Necdet Şen - Star, 9 Temmuz 2008
Toplumun dikkati "büyük kötülükler" üzerine odaklanıp da ölüm kalım savaşı mantığıyla bölük bölük saflaşılınca, küçük kötülükler ve onların verdiği hasar gölgede kalıyor.
Oysa küçük iyiliklerin ve küçük kötülüklerin etrafında dönüyor hayat.
Davranış kodlarımız, mağara içlerindeki sarkıtlar ve dikitler gibi milyonlarca yılda damla damla birikerek şekilleniyor. Neyi neden yaptığımızı sezinlemeden, iyi ya da kötü, bir şeyler yapıyoruz.
Haset duygusu Habil ile Kabil'den bu yana insanlığın en derin meselelerinden biri. Pırıltısı ve sevilme katsayısı daha yüksek olana karşı donuk ve sönük olandan esen kavurucu bir rüzgâr.
Ailede, okulda, işyerinde, sokakta, her yerde, arkada kalanın önünde koşana attığı minik ve sinsi çelmelerle geçiyor hayat.
Çoğu zaman iyiyi dışlayıp kötüyü bağrına basan bir düzen hüküm sürüyor. Heves kaçıran baltalayan küstüren vazgeçiren sabotajlara direne direne kör topal çıkıyoruz yokuşu.
Dikkatini büyük kötülükler ve ölüm kalım meseleleri üstüne yoğunlaştırmış olan toplumlarda insanlar küçük kötülüklerin belirtilerine karşı körleşiyor.
Küçük fitne fücurluklar ancak gönül gözüyle görülebiliyor ki, o da kâh açık kâh kapalı.
Aile reisleri, öğretmenler, şirket yöneticileri, küçük kötülüklerle ilgilenmiyor bile.
"Öğretmenim, şu çocuk sıranın altından dizimi tekmeliyor!"
"Sus bakayım! Sesini yükseltme!"
Ama ya bu basit bir tekme değil de planlı bir yıpratma savaşıysa?
Ya biz daha minicik yaşlarımızda öyle olur olmaz şeylerden şikâyet etmemeye ve maruz kaldığımız haksızlıkları yutmaya programlandığımız için hep susuyorsak?
Söylenemeyince de hep kuytularda saklı kalıyor fitne.
Küçük kötülüklerin önünü açan da bu zaten; büyüklerdeki sezgi eksikliği ve direnmeyi huysuzluk sayan uçları yuvarlatılmış vasat.
"Böyle küçük şeylerle beni uğraştırmasana! Zaten işim başımdan aşkın!"
Kimimiz öğreniyor zamanla küçük kötülüklerle baş etmeyi, kimimiz hayatını kaçıp gizlenerek geçiriyor. Kırılan kol yen içinde saklanırken, küçük kötülükler kıvıl kıvıl kıvıldanıyor kabuk altında.
Donuk insanların pırıltıya karşı açtığı yeraltı savaşını tanımlamak için kullandığım bir tabir küçük kötülükler. Günümüzde ona Mobbing diyorlar.
İnternet ansiklopedisi Vikipedia'daki tanımıyla Mobbing, Lâtince kökenli bir sözcük ve psikolojide "şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme" anlamına geliyor.
Daha da açarsak, "kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılan ve kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlayan" kötü niyetli bir tutum.
Daha önce çalıştığı tüm işyerlerini oralarda maruz kaldığı Mobbing yüzünden terk etmiş birisi olarak şunu anladım ki, şirketleri yönetenler, kendi sezgileriyle bulup getirdikleri nitelikli insanları çoğu zaman farkında olmadan iş yerlerinde sinsi sinsi işleyen Mobbing'e kurban ediyorlar.
Belki de işin en zor (ikna) kısmını halletmiş olmak yanıltıyor onları. Kolayca "her şey yolunda" kanaatine kapıldıkları ve dikkatlerini yine büyük kötülüklere çevirdikleri için, az ötelerinde dönen kumpasları, yıpratma, bezdirme, kaçırma taktiklerini göremiyorlar.
Oysa derinden derine işliyor ve bünyeyi zehirliyor bu tarz ayak oyunları. Sıradanlığın zindanında bunalan orta karar adamlar idarenin ruhu bile duymadan çay kaşıklarıyla uzun tüneller açıyorlar.
Olan sadece pes edip gidene değil, hatırı sayılır bir verimlilik kaybı yaşayan işyerine de oluyor.
Ben bugüne kadar bünyesinde Mobbing'e karşı bir bölüm ya da ne bileyim bir uzman bir hakem bulunduran, ofislerdeki bel altı vuruşları ve çelmelemeleri azaltma konusunda refleks geliştirmeyi deneyen bir kuruluşa rastlamadım.
Psikoloji (ve benzeri) eğitimi almış insanlar, eğer üniversitelerde veya kliniklerde çalışmıyorlarsa, muhtemelen halkla ilişkiler ve reklam sektöründe iş bulup sermaye adına toplumu dızdızlamak gibi şık misyonlar yükleniyor. Ya da şirketlerde ekseriyetle "insan kaynakları" türünden alanlarda istihdam ediliyorlar. Yaptıkları iş de çalışanların haklarını işveren lehine rehin almak gibi bir şey oluyor.
Bilginin ve eğitimin buna sahip olana köşeyi döndürmek için var olduğuna inanılan bizimki gibi toplumlarda, insanların ruhu da yaradana emanet oluyor haliyle.
Mobbing mağduruna bir iki candan arkadaştan gayrı kimse uzatmıyor elini.
En kalifiye elemanlar taciz ediliyor, yıpranıyor, mutsuzluğa kapılıyor ve üretkenlikleriyle birlikte düşlerini de rafa kaldırıyorlar.
Bu sadece şirketler ve onların personeliyle de sınırlı değil, aslına bakılırsa gazeteler ve mizah dergileri de siyasetçilere ve birbirlerine "eleştiri" ya da "hiciv" kisvesi altında Mobbing uyguluyorlar.
Küçük kötülükler birikiyor birikiyor, büyük kötülük oluyor.
Dileğim o ki, ülkemizdeki kurumların şirketlerin personel politikaları, fatura irsaliye kontrat gibi sınırlı konuları aşıp, Mobbing ve bundan korunma yolları konusunda da yöntemler bulur geliştirir.
Ama eldeki insan malzemesiyle bu nasıl yapılabilir, pek kestiremiyorum.
Mobbing bu ülkede kelime anlamı olarak çok fazla bilinmeyen ama bence binlerce insanın maruz kaldığı kötülüklerden.
Bu öyle bir durum ki işyerinde sana yaşatılan sözde ufak tefek gibi görünen ama biriktikçe bir çığ gibi üzerine gelen psikolojik taciz ve yıldırma hareketlerini, iş verimini düşürme sinsi faaliyetlerini kanıtlamana imkân ve ihtimal yok.
Çünkü görüntüde gözle görülür hiç bir şey yok gibi. Ama birileri resmen planlı şekilde ayağını kaydırmaya çalışıyor. Gidip yöneticilere anlatsan, sen geçimsiz, şikayetçi ve huysuz durumuna düşeceksin. Hatta paranoyak, şizofren damgası bile yiyebilirsin.
Hiç kimsenin sana inanmayacağı türden şeyler yaşıyorsun. Örneğin herkes işe geç geliyor, herkes diyelim ki dosya raporlamasını iş yoğunluğundan birazcık geciktiriyor. Ama eğer sen Mobbing kurbanı olarak seçilmişsen, işe 5 dakika geç kalman, dosya raporlamanı birazcık dahi geciktirmen suç oluyor ve kasti azarlamalara maruz kalıyorsun.
Zaten kurban olarak seçildiğin için bir şey yapmana da gerek yok, ağzınla kuş tutsan da yaranamazsın. İşini aksatmadan yapsan da seni kurban olarak seçen, eğer isterse bir pürüz bulur zaten. Yeter ki bulmak istesin.
Yanılmıyorsam İsveç ya da İsviçre'de Mobbing kurbanları psikolojik korumaya alınıyorlar. İş yerinde Mobbinge maruz kalanlar her türlü korunuyorlar. Bizim ülkemiz gibi insana değer verilmeyen, insan hak ve ihlallerinin alıp başını gittiği bir ülkede Mobbing kurbanlarının psikolojik korunmaya alınmalarını beklemek şimdilik hayal olsa gerek.
Elif Deran ~ 20 Ekim 2008 (02:29)
Sevgili Elif Deran,
"Mobbing" yasadiginiz ülkenin en ücra kösesinde bile var. Gerci onlar Mobbing" diyemezler. Kör, sakat, fahise, namussuz vb. bicimlerde tanimlariz insanlari. Ama bir seyi acikliga kavusturmaliyim. Evet, bu bir suc ama bunu ne ülkelere, ne medeniyetlere, ne irklara, ne meslek gruplarina bakarak tanimlayamazsiniz.
Büyük olasilikla sizde bu sucu bir bicimde islemissinizdir. Isyerinizde olmadiysa, evinizde, köyünüzde, kentinizde... Beyaz/kara Türk, kara Arap, Zenci? Ha bu o degil derseniz o baska...
Avrupa"nin (buralari az cok bildigim icin) hic bir ülkesinde sözünü ettiginiz destek "var-ama-yok". Kagit üzerinde ve ilk anda var, sonrasi yok. Bu suc sadece kisiyi is yasamindan dislamak icin islenmiyor, yeni tasindigi ev, mahalle, köy vb, olarak da yasanabiliyor. Firmalar bu sucu bilincli olarak ama diger isciler araciligi ile isliyorlar ki bu bana göre normal, yani sizi gözden cikarttiklarinda bizi, biz ile vuruyorlar.
Kapitalizmde normal. Baska is bulurum. Ama sürekli ev, köy, kent degistiremem ki? Iskandinav ülkeleri o kadar kötü degildir ama Almanya, Isvicre, Avustrurya bu acidan cehennemdir.
Iste o zaman birakin görmeyi, yasadiklariniza kimseyi inandirmak zorunda kalmayacaksiniz.
YASAYACAKSINIZ!
Enseyi karartmayin, buralarda (ITÜ/ Karlsruhe) iki Üniversite bitirmek bile bazen ise yaramayabiliyor. Oralarda zengin bile olabilir insan :-) Yasadiginiz ülkenin degerini bilin derim ben... Ne dönebiliyor, ne yasayabiliyoruz. Sevgiyle...
İlker Kocak ~ 21 Ekim 2008 (02:39)
Necdet Şen

Ali Türkan
gelecek vaadetmiyor" diye sepetlediler gençliklerinde? Ve şimdi, aradan yıllar geçtikten sonra, Yusuf'un yüzüne bakınca, hangi vicdan azabını, hangi yarım kalmış aşkı düşünüyorlar? Ve Ali'ye kimler "sığ" dedi? Hangi reklamcı, piyasa ekonomisine inanmış köşe yazarı, Ali'de hiç olmamış gençliğini görüp derin derin iç çekiyor ve Ali içerdeyken onlar neredeydiler? Devam »

Necdet Şen
Zanneder ki üç beş köşe yazısı okuyarak kâinatın sırrını çözdüğünü zanneden niyet tavşanı, hayat çizgi filmlerdeki gibi mutlak iyi ile mutlak kötü arasındaki bir boks maçıdır. Şu tarafta kahramanlar bu tarafta borazanlar. Devam »
İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...
Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
Vahap Demir
Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »
Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â
Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş
Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü
Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
Çok işime yaradı bu site gerçekten çok güzel herkeze tavsiye ederim çok güzel olucak kesin ödevim...
Seda Taşçı - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.