mahremiyetle saldırganlık arasındaki ince sınır

Mahremiyetle saldırganlık arasındaki ince sınır

Necdet Şen - 2 Aralık 1997 (Baktapur/Nepal) - 7 Kasım 2001 (İstanbul)


Dört yıl önce Nepal'in bir ortaçağ dekorunu andıran küçük kasabası Baktapur'un sokaklarında dolanırken, gözüme takılan bir ayrıntı "kadınlık durumu" üzerine bir kez daha kafa patlatmama neden olmuştu.

O akşam otel odasına kapandığımda, çantamda taşıdığım minik bakkal defterime dışarıdaki yağmuru seyrederek şu satırları yazmıştım:

Görünüşe bakılırsa buralarda da kadınların çoğu bizde olduğu gibi bakımlı olmak denince dudaklarını bulabildikleri en koyu kırmızı rujla boyamayı anlıyorlar.

Bana göre bu onları ne daha bakımlı ne de daha alımlı yapıyor. Sadece gözüme daha da sıradan görünüyorlar o kadar.

Makyaj yapmamakta hatta etek giymemekte direnen, takı kullanmayan, dişi görünmekten ödü kopan kadınların bile bulabildikleri her fırsatta tuvalete koşup ruj tazelediklerine çok tanık oldum bugüne kadar.

Ruj ve kadın arasındaki ilişkiye kafa yorup duruyorum ne zamandan beri. Neden kendi erkeğiyle evde başbaşayken değil de sokağa çıkarken sürer bir kadın rujunu? Neden evinin dışındayken sık sık tazeleme ihtiyacı hisseder?

Eve ani bir misafir gelir, genç kız aceleyle odasına koşar. Giysilerini belki değiştirir belki değiştirmez ama dudaklarına mutlaka en koyusundan boya sıvar.

Rujun tadını hiç sevmem, genzimde acı ve sentetik bir tortu bıraktığı için. Öpeceksem, sahici dudakları öpmekten hoşlanırım. Gülümseyen kadının dişlerine bulaşmış boyayı sakil bulurum.

Daha seksi olmak için mi sürer kadın dudaklarına o şeyi, yoksa memeleri kadar kışkırtıcı ve mahrem olduğunu bildiği dudaklarını giydirmek, bedeniyle erkek arasına mesafe koymak için mi bilemem.

Derler ki kadının üstü örtülü çiftleşme çağrısıdır ruj. Kat kat giysinin ve iç çamaşırın altında gizlenmiş olduğu için göremediğimiz öteki dudaklardaki arzu kızartısını görünen dudaklara yansıtır kadın.

Eğer öyle ise tekrar soruyorum: Kadın neden evde erkeğiyle baş başayken değil de sokağa çıkarken boyar dudaklarını? Gizli bir mesaj varsa bunda, bu mesaj kime, hangi erkeğedir? Evdekine mi sokaktakine mi?

Eğer bu mesaj bana ise, kadınım o ruju yanlış dudaklara sürüyor demektir. Görünen dudaklarına değil, yalnız benim görebileceğim o özel dudaklarına sürmesini beklerdim.

Çoğu erkek gibi ben de kadınların en çok dudaklarını ve memelerini severim. Dudaklardaki kızıl giysiden nasıl hoşlanmıyorsam, memelerdeki evrimleşememiş, prototip halinde kalmış şeritli kancalı giysiden de hazzedemedim bir türlü. İçi doluyken mazrufun güzelliğini örten çirkin bir kılıfa benzetirim, zerre kadar estetik gelmez. Hele arkadan görünüşü, acemi bir tezgahtar tarafından gelişigüzel bağlanmış bir paketin iplerini andırır. Çıkarılıp bir kenara atıldığında daha da çirkin, kargacık burgacık, hele bir de yanlışlıkla çamaşır makinesinde yıkanmışsa, biraz eski ya da salıpazarı görünümlüyse ya da rengi bozulmuşsa, insanı halvet olmaktan büyük ölçüde alıkoyan bir sakalet olarak algılarım.

Zaten arkasındaki o birbirine geçmeli zırıltıyı açmakta oldum olası başarısız sayılırım. Uzaya uydu gönderen teknoloji nedense bu dalgayı bir hal yoluna sokamadı; sütyen, evrimleşemedi maalesef.

Bu giysinin mahremiyetle aleniyet arasındaki saçma sapan sıkışmışlığını en güzel simgeleyen şey, herhalde belgesellerde gördüğümüz mızraklı bıyıklı sütyenli Afrika yerlileri olsa gerek.

