Necdet Şen - Star, 31 Temmuz 2008
Türkiye'de matbuatın dilinin oluşmasında bir zamanlar her ikisinde de çalıştığım Cumhuriyet gazetesiyle Gırgır dergisinin öncü rolü olduğunu düşünüyorum.
Son otuz yılın haber ve yorum dilini bu iki ana damar belirledi.
Bugünün medya muktedirleri bu iki yayını okuyarak büyüdüler.
Bu dil, meselelere hep olumsuz tarafından yaklaşan, muarız, iğneleyici, aşağılayıcı, umutsuz, güvensizlik ve çaresizlik yayan bir dil.
Bu dil, "her şeyin kötüye gittiği ve iktidara kim gelirse gelsin daha da kötüye gideceği" konusunda sarsılmaz bir imanla dünyaya bakmanın hem sonucu hem müsebbibi.
Bu Negatif Dil kanser gibi; bizi içten içe çürütüyor.
Korku hep başrolde. Korkacak sahici bir şey yoksa medya mutlaka bir şeyler bulup sokuyor gözümüze.
Biz korktukça birilerinin kasalarına dolarlar yağıyor.
Hava güneşli. Dallarda serçeler bıcır bıcır. Sokakta yürüyorum.
Karşıdan bir genç kız geliyor bir bebek arabasını ite ite. Bir de yanında yürüyen üç yaşlarında kız çocuğu. Şeker mi şeker, maviş, atkuyruklu, bıdık.
Kedi miyavlamasını andıran tatlı mı tatlı bir sesle ablasına soru soruyor:
"Şimdi burda bi bomba patlasa biz ölürüz di mi?"
Kötü oluyorum.
Serçeler susuyor. Kedileri görmüyorum. Kaldırım taşları ve çöp kutuları düşman artık.
Ey medya muktedirleri, Allah rızası için soruyorum:
Üç yaşındaki bir çocuğun gündemi bu mu olmalı?
Bu mu olmalı tonton yanaklı maviş bebenin kafasındaki soru?
Neden?
Neden bizim sorumluluk duygusu bu kadar dumura uğramış bir medyamız var?
Biraz daha reyting ya da tiraj uğruna daha da beterini yapmaya hazır bu medyadan memnun muyuz?
Kanlar içinde yerlerde yatan parçalanmış cesetler ekranlarda, gazete manşetlerinde, bebeklerin bile göz hizalarında.
Kıran kırana bir öd koparma ve öne geçme yarışı.
Daha üç yaşındayken ruhen sakatlanıyor çocuklarımız.
Polyanna masalları, barbi bebekler ve renkli sinemaskop rüyalar çağındaki yavrularımızı terörün asıl amacı olan dehşet duygusuna maruz bırakan bir medya var bu ülkede.
Ve en temel içgüdüsünü herhalde hipermarket reyonlarında kaybetmiş, minicik bebesini televizyonun ve matbuatın zararlarından korumayı akıl edemeyen tüketim toplumu insanları.
Hepsi çok meşgul. Hepsinin kulağında cep telefonu. Hepsi "nasıl daha fazla kazansam ve daha başka nerelere para harcasam" diye düşünmekten serseme dönmüş anababalar...
Bir toplum ki böyle incelikleri irdeleyecek zihinsel berraklıktan uzağa düşmüş.
Televizyonları Allah ıslah etsin, müstehakını versin, boylarını poslarını antenlerini devirsin inşallah! Pis televizyonlar! Tüh!
Peki ama şu matbuata ne oluyor?
Yahu kardeşim, sen insanları korku manyağı yapma yarışında televizyonla rekabet edebilir misin? Niye bu çirkinliğin kuyruk suyuna takıldın? Delirdin mi?
Ne zaman bıkacak bu medya insanları dünyanın battığına inandırmaya çalışmaktan?
Ne zaman oturup düşüneceğiz kullandığımız negatif dilin bizi nasıl kirlettiğini?
Ne zaman kafamıza dank edecek bu saçmalığın artık daha fazla sürdürülebilir olmaktan gitgide uzaklaştığı gerçeği?
Şu gazete kalabalığının içinden neden bir tane küçük kara balık çıkıp "ben bu çirkinliği sürdürmek istemiyorum, ben insanların dehşet duygularına karşı daha duyarlı davranacağım, daha pozitif bir yayın politikası izleyeceğim, korku çığırtkanlığı yapmayacağım" deyip kolları sıvamıyor?
Bağırmayan, öd koparmayan, kâbus gördürmeyen bir gazetenin de pekalâ tiraj kazanabileceğini ilk önce acaba hangi holding yöneticisi kavrayacak?
Necdet Şen
Berlin'in orta yeri
Ali Türkan
Komşum, apış arasındaki sancıyla daldı uykusuna. Bir yerlerde bir kadın, sevgilisinin genç kollarında uyuyor. Şimdilik bütün kaygıları gitmiş. Başka bir kadın, erkeğini özlüyor hıçkırıklar arasında. Bir çocuğun saçları terliyor yastıkta. Devam
Benim hiç kartvizitim olmadı
Necdet Şen
Kapı zillerindeki "Yük. Müh." ya da "Em. Büyükelçi" yazan kırpılmış kartvizitlere bakar bakar tebessüm ederim. Ya da mezar taşlarındaki "bilmemnere eşrafından emekli kurmay albay" benzeri böbürlenmelere. Azrail'in de çok umurundaydı sanki senin hangi bakanlıktan kaçıncı derecenin kaçıncı basamağından emekli olduğun. Devam
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!
Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler
Raif Yalçın - Ben uluslararası çalışan bir TIR şöförü olarak GPS aletini çok sık kullanmak zorundayım... GPS'li hayatlarımız
Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler
1977 seçimlerinde Şehremini'de sandık müşahidiydim. Bir ara yaklaşık 40 kişilik sakallı-çarşaflı bir grup geldi, oylarını kullandı. İçlerinden birini tanıyordum, dışarıda kime oy verdiklerini sordum, "AP'ye, yani Demirel'e" dedi. Sebebini sorunca "CHP korkusu" dedi. İçim cız etti.
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
"Bizim çocuklarımız" kaçıncı ligde?
Çağatay Acar
Tüm bu çarpıklıklarla yüzleşmek canımızı acıtsa da, yıllardır "Türk'üz, bütün başlardan üstün olan biziz" şarkıları söylense de, çocuklarımızın ve dolayısıyla ülkemizin hangi ligde olduğu ortadadır. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. http://www.derkenar.com/necdetsen/negatif-dil-toplumu-curutuyor/