22 Ağustos 2008 Cuma
Necdet Şen - 1 Eylül 2002
İlk çizgi romanımı 1970'li yılların sonunda Milliyet Çocuk dergisinde yayınlansın diye çizmiş, ancak 1980'de Ses dergisinde yayınlatabilmiştim. Adı Çulsuz Köyün Sultanı idi.
Aynı yılın sonuna doğru, 12 Eylül darbesinin ilk aylarında, bu kez Hey dergisinin mizah eki Curcuna'da 10 dakikada tasarlayıp paldır küldür yayına soktuğum Hızlı Gazeteci Şaban diye bir çizgi romanım olmuştu.
Öylesine, lâf olsun sayfa dolsun diye çizdiğim, kendime bile pek fazla beğendiremediğim bir çizgi roman idi Hızlı Gazeteci Şaban.
Bir yıl sonra, yine işsiz ve parasız olduğum günlerden birinde bir arkadaşım "Cumhuriyet gazetesinin Çizgili Yayınlar diye bir yan yayını var, dergi kalınlığında çizgi roman albümleri yayınlıyorlar; senin işleri de oraya götürsene, eline iki üç kuruş geçer" dedi.
"Kim yapıyor onu?" dedim, "dizinin editörü Deniz adında bir bayan, karikatürist Tan Oral'ın eşi olur" dedi arkadaş.
Yüzümü buruşturdum, "yok, bu Cumhuriyet çizerleri benim gibi Gırgır kökenli karikatüristlere her fırsatta lânetler yağdırıyor, Tan Oral da Cumhuriyet çizeri, muhtemelen eşi de bana düşmanca davranır" dedim.
Arkadaşım "sanmam" dedi, "Deniz iyi kızdır, öyle klişelere takılmaz, sen de önyargılı davranma, götür göster çizgi romanını, alırlar" dedi.
Hayatımda birilerine çizgi götürüp "yayınlar mısınız?" diye sorduğum, ya bir ya da iki sefer olmuştur, o da o işlere ilk atıldığım yetmişli yıllarda. Kalktım gittim Deniz Akidil'ın yönettiği Çizgili Yayınlar'a. İnce uzun, sarışın, güzel ve güleç bir kadın. Hiç de tahmin ettiğim gibi düşmansı değil. Tam tersine, gıcıklığın ve geçimsizliğin zirvesindeki tıfıl neco'ya karşı şaşırtıcı derecede tahammüllü. Karşısına dikilmiş "benim sendikam yok, kendi kendimin sendikasıyım, o paraya asla olmaz!" falan diye diklenen, uyuz uyuz konuşan sıska oğlana karşı şaşırtıcı bir sükunetle gülümsüyor, kıllığımı şirinlik gibi gördüğünü belli ediyor.
Sonunda sakin tavrı beni de yumuşattı ve söylediği fiyatta anlaştık. Ama ortada bir minik sorun daha var. Ben "iddialı" işim olarak gördüğüm Çulsuz Köyün Sultanı yayınlansın istiyorum, o ise dosyaya sırf kalabalık olsun diye koyduğum Hızlı Gazeteci'yi istiyor.
"Yaa, bu çizgi romanda iş yok, ben onu zarf şişkin görünsün diye öylesine getirdim, asıl iyi olan şu" diye Çulsuz'u uzattıkça, o "ben Hızlı'yı sevdim" diyerek gülümsüyor.
Sonunda onun dediği oldu tabii. Yani o iri çeneli, vıdıvıdıcı kahramanı başınıza musallat eden kişi, o sarışın ve güleryüzlü kadındır işte.
Hızlı'nın daha önce de Hey dergisinde yayınlanmış olan ilk öyküsü, "Görev Her Şeyden Kutsaldır" adıyla bir kez de Çizgili Yayınlar dizisinden yayınlandı. Albümün basıldığı ilk gün, üzerinde kendi adım olan ilk şahsi yayınımı elime almanın ve tabii bir de aynı çizgi romana ikinci kez ücret ödenmiş olmasının mutluluğu (az değil, 25 bin lira, bozdur bozdur harca) ile eve döndüğümde, daha kapıdan içeri adımımı attığım an, kapının yanında duran telefon çaldı.
Postallarımın bağcıklarını çözmeden telefona uzandım. Telefonda Deniz.
"Çizgi romanın çok beğenildi. Bize bir tane Hızlı Gazeteci daha çizer misin?" diye soruyor.
Öylesine çiziktirdiğim ve bir daha gündeme getirmek istemediğim o uzun çeneli herif bir kez daha ensemde bitiyor ve alacağım üç kuruş telif ücretinin hatırına, istemeye istemeye "çizerim" diyorum. Ama Deniz'in bir şartı daha var: "Hikâyeni 10 gün içinde bitireceksin."
İmkânsız! Koskoca çizgi roman 10 günde nasıl çizilir? "Valla anlamam" diyor, "yeni öyküyü 10 günde isterim, sen yetiştirirsin".
Nasıl becerdim bilemiyorum, ama hızlı'nın ikinci öyküsü olan Güzellik Yarışması'nı 10 gün sonra Deniz Akidil'ın masasına koydum. Hemen basıldı.
İkinci albümümü görmek için yayınevine gittiğimde beni o güne kadar oralarda gördüğüm, ama sohbetimiz olmayan orta yaşlı bir bey karşıladı. Kendini tanıttı. Meğer o da aynı diziye Bilmece-Bulmaca-Oyun tarzı kitaplar yapıyormuş. Amerika'larda okumuş. Zen Budizm falan gibi konulara merakı varmış. Daha önce ünlü meşrubat firmalarının Türkiye'deki genel müdürüymüş, emekli olmuş ve bu hobisiyle uğraşıyormuş.
"Siz çok akıllı bir gençsiniz, çizgi romanınızı okuyunca bunu anladım, bir konuda bana akıl verir misiniz?" diye sordu kibarca.
"Estağfurullah beyfendi" dedim, "sizin gibi münevver birine akıl vermek ne haddime, ancak dinleyebilirim."
Sorununu anlattı. Karısıyla geçinemiyormuş. Ama boşanıp boşanmama konusunda kararsız kalmış. Ben olsam ne yaparmışım?
25 yaşındaki bekâr bir oğlan ne yapar? Bekâra karı boşamak dünyanın en kolay işi. Hem böyle bir konuda kimin ne haddine akıl vermek babası yaşında, kültürlü, görmüş geçirmiş adama tavsiyede bulunmak?
Mamafih, görmüş geçirmiş beyefendi iyice ısrar etti boşanma ya da boşanmama konusunda fetva vermem için. Ben de konunun haddimi aşacağı konusunda nuh dedim çimento demedim.
Hızlı Gazeteci albümleri Çizgili Yayınlar'ın son 2 kitabı oldu. Dizi yeterince tanıtılamadığı için yayından kalktı. Depodaki tüm kitaplar da Seka'ya gönderildi kâğıt hamuru olarak.
Deniz Akidil ise Hızlı Gazeteci'yi hayatıma cebren ve hile ile sokan iyi huylu, sevecen, zeki kişiliğiyle yayıncılıktan kadim dost'luğa geçti sonraki yıllarda.
Geçen yıl ortak bir arkadaşımızdan öğrendim, Deniz'in hasta olduğunu. Emekli olduktan sonra geçimini sağlayabilmek için takı yapmaya başlamıştı. Ama bir madde vardı ki takı yapımında kullandığı, işte o madde (asbest) ciğerlerinden vurmuştu onu.
Sadece ben değil, çok sayıda insan vardı onu yıllar içinde benimsemiş, dost olarak bellemiş olan; üzerine titreyen, meyva suları sıkan, hayatında hiç şımartılmadığı kadar şımartmaya hazır bir sürü arkadaş, çevresinde kenetlendiler Deniz'in. Ama o "hasta" kontenjanından şımartılmayı reddetti. Bir köşede, sessiz, alçakgönüllü doğal bir biçimde yaşamayı ve becerebilirse üstesinden gelmeyi seçti bu zorlu hastalığın.
En son 7-8 ay önce gördüm onu. Kendine bir bilgisayar ve internet edinmiş. Eski eşi ve şimdiki can dostu Tan Oral "sen görmeyeli necdet bilgisayar kurdu oldu" demiş. Hayatına yeni giren internet konusundaki birkaç sorununu çözmem için yardım istedi. Gittim, pek bir faydam dokunamadı. Ama diğer dostlarıyla birlikte nefis bir balık ziyafeti çekti bize.
Ölmekten çok, kedilerine kimin bakacağı konusunda endişeliydi.
Sonra sessizliğe çekildi. Hastalığını sosyal etkinliğe dönüştürmekten kaçındı. Bana da onun için en güzel seçeneği düşlemekten başka yapacak iş kalmadı.
Az önce Tan Oral aradı beni ve kabullenilmesi kolay olmayan acı haberi verdi.
İki ay önce evini baştan aşağı dekore etmiş, ama tam yerleşme zamanı gelince enerjisi bitmiş.
Sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum ama hiç değilse son iki ayına kadar sürdürebilmiş olağan yaşantısını. Sonra, savaşı asbest kazanmış. Dün kapamış dünyevî hayata gözlerini.
Daha önce de defalarca zikrettiğim gibi, yaşlanmak, tanıdık ölülerin çoğalmasıdır aynı zamanda. Bir bir eksildiğini görürsün dostlarının.
Deniz Akidil. Yaratıcısının bile eserden saymadığı Hızlı Gazeteci'yi kaybolup gitmekten kurtaran ince uzun güzel kadın. O artık buralarda oturmuyor.
Deniz'i unutmak kolay olmayacak. O hep gülen yüzü, yumuşacık sevecen sesi, ince ruhu, kıvrak zekâsı ve kendinden önce kedilerinin akıbetini düşünen kadim dostumu ne zaman hatırlasam iki damla yaş düşecek yanağıma.
İlk kedim Bahtiyar'ı ondan almıştım. Doğum günlerimiz aynıydı Bahtiyar'la, bunu daha sonraları Deniz'den öğrenmiştim. Ve arap kedim bir gün alıp başını gittiğinde benden çok o üzülmüş, gözyaşı dökmüştü piç kurusunun ardından. Editörlüğünü yaptığı Çekirge adlı çocuk dergisinde Bahtiyar'ın anısına birşeyler çiziktirmiştim, bir kez daha ağlamıştı.
Eee, biz hayvan dostları biraz yufka yürekliyiz işte. Ne kadar çok insan ve kuyruklu melek seversen, o kadar çok ayrılık acısı yaşarsın. Naapalım, katlanıcaaz, oyunun kuralı bu.
Deniz de benim dostum, editörüm ve alçakgönüllü öğretmenim olarak hatıralarımdaki değerli yerini koruyacak. Kedilere ilişkin bildiğim çoğu şeyi ondan öğrendiğimi unutmayacağım. Bir de o iri çeneli çizgi herifi başıma musallat ettiğini.
Güle güle Deniz. O sevdiğin neco usulü tereyağlı gözlemelerden gene yapıcam ve Polat ve Nur ile seni anarak yiyceez.
Bak, ne kadar aç açık kör topal tekir sarman üç renkli kedi varsa hepsi arkandan pati sallıyor.
Ben de, ben de...
Sana söz, bir dahaki karşılaşmamızda lüzumsuz vıdıvıdı edip kafanı ütülemiycem.
Sen de bana bir söz vermelisin ama.
Salaklığımla dalga geçmek yok.
Hızlı Gazeteci, bizim ailemiz için çok önemli bir yere sahip. Hiç bu boyutuyla düşünmek aklınıza gelmemiştir ama 90'lı yıların başında yayımlanan Hızlı Gazeteci bantından esinlenmiştik (araklamıştık daha doğrusu mu acaba?) oğlumuzun -ki o zaman oğlan da olsa kız da olsa- aynısını koymaya karar vermiştik ismini: UMUT
Geçenlerde bir arkadaşımın e-postası sayesinde ilk kez okuma, karıştırma, beğendiğim web siteleri listeme ekleme şansını buldum Resimli hayat Ansiklopedisi- Derkenar'ı. Elinize sağlık ne diyeyim çok güzel olmuş.
Gül Şendil - 20 Ağustos 2007 (14:44)
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Bir halaları varmış orada. Gerçi lanet karının tekiymiş, çocukları da dövermiş (bunu anlatırken kolundaki yanıkları gösterdi; halası maşayla yapmış) ama en azından yemek çıkarırmış her akşam. Babasını da ikna etti. Birkaç gün içinde gidiyorlar. Babanın efendiliğini, oğlanın fırlamalığını ve büyük kızın dostluğunu özleyeceğim ama galiba en iyisi bu. Gene de, halanın elindeki maşa, benim yüreğimi de dağlıyor biraz. İnsan, işe yaramak istiyor. Ağaç dikmeyip de ne bok yersin? Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir. Yazar
Seyit Balkuv
Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır? Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim. Yazar
Alper Uzun
Erken teşhis, bu hastalıkta en büyük umut olacaktır. Risk faktörlerine bakınca yaş büyük öneme sahip. 65 yaş yaşlılık sınırı yazmıştım. Hastalık "çoğunlukla" bundan sonrasında belirginleşmekte. Gelişimi ise 50'li yaşlarda başlamakta. O plak oluşumları usul usul. Yavaş yavaş üst üste yığılmakta. Bazı bireylerde çok daha erken hastalık belirginleşmeye başlamış olabiliyor tabii ki. Yazar
Necdet Şen
Yav Hasan Abi, bugünlerde kafam çok karışık, bir zahmet bir akıl ver, daha önce olduğu gibi gene ilk dakkada ofsayta mı düştüm? Sen onun için mi hiç siyaset yazmıyorsun, yoksa tesadüfen mi? Ben yazarsam başım o zamanki gibi büyük belâya girer mi bugünlerde de? Eğer öyleyse uyar da bari bu sefer yol yakınken kıvırtayım. Necdet Şen
Ali Sedat Çetinkoz
Sınırlamayan, ahlaki kural koymayan, ibadete zorlamayan; 'yurtta aşk dünyada aşk', 'sevelim sevilelim abartalım', 'Marduk gelecek dertler bitecek' ayarında, kendin pişir kendin ye tanrılar nemize yetmiyor? Piyasa tarzı bilim dünyası nasıl olsa her sezon, paranızı ve aklınızı nereye, nasıl harcayacağınızı gösterecek yeni bir kapitalizm tanrısı da yaratır. Seç seç beğen; jandarma biz laikiz. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.