Patronsuz Medya

Necdet Şen aromalı çizer aranıyor

Necdet Şen - Star, 27 Ağustos 2008


Her işin yalapşap geçiştirildiği ve mesleğini hakkını vererek yapmaya çalışanın "karın ağrısı" gibi görüldüğü Basın'dan umudumu kesip köşeme çekildiğim günlerde bir arkadaşımdan dinlemiştim.

Çalışmakta olduğu gazetenin yöneticilerinden biri gazetedeki çizgi roman eksikliğinden yakınırken "ah, şöyle necdet şen gibi birini bulsak" diye bir lâf etmiş.

Arkadaş da "necdet şen'in kendisi var ya işte" demiş saf saf.

Nasırına basılmış gibi bağırmış yönetici:

"O olmaz!"

Bizim mahçup arkadaş "niye olmaz" diye soramamış tabii.

Gerçi sorsa da muhtemelen "aksi, geçimsiz" türünden lâtif bir gerekçe işitirdi yöneticiden.

* * *

Düşünüyorum da, velev ki bu satırları yazan bendeniz necdet efendi, bu muhterem bayların zannettiği gibi "aksi", "huysuz", "kavgacı" biriyim, önüme geleni kakıyor, ardımdakini tepiyor, yan bakanı süsüyorum... Yetmiyor, içip içip nara atıyorum, kapıları tekmeliyorum, komşunun itine hoşt tavuğuna kışt diyorum...

Eeee, ne olmuş?

Ben miyim ulan bu camiadaki tek huysuz? Başka kimse yok mu?

Kırk kişiyiz şurda, birbirimizin ciğerini biliriz! Daha ne anlattım ki ben?

Şu kuytu bahçemde kulağıma gelenler bile yetiyor oralarda ne haltların döndüğünü bilmeme.

Kimin kimle paça kasnak kavga ettiği, hangi yazarın hangi yazara sokak ortalarında "orospu sürtük" diye tekme tokat giriştiği, hangi muhabirin hangi gazete patronunu "öldüreyim mi seni deyyus" diye dördüncü katın balkonundan sarkıttığı, hangi medya starının ağzı burnu haşat gazeteye gelip "trafik kazası" diye millete maval okuduğu ve daha nicesi gırla gidiyor ortalıkta.

Bunlar huysuz değil, hepsi melâike, bir benim huysuz.

Niye?

Kabuğuna çekilmiş, kimseye garez beslemeyen, "sevmem" kelimesini ağzına almayan, kedisiyle ve kendisiyle barışık, şarkı söylediğinde iftar topu gibi patlayan sesini konuşurken ninni kıvamında kullanan biri olduğumu sanıyordum, meğer yanılmışım.

* * *

Nedir taklitinin bile bulup çıkarılamadığı bir matbuatta esas necdet'in isminin etrafında böyle şehir efsaneleri yaratılmasının esbabı mucibesi?

İşin gerçeği başka bir şeyler olabilir mi meselâ?

Medya dünyası kifayetsiz muhterislerin eline kalmış olabilir mi? Ya da adam gibi adamlar camiadan sürgün edilmiş olabilir mi? Meselâ dedik. Bunun suçluluk duygusu ve telâşı olabilir mi o çamur çorak?

En tırstıkları kişiler, bir hacmi ve ağırlığı olan, eğilip bükülmeyen, kralı gelse lâfını esirgemeyenler olabilir mi?

Ondan olabilir mi bu yapış yapış riya, bu yalan dolan?

Açık sözlüğün adı "geçimsizlik" olmuş demek ki. Eyvallah.

Sözcük dağarcığı birkaç yüz kelimeyi geçmeyen birileri yazar-mazar olmuşlar. Ona da eyvallah.

Eh, bozacının şahidi de şıracı olduğuna göre atış serbest. Karalanan kişi de meyhane masasında mevcut değil nasıl olsa, salla yuvarla ağzına geleni.

* * *

Peki ama sana ne çizerin yazarın huyundan suyundan kardeşim? Gerdeğe mi gireceksin?

Evinden yazacak çizecek gönderecek. Maaşını banka kartıyla tahsil edecek.

Çekiniyorsan semtinden geçmeyebilirsin. Dayak yeme korkun yok yani.

Ama kendine suç ortağı yapma şansın da yok tabii.

Uzaktaki adam tehlikeli adam. Kontrol edilmesi zor.

Halbuki beraber yürümeli bu yollarda, değil mi? Beraber ıslanmalı yağan yağmurda. Çürük işin ucundan da beraberce tutulmalı.

Ama necdet efendi arıza. Eleştirecek başka mevzu kalmamış gibi, ille de matbuatın muktedirlerine kafa tutuyor.

