Patronsuz Medya

Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz

Necdet Şen - Star, 7 Ağustos 2008


Bugüne değin sağlık kurumlarının kapılarına işi düşüp de "illâllah" dememiş bir TC vatandaşı varsa tanışmak isterdim. Ama yoktur herhalde.

Öyle yerlere çok az yolum düştüğü halde gene de sadece kendi başımdan geçen ve cinnet sınırına getirten hastane anılarımı anlatmaya kalksam, gazetenin tamamını yazıyla doldurmam gerekir.

Eskiden sanırdım ki devletin elinde arpalığa dönüşmüş olan bu kurumlar özel sektöre devredilince işler tıkır tıkır yürüyecek.

Ah, ben ne kadar safmışım.

Ya da liberallerin gazına gelmişim.

Bu kuruluşlar özel sektöre devredilince İsviçre'den memur ithal edilmeyeceğine göre gene aynı kadrolarla yola devam edeceğimizi nasıl da düşünememişim?

Günde beş vakit paraya secde edilen bir ülkede, hangi köklü reform toplum bünyesinde metastas yapmış duyarsızlık tümörünü kazıyıp atabilir ki?

Sağlık camiası bu süreçte sanırım en fazla kirlenen kurumlardan biri.

Ellerinde ceymis bond çantalarla hastane hastane dolanıp parmağındaki balı yalatan ilâç firması temsilcileri, ağzındaki balın tadıyla mest olmuş, "hangi firmanın ilacını yazsam" diye istihareye yatan doktorlar, cahil hastalara Lâtince komutlar veren hastane personeli ve daha neler, otuz iki kısım tekmili birden.

* * *

Tıp camiası, üzümün üzüme baka baka karardığı bir yarış alanına dönüşüyor. Bizim hastalıklarımız, birilerinin yatırım sermayesi.

Daha yolun başında doktorları bin beşyüz lira maaşa talim etmekle düzene ayak uydurup yazar kasaya dönüşme arasında tercih yapmaya zorlayan vicdanî bir sırat köprüsü gibi sağlık camiası.

Bu sırat köprüsünü geçebilenler için doktorluk mesleği "kimin dört çekeri daha havalı, kimin yazlığı daha lüks, hangimiz ilâç firmalarının cebinden nerelerde gezdik tozduk" yarışı gibi.

* * *

Eskaza yolun bir hastaneye düşsün, gör vehbinin kerrakesini.

Bir kibir bir kapris bir poz, sanırsın ki gürültü yapıp güzellik uykusundan uyandırdın melâikeleri.

Beyaz önlükler ve sabo terliklerle dolanan ve burnundan kıl aldırmayan asil bir kalabalık. Çoğu tanrının yeryüzündeki gölgesi.

Pasif saldırganlık mı dedin? Ohoooooo! İçlerinde soruları yanıtlamaya tenezzül edecek bir evliya bulmak için gazeteye ilân vermen gerekiyor. Lûtfedip cevap verenler de ağzının kenarıyla, gayet isteksiz ve ancak bir uzman personelin anlayabileceği iki üç alafranga kelime ediyor:

"Şu kata çık homur homur mırın kırın bla bla yaptır."

"Anlayamıyorum, şunu doğru düzgün anlatabilir misiniz?" diye itiraz et, gör gününü. Salağın tekiymişsin gibi suratına bakıp kafasını çeviriyor.

Tekrar soruyorsun. Bu kez de azarlıyor.

"Aaaa! Bunda anlaşılamayacak ne var? Bla bla işte!"

Tabii ya, salaksın. Bunu anlamayacak ne var? Şu yaşa geldin tıp terminolojisini sökemedin mi daha? Oftalmoloji endokrinoloji doppler ultrasonografi laparoskopi ensefalogram miyokardiyoloji eks olmak çok mu anlaşılması zor şeyler?

* * *

Laboratuvardaki memurlarda da benzer sado-mazo tavır. Hayatları bokları analiz ede ede geçtiğinden mi ne, kapıdan girenleri de bok gelmiş gibi karşılıyorlar.

"Mır mır mır, oloji grafi batın gayta..."

Sonunda tepen atıyor.

"Ben doktor değilim hamfendi" diyorsun, "hasta yakınıyım; bana herkesin anlayabileceği bir Türkçeyle anlatın."

O ana kadar bu binanın kapısından giren ilk alık sen olmalısın ki, itirazların tanrıçaları sinir ediyor.

"Sizden başka kimsenin gıkı çıkmıyor" diyor biri.

Bu konuda haklı işte. Herkes sinmiş. Kimsenin gıkı çıkmıyor.

* * *

Hadi sen gene de çok yaşlı sayılmazsın. Kulağın işitiyor en azından. Ama oralara gelenlerin çoğu ihtiyar, pek çoğu eğitimsiz ve tamamı hasta.

