Necdet Şen - 14 Ağustos 2006
Haberci için "etik" çok önemlidir. Hem de çoook önemlidir. Sıkı sıkıya uyulması gerekir.
Ne zaman uyulması gerekir?
Aramızdan birinin ayağı kaydığı zaman tabii ki. Sair zamanlarda atış serbest.
"Off! Popoya bak! Maşşallah! Aaaa! Bu bizim Ali değil mi? Aman! Atın şu iğrenç kaseti çöpe!"
Ortaya dökülen sır, eğer plaza aristokrasisinin dışında kalan birinin mahremiyetiyse, tabii ki haber değeri taşır. Ama içimizden birine dokunmak olmaz kardeş, döner dolaşır yarın ucu bize de dokunur.
Neden bahsedildiğini anlayan anlamıştır çoktan. 2006 senesinin Ağustos ayında bir gün, Türkiye televizyonlarının pek sempatik ve lepiska saçlı haber sunucusu Ali Kırca beyfendinin, evde bekleyen nikahlı zevcesini kimbilir hangi yalanla uyutup, otel odasına attığı (muhtemelen bir muhabir ya da muhabir adayı) kızla orasını burasını tokatlaya tokatlaya zina yapışını belgeleyen video görüntüsünden söz ediyoruz.
İnternette fıldır fıldır dolaşıyormuş bu beş dakikalık video başyapıtı. Haberim yoktu, bir haftalık gecikmeyle öğrendim.
Baktım, herkes, ağız birliği etmişçesine, insanların özel hayatlarının dokunulmazlığını koruma konusunda yumruk gibi kenetlenmiş durumda. Bir tek Vatan gazetesi su koyverip kamuoyuna faş etti ağır ağabeyimizin sırrını.
Bence bu konuda asıl ayıplanması gereken, haberi duyuran gazete değil, birçok savunmasız insanın özel hayatlarını ucuz bir kâr nesnesi olarak gören ilkesiz ve omurgasız memleket medyasının, etik konusunu tam da kendi lordlarından birinin mahrem halleri sözkonusu olunca hatırlamış olmasıdır.
Sokaktan geçen masum vatandaşlarına "kamera şakası" adı altında tuzaklar kurup salak yerine koyan ve bundan hiç rahatsızlık duymayan, rakip grupların ya da mağdur insanların en mahrem insanlık hallerini açık ederken de zerre kadar utanmayıp, bir de "bu haberdir" mazereti arkasına saklanan, elindeki kalemin ya da kameranın vezir ya da rezil etme gücünü kendi şahsi gücü zannedip, acıma duygusunu ve hemdert olma hasletini rafa kaldıran, insanların haysiyetleri ve özel hayatlarının kırılganlığı üzerinden kendisine rant ve imtiyaz sağlayan kıymetli habercilerimiz belki bu kez şapkalarını önlerine koyup düşünür diye umuyorum.
Neden davul hep bizim boynumuzda, tokmak da hep sayın Kırca ve benzerlerinin elinde olsun ki? Buna mantıklı bir açıklama getirebilecek olan biri var mı aranızda?
Haaa, derseniz ki, "bugüne kadar yapılmış olan her türlü özel hayat ihlâli aslında medya çalışanlarının ve yönetenlerinin kişisel hırsları, erdemden ve izandan yoksun meslekî heyecanları nedeniyle yapılmış yanlış işlerdir. Ama yanlışın neresinden dönülse kârdır. O nedenle biz hiç olmazsa bugüne kadar kendi kişisel kariyeri uğruna insanların haysiyetlerini fazla önemsemeden bulduğu her çirkin görüntüyü tekrarlaya tekrarlaya yayınlayan ve yediği her herzeyi "bu haberdir" diye savunan medya starlarının semiz kıçından başlayarak yeni bir sayfa açalım. Bundan sonra hiç kimsenin özel hayatı yüksek çözünürlüklü kameralarla, medyatik tuzaklarla darmadağın edilmesin." Böyle bir standart üstünde tabii ki anlaşabiliriz. O zaman sayın Ali Kırca'nın evlerden ırak skandalını (ruh sağlığımız adına) bu kereliğine görmezlikten gelebiliriz.
Şahsen, Ali Kırca beyfendiyle ne bir teşrîk-i mesaim olmuştur ne de bir alıp veremediğim vardır kendisiyle. Ama artık onu da gücünü denetleyemeyen ve daha fazla etkinlik ve para kazanmak adına toplumun ırzına geçen diğer kudret sahipleri kadar şaibeli bulduğumu ve onun başına gelen bu felâketi ilâhî adaletin sakil bir tecellisi olarak gördüğümü de açıkça söylemek zorundayım.
Yukarıda Allah, biraz aşağısında da görüntü alma ve yayma teknolojisi var sevgili Bizim City halkı. Her ne kadar "bu ülkede yasalar sadece muktedirlerin haklarını mazlumlara karşı korumak için yapılır" mealinde yanlış bir kamuoyu kanaati varsa da, bendeniz, tasada, kıvançta ve en mahrem görüntülerimizin bize sormadan çekilip dosta düşmana teşhir edilmede eşit olduğumuza inananlardanım. Bu bağlamda, Ali Kırca ile Gamze Özçelik arasında pek bir fark gözetmiyorum. Ya her ikisinin de onuru var; ya da hiç birimizin yok.
Necdet Şen

Ali Türkan
Tıpkı o filmlerdeki gibi, ölenlerin "kötü" adamlar olduğuna inandırıldığımız zaman, bizim için sorun kalmıyor. Bu da altıncı kaynana şekerinden daha zor bir denklem haline geldi benim için. Üstelik bir şeyler de fena değişti. Tek başına sekiz kişiye dalanlara hayranlık duyulmuyor artık. Bütün dünyanın bir araya gelip bir ülkeye dalması alkışlanıyor, olağan karşılanıyor. Delikanlılık öldü harbiden. Yazar

Necdet Şen
Bir yanda açlıktan kırılan Etyopya, Sudan, Bangladeş gibi ülkelerin halkları, diğer yanda zıvanadan çıkmış bir tüketim çılgınlığı. Yaralı parmağa işemenin enayilik sayıldığı böyle bir dünyada insanların bu kadar hoyratça saçıp savurmalarına ne demeli? Necdet Şen
DTP'nin kapatılmasını demokratik nizamımız için doğru bulmuyorum fakat siyasi hamle inisiyatifini "dağ kadroları"ndan alan bir siyasi hareket, kendi meşruluğunu bile silah haline getiriyor demektir. Niçin mücadele ediyoruz ki biz? Silahsız politik mücadele için, sivil siyaset için.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.