Sen de herkes gibi yapıp, sivil siyasetçileri, belediyeleri, kulağından tutulup kodese tıkılmışları, darbeyle devrilmişleri, rakip medya kuruluşlarının yöneticilerini ve didişmeye teşne kanaat önderlerini dolasana diline salak neco! Niye cami duvarına işiyorsun?

Sen ki aynı lâzımlığa yapanların birbirinin sırrını açık etmemesi anlamında dilimize giren omerta (suskunluk) göreneğini çiğneyip, hasıraltı edilmiş kirli çamaşırları ahaliye sergiliyorsun, eee o zaman katlanacaksın camia tarafından çıkıntı olarak algılanmaya.

Sipariş üzerine yazı

Ahali de bir anlıyor ki meseleleri sorma gitsin.

Çözmüş hayatın sırrını. Tebliğ aşamasına geçmiş.

İçlerinden biri şöyle diyor:

"hızlı gazeteci ve derkenar'daki bircok yaziyi begenerek okurum. Ama star'da yazmanisa sasirdim. Zira icazetsiz iddianiz yok muydu, ben mi yanlış hatirliyorum. Cumhuriyeti bu kadar elestiren birinin yazmasi gereken yer iktidar borazani gazete mi olmaliydi? Gazetenin borazanciligi sizi rahatsiz etmiyor mu. İcinizden kazdaglarini, bergamayi, karadeniz otoyoluyla karadenizi, konyayi, sahilleri, ormanlari mahveden, talan eden bir hükümetin 'ben cevrecilerin daniskasiyim' diyerek sacmalayan basbakanina bir yazi dosenmek gelmiyor mu? Merak ediyorum..."

* * *

Al işte sana bir gazete okuru profili. Kendi çözmüş, bize de öğretiyor.

Diğer gazetelerde okuduklarının aynısından benim de döşenmemi istiyor.

Döşendim işte. Yukarıda.

Bilmiyorum siparişine uygun mudur.

 

 Yorumlar

Necdet Bey, Aktüel dergisi alır mısınız bilemiyorum. Belki haberiniz olmamıştır diye bildiriyorum. Alper Görmüş sizin bu yazınızdan yola çıkarak ilginç bir yorum yapmış. Yazının bir bölümünde şöyle diyor:

"Aslında pek de tartışmak istemediğimiz bir tahammülsüzlük türü bu. Çünkü kişiliği standart "biz"e benzemeyenlerin çoğu, çok güçlü bir "canımızı sıkma" potansiyeli taşırlar. Sert insanlardır bunlar, çok zor eğilip bükülürler, bazen de bu hiç mümkün olmaz. İşte bu nedenlerle onlara "huysuz" deriz. Kalitelerine hiç sözümız olmasa da, hatta açıkça takdir etsek de "uzakta" olsunlar isteriz; çünkü onlar yakınımıza gelirlerse kendimizden güzelce gizlediğimiz kimi özelliklerimiz için "ayna" işlevi görürler. Uzakta olsunlar isteriz; çünkü onlar, kendimizi zar zor ikna ettiğimiz "takdire şayan" kişilik özelliklerimizin asit temelli mi yoksa baz temelli mi olduğunu bir anda ortaya çıkartan turnusol kâğıtları gibidirler. Manevi lükslerimizi darmadağın etme potansiyeli taşıyan bu insanlar güçlerini tek bir şeyden alırlar: Bedel ödemeye her an hazır olmaktan..."

Eğer kaçırdınızsa, yazının baş tarafı şu adreste: Zor Muhalefetlerin Adamı...

İlke Bağcıoğlu - 12 Şubat 2009 (17:10)

Sağolun İlke Bağcıoğlu, bu yazıdan haberim yoktu, sayenizde öğrendim. Ama galiba bu yazı derginin şu anda dağıtımda olmayan eski bir sayısında yayınlanmış. Doğrusu devamını ben de merak ettim. O dergiyi nereden bulabileceğimi de hiç bilemiyorum. Atmadınızsa sizdekini gönderebilir miydiniz?

Necdet Bey - 12 Şubat 2009 (17:18)

Evet, o sayı Aktüel'in 183. sayısı idi. Ama maalesef o dergiyi atmışım. Gene de bir sorup soruşturayım. Belki o sayıyı elinde bulunduran birisi vardır arkadaşlarımın arasında.

İlke Bağcıoğlu - 13 Şubat 2009 (12:11)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 1511

Necdet Şen yazıları

Editörün Önerisi

Udî Hrant hangi yörenin mezesi?

Deniz Türkoğlu

Cevat abi geçimsiz adam ya, "Ne hrantı lan hıyar, boşan da semerini ye" deyiverdi. O öyle diklenince, adam da elini beline attı. Siyah deri bi kının içinden, yıldız gibi parlayan bi hançer çekip çıkarttı.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Etiketler





Şu an 255 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
83 - 323 - 395  
©