Necdet Şen - Star, 27 Ağustos 2008
Her işin yalapşap geçiştirildiği ve mesleğini hakkını vererek yapmaya çalışanın "karın ağrısı" gibi görüldüğü Basın'dan umudumu kesip köşeme çekildiğim günlerde bir arkadaşımdan dinlemiştim.
Çalışmakta olduğu gazetenin yöneticilerinden biri gazetedeki çizgi roman eksikliğinden yakınırken "ah, şöyle necdet şen gibi birini bulsak" diye bir lâf etmiş.
Arkadaş da "necdet şen'in kendisi var ya işte" demiş saf saf.
Nasırına basılmış gibi bağırmış yönetici:
"O olmaz!"
Bizim mahçup arkadaş "niye olmaz" diye soramamış tabii.
Gerçi sorsa da muhtemelen "aksi, geçimsiz" türünden lâtif bir gerekçe işitirdi yöneticiden.
Düşünüyorum da, velev ki bu satırları yazan bendeniz necdet efendi, bu muhterem bayların zannettiği gibi "aksi", "huysuz", "kavgacı" biriyim, önüme geleni kakıyor, ardımdakini tepiyor, yan bakanı süsüyorum... Yetmiyor, içip içip nara atıyorum, kapıları tekmeliyorum, komşunun itine hoşt tavuğuna kışt diyorum...
Eeee, ne olmuş?
Ben miyim ulan bu camiadaki tek huysuz? Başka kimse yok mu?
Kırk kişiyiz şurda, birbirimizin ciğerini biliriz! Daha ne anlattım ki ben?
Şu kuytu bahçemde kulağıma gelenler bile yetiyor oralarda ne haltların döndüğünü bilmeme.
Kimin kimle paça kasnak kavga ettiği, hangi yazarın hangi yazara sokak ortalarında "orospu sürtük" diye tekme tokat giriştiği, hangi muhabirin hangi gazete patronunu "öldüreyim mi seni deyyus" diye dördüncü katın balkonundan sarkıttığı, hangi medya starının ağzı burnu haşat gazeteye gelip "trafik kazası" diye millete maval okuduğu ve daha nicesi gırla gidiyor ortalıkta.
Bunlar huysuz değil, hepsi melâike, bir benim huysuz.
Niye?
Kabuğuna çekilmiş, kimseye garez beslemeyen, "sevmem" kelimesini ağzına almayan, kedisiyle ve kendisiyle barışık, şarkı söylediğinde iftar topu gibi patlayan sesini konuşurken ninni kıvamında kullanan biri olduğumu sanıyordum, meğer yanılmışım.
Nedir taklitinin bile bulup çıkarılamadığı bir matbuatta esas necdet'in isminin etrafında böyle şehir efsaneleri yaratılmasının esbabı mucibesi?
İşin gerçeği başka bir şeyler olabilir mi meselâ?
Medya dünyası kifayetsiz muhterislerin eline kalmış olabilir mi? Ya da adam gibi adamlar camiadan sürgün edilmiş olabilir mi? Meselâ dedik. Bunun suçluluk duygusu ve telâşı olabilir mi o çamur çorak?
En tırstıkları kişiler, bir hacmi ve ağırlığı olan, eğilip bükülmeyen, kralı gelse lâfını esirgemeyenler olabilir mi?
Ondan olabilir mi bu yapış yapış riya, bu yalan dolan?
Açık sözlüğün adı "geçimsizlik" olmuş demek ki. Eyvallah.
Sözcük dağarcığı birkaç yüz kelimeyi geçmeyen birileri yazar-mazar olmuşlar. Ona da eyvallah.
Eh, bozacının şahidi de şıracı olduğuna göre atış serbest. Karalanan kişi de meyhane masasında mevcut değil nasıl olsa, salla yuvarla ağzına geleni.
Peki ama sana ne çizerin yazarın huyundan suyundan kardeşim? Gerdeğe mi gireceksin?
Evinden yazacak çizecek gönderecek. Maaşını banka kartıyla tahsil edecek.
Çekiniyorsan semtinden geçmeyebilirsin. Dayak yeme korkun yok yani.
Ama kendine suç ortağı yapma şansın da yok tabii.
Uzaktaki adam tehlikeli adam. Kontrol edilmesi zor.
Halbuki beraber yürümeli bu yollarda, değil mi? Beraber ıslanmalı yağan yağmurda. Çürük işin ucundan da beraberce tutulmalı.
Ama necdet efendi arıza. Eleştirecek başka mevzu kalmamış gibi, ille de matbuatın muktedirlerine kafa tutuyor.
Sen de herkes gibi yapıp, sivil siyasetçileri, belediyeleri, kulağından tutulup kodese tıkılmışları, darbeyle devrilmişleri, rakip medya kuruluşlarının yöneticilerini ve didişmeye teşne kanaat önderlerini dolasana diline salak neco! Niye cami duvarına işiyorsun?
Sen ki aynı lâzımlığa yapanların birbirinin sırrını açık etmemesi anlamında dilimize giren omerta (suskunluk) göreneğini çiğneyip, hasıraltı edilmiş kirli çamaşırları ahaliye sergiliyorsun, eee o zaman katlanacaksın camia tarafından çıkıntı olarak algılanmaya.
Ahali de bir anlıyor ki meseleleri sorma gitsin.
Çözmüş hayatın sırrını. Tebliğ aşamasına geçmiş.
İçlerinden biri şöyle diyor:
"hızlı gazeteci ve derkenar'daki bircok yaziyi begenerek okurum. Ama star'da yazmanisa sasirdim. Zira icazetsiz iddianiz yok muydu, ben mi yanlış hatirliyorum. Cumhuriyeti bu kadar elestiren birinin yazmasi gereken yer iktidar borazani gazete mi olmaliydi? Gazetenin borazanciligi sizi rahatsiz etmiyor mu. İcinizden kazdaglarini, bergamayi, karadeniz otoyoluyla karadenizi, konyayi, sahilleri, ormanlari mahveden, talan eden bir hükümetin 'ben cevrecilerin daniskasiyim' diyerek sacmalayan basbakanina bir yazi dosenmek gelmiyor mu? Merak ediyorum.."
Al işte sana bir gazete okuru profili. Kendi çözmüş, bize de öğretiyor.
Diğer gazetelerde okuduklarının aynısından benim de döşenmemi istiyor.
Döşendim işte. Yukarıda.
Bilmiyorum siparişine uygun mudur.
Necdet Şen

Ali Türkan
"Sağlam kafa sağlam vücutta olur" şiarıyla büyüyor, söyleyene güvenip bunun doğru olduğunu sanıyorduk.), yani yığınla eşekliğin bir araya gelmesinden dolayı, Memo'yu görmemezlikten gelip geçip gittim önünden. Tam benim evin kapısından giriyorduk ki, avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum Memo'nun... Devam »

Necdet Şen
Kapı zillerindeki "Yük. Müh." ya da "Em. Büyükelçi" yazan kırpılmış kartvizitlere bakar bakar tebessüm ederim. Ya da mezar taşlarındaki "bilmemnere eşrafından emekli kurmay albay" benzeri böbürlenmelere. Azrail'in de çok umurundaydı sanki senin hangi bakanlıktan kaçıncı derecenin kaçıncı basamağından emekli olduğun. Devam »
İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...
Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
Vahap Demir
Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »
Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â
Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş
Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü
Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
Çok işime yaradı bu site gerçekten çok güzel herkeze tavsiye ederim çok güzel olucak kesin ödevim...
Seda Taşçı - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.