Patronsuz Medya

Hasan Cemal ne zamana kadar futbol yazacak?

Necdet Şen - 24 Haziran 2008


Normal zamanlarda ihmal etsem bile kritik dönemlerde "acaba o ne düşünüyor?" diye merak ettiğim ve köşesine mutlaka göz attığım bazı kanaat önderleri var. Hasan Cemal de bunlardan biri.

Cumhuriyet'te yazıp çizdiğim yedi buçuk yıl boyunca, bir genel yayın yönetmeninden çok bir abi gibi, şaka şamata arkadaşım gibi algıladığım biriydi. Canı sıkıldıkça gazetenin giriş katındaki çizerler bölümüne kapağı atar, daha kapıdan girerken ortaya beni kışkırtıp kontra cevap vermemi sağlayacak fırlama bir lâf atardı.

Etraftakilerle birlikte Hasan Cemal de gülerdi bu atışmalarda aldığı yanıtlara tütün sarısı dişlerinin otuz ikisini birden sergileyerek.

Allah biliyor ya lâf yarışında her seferinde mat ederdim onu ya da o buna bilerek zemin hazırlardı. Kralla soytarısı mıydık artık, Kavuklu ile Pişekâr mı, bilemiyorum.

Çalışma koşullarımızla ilgili hiç bir sorunumuzu çözmezdi Hasan Cemal. Bazen yanımdan geçerken sarı sarı sırtararak "yakınması sizden duymazlıktan gelmesi benden" gibi konumunu sarakaya alan veciz lâflar ederdi.

Sahiden de çözülmeden ortada dururdu tüm sorunlarımız. Tüm enerjisini jakoben takımıyla didişirken harcadığı için herhalde, biz ölümlülerin ıvır zıvır sorunlarına hiç vakit ayırası gelmezdi.

Ben gene de çok severdim onu. Şimdi "tarif et" deseler "ilk bakışta biraz kalın gibi görünse de özünde çok ince, sağduyulu, sevecen ve en densiz şakalara kaşı bile gülebilen komplekssiz bir adamdır" derdim.

En çok da demokrat kişiliğini severim onun. Bizzat kendisi paşa torunu oluşuyla her fırsatta dalga geçer.

Cumhuriyet'teki 1991-1992 depreminden sonra, gazete içindeki güç dengeleri değişip de Hasan Cemal istifa edip gittiğinde, 80 yıllık tarihindeki belki de tek çoksesli yayıncılık dönemi de kapanmıştı gazetenin. Onun yerine gelen zarafetten uzak komitacı güruhla uzlaşmak gelmedi içimden. Kavga benim kavgam değildi, tanrılar katında cereyan eden bir post kapışmasıydı nihayetinde, ama olup bitenler de içime sindirebileceğim türden değildi.

Bir kalemde sildim onca yıllık gazetemi hayatımdan. Gazete de beni sildi. Pek dostça olmadı bu kopuş.

Ve galiba o dönemde gazetedeki bu darbeli yönetim değişikliğine kamuoyu önünde yüksek sesle itiraz eden tek kişi olmak da, dış kapının mandalı, tavşanın suyunun suyu olmak sıfatıyla bu çizgi romancı parçasına düştü.

Cahil cesareti diyelim. Fazlasıyla gençtim, galiba farkında bile değildim nasıl ürkütücü, nasıl karanlık odaklara horozlandığımın.

Neyse ki Hasan Cemal yıllar sonra iki kitapla bozdu sessizliğini:

"Kimse kızmasın kendimi yazdım"
"Ben Cumhuriyet'i çok sevmiştim"

Bu hakiri işsiz güçsüz ve dışlanmış bir halde bir kenara fırlatan, it sürüsü kadar hasım kazandıran o sürecin öyküsü yıllar sonra Hasan Cemal'i telif zengini yaptı. Anladım ki hayattaki en hakiki mürşit zamanlamadır ve ben o konunun bayağı bir acemisiyim.

İyi bir insandır Hasan Cemal. Adamlığına kefil olurum. Üstelik de vefalıdır. Cumhuriyet'ten tebahhur eyleyip kırklara karışmamı izleyen günlerde arayıp o aralar çalıştığı Sabah gazetesinin teklifini iletmişti. Yıllar sonra da internette web sitesi yapmaya başladığımı öğrenir öğrenmez tekrar arayıp şu anda çalışmakta olduğu Milliyet gazetesinde yazıp çizmek isteyip istemediğimi sormuştu.

"Hamdi Bey'e teşekkür ederim ama yokum" türünden bir şeyler söylemiştim galiba. Buluşup yemek yeme sözümüz bir başka bahara kalmıştı.

Onu görmeyeli hiç olmadıysa 15 yıl olmuştur. Uzakta olsa da, yollarımız kesişmese de abimdir Hasan Cemal, katiyen toz kondurmam.

Benim saçlarım kadayıf gibi ak pak olurken, o sadece favorileri beyaz bırakarak direnmiştir yaşlanmaya.

Cumhuriyet'te çalıştığım günlerde bir gün "geçenlerde köşemde senden bahsettim, farkına bile varmadın, hiç okumuyorsun yazılarımı" diye sitem ettiğini hatırlıyorum. O zamanlar pek okumazdım hakikaten de. Biraz "düz" gelirdi. Ama daha sonra kitaplarının çoğunu satın alıp okudum. Ve sevdim onun zorlamasız duru üslubunu. Ve sahip olduğu yapmacıksız demokrat çizgiyi bir kez daha takdir ettim.

Cumhuriyet'te kan gövdeyi götürürken takındığı karınca ezmez tavra bakıp "galiba biraz çekingen" diye tanımladığım Hasan Cemal'in nasıl mangal gibi bir yürek taşıdığını anlamam için onun Kürtler kitabını okumam gerekti. Meğer cesur ve namuslu insanlara has bir itidalmiş onun o zamanki sessizliği, o zaman anladım.

Şimdi bir süredir Türkiye cübbeli bir darbe ortamında sancılanıp dururken her gün merakla Hasan Cemal'in köşesini açıyorum. Olan bitenden korkmamam gerektiğini, bu günlerin de geçeceğini söyleyip içimizi rahatlatan ya da ne bileyim bu darbeye karşı sesini yükselttiğini görüp "ohh neyse" diyebileceğim bir yazısını okumak için.

Bulamıyorum.

Hasan Cemal sadece futbol yazıyor.

Acaba gazete içinde bölüm mü değiştirdi, spor servisine mi kaydırdılar Hasan Cemal'i, ne oldu ne bitti çözemiyorum.

Hasan Cemal biz çizerlerin şikâyet mektuplarına karşı takındığı tavrı mı takınıyor yoksa yine? Olup bitenleri görmezlikten gelerek darbecilere "hiç şansınız yok" mesajını mı iletiyor futbol yazılarıyla? Ya da "bütün bu olan biten aslında siyaset değil ayak oyunu, böyle rezil konularda kalem oynatıp da seviyemi düşürmem" mi demek istiyor?

Yoksa durum sahiden çok vahim, darbeciler çoktan ipleri ellerine geçirdiler de ben bir kez daha baltayı taşa mı vuruyorum gözü kara muktedirlere pervasızca horozlanarak?

Yav Hasan Abi, bugünlerde kafam çok karışık, bir zahmet bir akıl ver, daha önce olduğu gibi gene ilk dakkada ofsayta mı düştüm? Sen onun için mi hiç siyaset yazmıyorsun, yoksa tesadüfen mi? Ben yazarsam başım o zamanki gibi büyük belâya girer mi bugünlerde de? Eğer öyleyse uyar da bari bu sefer yol yakınken kıvırtayım.

 

 Yorumlar

Şunu baştan söyleyeyim: Umarım daha fazla yazmaz.

Futbol mohaç meydan muharebesi, Viyana kuşatması veya Avrupa Birliği ile hesaplaşma havasına sokuldu gibime geliyor. Bunu sadece adını bile doğru yazamayacak durumdaki spor yazarları yapsa, cehalet der geçerim; ama Hasan Cemal'e ne oluyor, benim anlamadığım bu.

Şayet bir süre daha futbol ve sade suya tirit mevzular hakkında kalem oynatırsa, bavulunu toplamakla meşgul olduğunu düşüneceğim. Zira, darbe kışkırtıcılığı ve darbecilerle işbirliği yapan adamlarla bir arada olmak öyle her yiğidin midesinin kaldıracağı iş değil.

Kâmuran Kızlak - 28 Haziran 2008 (01:01)

Zamanı geldi mi bilmiyorum; ama sanırım en zor zamanları yaşıyor "mangal yürekli" yazarlar Darbeci Medyada yazarak (ya da yazamayarak mı demeliydim). Bu zamanlar ki, sızma bildiğimiz o demokratların ne kadar da rivyera olduğunun ortaya çıktığı zamanlardır. TSK çizgisi ile demokrasi çizgisi arasında savrulanların, köşelerinde bunun gerekçelerini anlatırken, altlarından kayan zeminin onları nerelere taşıdığını göremeyecek kadar çaresiz oldukları eşsiz zamanlardır bu zamanlar.

Özgür Sarıkaya - 5 Temmuz 2008 (17:22)

Her insanda böyle dönemler olur. Bıkmıştır. Gına gelmiştir. Yazıyorsun, yazıyorsun, değişen bir şey yok. Umutsuzluğa kapılıyorsun bir süreliğine. Kafa dinlemek için bulmaca çözmeğe verir gibi oluyorsun kendini. İşte tam onun gibi bir şey Hasan Cemal'inki de. O baba adamdır. Adamdır. Korkmayalım.

M. Tekin Üstün ~ 10 Temmuz 2008 (00:00)

Basında çok az olan "güvenilir kalem"lerden biri, belki ilk akla gelenidir Hasan Cemal. İsteyen burun kıvırsın. Ben de ne zaman fırdöndü yazarlardan sıkılsam açıp bir Hasan Cemal yazısı okuyorum. O bence hepimizin Hasan abisi.

Samet Demir - 6 Aralık 2008 (16:48)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 9894

Necdet Şen yazıları

Editörün Önerisi

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Etiketler





Şu an 263 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
247 - 890 - 1084  
©