Necdet Şen - Star, 11 Ağustos 2008
"Yazınızın girişinde 'Sağlık Kuruluşlarında Çalışan birçok sağlık çalışanını tenzih ederim' şeklinde bir giriş yapsaydınız yazınızda belirttiğiniz bazı aksaklıklara katılmamak elde değildi."
Geçen Perşembe günü bu köşede yazdığım "Memur sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz" başlıklı yazıya gelen eleştirilerin birinden aldım yukarıdaki cümleyi.
Yazıyı (okumayanları tenzih ederim tabii ki, ama) okuyanların hatırlayacağı gibi, sağlık kuruluşlarına yolu düşen hastalara karşı takınılan kasıntı tavrı eleştiren bir yazıydı bu.
Sözkonusu yazı, bazı odakların da kışkırtmasıyla sağlık sektörü çalışanlarının yoğun tepkisine ve teveccühüne mazhar oldu.
Gerçeğin tam da yazdığım gibi olduğunu belirten tebrik mektuplarının yanısıra, öfke sitem hakaret dolu mesajlar da aldım.
Övgüleri buraya aktarmaya gerek yok. Kendimi tenzih ederim. Ama bir Türkiye klasiği olan sinkaf mesajlarının üzerinde azıcık durmak gerekiyor.
Yazdığı herhangi bir yazıdan sonra şirazesi kaymış bağırgan mesajlar zaman zaman her yazara gelir. Bazı yazar arkadaşları fazlasıyla kızdırıp galeyana getiren ve o camiaya müzmin bir antipati duygusuyla "takmasına" yol açan bu tarz tacizlere karşı ben şerbetliyim. Pek etkilenmiyorum açıkçası.
Malum, halka açık bir alanda yazıp çizmek kıldan ince kılıçtan keskince bir iş. Hele ki fırçanın ucunu bir meslek grubuna ya da bir cemaate kabileye güruha azıcık dokundurmuşsan.
Önce internetteki mail gruplarına ya da bazı web sitelerine düşer yazdığın yazı. Derken bir hararet bir gaz, ardından en genç ve en taşkın üyeler arasında yazara yönelik galiz bir "haddini bildirme" yarışı başlar.
Hamlığın doruğa ulaştığı, kan kokusunun aklı gölgelediği zamanlardır bunlar.
Küfürlerin lâfını bile etmiyorum.
"Sen hele bir hastalan, elimize düş de gör o zaman gününü" gibi ya da "git IQ'nu ölçtür" gibi akla ziyan cümlelerden "köşe yazarlarının kokuşmuşluğunu anlatan bir yazı da yazacak mısınız peki" gibi çocuksu sorulara kadar varan türlü çeşitli inciler ardarda düşer posta kutuna.
Halbuki bunları yazıp gönderen toy arkadaşlar azıcık zahmeti göze alsalar, Google'da yapacakları ufak bir araştırmada bile bu hakirin bugüne kadar en çok yazdığı konunun Medya olduğunu göreceklerdir.
Ayrıca (IQ da dahil) insanların herhangi bir genetik özelliğini eleştiri konusu yapmak son derece ayıp bir şeydir. Bu arkadaşlara Hipokrat Yemini'ni anımsatırım.
Biliyorum ki internet kişiye duygularını anında ve sansürsüz ifade edebilme olanağı sağlıyor. Takada tukada bir şeyler karalayıp "gönder" tuşuna basmak saniyelik eylem. Klavyenin kemiği de yok, kalayla gitsin...
Kalaycıları tenzih ederim.
Mensubu oldukları camiaya yönelik eleştirilere karşı hiç bir serinkanlılık göstermeyen ve "sövgü" olarak algılayabilen bu tipler, cevap adına en galiz ifadelerle sövüp saymakta sınır tanımıyor.
Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünü de tenzih ederim.
Bu gibi mektuplarda gramer falan aramak da nafile. Hem yaptığı "yüksek" tahsili yere göğe sığdıramayıp hem de kendi ana dilinde bile bu kadar ifade özürlü olmak nasıl şey diye de soramıyorsun tabii, ona da kızarlar.
Yazarlığın cilveleri bunlar. Arı kovanlarına çomak sokarsın bazen, etrafın vızıltıyla dolar.
Buna rağmen menfî ve kindar olmamak da okura karşı boynunun borcudur.
Borçlar hukukunu tenzih ederim.
En ufak eleştiride hop oturup hop kalkan bazı tahammülsüz arkadaşlara şunu da hatırlatmak zorundayım:
Her meslek grubunun dışarıdan bakınca görülemeyen kendine özgü zorlukları olabilir. Doktorluğun da, hemşireliğin de, askerliğin de, polisliğin de, şoförlüğün de, gazeteciliğin de...
Ama meslekten kaynaklanan sorunlarımız ne olursa olsun, koşullarımızı düzeltmek için mücadele vermek yerine, bunun acısını bizden hizmet almak için orada bulunan kişilerden çıkarmak ayıptır. Hem de çok ayıp. Velev ki kişi kendini dünyanın en mağdur edilmiş kişisi olarak görsün, yine de ayıptır.
Bu tespit her meslek grubu için geçerli.
Küfür mektuplarına kızıp okuruna veryansın eden yazar da bu eleştirinin kapsamına girer, hakkını teslim etmeyen devlet bürokrasisine kızıp hastayı azarlayan sağlık bürokrasisi de.
Çalışan kişi, maruz kaldığı haksızlıkların yarattığı olumsuz enerjiyi domino taşı gibi en yakınındakine aktarmaya başladığında, birileri de çıkıp bunu eleştirme ihtiyacı duyabilir.
Bundan gocunmak ve söyleyen hakkında "elimize düşerse oyalım" fetvası çıkarmak ise o çok kızdıkları "Memur Sadizmi" tespitinin boş olmadığının kanıtıdır.
Yarın da bu konuda klavye tıklatacağım. Doktor Mengele hariç tüm sağlık camiasını şimdiden tenzih ederim.
Necdet Şen yazıları
Deniz Türkoğlu
Ama denizi de ne zamanda, ne mekânda, ne mülkiyette zapt etmek mümkün değil. Tıpkı Paris gibi ölüm, uyuşturucu, cinsellik pazarlanıyor her yerde.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 177 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart