Necdet Şen - Star, 5 Eylül 2008
Merdivenlerde bir bağırtı bir telâş. Ne oldu diye dışarı çıkınca anladım. İffet Teyze'nin evine hırsız girmiş. Konu komşuyu yardıma çağırıyor.
Kahramanım ya yalınayak dışarı fırladım.
Ama hırsız çoktan gitmiş. Zaten hiç bir şey de çalmamış. Yoklamış sadece.
Giriş katında oturuyor İffet Teyze. Doksan yaşında, yalnız yaşayan canayakın bir ihtiyar.
Anlatıyor.
"Balkonda oturuyordum. Karnım acıktı. Gittim mutfakta bir şeyler ısıttım, koydum tepsiye geri döndüm ki... Anam! Salonun ortasında zebellâh gibi bir adam!"
Çok heyecanlanmış tabii. Hatta çok korkmuş. Ama gene de sert bir ifadeyle "ne arıyorsun sen burda" diye sormayı ihmal etmemiş.
Adam İffet Teyze'yi karşısında görünce işi yüzsüzlüğe vermiş.
"Sus, hırsız girdi, onu yakalamaya çalışıyorum."
Yerdeki terliklerden birini eline alıp evi dolaşmaya başlamış. Güya hırsız arıyor.
İffet Teyze sertleşmiş.
"Yerleri yeni sildim, basma çamurlu ayakkaplarınla!"
Hırsız duymazlıktan gelmiş.
"Yok bu evde hırsız mırsız! Çabuk çık dışarı! Çık diyorum!"
Adam gene de dinlememiş, tek tek dolaşmış odaları, dolap arkalarına falan bakmış.
"Orada hırsız ne arasın? Çık evimden! Polis çağırırım!"
Sonunda yatak odasında İffet Teyze'nin el çantasını bulmuş adam. Fakat peşi sıra dolanıp azarlayan yaşlı kadını gırtlaklamakla çekip gitmek arasında kararsız kalmış olmalı ki, elindeki çantayı hırsla fırlatıp evi terketmiş.
Ortada vukuat yok ama gene de telefon edip polis çağırdım. Suç oluşmadıysa bile ortalıkta bir hırsız dolanıyor demek ki. En azından eşkalini alırlar.
Birazdan iki tane genç polis geldi.
"İffet Teyze, bu adamın eşkalini memur beylere tarif eder misin?"
"Görsen hırsız demezsin. Çok yakışıklıydı."
"Boşver şimdi yakışığını. Boyu ne kadardı meselâ? Uzun muydu?"
"Aslanlar gibi."
Ayağa kalktım. "Benden uzun mu?"
"Uzun. Dedim ya. Aslanlar gibi. Çok yakışıklı."
Polis yazdı: "Boy, bir seksen beş."
"Kilolu muydu zayıf mıydı? Yüz hatları nasıldı?"
"Çok yakışıklıydı."
İffet Teyze takılmış adamın yakışıklılığına. Başka bir şey söylemiyor.
Büyük usta Sempé'nin bir karikatürünü hatırladım.
Kentin ortasında bir cinayet işlenmiş. Ceset yerde. Olayın tek görgü tanığı olan yaşlı bir kadına polis katilin eşkalini soruyor. Yaşlı kadının verdiği tarif, katilinin kazağının örgü modeli.
Bu durum da ona benziyor.
Televizyon bir formatlama cihazı. Bütün gününü ekran karşısında geçiren ev kadınları, yaşadığımız dünyaya ilişkin tüm algılarını televizyon dizilerinden ediniyorlar. Dizi filmcinin mantığı toplumun mantığı oluyor.
Bu dizilerde de tüm erkekler aslan tüm kızlar sülün gibi. Tüm konutlar villa. Tüm arabalar son model füme camlı siyah cip. Tüm hikâyeler aşk meşk cinsel cazibe ekseninde dönüyor.
