Patronsuz Medya

Maymunu tokatlayan maymun ve onu ayıplayan insan

Necdet Şen - 14 Nisan 2008


Bir arkadaşım birkaç yıldır "aman, Darıca Hayvanat Bahçesi'ne git, şöyle güzel böyle güzel" diye gaz verip duruyordu.

Bilmiyor tabii nasıl biriyle konuştuğunu. Annesinin odasındaki gevşemiş ampulü bile dört yıllık rötarla sıkan bir miskin var karşısında. Kalkıp taa Darıca'ya gitmek de ne demek? Çook uzak. Bayağı iş yani. Gerçi hepi topu yarım saatlik mesafe, ama gene de çok uzak benim için.

Ama sonunda dün eşin dostun iteklemesiyle de olsa gittim.

Biraz hayal kırıklığına uğradım doğrusu.

Bugüne değin çok fazla hayvanat bahçesi gördüğümü iddia edemem, ama gene de bir hayvanat bahçesinin böyle sarp bir yamaçta kurulmuş olması bana pek mantıklı gelmedi.

Rakunlar, kafeslerine kimbilir ne zaman dökülmüş ve üzerinde kesif bir sinek bulutu gezinen bir balık ve tost ekmeği yığınının en uzağında yatmış güneşleniyor. Arada bir aralarından biri kalkıp sinek bulutunun arasına dalıyor ve yığının içinden bir ekmek dilimi alıyor, boz bulanık bakteri yuvası bir suyun içinde ıslatıp didikleye didikleye yiyor.

Ayılar, kanalizasyon kıvamındaki bir havuzun içinde güreşiyor.

Tilkiler, lamalar, keçiler, develer, tüyleri tozdan topraktan yapağılaşmış bir halde güneş altında pinekliyor.

Dişi şempanze, kendi kakasını elinde yuvarlaya yuvarlaya bir çeşit yalancı helva yapmış ağzına sokup sokup çıkarıyor.

Babun maymunlarının kafesinde, erkek babun, hortum gibi sarkan pembe çükünü eline almış, maymunu tokatlıyordu.

"Tüh lan sana! Etrafta aile var!" dedim. Utandı mı nedir, bıraktı elindekini.

Yokuşun en dibindeki kafeteryadaki herhalde ucuz işgücü diye çalıştırılan Moldayvyalı mı Ukraynalı mı olduğu belirsiz iki hanım kız, verilen siparişleri bile anlamakta zorluk çekiyor.

Masalardan kalkanlar arkalarında bir çöp yığını ve saygısızlık deryası bırakıp gidiyor. Yerlerde kirli tepsiler üzerinde karmakarışık duran tost ve meşrubat artıkları...

Sağda solda briketten falan yapılmış, boyasız, gecekondu benzeri duvar ya da eklentiler.

Belki gitmeden evvel gözümüzde fazla egzotik bir yer canlandırdığımızdan mıdır nedir, pek beğenemedik bu hayvanat bahçesini.

Demek ki her şeyi özel sektörden beklemek de zannedildiği kadar büyülü bir çözüm değil. Belli ki girişte ödenen adam başına 15 lira ücret bu büyüklükteki bir yeri çekip çevirmeye yetmiyor.

Baktık baktık üzüldük, baktık baktık hayran kaldık tutsak maymunlara. Derken midemizden de "açım" sinyalleri gelmeye başladı. Bize fındık fıstık atacak kimse olmadığına göre, besinimizi kendimiz bulmalıydık.

Yokuşun dibindeki döküntü kafeteryaya dönmeyi kimse istemedi. Çıkışa yöneldik.

Yokuşları ine çıka, labirent gibi ara yollarda kaybola kaybola, tavaf ettik kafesleri. Bol bol hayvan gördük, "ah canıııım" diye sevdik uzaktan ve saatler geçti gitti.

Bir tek zürafayı göremedik.

Tam çıkmak üzereyken bir görevli geçti yanımızdan. Ona sorduk "zürafa nerede?" diye. "Öldü yaa!" dedi sesinde acıyan bir tınıyla.

Herhalde enfeksiyondan ölmüştür.

Ne yaparsın, alın yazısı. Onun kaderinde de "eşref-i mahlûkat"ın hapishanesinde boklu su içip, çürük sebze yiyerek hastalanıp ölmek varmış.

Yaratılmışların en şereflisi

Bu ayeti indirmekteki maksadım Darıca Hayvan Hapishanesi'nin nasıl işletildiği (ya da işletilemediği) değil tabii; Hayvanat Bahçesi diye bilinen toplama kamplarının sahiden de gerekli olup olmadığı. Ve adına "hayvan" dediğimiz diğer türleri yakalayıp kafeslere hapseden zalim bir tür olan biz insanların vicdan denen sorunlu uzvumuzla aramızdaki hep görmezlikten gelinen nedensellik ilişkisi.

