Necdet Şen - Star, 25 Ağustos 2008
Eksik olmasın, yıllar önce Ertuğrul Özkök bu satırları karalayan hakir için "dünyada onun kadar güzel kedi çizen sanatçı azdır" diye övgü dolu bir ifade kullanmıştı.
Ama abartılı olmak şöyle dursun, gerçeği bile yansıtmayan bir cümle bu.
Çünkü ben kedileri ne kadar çok seversem seveyim başarılı bir kedi ressamı sayılmam.
Ve dünyanın en güzel kedi resmi bile gerçek bir kediyle güzellik yarıştıramaz.
Çünkü bir kedi, anlık bir görüntüden çok daha öte bir şeydir.
Ağırlıksız bir nesne gibi yürür. Havada asılı kalmış ve en ufak kıpırtıda dağılıp şekil değiştirecek bir buğu gibidir kedi.
Sadece burnunu kuyruğunu bıyıklarını patilerini renklerini desenlerini çizerek "kedi çizdim" diyemez insan.
Uyumun, kusursuzluğun, esnekliğin, an be an değişen sonsuz akışın görünür hale geldiği bir süreçtir kedi aynı zamanda. O hallerden hangisini çizersen çiz, sadece dapdaracık bir zaman aralığını dondurup kayda geçirmiş olursun.
Ve kıpırtılarından soyutlanmış bir kedi -resim ve fotograf- sadece basit bir kedi tasviridir, daha fazlası değil.
İşte çizgi roman da tam bu noktadan başlayarak anlatılabilir.
Birbirini izleyen yan yana iç içe resimler dizisi ve o resimlere gömülmüş kısa yazılarla bir olayı bir hali nakletmeye çalışırsın çizgi romanda.
Ama gazete sayfasındaki salatalık büyüklüğündeki yatay bir alana sığdırabileceğin resim sayısı ikiyi üçü geçemez.
Ak kâğıdı önüne koyduğun an fırtınaya tutulmuş kırlangıç gibi savrulursun.
Kâh at çizeceksin, kâh ağaç, kâh insan, kâh insanlar... Her biri başka tipte, başka karakterde, ifade yüklü insanlar. Kesintisiz akan bir sürecin içinden öyle anlar seçilip dondurulup arka arkaya dizilecek ki, olay akışı, açılar, figürler, lekeler, okurda uyandırılmak istenen dramatik ya da komik etki tam da tasarladığın kıvamda olacak.
Farklı algı kodlarına sahip bir sürü okurun kesişme noktasını çok önceden sezmiş yoğurmuş sindirmiş olacaksın ki, meramını yalın ve anlamlı bir sahne ile ifade edebilesin.
Yani eğer çizgi roman yapmak gibi gözü kara bir maceraya atılacaksan ve ıstampayla basılmış gibi tekrarlanıp duran yeknesak çizimlerle yetinmeyeceksen, çizgi roman lenduhasını yukarıda özetlemeye çalıştığım bu dolambaçlı yollardan her gün bir daha zirveye çıkarmayı deneyeceksin.
Hani çocukları resim çizmeye alıştırmak için hazırlanmış oyunlar vardır ya, hani noktalı yerleri birleştirirsin, ortaya bir resim çıkar...
İşte çizgi roman bunun tam zıddı bir iştir.
Eğer bu işi ciddiye alan biriysen her gün bir kez daha havada salınan buğuyu zaptedeceksin.
Çünkü karşında meydan okurcasına dikilip duran o ak kâğıdın üzerinde önceden belirlenmiş hiç bir kılavuz noktası yok. Bazen karşındaki bir modele, çoğu zaman da muhayyilenden çekip çıkardığın anı kırıntılarına bakarak ve beliren görüntüdeki sonsuz noktacıklardan sana en anlamlı gelenlerini tutup kâğıda dizer ve ortaya bir resim çıkarmaya çalışırsın.
Ve neye benzerse benzesin, bilirsin ki çizebildiğin o şey, çizilebilecek olanın ancak soluk bir gölgesidir.
Eğer bir gazete ya da dergi çizeriysen, dar vakitte elinden gelenin bu olduğunun bilinci ve arzuladığını yapamamanın sızısıyla bir sonraki kareye geçersin.
Ve bir kez daha havada asılı kalmış buğuyu zaptedip kâğıt üstünde dondurma çılgınlığına kapılır kendi iç anaforunla sürüklenirsin.
Resimler çıkar ortaya. Siler, tekrar çizer, gene silersin.
Zaman daralmaktadır.
Önceden tasarladığın ve kimbilir kaç kez beğenmeyip bir kez daha kafa patlattığın hikâyenden bir lokma daha sığdırırsın o üç beş resimlik diziye.
Dikkati son derece dağınık olan günlük gazete okurundan senin dün ne çizdiğini anımsamasını ve bugünkü halkayla birleştirip kafasında bir zincir yaratmasını beklersin.
O kadar çok uyaran vardır ki okurun ilgisine talip olan, bu kadar dağınık zihinli insanları ne yapıp yapıp cezbetmek ve tiryakin yapmak gibi imkânsız bir işi başarmaya soyunursun.
