Patronsuz Medya

Peki ya torunlarımız ne diyecek?

Necdet Şen - Star, 7 Temmuz 2008


İnsan herhalde bu dünyadan göçüp giderken ardında çocuklarının ve torunlarının gururla anacağı onurlu bir ad bırakmak ister.

Ama insanız işte, küçük hesaplarımız, önyargılarımız var. Bugün balçıkla sıvanan güneşin ertesi sabah yeniden doğacağını unutuyoruz.

2003 yılında web dergisi Derkenar'da Faik Çelik imzasıyla kaleme alınmış yazı bu konuda tarihe not düşüyor.

"Doktorun görevi yaşatmak değilse nedir?" başlığı.

Kendisi de doktor olan yazar şöyle diyor yazısında:

"Ölüm cezası bir hekim için karşılaşacağı en can sıkıcı ama vereceği sınav açısından da en çetin konu. Mesleğin felsefesi ve Hipokrat'tan bu yana titizlikle korunan, zenginleştirilen etik değerler, her hekim için bağlayıcı. Bu değerler, insanı hastalıklardan korumak ve iyileştirmek, onu yaşatmak görevini üstlenen hekimin, (çoğunlukla politik nedenlerle) sağlam bir insanın öldürülmesine, bırakın destek olmayı, tanıklık etmesine bile izin vermeyecek kadar açık."

12 Mart 1971 darbesinden sonra mecliste verilen siyasi nitelikli idam cezalarının altına imza koyan doktor milletvekillerinin listesini de veriyordu yazıda.

7 Ekim 2003 tarihli bu yazının altına dört buçuk yıl sonra yazılan okur yorumu da en az yazının kendisi kadar çarpıcıydı:

"Amcalarımdan babamdan ve dedemden doktor oldukları ve hayat kurtardıkları için hep gurur duyardım. Ailemde sır gibi saklanan, büyük dedemin 2 Mayıs 1972'deki Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın ölüm kararını onayladıklarını şu anda yukarıdaki satır aralıklarından öğrenmiş bulunuyorum. Tarih Dr. Lütfi Söylemez'i affemiyecektir. Çok üzgünüm.

Sevgi Yıldızlı - 26 Ocak 2008 (18: 35)"

Büyük dedesinin imzaladığı idam kararından 37 yıl sonra haberdar olan ve bundan utanç duyan bir torunun satırlarıydı bunlar. Politik aidiyetini hipokrat yemininin önüne koyarak onarılamaz bir hukuk cinayetinin altına imzasını atan ama günün birinde kendi soyunun vicdanında mahkûm olan bir dedeye ilişkin ibret vesikası olarak internette duruyor.

Tarihin her gün silinip, muktedirlerin arzularına göre yeni baştan yazıldığını zannedenler için öğretici bir örnek teşkil edebileceğini umuyorum.

Tamamını okumak isteyenler için yazının internet adresi aşağıda:

Doktorun görevi yaşatmak değilse nedir?

 Vatandaş ne düşünüyor?

"Suç devlet adına işlenmişse suç değildir" diye mi düşünüyorlar, yoksa doğru olduğuna iman ettikleri yaşam biçimini benimsemeyen herkesi düşman mı görüyorlar? Kutsadıkları devletin gücünün yanlış kullanıldığında nasıl bir azap unsuruna dönüştüğünü göremeyecek kadar körleşmişler mi?

Düpedüz gaddarlık mı bu yoksa?

Taraf gazetesi bir kaç gündür konuyla alâkalı haber yapıyor. Aralarında profesörlerin de olduğu bazı zevatın ordu hesabına bilgi topladığı aralarında kendi çalışma arkadaşlarının da bulunduğu bazı kişiler hakkında raporlar yazdıkları ortaya çıktı.

Adli Tıp Enstitüsünün kurucusu hanımefendinin de, "Adli Tıp"ın ordunun elinde kalması gerektiğine dair "güçlü" temennilerinden söz edildi. Ayrıca bu kurumun düzenlediği raporların yanlı olduğu ve bu yüzden "devlet hesabına çalıştığı" için bazı suçluları akladığı yönünde iddialar ortaya atıldı.

Ayrıca kurumun verdiği (ancak başka kurumlarca hazırlanmış aksi yönde raporlar olmasına rağmen) bir rapor yüzünden Pınar Selek'in 2,5 yıl hapis yattığı da heberde yer aldı.

Enstitüden ayrılan hanımefendi şimdi Hürriyet gazetesinde yazar.

Gücü ve bilgiyi edinmek kadar onu doğru kullanmak da çok önemli herhalde. Işık saçan bir fener olmak yerine, yok eden bir kara delik olmak var.

Bu topraklarda kullanılan ne kadar güzel sözler vardır. Şöyle miydi bir tanesi?

"Çingeneye krallık vermişler önce kendi babasını kesmiş."

Erdem Abaka - 26 Eylül 2009 (09:56)

Bit tv dizisinde gündeme geldi ya şöyle bir araştırdım Diyarbakır cezaevini. Tıp doktoru ve Türk Mengele'si Orhan Özcanlı'yı. Cezaevi iç güvenlik komutanı Esat Oktay Yıldıran'ı. Vurulduğu günü hatırlıyorum. Bir halk otobüsünde karısı ve çocuğunun gözü önünde. Rüzgar ekip fırtına biçenlere özgü bir kader mi?

Ankara'dayken önünden çok sık geçtiğim bir hastane vardı. Doktor Özcanlı'nınmış. Adı "sevgi".

Ne garip bir dünyadır bu insanların dünyası. İşkenceciler nasıl insanlardır? Karılarının ve çocuklarının yüzüne nasıl bakarlar? İşyerlerine nasıl "sevgi" adını koyabilirler?

Maksadı hayat kurtarmak olan bir meslek mensubu insanlara akıl almaz işkenceleri nasıl yapar? Nedir bu insanları bu hale getiren karanlık etki?

Bu tip olaylardan her bahsedildiğinde işin içinde yabancı parmağı arayanların da nasıl düşündüğünü merak ederim hep. Yabancı gizli servis elemanları Diyarbakır cezaevindeki doktor ve yüzbaşıya telefon açıp "mahkûmlara bok yedirin, cop sokun, sağlam dişlerini sökün, tecavüz edin" mi demişlerdir.

Bir takım kışkırtmalar olduğunu ayrı tutmakla birlikte, yabancılar mıdır insanlara kapı komşularını boğazlatan Maraş'ta, Çorum'da?

Yoksa bu düpedüz insan olmakla alâkalı bir durum mudur?

En büyük korkularımdan biri, beynimizdeki o çok ince ve çok zayıf telin koparak bizi akıl ve sağduyudan kopartıp toplumsal düzeyde insanlıktan çıkartacak hadiseler yaşatmasıdır.

Uzak olsun.

Erdem Abaka - 11 Kasım 2009 (14:08)


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 4581


 

Necdet Şen

Bülbüller öterken pencereleriniz niye kapalı?

Ali Türkan

Maganda gibi sıfatları lâyık gören bazı ediplerimizin yazdıklarını okuyunca, zaten hiç demem ama kendim için "yazar" demek git gide daha zor hâle geliyor benim için. Neyse, bu konuyu ayrıntıyla "irdelerim" bir gün.  Devam


Deniz Baykal da espri yapabilir

Necdet Şen

Mizahın ezilenlerden yana olduğu, yok efendim, beyinde kıvılcımlanan bir zekâ parlaması olduğu, her zaman solcu ve muhalif olduğu, cart olduğu, curt olduğu, aslında mizahçıların kendi kendilerini pazarlamak için ortaya attığı içi boş süslü lâflardan ibarettir.  Devam


Son Yorumlar

Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler

Bade - Sevgili Alper Uzun, anlaşılması zor bilimsel konuları akıcı bir dille bize aktardığınız... GPS'li hayatlarımız

Muzaffer Terzi - Yazının sonunda söylemem gerekeni başında söyleyeyim de meramım güme... Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Melih Özel - Sevgili Faruk, gene bir solukta okunan, akıcı bir yazı yazmışsın. Son 4... Kozmik Deprem Senaryosu

Necdet Şen - 17 Ağustos depreminden sonra 2 hafta kadar Adapazarı'nda kalıp gönüllü olarak işin bir... Kozmik Deprem Senaryosu

Büdütör - Yine Radikal'den bir haber alt başlığı:"Yeni sürüm Beta 4.1, (...), dil çeviri fonksiyonuyl"... Bu nasıl haber dili?

Melih Özel - Ülkemizin en uzun süreli tahsilini yapan bireylerinin, bu uzun süre sonunda... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

CHP korkusu!

1977 seçimlerinde Şehremini'de sandık müşahidiydim. Bir ara yaklaşık 40 kişilik sakallı-çarşaflı bir grup geldi, oylarını kullandı. İçlerinden birini tanıyordum, dışarıda kime oy verdiklerini sordum, "AP'ye, yani Demirel'e" dedi. Sebebini sorunca "CHP korkusu" dedi. İçim cız etti.

Ali Bulaç (Zaman)


Son Yazılar

Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


Editör'ün Önerisi

Paradigmanın İflâsı

Fikret Başkaya

Bize göre "çağdaş toplum"; kimyasal-biyolojik silahlara, F16'lara, nükleer füzelere, otoyollara, uzaktan kumanda aletine, Coca Cola'ya, robotlara vb. sahip olan değil; kendisi hakkında düşünme yeteneğine sahip olan, bugününü ve geleceğini tasarlayabilen toplumdur.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   http://www.derkenar.com/necdetsen/peki-ya-torunlarimiz-ne-diyecek/

 

17 - 37 - 305 - 448

 

12 Mart 2010 Cuma
Web Derkenar
©