Aslında bunun üstüne söylenecek başka bir söz yok. Yazının bundan sonrası, bir üstteki uzun ve çetrefilli cümleyi başka uzun cümlelerle izah etme çabası olarak da algılanabilir.

Daha önce de sorulduğu için, "biz insanız, eşrefi mahlûkatız" gibi palavraları bir kenara bırakıp şunu sormalı: Kim veriyor bize kendi ırkımızı diğer ırklardan üstün görme hakkını?

Elcevap: Allah.

İyi o zaman, bende Allah'la konuşurum.

Ey Allahım, madem bizi diğer mahlûkatı hile ve desise yoluyla yakalayıp pis kafeslere tıkmak ve kendi necasetini macun yapıp ağzında geveleyecek kadar bunalıma sokmak gibi bir ayrıcalık bağışladın...

O zaman şu "vicdan" dediğimiz sızlayan zırıltıyı neden yerleştirdin içimize? Bize işkence etmekten zevk mi alıyorsun?

Yok eğer "ben hiç bir mahlûkatı diğerinden ayırmam, hepiniz benim eşit derecede aziz ve sevilesi evlâtlarımsınız" diyorsan, o zaman ben daha fazla eşşeklik etmeyip, gene kendi hemcinslerimle papaz olayım.

Ey insanoğlu, ulan kerata, ne diye teke tek dövüşte bileğini bükemeyeceğin o vakur duruşlu aslanları, kaplanları, leoparları, yılanları, timsahları, zebraları, zürafaları, sülünleri, tilkileri, kazları, balıkları bir yerlere tıkıştırıp, seyirlik malzemeye dönüştürüyorsun? Sadist misin yoksa?

Kaldı mı artık içinizde "ama çocuklarımız aslanı kaplanı zürafayı başka nasıl tanıyacak" türünden bir açıklama getirebilecek kadar ezberci biri?

Eskiden National Geographic diye bir dergi vardı. Şimdi artık onun televizyonu da var. Ayrıca hangi kanalı açsak, günün hangi saatinde olursa olsun hem de, bir hayvan belgeseli görebiliriz. Çocuğumuz da görebilir. Tasmanya Canavarı'nın neye benzediğini bilebilmek için illâ hayvanat bahçesine gitmek gerekmiyor.

Ayrıca, ben gittim, gözümle gördüm, çok az kişinin umurunda bilgisini ve görgüsünü artırmak gibi entel kaygıları. Millet oraya etkinlik ya da eğlence olsun diye gidiyor bana kalırsa. Babalar çocuklarını eğlendirmek için hayvanları ürkütüp kahkaha patlatıyor. Maymunlara sigara izmariti ya da yenemeyecek şeyler atıp, onların şaşkınlığından kendine haz devşiren hamşolar da cabası.

Bu mudur "eşref-i mahlûkat" olmanın gereği?

Buysa eğer, ben almayayım. Eşşek-i mahlûkat olmak daha evlâ.

Arkadaşım maymun

Yine de gün gelip hepsi kapatılana kadar, sırf maymunları görmek için bile gidilebilir hayvanat bahçelerine.

Eğlenmek için mi? Değil. Daha çok anlamak için.

Evinde kedi köpek falan besleyen herkesin de bildiği gibi, uyuyan bir kediyi seyretmekteki haz ve keyifle kıyaslanabilecek başka bir şey ben bilmiyorum. Ama eğer diğer türleri (kendini anlamak için rehber olacak bilgi ve gözlem adına ve saygıyı elden bırakmadan) seyredenlerdensek, demem o ki, maymunlar bayağı düşündürüyor insanı.

Kıyısından köşesinden de olsa, onlarla ilişki kurmak, daha da öğreticidir mutlaka.

Kafeste yaşaya yaşaya kendilerine özgü bir tutsaklık kültürü geliştirmişe benziyor maymunlar. Kafesin dışından kendilerine bakan insan sürüsünü şöyle dikkatli gözlerle süzüyor ve aralarından hangileri kendilerine bir şey verebilir, onu kestirmeye çalışıyorlar.

Bazıları hiç ilgilenmezmiş gibi yaparak çaktırmadan gözlerken, bazıları açık açık karşılarına geçiyor ve kafesin kenarlarında açtıkları gediklerden dilenci gibi avuçlarını uzatıyorlar.

Hele şempanzeler, kimisi kütüklerin üstüne oturarak, kimisi de çimenlerin üzerine sırtüstü uzanıp bacak bacak üstüne atarak, insanlardan ikram bekliyor.

Bazıları yiyecek atma potansiyeli taşıyan ziyaretçileri teşvik etmek için onlara el çırparak "hadisene" anlamında işaret yapıyor.

Kafeslerine (herhalde) yemek atılmak amacıyla yapılmış demir boruyu parmaklarının tersiyle tıklatan ve "buradan atacaksın" gibisinden işaretle yol gösterenler de cabası.

O zaman daha iyi anlıyorsun neden şempanzelerin "insana en yakın ırk" sayıldığını. Sadece zekâlarıyla değil, beden dilleri ve ilişki kurma şekilleriyle de şaşırtacak kadar insanı andırıyor bu maymun türü.

Lisanı olsa konuşacak gibi, ama konuşursa ne der bilemiyorum.

"Abi, memleketten yeni geldim, ameliyat olacak param yok, Allah rızası için bir hevenk muz parası..."

Hani zaman zaman okuruz ya kitaplarda dergilerde şurda burda; hayvanlardaki zekânın varlığını (ya da varsa, derecesini) ölçmek için deneyler yapılır ve sonuçlara bakarak "hımmm, birbirine benzeyen iki halkadan yeşil olanını seçti, demek ki şööle bööle" falan gibi sonuçlara varılır ya...

Bu tarz deneylerin ertesinde edinilen kanaat de üç aşağı beş yukarı, "hayvanlarda zekâyı andıran bir şey tabii var, ama insanınkiyle kıyaslanacak düzeyde değil" mealinde olur hani...

Peki ama, kelimelerden yoksun bir zekâyla binlerce yıldır cümle kurarak konuşan bir türün zekâsını karşılaştırmak ne kadar bilimsel?

Örnek vermek gerekirse, "kafes" kelimesi ile kafamızdaki kafes görüntüsünü eşleştirmeden, içinde "kafes" kelimesi geçen bir cümle ya da deyim oluşturabilir miydik?

Peki ya "kafes"in içine bir de "tutsak" kelimesini ve onun görüntüsüyle tanımını eklersek ne olurdu?

Muhtemelen içinde "kafes" ve "tutsak" kelimeleri geçen bir cümle kurabilmenin ve bu cümleden hareketle soyut bir kavram oluşturabilmenin yolu açılırdı. Hatta daha da ileri gidip "kafesledim enayiyi" diyebilen maymunlara rastlayabilirdik.

Bu dediğim şey, tabii ki birçok kuşağın deneyimlerinin, gözlemlerinin ve bunların sonucunda edindiği kültürün geriden gelen kuşaklara öğretilmesi ve o kuşakların da kendilerine öğretilenin üzerine bir katre daha eklemesiyle zamana yayılarak usul usul oluşurdu.

Öyle zannediyorum ki, insan soyu, saçı dökülmüş erkeklere "kabak kafalı" diyebilmek için önce kafayı, sonra kabak bitkisini adlandırmak, en sonra da "kafa" ve "kabak" kavramlarından, üçüncü bir anlamı haiz melez bir kavramı, yani "kabak kafalı"yı oluşturabildi.

(Hatta kafes bekçisine yaranma derdindeki birtakım maymunlar, saksıyı biraz zorlayıp "iç evreni karanlık zibidi" türünden cümleler bile kurabilirdi.)

O zaman, bir üniversitenin deney laboratuarında ya da sahada birkaç haftalık ya da birkaç yıllık gözlemler ve sınamalar sonucunda varılan kanaatler ne kadar bilimsel? Yani o süreç içinde sadece geometrik şekilleri bir bakışta ayırdedebilen ve bu iki şeye ilişkin komutları buyruk olarak algılayıp itaat eden bir maymuna ya da papağana bakılarak zekâ konusunda doğru bir tez oluşturulabilir mi?

Benim kuşağım ve öncekiler, test (yani seçeneklerden birinde karar kılma) sistemiyle değil nazarî (bilgi istifleme ve sıraya koyma) sistemiyle eğitildik. O nedenle de mahut zekâ ölçen testlere tabi tutularak kıyaslanacak olsak, öyle zannediyorum ki, IQ olarak 1980'den sonra doğup şimdiki test sistemine göre eğitilmiş olanlardan daha kötü bir puan alır. Ama herhangi bir nesneye şöyle üç beş dakika baktırılıp, "ne gördün, anlat" dense, bu deneyin sonunda gördüklerini biraz daha yetkin ve teferruatlı bir biçimde ifade edebilen grubun bizim kuşak ve daha eskiler olma ihtimali de hayli yüksek.

Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum?