Öyle olunca da doksan yaşındaki İffet Teyze bile evine giren hırsızın sadece yakışıklılığına odaklanıyor. Algıda seçicilik mi desem bilemiyorum.
Neyse ki kapıcının kızı da görmüş aynı kişiyi. "Nasıldı eşkali" dedim, o tarif etti.
Benden daha uzun ve daha yapılı, esmer, kirli sakallı, beyaz gömlekli, kot pantalonlu, ayağında mavi çizgileri olan spor ayakkabı giyen biriymiş. Yakışıklıymış hakikaten de.
"Görsen hiç hırsız demezsin, artist gibiydi" diye atıldı gene İffet Teyze.
Polis memurları güldü.
"İffet Teyze" dedim, "eskidendi o dilenci gibi görünen hırsızlar. Açlıktan ölmemek için çalarlardı. Şimdi devir değişti, bu iş cazip bir meslek oldu. Hırsızın kazancı iyi, tabii ki şık giyinecek. Hatta belki üniversite mezunu bile olabilir."
Heyecanla "yok daha neler" dedi İffet Teyze.
Polisler gene güldü.
İffet Teyze yakışıklı bir gencin kötü bir iş yapacağına katiyen inanamıyor. Ona göre tüm yamuk işleri Erol Taş tipli adamlar yapar. Güzel kızlarla yakışıklı oğlanlar sadece aşık olur buse verirler. Hepsi namusludur.
Güzellik Fetişizmi tüm ölçüleri kendine uyduruyor. Artık neredeyse siyasî mesajlar bile cinsel çekicilik üzerinden veriliyor.
En ciddi gazetelerdeki en ciddi yazı dizilerinde kimbilir hangi yabancı moda dergisinden kesilmiş fotograflar. Belli ki stüdyoda çekilmiş ve belli ki oğlan da kız da profesyonel manken. Konu alkolizm de olsa, cinsel soğukluk da olsa, göğüs kanseri de olsa, haberin yanına konan resimde mutlaka lokum gibi bir üftade aranıyor.
Televizyonlarda dünyanın en ciddi meselesi tartışılırken bile, eğer stüdyoda eli yüzü düzgün bir kız varsa kamera konuşmacıdan çok o kızı gösteriyor.
Artık muhabirler, köşe yazarları, spikerler, sunucular, hatta haber müdürleri eski güzellik kraliçeleri ya da magazin yıldızları arasından aranıp bulunuyor.
Böyle bir dünyada yaşıyoruz artık.
Varımız yoğumuz sağımız solumuz ambalaj sanayii.
Bilemedik işte, meğer dünyaya yakışıklı bir oğlan ya da -en iyisi- güzel bir kız olarak gelmek varmış.
Bir dahaki sefere o da olur inşallah.
"Bilemedik işte, meğer dünyaya yakışıklı bir oğlan ya da -en iyisi- güzel bir kız olarak gelmek varmış." diyorsunuz ya, gazetedeki şu haberi bir hatırlatayım dedim:
"Evinde ölü bulunan Güney Koreli film ve TV yıldızı Jang Ja Yeong, ardında bıraktığı mektupta intihar etmesinden ülkedeki eğlence sektörünü sorumlu tuttu.
Patronu Kim Sung-hoon tarafından ülkenin önemli şirket sahipleriyle beraber olmaya zorladığını yazan yıldız, imzaladığı sözleşmenin ağır şartlar içerdiğinden yakındı."
Sistem bir kez kokuştu mu, güzel olmak tehlikeli olabiliyor belki de.
Erdem Abaka - 5 Nisan 2009 (14:42)
Necdet Şen yazıları
Ali Türkan
On yedi yaşında ve evdeki ot kokusunun "afrodiziyak" etkisinden bütün hormonları çıldırmış bir gence, bundan daha büyük kötülük de yapılmazdı sanırım. Hayatıma giren bütün hayatımın kadınlarını affettim, çoğuyla barıştım ama onu asla affetmeyeceğim.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 288 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart