Necdet Şen - Star, 8 Ağustos 2008
Karabatak gibi bir görünüp bir kaybolan You Tube video paylaşım sitesi sayesinde "erişime engelleme" adı verilen hukuk komedisiyle milletçe tanışmış olduk.
Aslında bu site yasaklama (ya da karartma) ayıbı You Tube karartılmadan çok önce de vardı. Ama nihayetinde "devletimizin bekasını" ilgilendiren konularda ve zaten pek fazla kimsenin haberdar olmadığı sitelere karşı yapıldığından kıymetli gündemimizi pek meşgul etmiyordu.
"Müesses nizama karşı hain emeller içinde olan" o tarz web sitelerinin bir anda kayıplara karışması niçin sorun olsundu ki? Devlet millet meseleleri söz konusu olduğunda her türlü yasak kararına kuzu kuzu boyun eğen bir ırkın ahvadıydık ne de olsa.
Kimbilir hangi sitenin herhangi bir sayfasındaki -belki muhbir ve yargıç dışında- hiç kimsenin haberdar olmadığı bir ayrıntı yüzünden siteler bazen tek tek bazen topluca ortadan yok oluyor.
Tek bir yaprağa kafayı takıp tüm ağacı kesmek gibi veciz bir yaptırım bu.
Aklı başındaki insanlar istedikleri kadar "site kapatmak çözüm değil, dünyaya rezil oluyoruz" desinler, bizim vazifeşinas yargıçlarımız bu ayıbı "yüce Atamız'la ilgili hakaret içeren yayınlar vardı, ben de kapattım" gibi asil gerekçelerle savunabiliyor.
Peki, Atatürk'e hayvan postu giydirmeyi ironi zanneden birkaç tane densiz velet yüzünden internetten kocaman bir uzvu kesip çöp tenekesine atmak caiz midir hocam?
Avrupa Birliği'nin kapısında bekleyip duran koskoca Türkiye'nin despot rejimlerle yönetilen Güney Kore ve Suudî Arabistan'la aynı ligde yer alması bu millete reva mıdır?
Alnına konan sineği tabancayla vuran Temel benzeri pratik çözümler üreten bir adalet camiamız olduğundan mı acaba bu yasaklar?
Şu an itibariyle bir sürü değerli içerik kendisiyle aynı alan adı (domain) altında bulunan bir tek sayfadaki belki bir tek cümle ya da video yüzünden ulaşılamaz durumda.
Yargıç ve savcıların bu konulara daha geniş açılı bakabilmesi gerekmez miydi?
İnterneti çöplüğe dönüştüren ve çalıntı içerikle yayın yapan vampir yayınlara hiç bir şey yapılamazken, kabağın kullanıcı tabanlı portalların başına patlaması bize özgü bir çelişki. İnternetin neyin nesi olduğunu pek kavrayamadığımızın da bir vesikası aynı zamanda.
Büyük emeklerle hazırlanıp yayına konan web sitelerinin kaderinin teknik bilgisi kıt kişilerin iki dudağının arasında olması, bu çaptaki bir ülkeye hiç yakışmıyor.
Şuna inanıyorum ki, doğruluğu tartışılabilir nedenlerle karartılan bir web sitesinin açılması için illâ resmî başvuru beklenmemesi, kapatmak kadar açmanın da o kararı veren hukukçunun sorumluluğunda olması gerekir.
Niçin tüm site (hatta siteler topluluğu) bir tek cümle yüzünden mahkûm edilsin ki?
Dünyada pireye kızıp yorgan yakan aptal bir millet olarak tanınmak istemiyorsak, ama ille de yasaklamak gibi millî reflekslerimize de ket vuramıyorsak, tüm alan adını karartmak yerine bu uygulamayı sadece "muzır" sayfayla sınırlamak daha ince bir çözüm yolu olurdu.
Ayrıca, kapatılması istenen web siteleri, eğer yurt dışında değilse, çoğunlukla büyük kentlerimizdeki servis sağlayıcılarından yayın yapıyorlar. Çoğunun da vergi levhası var, adresi belli.
Bu gerçek de göz önünde tutularak, İstanbul ve Ankara gibi metropollerden başlayarak tüm Türkiye'de İnternet ile ilgili konulara bakan ihtisas mahkemelerinin acilen kurulması gerektiğini düşünüyorum.
İnternet suçlarına mutlaka konunun uzmanı savcı ve yargıçlar bakmalı.
Eğer bu yol kısa vadede kolay olamayacaksa, hiç değilse her adliye binasında interneti ortalama kullanıcı düzeyinde bilen hakim ve savcılar bulundurulabilir.
Olmadı, yaşına ve meslek kıdemine bakılmaksızın her adliye mensubuna internetle ilgili temel bilgiye sahip olmalarını sağlayacak seminerler ve kurslar verilebilir.
Oysa, internetle ilgili şikâyetlerin çoğu büyük metropollerdeki adliyelere yapılırken, bu kentlerimizde ekseriyetle emekliliği yaklaşmış yaşlı hakim ve savcılar görev yapıyor.
Yaşı kemale ermiş ve emeklilik günlerinde yerleşeceği sahil kasabasının hayaliyle gün sayan hakim ve savcıların o saatten sonra "bir de şu interneti öğreneyim" diye hevesleneceklerini pek sanmıyorum.
Tabii kabahati sadece "kanun yasakla diyor" diyerek kolayına kaçan hakime ya da ihbarı değerlendiren savcıya yüklemek de meseleyi tam açıklamıyor. Bu konuda çözüm üretme yolunda somut adım atmayan herkesin yaşanan bu karmaşaya kendince katkısı var.
Apar topar çıkartılmış ve "bilişim suçu" kavramını muğlak bir dille tanımlayan mevcut yasayla bunun gibi daha çok yol kazası yaşarız.
Bu yasanın tekrar gözden geçirilmesi ve elektronik ortamda suç olanla olmayanın çok daha net ve incelikli bir dille tanımlanması gerekiyor.
Necdet Şen

Ali Türkan
Bunun için de pek emek sarfetmemiş birilerinin, boyuna yakınmalarını; ötekilere "yüzde altmışı aptaldır" dedikleri hâlde, kastları tarafından hâlâ solcu diye pazarlanmalarını ve bu türden nice şeyi anlayamıyorum. Hesapta aydın sorumluluğu adı altında, insanların uçkuruna karışıp kaç çocuk yapmaları gerektiğini bile dikte etmelerini de anlamıyorum o seçkinlerin. Bu kadar şeyi anlayamadığıma göre, hıyarlık bende sanırım. Devam »

Necdet Şen
Sadece şirketler ve onların personeliyle de sınırlı değil, aslına bakılırsa gazeteler ve mizah dergileri de siyasetçilere ve birbirlerine "eleştiri" ya da "hiciv" kisvesi altında Mobbing uyguluyorlar. Küçük kötülükler birikiyor birikiyor, büyük kötülük oluyor. Devam »
İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...
Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.
İlker Tortop
Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »
Ali Sedat Çetinkoz
Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »
Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â
Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş
Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü
Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
Çok işime yaradı bu site gerçekten çok güzel herkeze tavsiye ederim çok güzel olucak kesin ödevim...
Seda Taşçı - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü
© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.