Tabii bu söylediklerim netice itibariyle kahvehane muhabbeti. Zekâ bireyden bireye değişiklik gösteren bir şey. Bir gözlemcinin de iddia ettiği gibi, "bazı kuzgunlar bazı insanlardan daha zeki olabilir". (Hatta belki kargaların çıkardıkları "gak gak" sesleri, bize bakarken tutuldukları gülme krizinin sonucu bile olabilir.)

Ama gene de sormadan duramıyorum. Parmaklarının tersiyle boruyu tıktıklayıp işaret diliyle "mama ver" diyen şempanzenin Nobel ödüllü Orhan Pamuk'a "akıllı ol akıllı" diye mesaj gönderen insandan daha iptidaî olduğunu kim söyleyebilir?

 Düşünenlerin düşünceleri

Bilim adamı Pavlof bilinen deneyini bugün yapsaydı, acaba gazete tiryakiliğini de "şartlı refleks" tanımı içine alır mıydı? Ya da şöyle sorayım: Bir şempanzeye 40 yıl boyunca aynı gazeteyi okutsak, sonuç ne olurdu?

Selim Atak - 16 Nisan 2008 (18:05)

Necdet Şen'in yazılarını okudukça, yazar diye gazeteci diye koca koca köşeleri tutan bazı insanları silkeleyip silkeleyip uzaklara atasım geliyor. Bir de şu vicdan meselesi. Bazı araba modellerinin kusuru gibi Türklerinde vicdan tutukluğu ya da ilgili mekânizmanın hiç çalışmaması problemi var bence. Belki de bu ülkede yaşamak bu yüzden gittikçe karmaşık hale geliyor.

İlker Tortop. - 17 Nisan 2008 (00:30)

Hayvanların Sessiz Dünyası (yazarı Marian Stamp Dawkins) kitabında bu konu ("hayvanlarda bilinç var mı?" konusu) ayrıntılarıyla anlatılıyor. Tübitak yayınlarından çıkmıştı. Meraklısına önerilir.

Güler Turna - 20 Nisan 2008 (15:09)

Editörün notu: Bu kitaptan kısa bir bölüm Derkenar'da var zaten http://www.derkenar.com/kitapkurdu/dawkins.asp

Köpeği olan herkes bilir. Köpek birçok komutu, hatta konuşmaları anlar ve vücut diliyle karşılık verir. Konuşamadıkları konusuna da katılmıyorum. Köpeğin birçok farklı tonda ve biçimde havlaması vardır. Köpek havlar, afkırır, ulur, ürür, hırlar, iykler, vs.

Bunların da kelime olmadığını söyleyebilir miyiz?

Necmi Ziya - 22 Nisan 2008 (11:29)


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 5875


 

Necdet Şen

Otuzbir Hanım

Ali Türkan

İyi işte! Onlar sakladı, erkekler cesaret edip alamadı, hep birlikte telef olduk ve sonuçta ortaya böyle bir toplum çıktı. Yiyemediği haltların, kıramadığı cevizlerin sıkıntısıyla kıvranan ve kaybettiği yılların hesabını kimden soracağını bilmeyen koca bir orta yaş kuşağı.  Devam


Déja Vu

Necdet Şen

Ama zengin deneyimlerimizin de gösterdiği gibi, bu tarz ayrıkotlarını temizlemenin ve kendi kararlarıyla basıp gitmelerini sağlamanın gayet incelikli yolları vardır. Bu yollardan birincisi ve en garantilisi, o kişiyi bunaltmak ve yazıp çizmeyi zevk olmaktan çıkarıp gerilime dönüştürmektir.  Devam


Son Yorumlar

Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Entelektüel, münevver, aydın

Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.

Ayşe Hür (Taraf)


Son Yazılar

İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Kâmuran Kızlak

Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir.  Devam


Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


"Eğitim Şart!" Neye ki?

İlyaz Bingül

1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması.  Devam


GPS'li hayatlarımız

Alper Uzun

Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan".  Devam


Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar

Büdütör

Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz.  Devam


Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Enver Turan

Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar.  Devam


Kaplan Yılı'nda Çin

Kâmuran Kızlak

Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum.  Devam


Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi

Candan Dinç

Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz.  Devam


Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat

İlyaz Bingül

Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız:  Devam


Editör'ün Önerisi

Bireysel silahlanma ve çocuklar

Çağatay Acar

Can güvenliği mazeretine sığınarak silah edinenlerin asıl gerekçeleri aslında kendilerinin de farkında olmadıkları, topluma ve kendine güvensizliktir. Topluma ve kendisine güvenmeyen insanlar silahın gölgesine sığınırlar.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

30 - 2 - 54 - 71

 

15 Mart 2010 Pazartesi
Web Derkenar
©