Necdet Şen - Star, 20 Ağustos 2008
Geleneksel toplumda insanlar mahalle baskısı altında büyür. Normaldir. Hatta bir bakıma iyi ki öyle olur. O sayede insan içinde yaşadığı toplumla arasında oluşabilecek çatışma noktalarını törpüler.
Geleneksel toplumda sadece hısım akraba öğretmen değil, konu komşu bakkal çakkal da uyarabilir hatalı davranan yeni yetmeyi.
Hatta bazen uyarmakla yetinmez, gider ailesine şikâyet eder.
Doğası gereği ilkel benliğiyle toplum hayatı arasındaki sınırı tam olarak çizemeyen çocuk, öğüt ala azarlana öğrenir kendini çevreleyen toplumun yazıya dökülmemiş göreneğini.
O görenek binlerce yıldan beri süregelen kesintisiz bir ilişki pratiğiyle edinilmiş, daha da gelişmeye açık olan deneyimlerin özüdür.
İnsanların ıvır zıvır nedenlerle kanlı bıçaklı olması bu sayede önlenir. Kişinin yok yere incitici durumlara düşmesine engel olacak yol yordam böyle böyle kazanılır.
Ayıplanma ve cezalandırılma korkusu, niyeti olmayanı bile ister istemez daha kibar yapar başkalarına karşı.
İnternet, yukarıda basitçe tarif etmeye çalıştığım toplumsal dokuda beklenmedik bir hava boşluğu gibi belirdi.
Bir yanıyla insanlığın hizmetindeki muazzam bir gelişme. Eyvallah. Ama diğer yanıyla barbarlığın kol gezdiği kanunsuz bir belde. İnternet hem o hem o.
Ayak altında dolanmasınlar diye önlerine bilgisayar konup odalarına tıkıştırılmış çocuklar, bu nesneyi kullanmasını bilmediği gibi merak bile etmeyen yetişkinlerin denetiminden uzak kurtarılmış bir bölgeye sahip oldular.
Öyle bir bölge ki, dilediğin gibi bağırabilir sövebilir çalabilir tahrip edebilir saygısız ve hoyrat davranabilirsin.
Denetim yok. Kınama yok. Ceza yok. Neler yapıp ettiğinden haberdar olan bir büyüğün de yok. Sınırsız bir özgürlük ve kırıp dökme ortamı.
Ama tek bir şartı var: Gerçek kimliğini gizleyecek bir takma ad (nickname) edineceksin. Tercihan İngilizce olacak.
Bir tık ileriye gittiğimizde, yani bugün, artık sadece yeni yetmeler değil, onların anne ve babaları da interneti şaşılası ve zincirden boşanmış bir görgüsüzlükle kullanıyor.
Takma adlar arkasında gizlenen bir sürü kişi, kendini ya hiç tanıtmayarak ya da kasten yanlış tanıtarak, normal bir toplumda kolay kolay cesaret edemeyecekleri işlere kalkışabiliyorlar.
İnsanları kulaklarından tutup kodese atabilen yargıçların savcıların polis şeflerinin bile bazen internette işlenen olmadık suçların zanlısı olarak yakalanıp kodese tıkıldıklarını okuyabiliyoruz.
Evli erkekler ve kadınlar kendilerini bekâr diye tanıtıp kaçamak ilişkiler arayabiliyorlar internette.
Yetişkinler çocuk, çocuklar yetişkin diye tanıtabiliyorlar kendilerini.
İnsanlar tanımadıkları kişilerin bilgisayarlarını ya da elektronik posta hesaplarını yasadışı yollardan ihlâl ve suistimal edebiliyor.
Bacak kadar çocuklar çok ciddi devlet kuruluşlarının bilgisayarlarına sızabiliyor, bankaları soyabiliyor, sistemleri çökertebiliyor.
Bir yanıyla uçsuz bucaksız bir kütüphane internet. Kendini geliştirmek isteyen için devasa bir okul.
Diğer yanıyla insanların kötü niyetleri oranında güç kazandıkları çivisi çıkmış bir sahipsiz ülke.
Burada artık mahalle baskısı ve o sayede oluşacak ortaklaşa yaşama kültürü para etmiyor. Bazen kendi adını bile yanlışsız yazamayan birileri koyabiliyor o semtin kurallarını.
Sorumluluk duygusuyla yayın yapan siteler üç beş kitap kurdu dışında pek fazla kişinin ilgisini çekmezken, ilkel içgüdüleri gıdıklayan siteler birer toplumsal fenomene dönüşebiliyorlar.
Bu olgu, adına Nickname Demokrasisi diyebileceğimiz yeni bir ilişki modeli üretiyor.
Kötülüğe vize çıkartan bir serbestlik anlamına geliyor bu.
Kullanıcıların bir e posta adresi vererek üye olabilecekleri web sitelerinde orman kanununa benzer tuhaf bir yasa hüküm sürüyor. Takma adlar ve karnaval maskeleri arkasında gizlenme olanağı bulan birileri, her türlü göreneğe, terbiyeye, ahlâkî ve vicdanî kaygıya boş vererek içlerinde ukte kalmış ne varsa ortaya dökebiliyorlar. Hiç bir sorumluluk almadan hem de.
İnsanoğlu, yaptıklarının yanına kâr kalacağı inancına kapıldığında korkunç işler yapabilir. Ama olağan koşullarda içindeki kötücül eğilimleri toplum baskısıyla derinlerde gizler. Ancak denetimsiz ve kaotik ortamlarda açığa çıkar bu eğilimler.
Bunu şimdi ben diyorum ama zamanında Erich Fromm da söylemiş.
Yazılı basında, televizyonda, internette kendi adıyla ve açık kimliğiyle yer alan geleneksel yazar, dolaşıma soktuğu her sözü doğal olarak okurun ve yasanın denetimine de açmış olur. Dolayısıyla yazdıklarından etkilenebilecek herkese karşı hesap verme konumundadır.
Ama Nickname Demokrasisi'nin geçerli olduğu bulanık ortamlarda böyle bir denetimin tam olarak nasıl yapılabileceği bugün için belirsiz.
Bu belirsizlik, ucunun nereye varabileceği pek kestirilemeyen bir güvenlik açığı anlamına da geliyor. Karanlıkta at oynatanlar için aydınlık tarafta duranlar açık birer hedef.
Ortak akıldan yoksun ve onun denetiminden tamamen bağımsız bu karanlık alanı sorun olarak algılıyorsak, çözüm için somut adımlar atmamız gerekiyor.
Yasaklayıcı politikaların bu sorunu çözemeyeceği ayan beyan ortada. Asıl yapılması gereken, internet yayıncılığının tümüyle aydınlık alana taşınıp halihazırdaki kanunsuz belde görünümünden çıkarılması.
Bu süreç ancak internetteki aklı başındaki insanların yaratacakları beyin fırtınasıyla başlayabilir.
İnternetin yarattığı bir sorun daha. Negatif içerik. Konuyla alâkalı bu yazıya göz atmanızı istedim.
"İnternet uzmanlarının "internetin lağımı" diye değerlendirdikleri ekşi sözlük gibi alanlarda, özellikle kamuoyuna mal olmuş kişiler hakkında, gerek ortaya çıkmaya korkan rakipler, gerekse bilgi ve donanımdan yoksun kişiler tarafından itibar zedeleyici faaliyetler gerçekleştiriliyor. Bu tip durumlara verilecek cevaplar konusunda ilk akla gelen yöntem olan cevap hakkı ise o basit sitelere üye olmak istenilmediği için kullanılamıyor."
Erdem Abaka - 24 Aralık 2009 (16:50)
Aslında mesele gündemle falan alâkalı değil. Ancak yukarıda bahsedilen yazıdaki "internetin lağımı" tanımı bir miktar enteresan geldi bana. İlk bakışta fark etmemiştim, sonra bendeniz buluttan nemkapar bir kez daha okudu. Ne diyor paragrafın başı:
"İnternet uzmanlarının 'internetin lağımı' diye değerlendirdikleri..."
Hemen şu yazıya göz atıyoruz:
Namuslu insanları kahrından öldüren memleketim!
