Necdet Şen - 26 Ocak 2001
Şanslı bir insanım, çünkü televizyonlarda gazetelerde boy göstermeyen, gazetelerde köşesi olmayan, ama bugüne kadar rastladığım en süzülmüş entellektüellerden biri olan Nermi Uygur'u daha sağlığında, kanlı canlı ve yakışıklı bir adamken tanıma, zaman zaman buluşup sohbet edebilme mutluluğuna eriştiğim için.
Başlıktaki cümle onun anlattığı bir anıdan alınma.
1930'lu yıllarda tek başına Anadolu'yu dolaşırken tanık olduğu bir ayrıntıyı nakletmişti:
Ölen kocası için ağıt yakan bir köylü kadın, kaybettiği canın ne kadar değerli olduğunu anlatmak için olsa gerek, " ooooooyyy oyyy, rahmetlinin boku da sapsarıydı!" diye inliyormuş elleri böğründe.
Çok mu abes? Haklısınız. Yaşamakta olduğumuz " modern" yaşamın abesliği, öyle görünüyor ki, bize yaşamın en doğal hallerini " abes" diye tanıtmakta. Şık kostümlerimizde delik açmasın diye güve katliamı, mutfağımızın asortisi bozulmasın diye böcek katliamı, apartman önlerinin fiyakası bozulmasın diye sokak iti katliamı yapma hakkını kendimizde görebilecek kadar yabancılaştığımız ve artık alafranga klozetlerde def-i hacet giderir ve " ruh hastası" kategorisine sokulmamak için kazuratımızla olan tüm tanışıklığımızı inkâr edip, oturduğumuz yerden kalkar kalkmaz başka taraflara bakınarak aceleyle sifonu çektiğimiz ve anca o zaman " klozetin bembeyaz uygar yüzeyinde benim ilkel dışkımın izleri kalmış mı?" diye suçluluk duyguları içinde kaçamak bir göz attığımız bir dünyada/toplumda (yani ense kökümüzde otağ kurmuş olan ve sıçarken bile bizi yargılayan toplumda) böceklerin, uyuz itlerin, üst geçit kullanmasını bilmeyen nakıs ipsilonların (yani proletaryanın) yaşama hakkı da ne demekmiş? İlacı var, öldürürsün geçer gider.
Hoh hoooo! Biz Hümanist'iz. Yani insan fetişisti. Ayriyeten en akıllı olanlarımız tabii ki Ateist'iz; yani yobazın önde gideni. Ulan sivri akıllı! Allahın olmadığını ispatlayabilecek bir makine mi icat etti Japonlar? Deney mi yaptın laboratuvarda? Şahdamarımızın yanına da baktın mı bari?
Buna istinaden, "her şey insan için" keza "her şey biz çağdaşlar için" hatta "her şey biz pahalı fransız şaraplarından anlıyormuş gibi yapanlar ve filanca marka müzik setini satın alabilecek kadar kalantor olmayanları moronlukla suçlayabilen Hi-Fi eliti için" demekte hiç bir sakınca yok. İçinde yaşadığımız dünya Cesur Yeni Dünya; bu dünyada kuralları biz seçkinler, yani gazetelerde köşe yazısı yazabilecek şahsi ilişkileri tesis edebilmiş olan, onca yoksulluk varken çuval dolusu para harcayabilmekte mutluluk bulabilen, Paşa Disko'ya badigardlardan dayak yemeden ve kapıdan kovulmadan girip çıkabildiği için ağzı kulaklarına varan, çocuğumuzu en pahalı kolejde okutabilecek ve onun seks hayatı sanki bizim seks hayatımızmış gibi ruhsal tatminlerden medet umup, oğlumuzun azgınlığı ve kızımızın sürtüklüğünden " çağdaşlık" payı çıkartan kişiler oluşumuzun, hepsinin bir açıklaması var:
"Biiiz, çağdaşıız! Onlar değiiil! Bizz kültürlüyüüz! Onlar değiiil!"
İşin aslına bakarsan, gündelik yaşamda, seçkinliği kendinden menkul seçkinler tarafından adına " bilinç" denilen, ama aslında bilincin tam da zıddı olan malumatfüruşluk, bizim şu zaman diliminde yaşamakta olduğumuz kollektif hastalığın esas adı. Maalesef, o ekranları kaplayan sözümona yarışma programlarının en kazığında en büyük parayı kaldırabilecek kadar saçma sapan bilgiyle doluyum ve bunları unutmak için özel çaba harcıyorum.
Çünkü zihnimize istiflediğimiz her nazari "bilgi" işin aslına bakarsanız, doğuştan getirdiğimiz, ya da en azından sokakta çelik çomak (aaa o da ne?) oynarken öğrendiğimiz sahici ve kadim bilginin ışıltısının önünü kapatan bir kara bulut. Oysa kültür dediğin, aslında çelik çomak.
Bir lâğım faresinin bilip de bizim unuttuğumuz o bilgi nedir acaba?
Kediler, köpeklerden farklı olarak, kakalarını gözlerden ırak bir yerde utanarak yapar ve işi bittikten sonra mutlaka ama mutlaka üstünü toprakla ya da bulabildiği herhangi bir şeyle örter.
Ama daha önce, bana çok anlamlı gelen bir şey daha yapar; dışkısını birkaç saniyeliğine koklar, dikkatle seyreder.
Bütün kediler sapık mı? Yoksa psikiyatri mi palavra?
Bir insan bunu yapacak olursa, çağdaş psikiyatri onu "nekrofili hastası" diye damgalar. Çoğumuz, ense kökümüzdeki ana-baba nasihati, öğretmen zılgıtı, çavuş tokadı ve münevver hakareti korkusuyla, herhangi bir damgalanmaya maruz kalmamak için, dışkımıza bakmayız. Ama belki de gömmeden önce kakasını kısaca inceleyen kedinin unutmadığı o doğal uzmanlık alanı, bokundan tahlil yapabilme becerisidir, kim bilebilir? Belki safra kesesinin ya da karaciğerinin günlük işleyiş raporunu o minicik bilge yaratıklar oradan öğreniyor.
Siz gene de kabahatinize bakmayın. Ben de bakmıyorum. Ne de olsa, bu iş için üniversite bitirmiş maaşlı gaytaya bakıcılar, yani mikrobiyologlar var. Bastır parayı, koklasın analiz etsin senin bokunu senin yerine.
Ama ya, bütün mevzuu bununla bitmiyor ki.
Köpekler neden havlar sabahlara kadar?
Niçin mutlaka tetikte olmamız gereken dahili ve harici bedhahlarımız bulunur hayatımızın her aşamasında?
Bir ömür kadar uzakta olan ihtiyarlık günlerimiz adına tüm yaşantımızı diyet olarak ödeten mantık niçin sorgulanmaz? Kimdir çocukluk hayallerimizi bize yasaklayan? Kimdir çocuklarının üstünden ego yarıştıran?
Sınavlar, sınavlar, sınavlar. Kim garanti edebilir ÖSS'yi rekor puanla kazanan yavrunuzun bu pis yarışı okulun son yılında sidik kokan bir izbede "golden shot" yaparak protesto etmeyeceğini?
Anneler babalar, "sırtınıza yük olacak" ve büyükanne elinde büyüyecek olan çocukları neden dünyaya getiriyorsunuz?
Halıdaki maytları, hatta Amerikan ordusunda kullanılan obüs mermilerini bile emebilen elektrikli eko-sistem emiciler olmadan önce evlerimizi bok mu götürüyordu?
Bir 18 yaşındaki kızının sedef gibi ışıldayan tenine, bir evdeki köroğlunun pörsümeye yüz tutmuş etine ve bir de komodinin üstünde duran 20 yıl öncesine ait nişan fotoğrafına bakan aile reisi (bilincini boş ver) bilinçaltında ne arzular? Ne engeller evin herifini? Her şeyin bal gibi farkında olan anneler neden susar?
Polyanna öyküleriyle, ilâhi adalet masallarıyla, çikolata renkli şarkıcılarla, öcülerle, devlerle tıkabasa doldurulan kulaklarımız hangi seslere karşı sağırlaştırılmıştır "kazaen"?
En çok kime, neye, neden kızarız? En çok yargıladığımız şeyler ve rüyalarımıza en çok giren şeyler nedir? Nerede kesişir suçluluk duygusu ile yargının yolu?
En büyük endişesi nedir "güçlü" ve "korkusuz" olanın?
Esasında "korku" anlamına gelen, ama onun yerine kullanmayı yeğlediğimiz kaç tane kelime var gündelik söylemimizde?
Bir insan kesin olarak aslında ne zaman ölür?
Şu gürültü bir sussa da esas fısıltıyı işitebilsek.
Necdet Şen yazıları
Ali Türkan
Zaten, güzellik-çirkinlik gibi dünyanın en görece kavramları üzerinde durmayı da abesle iştigal sayıyorum ama bu halkın da (her halk gibi) iyi şeylere, güzel şeylere lâyık olduğunu biliyorum.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 107 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart