöküyor üzerlerine ve de ömürleri uzuyormuş. Veterinerler öyle dediler.
İnanamıyorum! Bu kadar gaddar olamazsınız. Ya aynı şey size yapılsaydı?
Sünnet olacağım zaman fikrimi alan olmadı. Hatta arkamdan koşup yakaladılar ve kurbanlık koyun gibi yatırdılar baltanın altına. Ne oldu, hayatım mı kaydı? Yooo. Ha bir metre ha yarım metre, ne değişir? Adam olana otuzbeş santim de yeter pekalâ.
Vahşisiniz siz! Hunharsınız! O zavallı hayvancıklara! Ahhh, vahşi adam! Sizinle sevişmek ne güzel olurdu kimbilir! Şey! Müsait misin?
...
"Müsait misin" dediiim.
...
Peki. Ne tür kadınlardan hoşlanırsın necocuum?
Musallat olmayanlardan.
Peki, konuyu değiştirelim. Bu siteyi niye yapıyorsunuz? Para falan kazandırıyor mu?
Para kazandırmak şöyle dursun, cebimdekini de harcatıyor.
Peki siteden para kazanmak için reklam almayı, sponsor falan bulmayı düşünmez misiniz?
Reklam sempatiyle baktığım bir şey değil. Hem de hiç değil. Ama ciddiye alınacak bir getirisi olacağını ve sitenin yayın çizgisi üzerinde hiçbir denetim girişiminde bulunulmayacağını bilsem, sponsorlu yayın konusunu dikkate alabilirdim. En azından, Derkenar yazarlarına telif ödeyebilme düşümü gerçekleştirmek adına.
Fakat, internet ortamı henüz kimin ne kadarlık hükmünün olduğu pek sağlıklı tespit edilemediği ve reklam pastasından pay kapmak için olmadık hokkabazlıkların yapıldığı bir alan olduğu için, o uyanık kalabalığının arasına karışmak, onlar gibi kapı kapı dolanıp "bize banner şu bu verin" diye teklifler götürmek, tahmin edeceğiniz gibi, asla kalkışmayacağım bir iş.
Bu banner konusu nasıl işliyor?
Çok iyi bilmiyorum. Galiba sayfa görüntüleme sayısı (page view) ile, belki bannerin tıklanma sayısı ile önceden belirlenmiş bir rakamın (diyelim 1 sent) çarpılması gibi basit bir yöntem izleniyormuş.
Bu mantıklı mı peki?
Salakça. Fazlasıyla düz bir mantık. Sayfa (veya banner) milyonlarca kez görüntülense ne olur? Çok para kapmak için tek paragraflık çalıntı haberi okutana kadar 44 tane sayfa açtıran ve o hantal sayfalar açılırken üç beş dakika bekleten ve sonra hayal kırıklığı yaşatan sitenin bir ürünün sevilebilirliğine olan katkısı nedir? Ya da her tarafı kıpraşan, yanıp sönen, açılan kapanan yılışık ve yorucu reklamlarla dolu sayfalarda ürünün öne çıkma şansı nedir? Sadece çıplak kadın resmi arayarak internette dolanan sivilceli oğlanların açtığı sayfa sayısının ve o sayfalarda görüntülenecek olan reklamın kıymeti harbiyesi var mıdır?
Bunları konu açıldı diye anlattım. Yoksa ne şamın şekeri, ne kapitalistin zekeri. İstemem, eksik olsun. Derkenar şunca yıldan beri reklamsız sponsorsuz yayın yapıyor. Bundan sonra da böyle var olabilir.
Peki, para kazanmıyorsan niye uğraşıyorsun bu kadar?
Bu tarz sorular şiir öykü roman yazan ve başka insanların mutluluğu için kendi rahatından feragat eden, başını kanunla, devletle, bağnazla, densizle derde sokanlara da sorulabilecek bir soru. Herkesin farklı yanıtları olabilir. Benimkini bilmiyorum. Kendiliğinden gelişti ve bu işi yaparken güzel vakit geçirdiğimi farkettim.
Sadece güzel vakit geçirmek için mi? Para kazanmayacağın bir işe bu kadar emek verdiğine inanalım mı istiyorsun?
Neye inanmak istiyorsan ona inan. Ben peşin hükümlü olmayanlara hitaben konuşuyorum. Farzet ki emekli bir memurum ve taşındığım sayfiye kentinde bahçemdeki güllerle sardunyalarla falan uğraşıyorum. Öyle birine "neden para kazanmadığın halde bu bitkileri sulayıp toprağı çapalıyorsun" diye sorar mıydın?
Geçimini internetten sağlayamazsan günün birinde çekip gitmez ve bizi Derkenar'dan yoksun bırakmaz mısın?
"Asla olmaz" diyemem. Belki giderim. Ama şimdilik buradayım. Hem, hiç para gelmiyor da denemez. Sokak Kedisi sırtını hiç bir sermaye gücüne dayamadan, sadece bilgisinden ve yeteneğinden aldığı güçle tasarım işinden kazanıyor iki lokma bir şeyler. Onun kazandığı para benim kazandığım para sayılır. Gelecekte iyi bir tasarımın değerini anlayanlar çoğaldıkça onun biti de kanlanacaktır.
Neden yüzbinlerce tirajı olan gazeteleri bırakıp bu birkaç bin okurla sınırlı web sitesine adadın kendini?
Dedim ya, çok iyi vakit geçiriyorum. Biçimiyle ve içeriğiyle her şeyini kendim belirlediğim bir yayın organını yapmakla başkasının gazetesinde bulmacanın yanına bir şeyler çiziktirmek arasındaki manevî doyum farkı kıyas bile götürmez. Kaldı ki, 500 bin satan bir gazetede yazıp çizmek, o sayıda okurun var anlamına da gelmez. İnternette yapılan yayın, ömrü bir günle sınırlı olmayan, eskimeyen, her yerden kolayca ulaşılabilen ve er geç çok sayıda insana ulaşma şansını hep koruyan bir yayındır. Oysa gazete, günlük yumurta kadar dayanıksız bir ürün olup, oralarda kalem oynatmak suya yazı yazmak gibi, o sütundan kaybolduğun an dünya yüzünden de kaybolacağın uçucu bir maddede yazmak gibidir.
Daha açık konuşayım. Bu siteyi (şu an itibariyle) her gün üç bin cıvarında kişi ziyaret ediyor. Haftada 35 binin üzerinde sayfa açılıyor. O çok satan gazetelerin reklam kampanyalarıyla şişirilmiş o anlı şanlı yazarları da "oralarına" güveniyorlarsa, ayrılsınlar çalıştıkları gazetelerden ve beş-on yıl inzivaya çekilip adlarını adamakıllı unutturduktan sonra bir internet sitesi yapsınlar. Görelim biz de boylarının ölçüsünü. Sözlerinin gramajı kaç "tık" edermiş.
Özetle, ben Derkenar'dan çok memnunum. Sitede yazısı ya da mektubu yayınlanan diğer arkadaşlarımın da memnun olduklarını gözlemleyebiliyorum. Göcek koyunda bağlı yatımız olmasa da olur. Biz yarın da buradayız. Plaza mankenlerinin nerede olacaklarını da kimse bilemez.
Yazılarını daha fazla insanın okuması gerekmez mi?
Çok iyi olur. Yap o zaman bir efendilik, okuduğun yazıların dibindeki "Tavsiye" linkini kullanıp yazılarımızı tanıdığın başka insanlara da gönder, okusunlar.
Ben onu kastetmedim, gazetede yazmak istemez misin?
Biz zaten yazıyoruz, basmak isteyene de bir e posta mesafesindeyiz. Ama sen hâlâ anlayamadın galiba, bu medya bizim gibilere değil yer vermek, mümkün olsa yeryüzünden kazır. Şu mütevazı site bile bazılarının huzurlarını kaçırmaya yetiyor.
Onlar seni yok saydığı halde sen neden onların yazılarına link veriyorsun?
Yarası olan gocunsun.
Nasıl yani? Bu kadar basit mi?
Ben insanlara değil yazılara link veriyorum.
Derkenar'da neden Haber bölümü yok?
Olsaydı fena olmazdı, ama bunun için muhabir, editör, vs. çalıştırmak, ya da bazı "haber" portallarının yaptığı gibi, internetteki mevcut içeriği talan etmek gerek. Her ikisi de benim için tercih edilebilir bir şey değil.
Ama Derkenar'da güncel konulara ilişkin sıcak yorumlar olsa iyi olmaz mıydı?
Her sayfası tek tek ve titizlikle yapılan bir sitede bunu gerçekleştirmek için bir kişi yetmez. Ona rağmen, bu tek çalışanlı web sitesinin ö/ZEN ve içerik konusunda trilyonluk bütçelerle çıkarılmaya çalışılan gazete ve dergilere ve onların web sitelerine attığı fark da ortada.