İçini gösteren şeffaf giysilerin altından kabak gibi görünen sütyenler bende çok kötü bir izlenim bırakır. Böyle giyinen kadınların terbiyesi kıt, saygısız ve saldırgan insanlar olduklarını düşünürüm. Maraza çıkartmak için ortaya atılmış yersiz bir didişme cümlesi gibi gelir bana bluzun altından bağıran sütyen. O kadın aslında orada soyunuklukla giyiniklik arasındaki geçici mahremiyet haliyle oturmaktadır, ama sen karşındaki kişiyi sanki giyinikmiş gibi kabul etmek ve gözüne sokulan şeyi görmüyormuş gibi yapmak zorunda kalırsın.

Aynı şeyi yakası açık bluzlar giyip her eğilişte eliyle bağrını kapatan, çok kısa eteklerle sokağa çıkıp karşında otururken sürekli eteğini aşağı çekiştiren kadınlar için de düşünürüm.

Daha da irkiltici olanı, kendilerinin giyebileceklerinden çok daha açık saçık ve tartışmasız biçimde cinsel mesajlar taşıyan sırtı bele kadar oyuk, göbeği, beli açıkta bırakan seksi bluzları, kıçların arasına sıkışan dapdaracık mini şortları, bileklerden narin bağlar dolanan simli, payetli, lâme pabuçları, şıngır mıngır küpe, bilezik ve gerdanlıkları kaldırımda seksek oynayan minicik kızların üzerinde görebiliyoruz.

Bence çocuklar, kendi anne ve babaları tarafından yoğun bir biçimde cinsel istismara maruz kalıyor. Anne ve babalar kendi bastırılmış fantezilerinin konu mankeni gibi giydirip ortaya salıyorlar körpecik evlâtlarını.

Onlara sorarsanız, bunun adı "modernlik", bana sorarsanız ahlâki erozyon, kılıfına uydurulmuş ensest dürtüsü.

Fizikî güzelliği sektör haline getiren kapitalizm kendi ebeveyn kuşağını yetiştirdi; artık onlar da bir sonraki "cinsellik yatırım sermayesidir" kuşağını yetiştiriyorlar gönül rızasıyla.

* * *

Bizim toplumu erkek-egemen bulanlara katılmıyorum; erkeklerin yoğun bir kadın baskısı altında yaşadığı kanaatindeyim. Hem de bütün kesimlerde.

Erkeklerin geleneksel rolünün sokakta ekmek peşinde koşmak olduğu toplumumuzda çocuklar ister kız ister erkek olsun, anneler ve ablalar tarafından büyütülür. Gırtlaklarına kadar utanca bulanarak ve özgüvenleri budanarak. En kaba erkek bile içinde derin suçluluk duyguları taşır kadınlara karşı; erkeklerine sevişmeden "veren" ve hep yakınan ev kadınlarının, ezikliğini abartan, erkeğe sertlik dışındaki tüm iletişim kanallarını kapatan annelerin evlâtlarıdır onlar, kadından tırsar hepsi.

Kadınların gözlerinde uzun zamandır kadınsı olmayan bir donukluk gözlemliyorum. Ve her ilişkiyi cinsel bir düzlemde algılama ve de cinsellik atfettikleri her kıpırtıyı peşinen cezalandırma eğiliminde olduklarını düşünüyorum.

Yaz aylarında erkeklerin uzun kollu gömlekler ve kravatlarla çalıştıkları mekânlarda kadınların askılı ya da straplez bluzlarla arzı endam edip, her göz karşılaşmasında derlenip toparlanıyormuş gibi yapmalarını çok itici buluyorum. Sıcaktan bunalmak ve soyunup dökünmek sadece kadınlara tanınmış bir ayrıcalık mı ki? İşyerinde gömleğinin önünü açıp kıllı göğsünü ve gebeş göbeğini sergileyen bir erkek ne kadar çirkin ve bayağı ise, plaj kıyafetiyle ortada dolanan kadın da o derecede tacizkâr ve sakildir.

Peki nedir o zaman kentli kadına bu cüreti veren?

Plajlar bir anlamda teşhir mekânlarıdır diye düşünürüz. Dolayısıyla oraya giden kişi, kendisi de dahil herkesin giyiniklik ve soyunukluk derecesi hakkında net bir fikre sahiptir. Zaten orada bulunmak onun kendi tercihi olduğuna göre ortada bir göze sokma, zorlama ve dayatma da yoktur. Mayolu olmak bağlamında eşit bir konumun paylaşılmasıdır plajda söz konusu olan.

Ama adı konmamış bir "giyiniklik" sözleşmesinin hüküm sürdüğü gündelik yaşam alanında durum bunun tam tersi. Sözümona kazaen yukarı sıyrılmış bir etekten çıkmış baldırlar aslında bilerek teşhir edilmiş, dolayısıyla da onu görebilecek insanın alt beynindeki savunmasız alana abanılmış demektir.

Bunu yapan kadın eğer bedeninin olağan koşullarda örtülü olan cinsel bölgelerini açıp sergilediği o insanla sahiden mahrem bir ilişki yaşamak amacını taşımıyorsa, o halde muhtemelen onu en zayıf noktasından kavrayıp köşeye sıkıştırarak üzerinde iktidar kurmayı hesaplıyor olabilir. İktidar arzusu ise, zihnimde cinsel arzunun tam tersi yönde çağrışımlar yapıyor.

Gene de yanılıyor olabilirim, ama cinsellik iki beden arasındaki hiyerarşinin ortadan kalkması, doğayla kayıtsız ve koşulsuz buluşması, tekleşmesi, sokma aklın geçici olarak susması değil mi? Peki ya saldırganlık ve iktidar hırsı aklımızın en habis uzantıları sayılmaz mı?

Hep şu soru kurcalayıp durur aklımı: Bu bayanın eteği evden çıkarken uzundu da şimdi benimle karşılaşınca mı bir anda kısaldı? Değilse, karşımda otururken sık sık eteğini aşağı çekiştiriyor olmasının sözcüklere dökülmeyen bildirisi, görüş alanımın bazı kısımlarının kendisi tarafından keyfi biçimde yasak bölge ilan edilebileceği, yani onun benim görme yeteneğim üzerinde ambargo uygulama gücünü ve yetkisini haiz olduğunun hatırlatılması mıdır?

Bunda bir saldırganlık yok mu? Dolaylı bir güç gösterisi değil mi bu?

Öyle ise eğer, o gücü ona bahşeden şey, benim nezaketim ve öğrenilmiş değer yargılarım değil mi? Saygısız ve kaba bir erkeğin karşısında onu zor durumda bırakabilecek olan bu giyinme biçimi, hükmetme gücünü yöneldiği erkeğin terbiyesinden almıyor mu? O şimdi bana daha teşebbüs bile etmediğim ve belki hiç etmeyeceğim bir "kabahatten" dolayı peşinen hakaret etmiş sayılmıyor mu? Bu dolaylı hakaretlere maruz kalmamak için nasıl bir diyet ödemeliyim teşhirci kadına? Niçin bu meydan okuma ve bu sebepsiz kavga çağrısı?

Cinsel arzu insanın bilinçdışı refleksi değil mi? Öyleyse bu reflekse yönelik teşhirci tavırlar buna maruz kalan kişiye karşı uygulanmış dolaylı bir şiddet sayılmaz mı?

Niçin bazı kadınlar "erkeklerin aslında kadınlardan korktuğunu" söylerken bundan gurur duyar? Kimden korkulur? Korkutmalardan, kol bükmelerden fırsat bulup da sevgiye ne zaman sıra gelir peki?

Ben aslında sadece, ulaşabildikleri her şeyi "yiyerek" benliklerini tatmin etmeye çalışan mutsuz, doyumsuz ve hırslı kadınların kucağına düşmekten korkarım. İşte bu yüzden, iç huzurum adına, sokaklarda yanımdan geçen kadınları görmemeye çalışırım. Bu nedenle tanıdığım ama yanından görmeden geçtiğim bir çok kadın benim burnu havada kasıntı bir tip olduğumu sanır.

Oysa ben onları sahiden görmüyorum, anlattığım sebeplerden dolayı.

Medusa'nın gözlerine bakmamaya çalışıyorum.

Bunları yazmışım defterime dört yıl önce uzak bir ülkedeki otel odasında. Az önce araya yeni paragraflar ekledim. Bugün bu yazıdaki duygularım daha da bilenmiş durumda.

Kadınlarla gözgöze gelmeye çekiniyorum. Ne yapsam masumiyetimi kanıtlayamayacağım bir tuzak gibi görünüyor bana sokakta rastladığım kadınların bakışları.

O gözlerde birikmiş bir düşmanlığın izlerini algılar gibiyim. Ama beni asıl korkutan şey, o düşmanlığın kendisi değil, benim içimde de yaratabileceği düşmanca duygular.

Severim kadınları ilk ergenlik günlerimden beri. Onlardaki kadınsılığı, kasıklarımı kamaştıran cilveyi severim. Sevildiğinde patilerini içeri kıvıran kedileri de çok severim. Kadınlarla kedileri nedense hep birbirlerine benzetirim.

Ama nicedir, kent sokaklarında dolanan pantalonlu, koyu kırmızı rujlu, transparan bluzlu, streç giysili ve sert bakışlı kadınları gördüğümde, nedense kadınsız bir dünyada yaşıyormuşum hissine kapılıyorum.

Yaşadığım kentte, dolandığım semtlerin sokaklarında gördüğüm kızlar çok güzel, her biri birer kapak kızı neredeyse, ama nedense onlardan birinin sevgilim olmasını pek istemediğimi farkediyorum uzun zamandır.

Nedir acaba bu kapak kızından farksız kadınlarda algıladığım ve beni böylesine iten şey?

Kadınlardaki kadınsı yumuşaklık mı kayboluyor, yoksa ben mi yaşlanıyorum?

 

Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir

 

 Görüşleriniz

Uzun zamandan beri beynimi kurcalayan, hissettiğim fakat bir türlü şekle sokamadığım cümleler bunlar. Güzel yazılmış.

Elman ~ 27 Ekim 2008 (10:42)

 

Değerli fikirlerinizi alalım...

Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Necdet Şen

 

Geçen yılın mektupları

Ali Türkan

Fakat tarzımın vandallar'ı sayfana çekeceğinden ve işin bokunu çıkaracağımdan korkuyorum. "İşte savaş var ve 'dünya ikiye bölündü'. Sanki daha önce kaça bölünmüştü ki, sınıfsal bakmanın zamanı" diye ahkâm kesmek istiyor canım aslında. Belli bir kitleyi, isim de vererek silkelemek, "hadi ya" tavrıyla dalga geçmek, arıza çıkarmak istiyor. Kimse sallamaz diye yapmıyorum. O yüzden, şen olasın Halep şehri! Devam »

Çekmecelerde kaç tane telefon var?

Necdet Şen

Bir yanda açlıktan kırılan Etyopya, Sudan, Bangladeş gibi ülkelerin halkları, diğer yanda zıvanadan çıkmış bir tüketim çılgınlığı. Yaralı parmağa işemenin enayilik sayıldığı böyle bir dünyada insanların bu kadar hoyratça saçıp savurmalarına ne demeli?   Devam »

Web Gezgini

Hakikatli bir insan: Ahmet Kaya

İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...

Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.

Cihan Aktaş (Taraf)

Son Yazılar

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

Yakın Tarih Dersleri 02

Ali Sedat Çetinkoz

Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »

Burak Obama

Vahap Demir

Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »

Hınzır İçimden Sızıyor Haylaz Hindistan

İsmail Ragıp Geçmen

Bir çocuk, kadının o halini fotoğrafladığımı görünce, tüm fırlamalığıyla kadına sokuluyor ve üstündeki şalı indirip kaçıyor. İşte o anda fotoğraf makinem elimden kayıyor. Şaşkınlık içinde bakakalıyorum. Yüzünü ve saçlarını gizleyen örtü indirildiğinde ortaya sarışın, hafif çilli, deniz mavisi gözleriyle çok hoş bir batılı kız çıkıveriyor! Devam »

Yakın Tarih Dersleri 01

Ali Sedat Çetinkoz

Bu işin idealizmle, sosyalizmle, bağımsızlıkla bir ilgisi yoktu! Neyle ilgisi olduğunu da çok geçmeden anladık. Birebir içinde yaşadığım hergün ölümlü olayların ardından bir sabah darbe oluverdi. Artık sağ-sol çatışmasına gerek kalmamıştı ve çıkaranlar tarafından "bıçak gibi" aniden kesiliverdi. Devam »

Bağdat Caddesi'ndeki geleneksel fener alayı

Necdet Şen

Diyorum ki; bırakınız yapsınlar. Ter ter tepinsinler senede bir defacık da olsa. İsterlerse zincirlerle sırtlarını dövsünler. İsterlerse kollarına jilet atsınlar. Sallasınlar bayrağı düşman üstüne. O düşman kendi kardeşleri bile olsa. Devam »

Son kararım bu; asla değiştirmem!

Seyit Balkuv

Empati ve acımadan bahsetmiyorum, merhametten bahsediyorum. Eziyet çeken, onurlu yaşama hakkı ve özgürlüğü elinden alınan insan ve hayvanların durumunu görüp de, içi cız etmeyen insanlarda merhamet kandilinin nasıl yakılabileceğinden bahsediyorum. Devam »

Okul ve ergenlik anılarımız

Vahap Demir

Madem okul tarafından kabul gören biri olamadım, bari muhalif tavır takınayım da görsünler günlerini düşüncesiyle filizlenen aykırı düşünceler... Takınılan muhalif tavrın hocaları zerre ilgilendirmemesi, sadece takınana gününün gösterilmesi... Yıllar sonra hatırlanıldığında yutkunma problemlerine neden olan bilumum diğer anılar... Devam »

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Devam »

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Devam »

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Devam »

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Devam »

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı? Devam »

Son Yorumlar

Şahin hakkında güzel bir yazı , onun sınıf arkadaşı (orta okul) olarak çok hoşlandım...
Oğuz Şahin - Sencer'in çizgi roman dünyası

Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â

Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş

Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü

Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

59
Clicky Web Analytics