O zavallıları hiç bir açıklama yapmadan bir ikinci kata bir sekizinci kata göndermek, kuyruklarda bekletmek, sırası gelince de "yanlış geldin, bilmem kaçıncı kattan numara alacaktın" diye gerisin geriye sepetlemek ne tür bir insanlık?

Kimin nereye gideceği, nereden sıra alacağı, hangi yöntemle Dr. Azamet Tepedenbakan'ın huzuruna kabul edileceği belli değil. Kapıyı önce zorlayan, doktorun odasına dalıyor. Kurallara uyma merakı olan enayiler de "elbet çağırırlar" diye bekliyor saatlerce.

Duvarlarda "eğitici" posterler: Böbrek dalak safra kesesi resimleri. Ve oraya gelen insanları insan gibi değil de safra gibi gören küt bir algı duvarı.

Bu duvara umutsuzca lâf anlatmaya çabalıyorsun.

* * *

Başka bir sağlık kuruluşunda bölüm şefliği yapan bir akrabama anlattım durumu. Dedi ki:

"Sağlık Bakanlığı 1 Temmuz'dan itibaren yolsuzlukları önlemek için artık hastanelerin tahlil ilâç şu bu masraflarını ödememeye başladı ya, ondan bu tavırlar. Hasta gelsin dilini göstersin gitsin, hastanenin kasasından tek kuruş para çıkmasın istiyorlar. Ölecekse de gitsin evinde ölsün zihniyetiyle bakıyorlar gelenlere."

* * *

Ölmüşüz zaten. Ruhumuza fatiha.

O binalardan içeri girdiğinde köpek muamelesi görmeye, salak yerine konmaya, kendini kötü hissetmeye, kuyruklardan kuyruk beğenmeye razıysan ne güzel. Sıraya gir. Bekle.

Yoksa git, eceli gelmiş kedi gibi bir çalının altında sessizce ölmeye yat, kimin umurunda?

Doktorunu Ferrari arabada gezdiremeyen hasta iyileşecek de ne olacak?

 Düşünenlerin düşünceleri

Üfürmek kolay, sağlık personelinin sorunları hakkında bir yazı yazabildin mi? Sanmıyorum, yazabilmen için çocuğunun doktor olması lazım. Bunlar bizim insanlarımız, bu sistemle bu kadar. Doktor olsaydın sen de farklı olmazdın, olamazdın. Çünkü benden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan değilsin.

Ayhan Erol - 4 Aralık 2008 (08:34)

Sizden daha iyi, daha dürüst, daha akıllı bir insan mıyım bilemiyorum. Ama sizden daha terbiyeli olduğum kesin.

Her camia ya da meslek grubu eleştirilebilir. Bu eleştirilere verilebilecek en uygun yanıt, herhalde küstahlaşmak, eleştiriyi yapana efelenmek değildir.

Gazeteler ve televizyon kanalları neredeyse her gün doktor hataları ve sağlık sisteminin çürümüşlüğünü belgeleyen haberlerle dolup taşarken hâlâ "bizim hiç kusurumuz yok" demek, olsa olsa mizahi bir skeç konusu olabilir.

Eğer bu kadar hazımsızsanız işiniz zor. İnternet ve yazılı görsel basın tekzip etmeye yetişemeyeceğiniz kadar bol malzemeyle dolu asıl sizin "üfürdüğünüzü" kanıtlayan.

Necdet Şen - 4 Aralık 2008 (10:10)

Ayhan Erol ölçmüş, biçmiş, tartmış yazmış yazısını abilerim, ablalarım. Bu konuda elindeki veri şu: Doktor felç edebilir.

"Doktor tıpta okurdu, tıp bilmezdi. Ben şahsen doktora iğne yaptırmam. Pratiği yok, damarı tutturamaz, felç edebilir."
'Çok okuyan arkadaşlar şimdi sefilleri oynuyor' (Radikal)

... diyen başbakanla,

"Bir kere bizde doktorlar normalin üzerinde bir para hırsına sahip. Doktorluğun bizim milletin bildiği en kısa yoldan zengin olma yolu oluşudur. Ama bu hiç bir millette ve hiçbir meslek grubunda bizim milletimizdeki doktorlar arasındaki yoğunlukta değildir. Çünkü doktorluk seçilirken bizde esas motivasyon, esas güdü kısa zamanda para kazanmak ve çok para kazanmak duygusudur. Bu zeki doktorların tabiatıyla kendilerini herkesten üstün görmeleridir. Daha doğrusu onlar kendilerinden başkalarını adam yerine koymazlar. Devlet hastanelerinde hemşire sizi azarlar. Hastabakıcı itip kakar."
Bir valinin gözünden: Ülkemizde sağlık alanında arayışlar (Erdoğan Bektaş - SD Platform)

... diyen devletin valisi ile de paylaşıp, hatırlatmasını diler, hürmetle selamlarım.

Dr. Dertli Dermanî - 4 Aralık 2008 (15:45)

Ayhan Erol'lar her yerde, şaşırmamalıyız. Apartman'da yönetici olunca yavrulayan kedileri atarlar. Öğretmen olunca dayak, subay olunca tekme atarlar. Sistem böyledir, onlar ne yapsın? Bize dokunmayan yılan da olsa bin yıl yaşasın. Bizim yetiştirdiğimiz çocuklar Avrupa'da iyi doktor olsun gidemeyenler burada canımıza okusun. Sistem meselesi naparsınız...

İlker Tortop - 6 Aralık 2008 (05:54)

İnsanın gerçekler bu kadar ayan beyan ortadayken ve mızrak artık çuvala sığdırılamazken böyle kör kör gözüm parmağına bir demagojiyle topa girmesi için herhalde ar damarının çatlamış olması lâzım.

Hastalanma ihtimalimizi ve uzman hekimler tarafından sağaltılma ihtiyacımızı bir "fırsat" olarak gören ve eline düşen hastayı yolunacak kaz gibi algılayan tüm sağlık personeli bu yazının kapsama alanınına girer.

Mesleğini namusluca yapan ve hekimliğin aynı zamanda kendini insanlığa adamak olduğunun bilincinde olan tüm hekimler ise başımızın tacıdır.

30 yılı aşkın zamandır başta basın camiası -en başta da kendim- olmak üzere, gördüğüm yanlışları dile getiriyorum. Bunu yaparken de amacım, kelle koparmak değil, "daha iyisi nasıl olabilir" sorusuna yanıt aramak.

Yazıp çizdiklerim bugüne kadar feministinden devsolcusuna, cumhurbaşkanından ergenekoncusuna kadar birçok kesimin öfke ve tehditlerine mazhar oldu. Ama hiç biri kendilerini dokunulmaz addeden -ya da zenneden- bir kısım sağlık çalışanının takındığı çirkefliğe varan tavrı göstermedi. Onların durakladıkları bir sağduyu eşiği vardı yine de.

Ama yukarıda "üfürdüğümü" yazan muhterem ve benzerlerinin bu racon kesme telâşına bakınca, onların bu eşiğin farkında bile olmadıklarını düşünüyorum.

Bu yazı Star gazetesinde yayınlandığında sağlık sektöründeki bazı sendikalar ortalığı velveleye verip "protesto" çağrıları yaptılar. O da yetmedi, neredeyse bütün illerde savcılıklara ayrı ayrı suç duyurusunda bulundular. Sormak lâzım: Şu ana kadar bir tane savcının bile bu suç duyurularını ciddiye alıp soruşturma açmamış olmaması, yeterince anlamlı bir cevap değil mi zaten kendilerine?

Acaba kimmiş "üfüren"? Öğrendik mi? Kimmiş sözüne şikâyetine iddiasına değer verilmeyen?

Necdet Şen - 6 Aralık 2008 (12:50)

Tam da "erkek güçlü kadın sevmez/istemez" püfürük paradigması temelinde iktidar ilişkilerine dair bir şeyler yazarken Necdet Şen'in yukarıdaki yorumuyla şahane bir orta geldi.

Doktorlar kadar meslek şövenisti bir cemaat daha bilmiyorum. Bu meslek erbabının meyhanede bile kendilerini tanıtırken ben "Doktor filanca" diye isimlerinin başına "Doktor" rütbesini takmaları her zaman kafamı kurcalayan bir mevzu oldu. Ne zaman kendini böyle tanıtan bir meslek erbabıyla karşılaşsam, içimden hep "Doktorluğun beni ilgilendirmiyor, adamlığın kaç kuruş eder" diye sormak gelir. İsminin başına meslek rütbesini takarak kendini tanıtmak "bir derdin varsa veya ihtiyacın olursa, bak ben doktorum ve her an yardım etmeye hazırım" mesajı taşımadığına göre acaba ne anlama geliyor? Umarım "bana bak! Ben doktorum ve ayrıcalıklıyım. Bana her an yolun düşebilir. Bana kayıtsız şartsız saygı göster. Ayrıca, bu kutsal bir meslektir" babında bazı mesajlar taşımıyordur. Yani, bir nevi iktidar arayışı değildir.

Bu memlekette bir şeyleri sorgulanmaz/tartışılmaz kılmak istiyorsanız, başına "kutsal" sıfatını takın yeter. Böylece insan aklına da prangayı vurmuş olursunuz.

"Kutsiyet" atfedilen bir şeye lâf etmek hiç biz sıradan fanilerin haddine düşer mi?

Kâmuran Kızlak - 7 Aralık 2008 (17:55)

- Bir doktor bile (doktorların güvenilmez olduğundan) şikâyet ediyorsa halk ne yapsın?

- Halk da zaten bu yüzden ilaca, doktora, aşıya güvenmiyor. Cincilere, üfürükçülere, muskacılara, otçulara, çöpçülere, kırıkçılara, çıkıkçılara rağbet neden bu kadar artıyor sanıyorsunuz?

- Meslektaşlarınız nasıl bakıyor yazıp ettiklerinize?

- İçlerinde 'Böyle gelmiş böyle gider' ve 'Alan memnun satan memnun, sana ne oluyor?' diye düşünenler de var. 'Hocam ekmeğimizle oynama n'olur' diyenler de oluyor. 'Havai'de havyar yerken iyiydi şimdi ne oldu sana?' tarzında sorular da geliyor tabii ki. Ama durumu en iyi 'Hocam, yeni kitabınız çıkmış. Acaba hangi firma dağıtıyor?' diye soran bir elektronik posta anlatıyor.

'Adamın biri doktora gitmiş, gidiş o gidiş!' (Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta - Zaman)

Dr. Hıfzı Sıhha - 22 Kasım 2009 (17:15)

Yazının sonunda söylemem gerekeni başında söyleyeyim de meramım güme gitmesin:

"Sizin şu eleştiriniz var ya usta, eleştirilerin şahıdır."

Okurken dahi kendini o merdivenlerde koştururken, yahut kapılarda azarlanırken bulmayanlar-şeytan kulağına kurşun- üç kere tahtaya vursunlar, henüz o hastanelere hiç yolu düşmemiş demektir. Kutsal, mübarek, kahraman gibi kavramların arkasına saklayarak bir türlü yüzleşmek istemedigimiz hastalıklarımızdan biri-belki de en acili- ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

"Bu sistemle bu kadar" diye savunma yapan bir yorum var hemen yazının altında. En büyük yalanlarımızdan biridir o. Yaklaşık otuz yıldır buralardayım, şunu gördüm:

İşlerın tıkır-tıkır yürümesindeki büyük sır, sistemden ziyade çalışma temposudur. Dünyanın en süzme sistemlerini ithal etsek dahi, iki yılda elimizde perişan olur.

Duvarcı ustasından biraz daha hallice maaş alan doktorların, bir yılı aşkın grevine rağmen, sizin şu resmîni çizdiğiniz manzaraların bir teki bile yaşanmadı buralarda. Ne sistemden(!) daha fazla para koparabildiler, ne de işlerini aksattılar.

Muzaffer Terzi - 10 Mart 2010 (23:45)


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 9564


 

Necdet Şen

Neredeydin ki günlerdir?

Ali Türkan

Yürüdük. Elini tuttum. Gözlerine baktım. Tenhalarda sarıldık. Öpüştük bile. Öyle acemice, öyle keşfederce, öyle güzel. Delikanlı kızdı. Sapına kadar insan. Nasıl güzeldi kafası. Ne üstümdeki çullar ilgilendiriyordu onu, ne parasızlığım.  Devam


Hindistan'a gidenle gitmeyen bir olur mu hiç?

Necdet Şen

Valla bir şey söyleyeyim mi arkadaşlar: ben oralara da başka yerlere de gittim, gezdim, gördüm, boka bastım, kayboldum, ishal oldum, bol bol adrenalin tükettim, fotoğraflar çektim.  Devam


Son Yorumlar

Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Entelektüel, münevver, aydın

Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.

Ayşe Hür (Taraf)


Son Yazılar

İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Kâmuran Kızlak

Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir.  Devam


Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


"Eğitim Şart!" Neye ki?

İlyaz Bingül

1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması.  Devam


GPS'li hayatlarımız

Alper Uzun

Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan".  Devam


Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar

Büdütör

Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz.  Devam


Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Enver Turan

Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar.  Devam


Kaplan Yılı'nda Çin

Kâmuran Kızlak

Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum.  Devam


Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi

Candan Dinç

Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz.  Devam


Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat

İlyaz Bingül

Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız:  Devam


Performansçı geldi hanııım!

Candan Dinç

Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir.  Devam


Editör'ün Önerisi

Düş Gücünün Standartlaşması

Serge Latouche

Etnografya bulunur ve genel başarıya katkısı olur, Napoleon Mısır seferine çıkarken yanında bir araba dolusu bilgin ve bilimsel araç gereç götürecektir. Keşif yolculukları geleneğinin XIX.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

34 - 37 - 187 - 245

 

15 Mart 2010 Pazartesi
Web Derkenar
©