Necdet Şen - 22 Ocak 2002
Evvel zaman içinde, Zorba'ya "zorba" dediğim için Hızlı Gazeteci'nin Nazi muhibbi gazeteden ansızın yayından kaldırılması ile plaza gazetesinde iki yıllığına yeniden ortaya çıkması arasında kalan üç yıllık kısmî işsizlik dönemimde, bir ara (sanırım 17 hafta süren) bir Joker dergisi serüvenim olmuştu.
O zamanlar adı Hıbır olan mizah dergisinde yazıp çizen (eski) dostum Hasan Kaçan aramış ve yayın hazırlıkları süren Joker adında bir çizgi roman dergisinde çizip çizemeyeceğimi sormuştu.
Beş parasızdım. Üstelik ödemek zorunda olduğum taksitler, ev kirası, kedi maması giderlerim vardı.
Ama yine de içimden bu teklife "peki" demek gelmiyordu.
Ne var ki, her ne kadar yazar-çizerliğe ilk kez o semtte başlamışsam da bu Gırgır türevi mizah dergilerine ve onların kaba popülist mizah anlayışlarına pek sempati duymam. Hiç yaratıcı gelmez bana yaptıkları işler. Konfeksiyon atölyesindeki kalıpçı çırakları gibi, tekrarlana tekrarlana tiridi çıkmış bayat esprileri neredeyse tamamı ezberlenmiş ağız burun kol bacak şablonlarıyla tekrarlayıp durduklarını düşünürüm. Kusuruma bakmazlar umarım, estetik ve içerik olarak zayıf bulurum o dergileri.
Belki buna benzer nedenlerle, belki de kendimi bir halt sandığımdan, Hasan için taşıdığım dostça duygular ve o ekolü pek fazla benimsemeyişim arasında bocalayıp duruyordum. Ne zaman ki yakın bir arkadaşım, "saçmalıyorsun artık; buzdolabın tamtakır, kedilerini doyurmaktan acizsin, fıstık gibi iş teklifini reddetmeyi düşünüyorsun; ne olmuş yani, insan ekmeğini kazanmak için Hıbır'da da çizer kuburda da; üstelik seni Hıbır'a değil, yeni çıkacak bir çizgi roman dergisine davet ediyorlar." diye zılgıtı çekince, içinde bulunduğum "soylu" duruşun dışarıdan nasıl saçma göründüğünü kavrayıverdim.
Haklıydı. Gururun bu kadarı marazîydi artık. Hasan'a "peki" dedim. Ama aslında Joker'den ziyade Hasan'a "peki" dedim.
"Nasıl bir şey çizmeyi düşünüyorsun?" diye sordu Hasan, "aşklı meşkli bir şeyler" dedim.
"Keşke şu PKK konusunu çizsen ne güzel olur, tam da senin kalemin bu siyasî mevzular" dedi.
Pek istemedim. "Bilirsin" dedim, "ben bir kez bu konuları yazıp çizmeye başlarsam, tepkinin, tehditin, suç duyurusunun ardı arkası kesilmez; o saatten sonra ne kendime sansür uygularım, ne de uygulatırım; buna varsan çizeyim".
"Tabii ki ne istersen onu çizersin, sana kim onu çizme şunu çiz diyebilir?" dedi Hasan ve gönülsüzce de olsa, ülkemizin güneydoğusunu (aslında tüm ülkeyi) kasıp kavuran PKK-TSK savaşını ve bu savaşın etrafındaki insan manzaralarını yazıp çizmeye başladım.
Öykünün iki temel kahramanı vardı: İstanbullu Memet ile Diyarbakırlı Memo.
İkisi de aynı günlerde kendi kentlerinde askerlik şubelerine çağırılıp celp evrakları tebliğ ediliyordu. Memet istemeye istemeye uzun saçlarını kestirip trene atlıyor ve Burdur'daki acemi birliğine yollanıyor, ama Memo diğer kardeşleri PKK saflarında savaşmak için dağlara çıktığından, başbaşa kaldığı ihtiyar yatalak annesini yalnız ve kimsesiz bırakmak istemiyordu. Askerlik şubesindeki subaya da anlatamıyordu derdini, "tek çocuğum" dediğinde, "yalan söyleme, başka kardeşlerin de var" diyordu subay, dağda ölen, ama nüfus kütüğünden kaydı sildirilemeyen kardeşlerini kastederek.
Bu açmaz içinde kıvranırken, siyah plakalı bir otodan inen "memleketin gurur duyduğu" türden sivil giyimli birileri Memo'nun "tipinden hoşlanmayıp" onu bir kuytuda "sorguluyor" ve tatmin edici yanıt alamayınca da oracıkta "infaz" ediyorlardı.
Ama Memo, şans eseri hayatta kalıyor (bir askerî doktor tarafından gizlice tedavi ediliyor) ve o öfkeyle gidip PKK saflarına katılıyordu.
Hikâyenin tamamını anlatacak değilim, bir gün kitap olarak yayınlanırsa okursunuz inşallah. Yayınlanmazsa da dert etmeyin, kitapçı vitrinleri çöp adam çizen sanat güneşlerinin patron ihsanıyla basılmış lüks albümleriyle dolu, Memet ile Memo'nun eksikliğini hissetmezsiniz.
2.Sayfa: Madde 159 katı mıdır sıvı mı yoksa gaz mı?
Necdet Şen
Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Ali Türkan
Bazen söyledikleri doğru olsa bile, o doğruları ondan duymak isteyip istemediğimi merak etmediği için, geri zekâlılığı programlanmış oluyor. Her şeyi bildiğine inanan ve bütün bildiği de bundan ibaret olan o kadar çok insan tanıdım ki, artık hiç birini sallamıyorum. Devam
Bıkmadın mı tartışmaktan?
Necdet Şen
Tartışma (eskiden nasıldı bilmem ama) günümüzün en pislik modalarından biri. Bu davranış sapması, pıtırak gibi çoğalan ve en vahşisinden rekabet ortamı içinde izleyici (ve reklâm) kapmak için her yolu mubah sayan televizyon yayıncılığı yüzünden adamakıllı çivisinden çıkıp toplumu bozar hale geldi. Devam
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Yine de kendi fikrimi beyan edeyim... Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
Dünyaya sömürgecinin gözüyle bakmak
Fikret Başkaya
Yazık ki, emperyalist odaklı ideolojik kurgular, sanki her zaman her yerde geçerliliği olan, hikmetinden sual olunmaz bilimsel hakikâtlermiş gibi sunuluyor ve Üçüncü Dünya'nın beyinleri esir alınmış 'bilim erbabı' ve ' aydın' denilen diplomalılar taifesi tarafından da tartışmasız doğrular olarak kabul ediliyor. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »