22 Ağustos 2008 Cuma
Necdeddin Avaramu - 25 Aralık 2002
Her şey bir türlü değiştirmediğim elektrik priziyle başladı sanırım. Bilgisayarın bağlı olduğu priz artık miadını doldurmuştu, bağlantı kopuyor, bilgisayar ardarda kapanıp kapanıp açılıyordu.
Sanırım bu enayilik yüzünden bir gün iyice manyaklaştı ve açılamamaya başladı.
Hemen bu noktada devreye çok şeker bir arkadaşım girdi ve "dur, sen uğraşma o işlerle, ben araba gönderir aldırırım ve ne yapılması gerekirse yaptırırım" dedi.
Hep derim, doğru düzgün bir dostun olsun, 100 milyar da borcun olsun. Yani, enflasyona endekslenmiş haliyle... Heyecanlı ve cansiperane dostum Serdar, sahiden de bir minibüs gönderip aldırdı bilgisayarın hard diskini.
Ve yan basma süreci böylece başlamış oldu.
Serdar'ın şirketi tam da o sıralarda taşınma telâşındaydı ve şirketin bilgisayar gurusu Burhan burnu yetmediği için başka bir yerinden daha soluk almaya çalışıyordu telâştan. Yine de bilgisayarcılarda pek sık rastlanmayan bir sevimlilik ve yardımseverlikle, burada sıkıcı ayrıntılarını es geçeceğim pürüzleri çözerek cihazı Veezy servisine yolladı. Orada hard disk değiştirildi.
Bu arada onca işi arasında bana yardımcı olmaya çalışan bu güzel delikanlıya karşı duyduğum mahçubiyetten olsa gerek, bir ara "aceleye gerek yok" deme gafletinde bulundum. Aslında kastettiğim, "bugün olması şart değil, yarın da olabilir" gibi bir şeydi, ama bizim Burhan bunu sanırım "gelecek yıla kadar vaktin var" biçiminde algıladı, ya da zaten işi başından aşkın olduğu için, öyle algılamak zorunda kaldı.
Velhasıl, artık sabrım adamakıllı taştığında, mahçubiyetimi bir yana itip "nooldu Burhan, olmadı mı bizim bilgisayar?" diye sorduğumda "haa abi, ben ona daha bakamadım" dedi sevimli sevimli.
Tabii o arada 10 gün falan geçmişti.
Burhan, ana kartı yenilendiği için içi boşalmış olan hard diske Windows falan yükleyecek. Hay Allah, keşke "boşver, ben yüklerim" deseymişim. Ama naapalım, oldu bir kere, "merak etme abi, ben hemen yaparım o işi, yarın yollarım sana" dedi.
Peki dedik tabii, naapalım.
Ertesi gün Burhan aradı ve "abi, bilgisayarın ana kartı gene gümledi" dedi.
Oh, ne iyi, felâket dediğin zaten tek tek gelmez, silsileler halinde gelir. Yumurta pişinceye kadar bekledik, katılaşıncaya kadar da bekleriz.
Bir 10-15 gün daha geçti, yine dayanamadım, aradım Burhan'ı.
"Aaa abi, ben daha onu gönderemedim" dedi.
O aşamada devreye Serdar girdi ve en sevimli özürlerini dileyerek hemen halledeceğini söyledi, vesaire.
Kısacası, bilgisayar acilen yaptırılmak üzere eve araba yollanıp aldırıldıktan bir buçuk ay sonra, garanti kapsamından çıkarılıp Serdar'ın garantisine girerek eskisinden daha iyi parçalar taktırılarak yapıldı ve acilen geldi.
Tabii bu dediğim yaklaşık iki hafta öce oldu.
Peki, iki hafta neden bekledim siteyi güncellemek için?
Bekledim, çünkü telefonum bağlanmamıştı az öncesine kadar.
Serdar bir ara sorunumu öğrendi ve "ben halledeyim mi?" diye sordu, "aman kalsın" dedim.
Başvuruyu yaparken "bir günde bağlanır" denen telefon nedense bu bedbaht kul sözkonusu olunca üç buçuk haftada bağlandı.
Dahası, yeni taşındığım bu evin daha önceki sakinleri (acuzeleri) olan hasta ruhlu yaratıklar, husumetleri kime idiyse, kapı kolu, gözetleme deliği, televizyon kablosu, telefon hattı, hatta (yaav, var mı bööle bi şey?) tuvalet fıskiyesi ve sifon da dahil olmak üzere evde sökülebilir ne varsa söküp gitmişler. Muhtemelen daha evvel gelen Telekomcular da dışarıdan gelen hattı bulamayınca geri dönmüş olmalı.
Şu anda Derkenar'ı vakit yitirmeksizin güncelleyebilmek için, her işi yüzüstü bıraktım, bilgisayarın üstüne çullandım. Alelacele bağlattığım telefon kablosu duvardan geçirilemediği için (hattı duvara gömmüş de gitmiş manyaklar) sokak kapım açık vaziyette oturuyorum. Hele şu işi bitiriiym, sıra ona (kablonun duvara döşenmesine) gelecek.
Lâklâkamızı özlediğinizi biliyorum. Hasret ve sitem dolu mektuplarınızdan...
Tıraşı keserken, size bir okur (dost) mektubunu sunuyor ve yorumunu yine size bırakıyorum.
Merhaba Necdet,
Senin sessizlerden biri siteyi guncellemedigin icin sana sinirlenmiyor, ama kendi aklinda beliren kucucuk bir soru isaretine sinirleniyor.
DKM'deki yazinda "Ama manzara o ki, internet siteleri, çoğu arkadaşımız için popüler medyayı eleştirir gibi görünüp, münhal bir genel yayın yönetmenliği için medya patronlarına göz kırpmak, kovulduğu holdingin yöneticileriyle ilgili televole tadında dedikodular yaymak, koltuğunu kapanları nişadırsız kalaylamak, ya da en azından birkaç köşe yazarıyla sanal flörtler yaşayıp camiadan tümüyle kopmamak gibi hesapların pazarlanma yeri durumunda." diye yazmistin.
"Simdi senin siten bu duruma dustu mu?" sorusu kafamda yandi sondu. Medya'ya donmedin, ama bu site olmasaydi belki de bugun bu kadar yogun olmayacaktin. Site senin icin bir reklâm alani oldu ve birilerine de is saglamis bankanin birinde.
Aslinda benim hic bir sey soylemeye hakkim yok, yani guncellenmeyen bir siteye gunde bir defa girmekten baska ne yaptim ki? O yuzden guncellesen de guncellemesen de, simdiye kadar hazirladigin sayfalar ve bedavaya sundugun butun emekler icin tesekkurler.
Tuncer B.
İşte böyle. Aslında değerli okurum kibarlık etmiş ve sanırım sevgisini dile getirmiş, ama ben yine de oradaki "reklâm alanı" sözüne takılıverdim işte.
Durum şu ki, hepiniz avanaksınız, tufaya geldiniz; bir tek Tuncer işlek zekâsı ve derin sezgisiyle aslında ne gibi pis bir niyet içinde olduğumu kavradı.
Üzülsem mi sevinsem mi bilemiyorum.
Olsun, her neyse... İki aylık zorunlu bir suskunluktan sonra reklâm ve tanımadığım okurlara iş bulma dümenleri tekrar başladı. İnşallah bunca "yatırım" bir işe yarar ve (Tuncer'in güvenini adamakıllı yitirmek pahasına da olsa) ekmeğimi kazanabileceğim, namerde muhtaç olmadan yaşayabileceğim bir iş bulurum.
Ne güzel yaa cin gibi uyanık okurlara yazı-mazı yazmak.
Hoşbulduuuk...
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Almanya'dan oğlu geldi galiba; kaçak kat çıkıyor deyyus. Onun tak tak'ları durmuşken, yatayım ben. Bu arada, Basriye doğurdu. Peşinde kopilleriyle salına salına piyasa yapıyor bazen. Bana da pek yüz vermiyor; umudu kesti galiba. Ve gene bu arada, idam cezası kalkmış. Vatana millete hayırlı olsun. Elli sene geç de olsa, geç oldu ama temiz oldu. Şimdi "ağırlaştırılmış" müebbet hapis diye bir şey girecek mahkûmların hayatına. Umarım, "bizi asın daha iyi be!" olmaz. Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.