Keza, güncel olanı anlayabilmek ve sağlıklı yorumlar yapabilmek, sanırım biraz da "kadim" olanı kuru gürültüden ayırabilmekten geçiyor. Bunun en kestirme yolu da bana kalırsa, "güncel" diye sunulan kakofoninin dışında ve uzağında durup, kuyumcu titizliğiyle verileri elemek ve bu yolla dirhem dirhem inci biriktirmek. Derkenar'ın güncelle arasına koyduğu mesafenin ardında bu dikkati aramak isabetli olabilir.
Bu siteyi paralı yapsanız da, biz de bir gün başka iş bulup bizi yüz üstü bırakmanız ihtimaline karşı kendimizi sağlama alsak olmaz mı?
Bu yöntem akılcı değil. Paralı siteye ben şahsen girmek istemezdim. Ama bizim nasıl geçindiğimiz konusu sana sahiden dert oluyorsa, çok basit bir yol tarif edebilirim. Bir web sitesi yaptıracaksan, Sokak Kedisi'ne yaptır. Niyeti olanlara öner. Birine bir hediye alacağın zaman "biblo mu alsam, kazak mı alsam?" diye düşüneceğine, git en yakın kitapçıdan Hızlı Gazeteci kitaplarından birkaçını ya da Nereye'yi alıp hediye et. Bu sitenin bekçisine yapılacak en şık jest budur.
Kitaplarını kitapçılarda bulamıyorum ama, ne yapmalıyım?
Bitince bir daha getirtmemişlerdir. Söyle getirsinler.
İngilizcem pörfekt düzeyde. Hızlı Gazeteci sitesindeki bazı yazıları İngilizce'ye çevirsem hoşuna gider mi?
Ne demek, bayılırım. Hatta Japoncası, Arapçası, Rusçası, İspanyolcası, Grekçesi, Aztekçesi, Sanskritçesi çok iyi arkadaşların varsa onlara da söyle, birer ikişer yazı çevirsinler, beynelmilel site olalım. Bundan daha büyük iyilik mi olur? Ama lütfen sahiden yardımcı olmak istiyorsan öneride bulun. "Size çeviri yapayım mı?" diye sorup bir daha da aramayan o kadar çok "yardımsever" çıktı ki, artık "çeviri yapabilirim" diyenlere pek inanmıyorum.
Bugüne kadar hiç hakaret davasına konu oldunuz mu?
Ben kimseye hakaret davası açmadım. Doksanlı yılların ilk yarısında bana iki kez açıldı. Zamanın cumhurbaşkanına ve "devletin güvenlik kuvvetlerine" hakaretten. İkisinden de beraat ettim. Ama Hızlı Gazeteci sitesinin Medyadan bölümündeki yazarlara "iltifat davası" açabilirim günün birinde.
Aaa, şimdi uyandım! Siz bir vakitler Cumhuriyet'te Hızlı Gazeteci'yi çizen Necdet Şen değil misiniz?
Kısmen.
Bacı hikâyenizden sonra bacılar sizi dövmüş, doğru mu?
Yanlış.
Nasıl öyleyse?
Niyetleri öyleydi sanırım. Gazeteyi bastılar. Ama o iş gerçekleşemedi, bağıra çağıra gittiler. Hele elebaşıları olan bir muhterem hanımefendi -ki ben bile onun yanında narin ve feminen kalırım- "silüetini cızacağız senin!" diye, yekpare RedKit külliyatına bedel bir tehdit savurup, bu fakiri güldürmüş idi o gün.
Ayrıca, yine 80'li yıllarda bir grup feminist "kadın" dövmeye niyetlenip, niyeyse, rahmetli Duygu Asena'dan icazet istemişler ve ondan "isttirin gidin" yanıtını almışlar diye duymuştum. Henüz esas kaynağından doğrulanmamış (bundan sonra da doğrulanma şansı kalmamış olan) şüyuu vukuundan beter bir durum.
Haa, bir de "avrupalarda" okumuş bir sosyolog kızımız (ki o zaman 17 yaşında imiş) hayatta en çok dövmek istediği kişinin ben olduğum konusunda dergilere falan beyanat vermiş idi.
Nedir bu gudubet kadınlardaki sizi "dövme" saplantısının esbabı mucibesi?
Ben de henüz çözebilmiş değilim.
Bir reklamda oynama teklifi gelse kabul eder miydiniz?
