Patronsuz Medya

İnternet medyası kendini bitiriyor

Necdet Şen - 21 Mart 2002


Bir buçuk yıl önce, hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığım, kullanıcısı bile olmadığım internet ortamına bodoslamadan dalarken, ne aklımda Derkenar gibi günlük yayın yapan bir web dergisi vardı, ne de o an hiç bilmediğim web konusunda bir buçuk yıl sonra profesyonel tasarımcı olarak ortaya çıkacağıma dair en ufak bir önsezi.

Sadece kolum kanadım kırılmış, kalemim elimden alınmış gibi hissediyordum; dahası, bu ülkede bir outsider olduğumu, ekmeğimi bundan sonra artık sadece Türkiye dışında kazanabileceğimi düşünüyor, yeni bir şeyler çizebilecek moral ve isteğe sahip olmadığım için de, onca yıllık Hızlı Gazeteci külliyatımı dünyanın başka bir yerindeki muhtemel okuruna ulaştırma ve hayatımı öyle idame ettirebilme düşünü kuruyordum.

Ne yalan söyleyeyim, bugün bile şu Derkenar'dan vakit bulup ülke dışında tanıtabilsem, Hızlı Gazeteci'nin belki de bir yerlerde kendine has bir okur kitlesi edinebileceği umudu içindeyim. Ne var ki, bu siteyi her gün bıkmadan ziyaret eden birkaç yüz kişinin var olduğunu bilmek, Derkenar'ı günbegün güncelleme ve o hayalimi (hayatta kalma refleksimi) hep daha sonraki günlere aylara ertelememe neden oluyor.

Gölgeden seyretmeyi tercih eden siz suskun dostlarıma bazen kızıyor, bazen kalayı basıyor, ama sizden vazgeçemiyorum; işin özeti bu.

"Onuncu Köy" burası işte!

İnternete gelirken niyetim o olmasa da, artık bu sanal dünyanın bir üyesiyim ve kendimi bu cemaate karşı sorumlu hissediyorum.

Biliyorum ki, bilgisayar başında sabahlayan şunca insan, hep birlikte uğraşıp didinip yoktan var ettiğimiz bu web dergilerini bugün olduğundan daha iyi yerlere getirmek isteriz. Ama bunun yolu, birbirimizin gözünü oymaktan geçmiyor.

İnterneti çirkinleştirmemek, kirletmemek zorundayız. Ya hep birlikte yükseleceğiz, ya da hep birlikte silinip gideceğiz.

Oysa görüyorum ki, internet, hepsi de aynı hızla kirlenen renklerden beyaza en yakın olanı.

Ne yazık ki, yanlış işlere taşeronluk yapan yanlış kişilerin denetimine geçmiş olan gazete ve televizyonlardan geçici olarak umut kesilmiş durumda.

Bazıları için "tatlı kârlar" anlamına gelen ve tekere çomak sokmasından ürkülen gerçek gazetecilerin, yazar-çizerlerin sürgün edildiği, yoksulluğa, kahrolmaya terkedildiği bu dönemde, yabancılaşmış ulusal medyaya karşı alternatif teşkil edebilme, sürgünlerin Medine'si olabilme şansı var internet medyasının. Ama bu şans ne yazık ki küçük nedenlere, kişisel hesaplaşmalara kurban edilmiş gibi görünüyor.

Bu dönemde gerçeği bilmek isteyen topluma yeni ufuklar açabilecek, hasır altı edilenleri görünür kılabilecek, telkin ve yönlendirme kokan haberlerin arka planını gösterebilecek, gitgide daha da karamsarlaşan topluma bir umut ışığı yakabilecek, patronsuz, yasaksız, menfaatsiz, bağımsız bir iletişim platformu olabilir internet ve web siteleri.

Tam tersi de olabilir, medyada tutunamamış, şu ya da bu nedenle elenmiş kişilerin yarım kalmış hesaplarını sürdürdüğü, bacak arasından goller atılmaya çalışılan, karşılıklı tehditlerin, küfürleşmelerin, imzasız mektup ve ithamların havalarda uçuştuğu bir vandallık ortamına da dönüşebilir. Görünen o ki, şimdiden bu yöne doğru direksiyon kıvırıyor gibi internet medyası. Ne editörlükte, ne de biçim ve içerikte ortalama kaliteyi tutturamıyor.

Gazete patronlarından köşe dilenen hırslı çocuklar, gruplaşmalar, adam kayırmalar, görmezlikten gelmeler, çelme takmalar, dedikodular, kara çalmalar, meyhanelerden internete taşınıyor.

Özgürlük, akşam kafayı çekip bilgisayarın başına kurulma ve diş bilediğine fütursuz sövme, okuruna zerre kadar saygı duymadan yellenir gibi yazı yazma, yazdığını tekrar okumadan çöpe gönderir gibi sayfaya sıvama özgürlüğü olarak algılanıyor.

İnternet giderek kişisel hesaplaşmaların, kinlerin, defter dürme girişimlerinin, takma adlar ardından çamur atma çabalarının denetimsiz hukuksuz gayrı-ahlâkî Vahşi Batı'sı haline geliyor.

Bakıyorum da, çoğu zaman, medyaya unuttuğu etik değerleri hatırlatma vazifesiyle ortaya çıkmış olan haberci ve medya gözlemcisi web siteleri bile, "düşmanımın düşmanı müttefikimdir"mantığıyla ucuz manevralar, klikleşmeler, bugün falancayla kolkola girip filancanın hesabını görme, yarın da fişmekânla yoldaş olup filancanın defterini dürme sevdasında.

Bugün herhangi bir sitenin okura açık denetimsiz forumunda ona buna desteksiz söven okur, bakıyorsun, ertesi hafta üç dört medya etiği sitesinde birden "yazar"payesiyle ödüllendiriliyor. "Etik"sitesi uyarıldığında, yanıtı "noolucak canım, bizim sitede sövmemiş ya, başka sitede sövmüş"oluyor.

Bizatıhî etik iddiasıyla ortaya çıkan siteler kendi varoluş nedenleriyle çelişiyor, kelle isteyenlere, hedef gözeterek küfür edenlere, dedikoduya, komploya kucak açılıyor, oportünizm kurumsallaşıyor.

İnternet çoraklaşıyor.

Nereye böyle?

Peki sonra ne olacak? Bu kadar omurgasızlıkla, sadece bugünü kurtarmak için "faydalandığımız"ve faydalanırken tahrip ettiğimiz, çölleştirdiğimiz "düşmandan arındırılmış bölge" de neyin hükmünü süreceğiz?

Şu an soluk alabildiğimiz ve belki daha uzun bir süre yegâne soluk alabileceğimiz yer olan interneti bu kadar hoyratça, izansızca ve yalapşap kullanırsak, yok oluşunu, hiçleşmesini hep birlikte kendi ellerimizle hazırladığımız bu son vahanın küllerinden kaçıp da başka nereye gideceğiz?

Hem ahlâkî hem de estetik yönden hızla çamurlaşıyor internet. İnanın, linkler sayfasına koyacak doğru dürüst web sitesi bulmakta zorlanıyorum. Ve itiraf edeyim ki, o sayfaya koyduklarımın da (birkaçı hariç) ekseriyetini kerhen koydum, "kötünün iyisi"diye.

Herhalde Derkenar'a link vermeyen, yok sayan diğer web siteleri de aynı gerekçeye dayandırıyordur bu "sessizlik suikastı"nı.

Dayanışma kültürünü geliştirmek zorundayız

Dil'i kullanarak iletişmeye çalıştığımız şu sanal ortamda, en hayatî vasıtamızı neredeyse katlediyoruz. Bırakın yazının şu ya da bu paragrafını, başlıklarda bile inanılmaz dil yanlışları yapılıyor ve umursanmıyor.

Huyum kurusun, hem kokan hem bulaşan cinstenim; hiç üşenmeyip e-posta gönderiyor ve uyarıyorum Türkçe'nin ırzına geçen yazarları ve çamur gibi web sitesi yapan webmasterleri. Hemen hemen hiç biri yanıt vermiyor, hatasını da düzeltmiyor. İnternet umumi helâ sanki, içine ediyor ve öylece bırakıp gidiyor.

Bazı web sitelerini görünce hop oturup hop kalkıyorum. Bu kadar saygısızlığı ve yalapşaplığı anlamayı başaramıyorum. Hiç üşenmeyip bazılarına hediye kabîlinden (bedava) tasarım hazırlıyor, ya da en azından bozuk tasarımlarını düzeltip gönderiyorum, onlardan da tek bir yanıt gelmiyor. Kızdılar mı, alındılar mı, anlayamıyorum.

Bir beklentim yok, sadece yardım etmek istiyorum.

Aslında ben de onlara kızıyor ve alenen kınıyorum.

Çünkü interneti kullanıyor, meyvalarını topluyor, ama ona hiç saygı duymuyorlar. Kaynaklar hızla tükeniyor, hızla kirleniyor sanal atmosfer.

Ya hep birlikte ıssızlaşacak, görünmez olup gidecek bu siteler, okurlar terkedecek, ya da bizler bir araya gelip şapkamızı önümüze koyacağız ve "ne yapmalı?" sorusunun yanıtını arayacağız.

Ne yapmalı?

İnternet medyasının etik ve estetik değerleri acilen netleşmeli, uyulması zorunlu olan, moral bağlayıcılığı olan sağlam değerler üzerinde mutabakata varılmalı ve kendini ciddiye alan her web sitesi bu değerlerin altına atacağı imzanın hesabını vermeyi kabullenmelidir.

Bu değerler yine internete emek veren insanlar tarafından saptanmalıdır.

Yasakçı, tarafgir, artniyetli, tahripkâr ve kandırıkçı değil, açık, dürüst ve edepli olacağına söz vermeli bu sözünün arkasında durmalıdır internet sitelerinin editör, yazar ve webmaster kadrosu.

Bunu gözetleyecek ve gerekli uyarıları yapacak, uyarılara rağmen edep ve hakkaniyet ölçüleriyle bağdaşmayan yayın yapan web sitelerini açıkça kınayacak olan bir etik kurul oluşturulmalıdır.

Tabii ki kimse kimsenin sitesini susturamaz ve buna kalkışmamalıdır da. Etik denetim, cezalandırma bağlamında değil, kaypaklıktan ve demagojiden arındırılmış bir ortak zihin bağlamında olmalı.

Küfürle eleştiriyi, yanıltmacayla bilgilendirmeyi kıvırtmadan ayırdeden bir ortak anayasa uyarınca kendini denetlemelidir internet medyası.

Bunları yazarken, rüzgâra fısıldadığımı, aralarında ölümcül kapışmalara, düello davetlerine girişmiş olan medya sürgünü zevatın bu uyarıyı da daha öncekiler gibi görmezlikten geleceğini kestirebiliyorum.

Ne yapabilirim ki siz okurları göreve çağırmaktan başka?

Derkenar da dahil, tüm web sitelerini denetlemek, akıl ve edep çizgisine (tabii ki edepli bir dille) davet etmek, interneti kirletenleri bıkmaksızın uyarmak bizler kadar sizin de göreviniz.

Haysiyetli bir internet medyasının gelenekselleşmesi için hep birlikte tavır almak zorundayız.


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 0356


 

Necdet Şen

Bunlar Bitnik abi, bize yaramaz!

Ali Türkan

Beat kuşağını anlamanın yolu, manzara koyan, sürekli "hareket" halinde olan, ülkesinin kendisine sunduğu gelenek ve edebiyatla yetinmeyen, en uzun ve zahmetli yolculuğunu kendi içine, derinliğine yapıp yeni yerler keşfetmeye çalışan insanları anlamaktan geçiyor.  Devam


Siyasî Magazin

Necdet Şen

Sürekli didişen kravatlı pop starlarının falsolu reflekslerini bir kere daha yersen ne olacak hiç lâfını etmesen ne olacak, dünya algıları "severim / nefret ederim" seviyesinde seyreden niyet tavşanlarına o günkü husumet dozunu zerketmekten başka?  Devam


Son Yorumlar

Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Entelektüel, münevver, aydın

Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.

Ayşe Hür (Taraf)


Son Yazılar

İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Kâmuran Kızlak

Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir.  Devam


Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


"Eğitim Şart!" Neye ki?

İlyaz Bingül

1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması.  Devam


GPS'li hayatlarımız

Alper Uzun

Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan".  Devam


Editör'ün Önerisi

"Kurtuluyoruz! Dünyanın en zengin İdrakyum yatakları ülkemizde bulundu!"

Tahir Öngür

Özetle, doğal kaynaklarını hızla ve hırsla çıkarıp ham durumda satan ve bu yolla dış kaynak bulup borç sarmalından kurutulmayı uman ülkelerin son 15 yıllık kalkınma hızı çoğunlukla "eksi".  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

26 - 2 - 51 - 58

 

15 Mart 2010 Pazartesi
Web Derkenar
©