Pestilin çıkmıştır. Sekiz yavru doğurmuş tıfıl bir kedi kadar bitkin ve mağrur, ikide bir tepene dikilip "nerede kaldı" diye sıkıştıran sayfa sekreterine uzatırsın çizgi romanını.
Suratı bir karış, mutsuz, düşmansı biridir belki de. Çok çalıştığı ama kıymetinin bilinmediği duygusuyla doludur. Göz nurunu elinden söver gibi alır.
Ertesi gün gazeteye bakarsın, renkler kaymış, mürekkep bulaşmış, çizgi romanının en güzel yeri sayfanın kat yerine denk gelmiştir.
Daha da acısı, orijinalini geri aldığında görürsün ki üstüne tükenmez kalemle ve kaba saba harflerle ölçü falan yazılmıştır.
Geri alabilirsen tabii.
Bazen de çöp tenekelerinden toplarsın onları.
Yavruları sokaklarda araba altlarında ezilip yamyassı olan kedi ne hissederse sen de o an onu hissedersin.
Ama elinden hiç bir şey gelmez. Çünkü çizgi roman, galeri duvarlarında sergilensin ve fahiş fiyatlarla satılsın diye değil, ertesi gün atılacak olan ucuz bir gazetede yayınlansın diye çizilir.
Gün gelir bıkkınlık çöker üstüne. Hoyrat bir oğlan çocuğunun sapanla vurup öldürdüğü son kelaynak gibi sessizce kaybolursun ortalıktan.
Buğu boşlukta asılı kalır.
Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir
Necdet Şen
Ali Türkan
Sorsan eylem dayatıyorum sayfaya: Sıçıp sıvamak bizim de hakkımız, söke söke alırız! Ben gelene kadar ortalık sakinleşir nasıl olsa. Ben de gaza gelip eyleme geçen militanlara bok atar, büyük yazar sınıfına girerim. Hadi arkadaşlar, zincirlerinizden başka kaybedecek şeyiniz yok! Haaaaayat deniiilen kavgaaaya çıktık! Çeeevik adııımlarla yüüürüyoruz. Devam »
Necdet Şen
Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar. Devam »
Erdem Abaka, dikkatiniz ve nazik uyarınız için çok teşekkür ederim. Yorumunuzu...
Necdettin Efendi - Totem ve Tabu
Konuyla doğrudan alâkalı olmamakla beraber, küçük ve önemsiz bir ayrıntıdan...
Erdem Abaka - Totem ve Tabu
Orhan Pamuk'la konuşan(!) adam bildiriyor: Evet sayın seyirciler meraktan kurdeşen...
Özgür Sarıkaya - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Sayın Solmaz Abilyondlu, siz de pek bir alıngansınız. Soruyu yanlış yerde sorup,...
Erdem Abaka - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Ya bişey yazmayayım dedim, ellerimi bağladım; buna bari karışma dedim; sen sus...
E.D - Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Müslümanların katledilmesi olayları tabii oldu. Ama bunlar 1915'teki tehcirden sonra 1917'de oldu. 1915'te Ermenilerin mecali mi vardı ki?
1914'te 40 yaş altı bütün Ermeni erkekleri askere alındı.
Hrant Dink - Neşe Düzel (Radikal)
Mehmet Atılgan Aslan
Ne zaman yüreğimizdeki faşistin sesini susturup başkalarının da en az kendimizinki kadar konuşmaya ve düşünmeye hakkı olduğuna inanacağız, işte o zaman egemen burjuva -asker demokrasisinin değil, gerçek sosyal demokrasinin bize tanıdığı hakkı ellerimize almış olacağız... Devam »
Necdet Şen
Peki, öyle olsun Ali. Işıltının çok azıyla bile mıhladın ya şunca insanı bilgisayar karşısına, vallahi sana aşk olsun! Metreslere ve yeğenlere ardına kadar açık olan yayınevleri ve gazete dergi sayfaları sana hiç açılmadı ya, bu ülkenin yekpare yayıncısına da yuh olsun! Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Bizim bayramlarımız, daha çok hüzünle harmanlanmış bir sevinçtir; daha vicdani, daha merhametli. Zevk almayı alkol, eğlence ve verilen hediyeden çok; yüreğimizi paylaşmada ve hal hatır sormada bulmaya çalışırız. Devam »
Serdar Demirdirek
Devletin kolluk güçleri üzerinde bazı oyunlar oynanmaya çalışılıyor ve en başta devletin kendi personeli buna çanak tutuyor. Belki bilerek belki de bilmeden ateşe körükle gidiyorlar doğrusu. Sonuçta içlerindeki şiddet arzusunu bastırmak için polis olan birçoklarını da duymuyor değiliz. Devam »
Seyit Balkuv
Krishnamurti, bilginin her yerde zaten mevcut olduğunu, insanların bilgiden nasibini alması için zihnindeki koşullanmaları, önyargıları bertaraf etmek üzere yoğunlaşması gerektiğini, insanın doğru, sarsılmaz olarak kabul ettiği tüm belleğini ortadan kaldırması gerektiğini savunmuş. Devam »
© 2000-2009 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi ürünüdür. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.