Necdet Şen - Star, 25 Temmuz 2008
Evvelsi günkü yazıda sözünü ettiğim "Köktendinci Cemaat" yazısına gelen mektuplardaki bazı ilginç noktaları paylaşmak istiyorum.
Okurlardan Nihat Özbudun diyor ki:
"Ben bu cemaatı 'kemikleşmiş beyinler' olarak da algılıyorum. Bu cemaatin oluşmasında MEB'nin rolü nedir sizce?"
Ne mi? Galiba MEB (Millî Eğitim Bakanlığı) vamp erkek; "içkisine ilâç katılan" ve o akıl bulanıklığı anında bekâreti izale edilen de bizim beyinlerimiz.
Resmî palavraları yeterince hafızlayanlara "hayat insanı" vesikası veriyor MEB. Vesikasını alan kendi "kârhanesini" açma ayrıcalığını elde ediyor.
Mevcut eğitim sisteminin ortaya çıkardığı çeyrek aydına "Müfredat Aydını" demiştim vaktiyle.
Dünyayı gayet dar bir zaviyeden algılayan ezberci ve dogmatik aydın karikatürüne uygun gördüğüm sıfattı bu.
Müfredat Aydını kendi başına kavram üretemese de daha önce üretilmiş en takoz sloganları körün değneğini bellediği gibi beller ve düşünebilen insanları susturma konusunda pek cevvaldir.
Bu bağlamda asıl değinmek istediğim mektup, bir buçuk yıl önce İzmir'de yaptığı konuşmadan cımbızlanan bir bölümün Atatürk için "bu adam" sözlerini sarfettiği biçiminde sunulmasıyla adeta manevî linç kampanyasına maruz bırakılan siyaset profesörü Atilla Yayla'ya ait.
Baştaki ve sondaki nezaket cümleleri dışında mektubu aynen aktarıyorum.
Sayın Şen,
Bahsettiğiniz kesim kelimenin tam anlamıyla bir cemaat. Onların diğer cemaatlara duydukları öfke, prensip olarak cemaatlara karşı olduklarını ve bireyi yutan cemaatçılığa karşı bireyselliği ve birey haklarını savunduklarını göstermiyor.
Diğer cemaatların mensuplarına kendi cemaatlarına mensup olmadıkları için kızıyorlar ve devletin fiziki ve psikolojik zor yoluyla herkesi kendi cemaatlarının mensubu haline getirmesini talep ediyorlar.
Bir diğer sorun, sizin de ifade ettiğiniz üzere, bu cemaatin mensuplarıyla soğukkanlı ve rasyonel tartışmalar yapılamaması.
Hemen öfkelenmeye ve herkesi en adî sıfatlarla yaftalamaya hazırlar. Çünkü onlar dünya görüşleri ve ülkenin meseleleleriyle ilgili tartışmaları bir bilgi ve muhakeme meselesi olarak değil, imanlarının tartışmaya açılması olarak görüyorlar.
Hallerine çok üzüldüğüm bu insanların sesleri gür çıkar gibi görünüyorsa da sayıları ve toplumdaki etkileri hızla azalıyor.
Eşyanın ve insanın tabiatına karşı durdukları için, bu kaçınılmaz.
Ama, ne yazık ki, sağduyulu bir şekilde kanaatlerini ve pozisyonlarını gözden geçirip, revize edip toplumsal gelişmeye katkıda bulunacak yeni pozisyonlar benimsemek yerine, akıl ve mantık dışı söylemlere ve yollara sapıp hayatı hem kendilerine hem kendileri gibi olmayanlara zehir ediyorlar.
Bu insanlarla ilgili şahsi bir tespitim pek çoğunun psikolojisinin ciddi şekilde, profesyonel yardıma ihtiyaç duymalarına sebep olacak ölçüde, bozuk olduğu.
Prof. Dr. Atilla Yayla
Buckingham Üniversitesi
Büyük Britanya
Mektubun altındaki adres özellikle dikkatimi çekti. Demek ki bu linç kampanyasından sonra Atilla Yayla'yı da ekmeğini başka bir diyarda aramak zorunda bırakmışız. Bunu bilmiyordum. Daha da üzüldüm.
Müfredat Aydını'na istiklâl madalyası takmak lâzım. Düşünce üretme konusunda değilse de düşünenleri bezdirip sınır dışına püskürtme konusunda "Türk gibi kuvvetli" olmayı başarabiliyor.
Yukarıdaki görüşlerinde sayın Yayla'ya şerh düşeceğim tek yer, "Diğer cemaatların mensuplarına kendi cemaatlarına mensup olmadıkları için kızıyorlar ve devletin fiziki ve psikolojik zor yoluyla herkesi kendi cemaatlarının mensubu haline getirmesini talep ediyorlar" cümlesi.
Kişisel gözlemlerimden yola çıkarak diyebilirim ki, bu cemaat kendi "kalite" ölçütüne uymayanları asla arasına almaz.
Seçkin cemaatimizin asıl muradı, zihnen "sınıfsız imtiyazsız üniform bir kitle" olmakla birlikte, sosyal anlamda kara kafalı kalabalığın eskiden olduğu gibi bundan sonra da kendi sefil muhitinde yaşamaya devam etmesi ve boyasız ıskarpinleriyle şık kaldırımlarımızı kirletmemesidir.
Çok lâzımsa biz onlara köy enstitüsü falan yaparız. Yeter ki gelmesinler.
Bu arada, değerli bilim adamımıza destek vermek için açılmış bir web sitesi buldum: www.atillayayladestek.org
Sitenin ana sayfasındaki şu ifadeler düşündürücü:
"Atilla Yayla sadece söylediği sözlerden ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı! Ertelenen Ceza'ya ek olarak 24 ay boyunca da Atatürk hakkında konuşması yasaklandı."
Desenize, 24 ay müddetle bize karada ölüm yok.
Ondan sonra Allah kerim.
Fikir oradaysa kodes de burada.
Necdet Şen yazıları
Ali Türkan
Başkalarının yediklerine de hiç yan bakmayacağım, "biraz da biz geberelim" diye. Al sana mutluluğun resmi. Bir de ölmeden önce görebilseydim o günü. Bir de şu hasret olmasaydı.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 116 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart