Necdet Şen - Star, 20 Ağustos 2008
Geleneksel toplumda insanlar mahalle baskısı altında büyür. Normaldir. Hatta bir bakıma iyi ki öyle olur. O sayede insan içinde yaşadığı toplumla arasında oluşabilecek çatışma noktalarını törpüler.
Geleneksel toplumda sadece hısım akraba öğretmen değil, konu komşu bakkal çakkal da uyarabilir hatalı davranan yeni yetmeyi.
Hatta bazen uyarmakla yetinmez, gider ailesine şikâyet eder.
Doğası gereği ilkel benliğiyle toplum hayatı arasındaki sınırı tam olarak çizemeyen çocuk, öğüt ala azarlana öğrenir kendini çevreleyen toplumun yazıya dökülmemiş göreneğini.
O görenek binlerce yıldan beri süregelen kesintisiz bir ilişki pratiğiyle edinilmiş, daha da gelişmeye açık olan deneyimlerin özüdür.
İnsanların ıvır zıvır nedenlerle kanlı bıçaklı olması bu sayede önlenir. Kişinin yok yere incitici durumlara düşmesine engel olacak yol yordam böyle böyle kazanılır.
Ayıplanma ve cezalandırılma korkusu, niyeti olmayanı bile ister istemez daha kibar yapar başkalarına karşı.
İnternet, yukarıda basitçe tarif etmeye çalıştığım toplumsal dokuda beklenmedik bir hava boşluğu gibi belirdi.
Bir yanıyla insanlığın hizmetindeki muazzam bir gelişme. Eyvallah. Ama diğer yanıyla barbarlığın kol gezdiği kanunsuz bir belde. İnternet hem o hem o.
Ayak altında dolanmasınlar diye önlerine bilgisayar konup odalarına tıkıştırılmış çocuklar, bu nesneyi kullanmasını bilmediği gibi merak bile etmeyen yetişkinlerin denetiminden uzak kurtarılmış bir bölgeye sahip oldular.
Öyle bir bölge ki, dilediğin gibi bağırabilir sövebilir çalabilir tahrip edebilir saygısız ve hoyrat davranabilirsin.
Denetim yok. Kınama yok. Ceza yok. Neler yapıp ettiğinden haberdar olan bir büyüğün de yok. Sınırsız bir özgürlük ve kırıp dökme ortamı.
Ama tek bir şartı var: Gerçek kimliğini gizleyecek bir takma ad (nickname) edineceksin. Tercihan İngilizce olacak.
Bir tık ileriye gittiğimizde, yani bugün, artık sadece yeni yetmeler değil, onların anne ve babaları da interneti şaşılası ve zincirden boşanmış bir görgüsüzlükle kullanıyor.
Takma adlar arkasında gizlenen bir sürü kişi, kendini ya hiç tanıtmayarak ya da kasten yanlış tanıtarak, normal bir toplumda kolay kolay cesaret edemeyecekleri işlere kalkışabiliyorlar.
İnsanları kulaklarından tutup kodese atabilen yargıçların savcıların polis şeflerinin bile bazen internette işlenen olmadık suçların zanlısı olarak yakalanıp kodese tıkıldıklarını okuyabiliyoruz.
Evli erkekler ve kadınlar kendilerini bekâr diye tanıtıp kaçamak ilişkiler arayabiliyorlar internette.
Yetişkinler çocuk, çocuklar yetişkin diye tanıtabiliyorlar kendilerini.
İnsanlar tanımadıkları kişilerin bilgisayarlarını ya da elektronik posta hesaplarını yasadışı yollardan ihlâl ve suistimal edebiliyor.
Bacak kadar çocuklar çok ciddi devlet kuruluşlarının bilgisayarlarına sızabiliyor, bankaları soyabiliyor, sistemleri çökertebiliyor.
Bir yanıyla uçsuz bucaksız bir kütüphane internet. Kendini geliştirmek isteyen için devasa bir okul.
Diğer yanıyla insanların kötü niyetleri oranında güç kazandıkları çivisi çıkmış bir sahipsiz ülke.
Burada artık mahalle baskısı ve o sayede oluşacak ortaklaşa yaşama kültürü para etmiyor. Bazen kendi adını bile yanlışsız yazamayan birileri koyabiliyor o semtin kurallarını.
Sorumluluk duygusuyla yayın yapan siteler üç beş kitap kurdu dışında pek fazla kişinin ilgisini çekmezken, ilkel içgüdüleri gıdıklayan siteler birer toplumsal fenomene dönüşebiliyorlar.
Bu olgu, adına Nickname Demokrasisi diyebileceğimiz yeni bir ilişki modeli üretiyor.
Kötülüğe vize çıkartan bir serbestlik anlamına geliyor bu.
Kullanıcıların bir e posta adresi vererek üye olabilecekleri web sitelerinde orman kanununa benzer tuhaf bir yasa hüküm sürüyor. Takma adlar ve karnaval maskeleri arkasında gizlenme olanağı bulan birileri, her türlü göreneğe, terbiyeye, ahlâkî ve vicdanî kaygıya boş vererek içlerinde ukte kalmış ne varsa ortaya dökebiliyorlar. Hiç bir sorumluluk almadan hem de.
İnsanoğlu, yaptıklarının yanına kâr kalacağı inancına kapıldığında korkunç işler yapabilir. Ama olağan koşullarda içindeki kötücül eğilimleri toplum baskısıyla derinlerde gizler. Ancak denetimsiz ve kaotik ortamlarda açığa çıkar bu eğilimler.
Bunu şimdi ben diyorum ama zamanında Erich Fromm da söylemiş.
Yazılı basında, televizyonda, internette kendi adıyla ve açık kimliğiyle yer alan geleneksel yazar, dolaşıma soktuğu her sözü doğal olarak okurun ve yasanın denetimine de açmış olur. Dolayısıyla yazdıklarından etkilenebilecek herkese karşı hesap verme konumundadır.
Ama Nickname Demokrasisi'nin geçerli olduğu bulanık ortamlarda böyle bir denetimin tam olarak nasıl yapılabileceği bugün için belirsiz.
Bu belirsizlik, ucunun nereye varabileceği pek kestirilemeyen bir güvenlik açığı anlamına da geliyor. Karanlıkta at oynatanlar için aydınlık tarafta duranlar açık birer hedef.
Ortak akıldan yoksun ve onun denetiminden tamamen bağımsız bu karanlık alanı sorun olarak algılıyorsak, çözüm için somut adımlar atmamız gerekiyor.
Yasaklayıcı politikaların bu sorunu çözemeyeceği ayan beyan ortada. Asıl yapılması gereken, internet yayıncılığının tümüyle aydınlık alana taşınıp halihazırdaki kanunsuz belde görünümünden çıkarılması.
Bu süreç ancak internetteki aklı başındaki insanların yaratacakları beyin fırtınasıyla başlayabilir.
Necdet Şen

Ali Türkan
Sonra arkadaşlar gelip ayıracaklar, biraz da küfür edip, koşarak uzayacaktık oradan. Böyle olmadı. Adam, ben lâfımı tamamlar tamamlamaz, burnumun ortasına öyle bir kafa oturttu ki (nasıl söylesem) resmen ters döndüm ve yüzükoyun yere kapaklandım. Yerdeyken de bir güzel çiğnedi beni. Yanlış adama çatmış ve temiz bir sopa yemiştim. Oh olsun! Devam »

Necdet Şen
Ama zengin deneyimlerimizin de gösterdiği gibi, bu tarz ayrıkotlarını temizlemenin ve kendi kararlarıyla basıp gitmelerini sağlamanın gayet incelikli yolları vardır. Bu yollardan birincisi ve en garantilisi, o kişiyi bunaltmak ve yazıp çizmeyi zevk olmaktan çıkarıp gerilime dönüştürmektir. Devam »
İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...
Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
Vahap Demir
Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »
Şahin hakkında güzel bir yazı , onun sınıf arkadaşı (orta okul) olarak çok hoşlandım...
Oğuz Şahin - Sencer'in çizgi roman dünyası
Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â
Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş
Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü
Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.