Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Hasan Cemal ne zamana kadar futbol yazacak?

Necdet Şen - 24 Haziran 2008


Normal zamanlarda ihmal etsem bile kritik dönemlerde "acaba o ne düşünüyor?" diye merak ettiğim ve köşesine mutlaka göz attığım bazı kanaat önderleri var. Hasan Cemal de bunlardan biri.

Cumhuriyet'te yazıp çizdiğim yedi buçuk yıl boyunca, bir genel yayın yönetmeninden çok bir abi gibi, şaka şamata arkadaşım gibi algıladığım biriydi. Canı sıkıldıkça gazetenin giriş katındaki çizerler bölümüne kapağı atar, daha kapıdan girerken ortaya beni kışkırtıp kontra cevap vermemi sağlayacak fırlama bir lâf atardı.

Etraftakilerle birlikte Hasan Cemal de gülerdi bu atışmalarda aldığı yanıtlara tütün sarısı dişlerinin otuz ikisini birden sergileyerek.

Allah biliyor ya lâf yarışında her seferinde mat ederdim onu ya da o buna bilerek zemin hazırlardı. Kralla soytarısı mıydık artık, Kavuklu ile Pişekâr mı, bilemiyorum.

Çalışma koşullarımızla ilgili hiç bir sorunumuzu çözmezdi Hasan Cemal. Bazen yanımdan geçerken sarı sarı sırtararak "yakınması sizden duymazlıktan gelmesi benden" gibi konumunu sarakaya alan veciz lâflar ederdi.

Sahiden de çözülmeden ortada dururdu tüm sorunlarımız. Tüm enerjisini jakoben takımıyla didişirken harcadığı için herhalde, biz ölümlülerin ıvır zıvır sorunlarına hiç vakit ayırası gelmezdi.

Ben gene de çok severdim onu. Şimdi "tarif et" deseler "ilk bakışta biraz kalın gibi görünse de özünde çok ince, sağduyulu, sevecen ve en densiz şakalara kaşı bile gülebilen komplekssiz bir adamdır" derdim.

En çok da demokrat kişiliğini severim onun. Bizzat kendisi paşa torunu oluşuyla her fırsatta dalga geçer.

Cumhuriyet'teki 1991-1992 depreminden sonra, gazete içindeki güç dengeleri değişip de Hasan Cemal istifa edip gittiğinde, 80 yıllık tarihindeki belki de tek çoksesli yayıncılık dönemi de kapanmıştı gazetenin. Onun yerine gelen zarafetten uzak komitacı güruhla uzlaşmak gelmedi içimden. Kavga benim kavgam değildi, tanrılar katında cereyan eden bir post kapışmasıydı nihayetinde, ama olup bitenler de içime sindirebileceğim türden değildi.

Bir kalemde sildim onca yıllık gazetemi hayatımdan. Gazete de beni sildi. Pek dostça olmadı bu kopuş.

Ve galiba o dönemde gazetedeki bu darbeli yönetim değişikliğine kamuoyu önünde yüksek sesle itiraz eden tek kişi olmak da, dış kapının mandalı, tavşanın suyunun suyu olmak sıfatıyla bu çizgi romancı parçasına düştü.

Cahil cesareti diyelim. Fazlasıyla gençtim, galiba farkında bile değildim nasıl ürkütücü, nasıl karanlık odaklara horozlandığımın.

Neyse ki Hasan Cemal yıllar sonra iki kitapla bozdu sessizliğini:

"Kimse kızmasın kendimi yazdım"
"Ben Cumhuriyet'i çok sevmiştim"

Bu hakiri işsiz güçsüz ve dışlanmış bir halde bir kenara fırlatan, it sürüsü kadar hasım kazandıran o sürecin öyküsü yıllar sonra Hasan Cemal'i telif zengini yaptı. Anladım ki hayattaki en hakiki mürşit zamanlamadır ve ben o konunun bayağı bir acemisiyim.

İyi bir insandır Hasan Cemal. Adamlığına kefil olurum. Üstelik de vefalıdır. Cumhuriyet'ten tebahhur eyleyip kırklara karışmamı izleyen günlerde arayıp o aralar çalıştığı Sabah gazetesinin teklifini iletmişti. Yıllar sonra da internette web sitesi yapmaya başladığımı öğrenir öğrenmez tekrar arayıp şu anda çalışmakta olduğu Milliyet gazetesinde yazıp çizmek isteyip istemediğimi sormuştu.

"Hamdi Bey'e teşekkür ederim ama yokum" türünden bir şeyler söylemiştim galiba. Buluşup yemek yeme sözümüz bir başka bahara kalmıştı.

Onu görmeyeli hiç olmadıysa 15 yıl olmuştur. Uzakta olsa da, yollarımız kesişmese de abimdir Hasan Cemal, katiyen toz kondurmam.

Benim saçlarım kadayıf gibi ak pak olurken, o sadece favorileri beyaz bırakarak direnmiştir yaşlanmaya.

Cumhuriyet'te çalıştığım günlerde bir gün "geçenlerde köşemde senden bahsettim, farkına bile varmadın, hiç okumuyorsun yazılarımı" diye sitem ettiğini hatırlıyorum. O zamanlar pek okumazdım hakikaten de. Biraz "düz" gelirdi. Ama daha sonra kitaplarının çoğunu satın alıp okudum. Ve sevdim onun zorlamasız duru üslubunu. Ve sahip olduğu yapmacıksız demokrat çizgiyi bir kez daha takdir ettim.

Cumhuriyet'te kan gövdeyi götürürken takındığı karınca ezmez tavra bakıp "galiba biraz çekingen" diye tanımladığım Hasan Cemal'in nasıl mangal gibi bir yürek taşıdığını anlamam için onun Kürtler kitabını okumam gerekti. Meğer cesur ve namuslu insanlara has bir itidalmiş onun o zamanki sessizliği, o zaman anladım.

Şimdi bir süredir Türkiye cübbeli bir darbe ortamında sancılanıp dururken her gün merakla Hasan Cemal'in köşesini açıyorum. Olan bitenden korkmamam gerektiğini, bu günlerin de geçeceğini söyleyip içimizi rahatlatan ya da ne bileyim bu darbeye karşı sesini yükselttiğini görüp "ohh neyse" diyebileceğim bir yazısını okumak için.

Bulamıyorum.

Hasan Cemal sadece futbol yazıyor.

Acaba gazete içinde bölüm mü değiştirdi, spor servisine mi kaydırdılar Hasan Cemal'i, ne oldu ne bitti çözemiyorum.

Hasan Cemal biz çizerlerin şikâyet mektuplarına karşı takındığı tavrı mı takınıyor yoksa yine? Olup bitenleri görmezlikten gelerek darbecilere "hiç şansınız yok" mesajını mı iletiyor futbol yazılarıyla? Ya da "bütün bu olan biten aslında siyaset değil ayak oyunu, böyle rezil konularda kalem oynatıp da seviyemi düşürmem" mi demek istiyor?

Yoksa durum sahiden çok vahim, darbeciler çoktan ipleri ellerine geçirdiler de ben bir kez daha baltayı taşa mı vuruyorum gözü kara muktedirlere pervasızca horozlanarak?

Yav Hasan Abi, bugünlerde kafam çok karışık, bir zahmet bir akıl ver, daha önce olduğu gibi gene ilk dakkada ofsayta mı düştüm? Sen onun için mi hiç siyaset yazmıyorsun, yoksa tesadüfen mi? Ben yazarsam başım o zamanki gibi büyük belâya girer mi bugünlerde de? Eğer öyleyse uyar da bari bu sefer yol yakınken kıvırtayım.

 

Yorumlar

Şunu baştan söyleyeyim: Umarım daha fazla yazmaz.

Futbol mohaç meydan muharebesi, Viyana kuşatması veya Avrupa Birliği ile hesaplaşma havasına sokuldu gibime geliyor. Bunu sadece adını bile doğru yazamayacak durumdaki spor yazarları yapsa, cehalet der geçerim; ama Hasan Cemal'e ne oluyor, benim anlamadığım bu.

Şayet bir süre daha futbol ve sade suya tirit mevzular hakkında kalem oynatırsa, bavulunu toplamakla meşgul olduğunu düşüneceğim. Zira, darbe kışkırtıcılığı ve darbecilerle işbirliği yapan adamlarla bir arada olmak öyle her yiğidin midesinin kaldıracağı iş değil.

Kâmuran Kızlak - 28 Haziran 2008 (01:01)

Zamanı geldi mi bilmiyorum; ama sanırım en zor zamanları yaşıyor "mangal yürekli" yazarlar Darbeci Medyada yazarak (ya da yazamayarak mı demeliydim). Bu zamanlar ki, sızma bildiğimiz o demokratların ne kadar da rivyera olduğunun ortaya çıktığı zamanlardır. TSK çizgisi ile demokrasi çizgisi arasında savrulanların, köşelerinde bunun gerekçelerini anlatırken, altlarından kayan zeminin onları nerelere taşıdığını göremeyecek kadar çaresiz oldukları eşsiz zamanlardır bu zamanlar.

Özgür Sarıkaya - 5 Temmuz 2008 (17:22)

Her insanda böyle dönemler olur. Bıkmıştır. Gına gelmiştir. Yazıyorsun, yazıyorsun, değişen bir şey yok. Umutsuzluğa kapılıyorsun bir süreliğine. Kafa dinlemek için bulmaca çözmeğe verir gibi oluyorsun kendini. İşte tam onun gibi bir şey Hasan Cemal'inki de. O baba adamdır. Adamdır. Korkmayalım.

M. Tekin Üstün ~ 10 Temmuz 2008 (00:00)

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Kısa tutulmuş futbol geyiği

Ali Türkan

Yıllardır aynı şeyleri yazıp aynı şeyleri söyledikleri halde, hâlâ orada olmalarını da sanırım biraz kaz kafalı olduğumdan, anlayamıyorum. Galatasaray'ın şampiyonluğu ve üçüncü yıldız kutlu olsun. Ama futboldan bu safraları ayıklayamadıktan sonra, kırk yıldız takılsa ne olur? "1 Ekim 1905'de mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Mehmet Ata Bey'in dersi esnasında, birkaç arkadaş başbaşa vererek, Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik." Oynatalım Uğur'cuğum! Pilottan verelim. Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°