İnanmayacaksın ama 1980 yılından beri birçok kez reklam kuşağında göründüm. Hepsi de çalıştığım gazete ve dergilerin reklamıydı ve benim orada işe başladığımı duyuruyordu. Yani aslında bugüne kadar yalnızca "kendi reklamlarımda" oynadım. Banka ya da bilmemne kart reklamında rol almadım. Almam da. Ama alanı da çok fazla hakir görmem, "metres köşe yazarı" olmaktan daha pespaye bir iş değildir neticeten.
Neden sizi televizyonda ve basında sık sık göremiyoruz?
Uygun bir konu mankeni değilim.
Derkenar'ı kâğıda basılmış dergi olarak da yayınlamayı düşünüyor musunuz?
Düşünmedim desem yalan olur. Ama gözüm yemedi. Zaten -ben görmedim ama duyduğuma göre- bu isimde bir dergi çıkarmışlar bile. Vaktiyle birileri Mimoza adını kapmıştı, şimdi de Derkenar kapılmış. Hayırlı olsun. (Not: Sonradan ikisi de kapandı.)
Çoluk çocuğunuz var mı?
Birkaç tane kedim var.
Tanrıya inanır mısınız?
Bu konuların ortalık yerde saygısızca konu edilmemesi gerektiğini düşünürüm.
Aşka inanır mısınız?
Zarafete ve şefkate inanırım.
Doğum gününüz?
Cumartesi galiba.
Burcunuz?
Beni tanımak istiyorsan, yazılarım orada duruyor, onlara göz atabilirsin.
Sorularımla sizi sıkıyor muyum?
Aaa, ne demek, sor ki öğrenesin.
Daha önceki sorular ve cevaplar »
Vatandaş ne düşünüyor?
Değerli Derkenar okurları,
"Derkenar" ın ne anlama geldiği ile ilgili sorunun yanıtını okurken, bu kelimenin Kürtçe bir anlamı olduğunu da hatırladım. Farsça ile olan dil akrabalığından ötürü olsa gerek yakın bir anlamı var.
Kürtçe'de"der"=dış" demektir.
"derî = kapı"...
"derve = dışarı"
"derketin = dışarı çıkmak"...
"derkırın = dışarı çıkarmak"...
"derxistin = dışarı atmak, kovmak"...
"derkenar" ise"kenarın dışında, cizginin dışında" anlamına gelir.
Yaşlılarımızın bizi sık sık"Hele derkenar be!" (Hele kenara çekil!, kenara çık!") diye uyardıklarını hatırlarım.
Kürtçe anlamı Derkenar'a sanki daha çok uyuyor gibi...
İçten selam ve başarı dileklerimle.
Recep Maraşlı - 28 Mart 2008 (01:13)
Sevgili büdü,"Derkenar" bir onur, dürüst insan ve hatta iddia ediyorum"gercek dost" oldu. (Bunalim hava gazi). En azindan benim icin. Arada bir sacmalasam da, sacmaladigimi yüzüme vurmayacak kadar bilge. Sevgi. Dost.
Yanitlarini ya yazilarindan, ya Derkenar'dan alirim demistim. Aldim. Tesekkür ederim sevgili boyali kus. Öpücük.
Saglikla, mutluluk diliyorum, takvim denen seyin icinde.
İlker Koçak - 3 Ocak 2009 (05:40)
Sevgili site yetkilisi, daha önce de mesajlarımda değinmiştim. Büyük harf ile başlayamıyorum, bunu sisteminiz reddediyor. Benden kaynaklanmadığını bir kez daha belirtmek istedim. Sevgilerimle
Nursun Korkmaz - 17 Mayıs 2009 (12:03)
Sevgili Nursun Korkmaz, klavyenin sağında ve solunda olmak üzere cem'an 2 adet Shift tuşu bulunmaktadır. Bunları kullanırken herhangi bir sorun yaşamıyor olmanız gerekir.
Eğer kastettiğiniz, Caps Lock tuşu ise, o tuşun Derkenar tarafından engelleniyor oluşunun nedeni, klavyeyi tamamen büyük harfle yazacak şekilde kilitliyor oluşudur. Çünkü engellenmezse tüm metin büyük harf olarak yazılır. Bar bar bağıran bir ifade olur ki, bunu istemeyiz.
Yine de sizin bilgisayarınızda Shift tuşu kullanım dışı kalıyorsa bunu e posta ile site müdüriyetine bildirmenizi öneririm.
Büdütör - 17 Mayıs 2009 (15:24)
Necdet Şen
Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Ali Türkan
Bazen söyledikleri doğru olsa bile, o doğruları ondan duymak isteyip istemediğimi merak etmediği için, geri zekâlılığı programlanmış oluyor. Her şeyi bildiğine inanan ve bütün bildiği de bundan ibaret olan o kadar çok insan tanıdım ki, artık hiç birini sallamıyorum. Devam
Ceyhan Mumcu'nun ezberini bozan şüphe
Necdet Şen
Bu günlerde siyasî suikaste kurban giden "kızıl elmacı" yazarların yakınlarının yerinde olmayı asla istemem. İnsanın o yaştan sonra "yoksa ben hayatımı haydutluktan başka bir şey üretemeyen cıfıt bir davaya mı adadım?" diye sorabilmesi hiç kolay olmasa gerek. Devam
Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler
Bade - Sevgili Alper Uzun, anlaşılması zor bilimsel konuları akıcı bir dille bize aktardığınız... GPS'li hayatlarımız
Muzaffer Terzi - Yazının sonunda söylemem gerekeni başında söyleyeyim de meramım güme... Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz
Melih Özel - Sevgili Faruk, gene bir solukta okunan, akıcı bir yazı yazmışsın. Son 4... Kozmik Deprem Senaryosu
Necdet Şen - 17 Ağustos depreminden sonra 2 hafta kadar Adapazarı'nda kalıp gönüllü olarak işin bir... Kozmik Deprem Senaryosu
Büdütör - Yine Radikal'den bir haber alt başlığı:"Yeni sürüm Beta 4.1, (...), dil çeviri fonksiyonuyl"... Bu nasıl haber dili?
Melih Özel - Ülkemizin en uzun süreli tahsilini yapan bireylerinin, bu uzun süre sonunda... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
1977 seçimlerinde Şehremini'de sandık müşahidiydim. Bir ara yaklaşık 40 kişilik sakallı-çarşaflı bir grup geldi, oylarını kullandı. İçlerinden birini tanıyordum, dışarıda kime oy verdiklerini sordum, "AP'ye, yani Demirel'e" dedi. Sebebini sorunca "CHP korkusu" dedi. İçim cız etti.
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Performansçı geldi hanııım!
Candan Dinç
Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir. Devam
Taksi Kullanıcısının El Kitabı
Enver Turan
Taksiciler genellikle durak taksileri olduklarında ve taksi sayısına göre yolcu sayısının fazla olduğu bölgelerde mesafe ayırımı gözetirler. Çünkü ortalık o taksiye binmek üzere akın etmiş uzun mesafe yolcularından geçilmemektedir. Devam
Benim babam bir sperm
Kâmuran Kızlak
Baki selâm niyetine sön sözümü de bu psikiyatr ve antropologlar'a edeyim bari: İnsan, içgüdülerinin üzerinde kontrol kurabildiği, onları denetleyebildiği ölçüde insan oluyor ey fetva ehli. Devam
İtina ile fişleme yapılır
Ahmet Faruk Yağcı
Şu sıralarda yaşananlar işte bu vicdan sahibi subayların eseri. Kimisi bilgi fişlerini sakıt etti. Kimisi gözü dönmüş adamların kıyım yapacağını farkedip ayaklarına çelme taktı. Devam
Görünmez Adam
Alper Uzun
Belki de görünmez adam olmak sanıldığı kadar güzel bir şey değil. Tıpkı hayallerimizde yaşattığımız şeylerin gerçek versiyonlarının o kadar da tatlı olmaması gibi bir şey bu. Devam
İslâmi hareketin devlet talebi yok
Vahap Demir
Farklı din anlayışlarının ve farklı taleplerin olması bir tehdit unsuru olamaz. Ne yazık ki; kimin neye, ne kadar inanacağı nasıl bir din anlayışına sahip olması gerektiği, hiç üzerimize vazife olmadığı halde hep kendimizi bu işe memur hissettik. Devam
Kuş kanadı kalem olsa
Erdem Abaka
Peki, hayat hiç olmadığı kadar sert ve acımasızca üstelik anlam verilemeyen bir hırsla sanki bir intikamı varmış gibi sıkıştırmaya başlayınca ne yapmalı insan? Cevap hem çok hem hiç yok. Devam
Hayvanlar "mal" mı "can" mı?
Selim Atak
Tüm canlıların hayatta kalmak, işkence ve zulüm görmemek, doğal yaşam alanlarında baskıya ve tacize maruz kalmadan yaşamak gibi hakları olmalı; ve bu hak, bizzat yasa tarafından güvence altına alınmalı. Devam
Bu muymuş Avatar?
Erdem Abaka
Avatar'ın, en azından bir süre daha damağımda hoş bir tat, zihnimde keyifli bir anı bırakmasını isterdim. Ne yazık ki film bana göre bu beklentiyi karşılamaktan çok uzakta. Devam
Kozmik Sukutu Hayal
Nuri Yalçın
Vatandaş olarak askerin vesayetinden çokça bir şikâyetim yok. Laik düzen ile de barışığım, onun doğurduğu siyasi iktidarla da. Benim derdim hürriyet; demokrasi değil. Devam
Kimlikler lütfen!
Seyit Balkuv
İnsan aklının tam olarak çözemediği, olağanüstü merhalelerden geçerek dünyamızda can bulan bu muhteşem varlığın mucizevî değeri yanında "nüfus cüzdanı" veya "kimlik" denen şeyin herhangi bir anlamı, önemi, kıymeti harbiyesi olabilir mi? Devam
Bu hastalık diğerlerinden farklı, tıpkı diğerleri gibi
Alper Uzun
Fotoğraflarda sağlıklı, güzel bebekler olarak çıkıyorlar. Görüntü, derindeki sorunları ve problem yaratacak sinyalleri vermiyor. Bir takım tuhaflıklar var ama hemen ya da öncesinde çok dikkatlerimizi çekmiyor. Devam
Hüsniye'den Vizite'ye
Ahmet Faruk Yağcı
Hüsniye güzellik demek. Ve güzel bir kelime. Üzerinde vizitenin aşufteliği yok. Maaş gibi de soğuk değil. İnsana hizmet eden birisine de hüsn, yani güzellik yakışır. Anlayana. Devam
2010 onların yılı olacak
Alican Terzi
AKP'nin iktidarlığının başından bu yana en çok dert yandığı, şikâyetçi olduğu kurum olan Anayasa Mahkemesi'nin 12 üyesinden 5'i bu yıl emekli oluyor. Seçim hakkı ise Abdullah Gül'ün. Gül bu atamalarla birlikte mahkemenin yarısını atamış olacak. Devam
Bir Fırtına Tuttu Bizi
Erdem Abaka
Siz bakmayın modern yaşantının kurallarını sizin adınıza belirleyenlerin söylediklerine. Nasıl yaşamanız gerektiğini sizlere dayatanların etkisinden kurtulun artık. Çok geç olmadan bu topraklardan çıkan seslere kulak verin. Devam
Kamyon arkası yazıları
Erdem Abaka
Bu mu hakikaten, varmayı düşündüğümüz hedefler için yapmamız gereken bu mu? Yani çalıştığımız plazada patronumuza gıcık olursak, onu alt etmek için plazayı satın almaya mı çalışmalıyız? Son nokta neresi peki, Obama'nın koltuğu olabilir mi meselâ? Devam
Korku
Ahmet Faruk Yağcı
Kafamdan okuduklarım sırasıyla geçerken yattığım yerden evren üzerine düşüncelere daldım. Allah'ı, yaradılışı, gaz ve toz bulutundan öncesinde ne olduğunu, samanyolundaki onlarca güneş sistemini, ayın karanlık yüzünü, evrenin dengesini, dalgalanan başakların hışırtısı eşliğinde düşündüm. Devam
Ya içindesindir çemberin, ya da dışında yer alacaksın
Seyit Balkuv
Düşünün ki, içinizde başka insanlarla paylaşarak daha ileri götürebileceğiniz en halisinden özgün fikirleriniz var. Bu fikirlere muhatap olabilecek onlarca insan her gün burnunuzun dibinden geçip duruyor. Fakat siz hiç birine bir şey söyleyemiyorsunuz. Devam
Çabasız sanayi: Turizm
Erdem Abaka
Çeşitli kaynaklarda rahatça ulaşılabilecek rakamlar her ne kadar iyimser bir tablo çizse de, şu anda sadece deniz, güneş, kum turizmine yaslanmış ve sadece bahşedilmiş doğal güzelliklerini pazarlayabilen ülkemizin, çok çabuk yeni bir turizm yapılanmasına yönelmesi gerekiyor. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. http://www.derkenar.com/necdetsen/sik-sik-sorulan-sorular-2/