Ne buluyoruz yazıda:
"Bu siteyi biliyor olabilirsiniz. Muhtemelen iyi niyetle başlanmış, ama zamanla söverek orgazm olan iki ayaklı lâğım farelerinin istilâsına uğramış, editörünün de ipin ucunu kaçırıp işi oluruna bıraktığını sandığım forum/sözlük karışımı bir site burası."
Şimdi buradaki "lağım fareleri" kavramı, "internet uzmanları!"nın "internetin lağımı" diye değerlendirdikleri bir site için söz konusu yazıdan aşağı yukarı dört yıl önce yazılmış.
Ben buradan iki netice çıkartıyorum: Ya Necdet Şen'e malûm olmuş henüz mevcut olmayan ve dört yıl sonra uzmanlarınca kullanılacak bir kavramı rüyasında görmüş ve kullanmış.
Ya da bazı uzmanlar, her zaman olduğu gibi Derkenar'ı görmezden gelirken ondan nemalanmaktan geri durmamışlar.
Ya da bunların hiç biri değil benim lüzumsuz işgüzarlığım.
Konuya ilişkin bilgisi olan varsa dinlemeye hazırım.
Küçük not: Derkenar'ın bazı şirketlerin bilgisayarlarında filtrelendiğini ve girilmesi yasaklanan siteler arasında olduğunu biliyor muydunuz?
Sebebini bilene ücretsiz "nickname" ya da "suda eriyen yenebilir, adres kâğıdı".
Çekilişsiz, kurasız. Beklemek yok, kupon yok...
Daha neler duyacağız bakalım.
Erdem Abaka - 24 Aralık 2009 (19:46)
Derkenar'ın bazı şirketlerin bilgisayarlarında filtrelendiğini zaman zaman ben de işitiyorum.
İşin komiği, bu şirketlerin kıymetli bilgisayarlarında yukarıda sözü edilen kanalizasyon sitelerin ya da tepeden tırnağa götbaş resimleriyle dolu gazete sitelerinin filtrelenmiyor oluşu.
Derkenar'ı bu pornografik sitelerden bile daha sakıncalı yapan şeyin ne olduğunu ekmek musaf çarpsın ki bilemiyorum.
Beni daha da çok şaşırtan şey, Derkenar'ı "aslında okumak isteyip" de şirket filtreliyor diye okumaktan vazgeçen seçkin zevat. İnanmayanlar çıkabilir ama Derkenar'ın Yazarlar bölümünde bile var bunlardan mebzul miktarda.
"Madem şirket bu siteyi filtrelemiş, o zaman ben de bakmayayım bari" diyebilen bir zihin dünyasını ne kadar ıkınırsam ıkınayım anlamam mümkün olamıyor.
Büdütör - 24 Aralık 2009 (23:31)
Şirketlerin Derkenar'ı filtrelemesi kendileri bakımından gayet anlaşılabilir bir durum. Ancak işyeri yasağını evine de taşıyan şahıslara ne demeli, bilemedim. Okumadan yazmak kimlere yaraşır, onu da diyemedim. Ama enteresan bir tecrübe olmalı, tecrübe edenlerin mebzul miktarda olması ise hayrete şayan ve de akıllara seza.
Candan Dinç - 23 Şubat 2010 (15:34)
Yazıda ve Erdem Abaka'nın yorumlarında genel olarak ekşi sözlük sitesi ve benzerlerinin kastedildiğini farzederek bir sözlük yazarı olarak cevap vereyim.
Ekşi sözlük Türkiye'den internet ortamına yapılmış en büyük özgün katkıdır. Aranan bilgiyi çöplerin arasından ayıklamak gerekse de tartışmasız en zengin ve önemsenen içerik ekşi sözlüktür. Bilgiler kullanıcılar tarafından girildiği ve hiç kimseyle bir çıkar ilişkisi olmadığı için internette bulabileceğiniz en tarafsız kaynaktır.
Ekşi sözlük ekonomik olarak bağımsızdır. İnternette en pahalı reklam mecralarından biri olduğu halde reklamverenlere çok katı kurallar uygular. Okuyucu reklam temasını kolayca kapatabilir, reklam için açılan başlığa istediği şeyi yazabilir. Örneğin bir çuval para verip reklamını yaptığınız bir parfüm girisinin (entry) altına "berbat bir koku, sakın almayın" diye yazılabilir, bu yazıyı sildiremezsiniz.
Politik konularda da bence yasal sınırlarda (denetleme ve tekziplerle uğraşan avukatları var) başka yerde eşi olmayan bir rahatlık mevcut. Atatürk, peygamber veya başka bir konuda sınırları zorlayan tanımlar ve espriler rahatça yapılıyor.
"İnternette herkes istediğini yazabilir, hakaret edenin yanına kar kalır" diye bir durum yoktur. Rumuz (nickname) kullanmanın amacı elbette yazarın kimlik bilgilerini üçüncü şahıslardan gizlemektir, ama iş ciddiye binerse ve bir suç işlenmişse polis yazarı rahatça bulabilir. Bu açıdan Necdet Bey'in nickname demokrasisi diye eleştirdiği şey aslında modern dünyada bireyi güçlülere karşı koruyan yararlı bir sistem.
Mehmet Kılınç - 13 Nisan 2010 (01:13)
Ekşi Sözlük, darphane gibi para basan bir şirket, bir reklam panosudur. Sapına kadar ticarîdir ve sapına kadar egemenlerin kontrolü altındadır. Orada sadece avukat tutacak parası olmayan mazlumlara "özgürce" sinkaf edilir.
Sitenin şu aralar önceki yıllara göre daha az küfür ve hakaret içeriyor olmasının bir topyekûn olgunlaşma değil, sadece bu darphanenin bir süreliğine de olsa kapatılmasının doğuracağı kâr/zarar hesabı olduğunu, sadece enayiler bilmiyor.
Sayfaya "dön bebeğim" diye bir buton koyup tıklatarak reklamları -o session (oturum) için- saklamanın da site açısından küçük bir "teknik" ödülü varmış gibi görünüyor: Bu sayede sayfaların tıklanma sayısı gerçeğinin iki katına çıkmış oluyor. Çünkü bu link tıklanınca açılan "reklamsız" sayfa, tarayıcı tarafından yeni bir sayfa olarak algılanıyor. (Sitenin sayacı ve reklamverene gösterilen tıklanma raporları nasıl çalışıyor, onu bilemem tabii.)
Ayrıca, açılan sayfada yine reklam oluyor. Onu da "no kitty" kulakçığını tıklayarak kapatabiliyorsun ama zaten diğer sitelerde yayınlanan reklamların da kapatma kulakçığı yok mu? Bunun neresi özgürlük?
Biraz banal kaçacak ama bu, bir tecavüzcünün kurbanına iş işten geçtikten sonra "istersen geri çekebilirim" demesi gibi abuk bir şey değil mi?
"Bir parfüm girişinin altına 'berbat bir koku, sakın almayın' diye yazılabilir" olmasını özgürlükle karıştırmak da ironik değil mi?
Bu reklam panosuna kargacık burgacık bir şeyler karalayan insanların kendilerine "yazar" demesi, hakeza, komik değil mi?
Eğer kütlenin büyük oluşu bir "büyüklük" göstergesi ise, kutlarım, en yakın rakibiniz Yakacık Çöplüğü.
Ha, bir de yorumun sonundaki "nickname demokrasisi diye eleştirdiği(m) şey(in) aslında modern dünyada bireyi güçlülere karşı koruyan yararlı bir sistem" sözüne de koptum doğrusu. Aklıma her nedense Mustafa Topaloğlu'nun bir elektronik cihaz reklamında kullanma kılavuzuna bakıp "hımm, faydalı bir eser" deyişi geldi.
Tabii siz de Ekşi Holding için "faydalı" diyorsanız, öyledir. En azından şirketin patronu açısından öyle olduğu kesin; manda kasa Mercedes'le geziyor ve şu an itibariyle Porche'si olmadığı için de -şakacıktan- hayıflanıyor.
Sahi, bu arada, bu çuvalla para sirkülasyonunda siz değerli "yazar"lara da pay veriliyor mu, onu merak ettim.
Yoksa siz sadece insanların bulaşmaya cesaret edemediği kalabalık ve kana susamış bir kabilenin sıra neferi olma hazzıyla mı yetiniyorsunuz?
Necdet Şen - 13 Nisan 2010 (11:43)
Kendimi bir internet sitesine bir şeyler saçmaladığım için yazar saymıyorum, Ekşi Sözlük'te giri ekleme yetkisi olanlara "yazar" deniyor, kelimeyi o anlamda kullandım. Yazarlara para falan verilmiyor. Sitenin kurucusu da bu işi para kazanma odaklı yapan birisi değil, buna eminim. Sedat Kapanoğlu kimdir, ne yapmıştır diye ufak bir araştırma yaparsanız siz de anlayacaksınız. Sitenin egemenlerin kontrolünde olduğu görüşüne de katılmıyorum, "egemen" güç olarak kimi görüyorsanız (ergenekon, asker, yargı, laikler, CHP veya her kimse sizin egemen güç olarak gördüğünüz) onun başlığını açın, olumlu veya olumsuz her fikrin özgürce yazılı olduğunu göreceksiniz.
Sevdiğiniz birinin internette eleştirilmesi ve dalga geçilmesi zor bir durum. Herhalde ben veya sevdiklerim hakkında da kötü şeyler yazılsa ben de kontrolü kaybedip nefret dolu şeyler söyleyebilirim. Sözlükte düzeltilmesini istediğiniz bir yalan, iftira varsa site yönetimine bildirin, düzeltirler. Ama sevdiğiniz bir şarkıcının sesini veya tavrını kötüleyen bir yazıyı sildiremezsiniz.
Ekşi Sözlük yalnız garibanlara saldıran, güçlülerle ilgili yazılamayan bir site değildir. Fethullah Gülen veya Tayyip Erdoğan maddesine yazılanları okuyun. Herhalde bu adamlar aciz veya avukat tutamayacak durumda kişiler değil. Böyle şeyler yazan kişinin açık kimliğini sitede yayınlarsanız başlarına neler geleceğini az çok tahmin edebilirsiniz. Daha geçen ay dincilerle tartışan ve islamla dalga geçen bir yazarın bir şekilde bazı internet şifreleri ele geçirildi, kendisi ve ailesi internet ve telefon yoluyla taciz ve tehditlere maruz kaldı. İnternette rumuz (nickname) kullanımı ve gizlilik bireyi korumak için esastır. Ayrıca tekrar söyleyeyim, suç işlenmesi durumunda adli kovuşturmada rumuz arkasına gizlenme gibi bir imkân yok. Nickname demokrasisinin bireyi korumak için iyi bir şey olmasından kastım buydu.
Tek cümlede anlaşılır sanıyordum, ama demek ki "şair bu dizede ne demek istiyor" analizi yapmak gerekiyormuş.
Mehmet Kılınç - 13 Nisan 2010 (13:48)
Sayın Kılınç, öncelikle tezlerinizi nezaket ve sükunet dairesinde anlattığınız ve Derkenar'da özensediğimiz bu geleneğe bu kez özen gösterdiğiniz için teşekkürler.
Yalnız, "Egemenler" denince aklınıza gele gele Fethullah Gülen veya Tayyip Erdoğan adlarının gelmesi, konuyu düğümlüyor. O kişilere adınızı vererek de eleştiri yapabilirsiniz. Tahkir etmemek kaydı ile tabii. Ölüm timi gönderecek halleri yok. En fazla hakaret davası açarlar. Büyük olasılıkla beraat edersiniz, namınız yürür.
İsteseniz şöyle açıklamaya çalışayım: Herkesin egemeni kendi yaşam pratiğine göre değişir. Benimki vicdan, belki bir başkasınınki cüzdan, ya da reklamveren, ya da rahat yaşama arzusu, ya da...
Hepsinden önemlisi: Maaşları ödeyen kişi. En çok ondan korkulur.
Ama pardon! Sizin şirketin misyon ve vizyon kısmında reklamın altına "kötü bir parfüm, sakın almayın" yazma özgürlüğü vardı, unuttum. Şimdi işin yoksa bir de özgürlüğün bu kadar dar bir kavram olmadığını anlatmaya çalış. Yok, vazgeçtim, anlatmak istemiyorum.
Yalnız şunu eklemeliyim: Yukarıdaki yorumlarımın firma sahibi Sedat Bey'in kişisel özellikleriyle hiç bir ilgisi yok. Eminim, efendi biridir. Üst düzey yazılımcı olduğunu ve Microsoft'taki işini bırakıp memlekete döndüğünü okumuştum bir yerlerde. Ben esasında sizin "özgür" platformunuzun bana size göründüğü kadar özgür görünmediğinin altını çizmek istemiştim. Bir de densizlikle eleştiri arasında ciddi bir fark bulunduğunun.
Tabii ki bu konu (yani değerli fikirlerinizi ne çeşit bir "medium"un üzerine yazacağınız konusu) sizin bileceğiniz bir şey. Daha fazla uzatıp keyfinizi kaçırmak istemem.
Necdet Şen - 13 Nisan 2010 (14:32)
Google'da bilmediğim bir kelimeyi yazdığımda bazen karşıma Ekşi Sözlük çıktığı oluyor. Arada tıklayıp okuyorum, faydalandığım da oluyor. Öğrenmek istediğiniz şeyleri arkadaş muhabbeti veya sokak ağzı tadında açıklayan çok katılımcılı bir sözlük platformu oluşturmak güzel bir ana fikir bence.
Zaten ana fikirler genellikle güzel olur. Ardından bu ana fikrin üzerinden yol, yöntem, üslup, yaklaşım, sansür sınırları falan gibi bir sürü kavram üzerinde kafa yorularak esas yapı oluşturulur. Bunların hepsi bir araya gelince, (örneğin) Ekşi Sözlük deyince anladığımız şey olur.
Ekşi Sözlük'ün seçtiği yolda ana avrat dümdüz giderek küfür etmek yok, fakat isim gizleyerek, örneğin "ay, iğrenç biridir, yazılarını okuyunca kusasım gelir" şeklinde küfür serbest. Neden? Çünkü Ekşi Sözlük "özgür" bir platform.
Bu gibi yorumları yazanlara hep sormak isterim, bu şekilde aymazca hakaret ettikleri kişilerle tesadüfen tanışacak olsalar aynı "yiğitliği" yüzlerine karşı da yapabilecekler midir? Cevapları "hayır"sa bunun adına da "kaypaklık özgürlüğü" demezler herhalde. Artık ne derler, kendileri Ekşi Sözlük'te arasın bulsun.
"Kardeşim size ne? Ekşi Sözlük böyle bir şey, alan memnun, satan memnun, isteyen açar okur, hatta yazar olur, istemeyen suratına bakmaz" diyebilirsiniz. Doğru da dersiniz, ama Lise çağları geride kaldıysa, bir şeyi değerlendirirken sizi gıdıklayan şeyleri yüceltip, pis kokanları halının altına süpürmek veya halının altındakilerin farkında bile olmamak yakışık almaz herhalde.
Seyit Balkuv - 13 Nisan 2010 (18:14)
Ekşi sözlüğü sıkça ziyaret ederim. Zamanında nickname falan oluşturdum ama galiba en az on yazı zorunluluğu ve yazarların bazılarındaki "anlamamakta inat" ve "okuduğunu anlamama" arazlarından çekindiğim için sadece okuyucu olarak kaldım.
Sözlükte eleştireceğim bazı şeyler var. Sözgelimi, yazılanların bir süre sonra birbirine çok benzediğini fark ediyorsunuz. Sanki hepsi aynı kalemden çıkıyor. Bana aşırı gelen bir asabi tavır var. Küfür meselesi de öyle. Ha, küfür hayatta da var. Ben de ediyorum valla. Ama yazılarda değil. Yani bir yerde kontrol gerekli gibi geliyor bana.
Öte yandan, sözlükteki bazı yazarların aslında fena da yazmadığını görüyorum. Bu yüzden de üzülüyorum. Sanki açık adlarıyla ve belki biraz daha düzey gözeten yerlerde yazsalar daha güzel olurmuş gibi geliyor bana. Ama kendi tercihleri elbette.
Asıl meselemiz ise başka bana göre. Öncelikle durumları, kişileri ve kavramları eleştirmek başka şey, bunlarla dalga geçmek ve hakaret etmek başka. Hakaret etmek ve dalga geçmek için uygun ortam yakalayıp bunu da kimliğini gizleyerek yapabilme durumudur eleştirilen.
Hakikaten de yaptığının yanına kâr kalacağı duygusu insanın kontrolünü kaybetmesine yol açabilecek tehlikeli bir duygudur. Ve yazı da bazen yaralayıcı ve tehlikeli bir silâha dönüşebilir. İnsanların belirli bir seviye ve özeni muhafaza ederek üretebilmeleri ve kendilerini kontrol edebilmeleri için hukuk, adliye, kanun gibi yollara ihtiyaç duyulmayacak bir platform daha da ötesi bir hayat anlayışı oluşturabilmek daha faydalı olmayacak mıdır?
Zira gün gelir hukukun bizi koruyacağını umduğumuz yerde "İktidarın yalaka köpeği, kemik bulmuş gibi havlıyor" ya da "Çanağına yal konulunca ve etli kemik vaadini duyunca yaltaklanan, kuyruk sallayan kaniş, uyanık geçinen şapşal, salak, tescilli hain, zavallı, zibidi, satın alınmış..." gibi kelimelerin "hakaret" sayılamayacağı gibi bir kararla karşılaşıp mağdur olan biz de olabiliriz.
Erdem Abaka - 14 Nisan 2010 (11:33)
Ekşi Sözlük hakkında burada tartışılan şeylerin bir kısmını Zaman'dan Nuriye Akman da kurcalamış. İlginç bir söyleşi bence, okumakta yarar var:
"Ekşi Sözlük yazarları Ekşi gelirlerinin ne kadarını hak ediyor?
Bu ciddi bir soru tabii. Artı, şöyle yan açılımları var. Bir yazar tek başına ne kadar değer ifade ediyor? (...)
Ama bu durumda da kazanan sadece siz oluyorsunuz. Herkes sizin bu çılgın projenize hizmet ediyor..."
Ekşi Sözlük'ü bir "özgürlük ortamı" gibi gören sayın Kılınç ve 26 bin sıra neferinin ufkunu açabilir belki bu röportaj.
'Herif'demek suç, 'Allah belânı versin'demek serbest
Neşe Tertaş - 23 Ağustos 2010 (00:34)
Necdet Şen yazıları
Ali Türkan
Tüm taframıza, dünyayı anlama gayretimize, okumuşluğumuza ve sol çakmamıza rağmen, bugün yakındığımız her şeyin üstünde kuluçkaya yatarak, dünyanın kirinde önemli bir paya sahip olduk.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış
Deniz Türkoğlu
Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?
Zeynep Bozboğa
2000'li yıllar ise başlı başına fiyaskoydu. Sanmıştık ki 2000'li yıllarda uzaya gideceğiz. Bizdeki de ne hayal gücü ama, Kıbrıs'a git desen gidecek paramız yok, uzaya baya baya niyet besledik.
Hikmet Kıvılcımlı
Toprak toptan Kamu'nun adına, bugünkü deyimi ile "Devletleştirilmiş" bulununca, bu Toprak temeli üzerinde kurulu politika üstyapısı kendiliğinden "Devletlû" (Devletcil yahut alafranga deyimiyle: Devletsel) olur.
Bilge Bozkurt
Gazete, dergi, internet sayfalarında, her gün sayısı artan bu yeni yaşam umutlarına bakınca içim kıymık kıymık oluyor. Öde öde bitmez banka kredileri geliyor aklıma önce, ardından bu kusursuz evciklere sığışmak için ödenen büyük bedeller.
Beraber ve solo şarkılar; beğen, yorum yap, paylaş.
Erdem Abaka
Yanı başınızdayken hayatınızda olmasından şikâyet ettiğiniz bu köylü çocukları, Kürt meselesi ortadan kalktıktan sonra ait oldukları kastlarına gönderilmek üzere şimdilik yine sizlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Yaşarken de kurtulamıyorlar sizden ölünce de.
Sevdikçe beni, sen kendini tanıdın
Deniz Türkoğlu
Bunca mutsuzluğun sebebi, "sahiciliğin" ağır faturasından kaçmakla ilgili olabilir mi? Şimdi biz, -bazılarımız, herhalde- vıcık vıcık sahte ve bir o kadar da samimiyetsiz miyiz yani?
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 166 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart