Necdet Şen - 19 Temmuz 1984
İsmet Çelik, karikatüre ilk başladığım yer olan Gırgır ve Fırt dergilerinin sessiz, ağırbaşlı, herkes tarafından çok sevilen bir abisi, bir mizah hazinesiydi. Çok genç yaşta öldü. Onun ardından sıcağı sıcağına yazdığım ve o sıralar henüz çalışanı olmadığım Cumhuriyet gazetesine götürdüğüm bu yazı, basında yayınlanmış ilk yazı. (Çocukken Doğan Kardeş dergisine gönderdiğim çocuksu şiir ve Hey dergisinin okur köşesinde yayınlanan birkaç çocuksu okur mektubunu saymazsak tabii.) Yaklaşık yirmi yıl önce yazdığım bu yazıdaki hafiften ağdalı dili hoş göreceğinizi umuyorum. (N.Ş.)
On yıl süreyle iki dergiyi sırtında taşıyan İsmet Çelik, daha önce ölen birçok usta gibi vefasızlığımızın zayıf belleğinde yitip gitmemeli
Salt nüfus cüzdanları değil, kişilikler de eskir. Gün gelir, görenekler yaşlanır, "güncel" e söz geçiremez olur. Toplumun ortak bilinci bin yıllık değerlerinden kuşku duymaya başladığında birey huzursuz, toplum yapayalnızdır. Ama bir tek kişi, anlaşılmaz bir gücün sahibi olan 0, bireyin iç dünyasına ulaşmayı başarır. Kişiyle fısıl fısıl dertleşebilen, yaraları kanatan, yaraları saran sanatçı. Aşınan değerlerin yerine yenilerini koymak, başkalaşan koşullarla birlikte yenilenmiş bir kimlik bulmak durumunda kalan toplumun en güçlü dayanağıdır 0.
Ayrımına varmaksızın ettiğimiz bir söz, bir yaklaşım, bir tavır... Ya da neye kızıp, neye güldüğümüz... Kimliğimizi oluşturan en özgül ayrıntılara değin, kimlerin armağanıdır bize, bilebillr miyiz? Ne ölçüde kendimize özgü ya da ne denli genel geçer olduğumuzu? Ayırdına varsak da varmasak da "ben böyleyim" diyerek sahiplendiğimiz özelliklerimizin birçoğu, açık unuttuğumuz medialardan içimize sızıveren, bizi ele geçiren, ve artık yabancısı olmaktan çıktığımız zekâ pırıltılarıdır.
Niçin 20 yıl önce zırıl zırıl gözyaşı dökerek seyrettiğimiz yerli melodramları şimdi gülerek, dalga geçerek izliyoruz? Ne oldu da bu denli değiştik? Eşsiz bir ustanın "TV'de yerli sinema" yazıları mı bizi bu denli etkileyen? Okulda, kahvehanede, evde yaptığımız şakalaşmalar; bunların iç mantığı tümüyle bizim buluşumuz mu? Nasıl olur da şunca insan bir araya gelir, ortak bir biçemle düşünüp, şakalaşır? Yo yo, yadsımamalı, birileri bizi yeniden yoğuruyor.
67 yıllık "Akbaba" işlevini bitirmiş olarak ortadan çekilirken, yerini yeni bir gülmece anlayışına bırakıyordu. Bu tarz, "sulu mizah", "yoz mizah" türünden çeşitli eleştirilere karşın, yine de gülmece alanında ezici bir üstünlük kurarak, son on yıla tartışılmaz bir biçimde damgasını vuracaktı Neredeydi peki bu çizgi ağırlıklı gülmece olayının başkalığı? Süavi Süalp'ten esinlendiği salaş bohemlik, berduşluk, saçmanın mantığı, küçük insanların en kuytu köşelerinden bulunup çıkartılmış saygınlıktan uzak, derbeder gülünçlükler, lumpenleşmiş cinsel bakış, küfür estetiği, efekt sözcükler, entrika, şaşırtmaca, entellektüelizme karşı hergelelikten yana bakış açısı mı? Yoksa (kabaca Walt Disney'e mal edilebilecek) abartılı bir çizgi biçemini Türkleştirerek (daha doğrusu hanzolaştırarak), kendi çizgi dilini oluşturması mı (oluşturmaktan öte, en ufak ayrıntılarına değin kurala bağlayarak, gülmeceye getirilmiş bir yeniliği, anında sayrı bir tutuculuğa dönüştürmesi mi?)
Ama bu anlayış hiç kuşku yok ki, gülmecemize yeni bir tat da getirdi. Daha yoğun bir gülme potansiyeli, kıvrak bir desen, sıcak bir anlatım, bilek ustalığı, nutuk atmamaya özen gösteren bir toplumculuk ve karikatüre içirdiği "Comics" tarzının esnekliğiyle, en sıkıcı konuları bile sıradan yurttaşların gündelik yaşamına sokma becerisi...
Aynı sıcaklık ve kestirme anlatımın düzyazıda daha büyük bir başarıyla uygulandığını görüyoruz. Ama burada durup hemen belirtmek gerekir ki, bu türün yazıdaki tartışılmaz en büyük temsilcisiydi İsmet Çelik. Onun yazılarını okurken, daha gülmeniz geçmeden yenisine yakalanırdınız. Tek paragrafa birkaç espriyi sığdırabilecek bir gülmece dehası mıydı, yoksa birkaç espriyi tek paragrafta anlatabilen bir yazın ustası mı, çözebilene aşkolsun... Belki ikisi birden... Ama gerçek şu ki (insanlığıyla da sanatıyla da ender bulunur bu kişi) yaşamın her kırıntısından yoğun çılgınlıklar üretebilen üstün nitelikli bir beyin işçisiydi. (Bir çalışma anında beyin kanaması geçirerek vakitsiz yitmesi de bundan mıdır?)
Gülmece yazısının karikatür aralarındaki minik boşlukları doldurmak için kullanıldığı bir ortamda verdi ürünlerini. Kendi deyimiyle "kibrit kutusu kadar" alanlara, uzunluğu önceden sınırlanmış yazılar yazmaya koşuldu. Ekmek parası kılığına girmiş sadizmin boy hedefi oldu on üç yıl boyunca. Olanca güçlüğe, kemirici koşullara karşın, en iyiyi üretmeyi, tek ve yeri doldurulamaz olmayı başardı yine de. Özgün bir kişilik, düşünme ve konuşma biçemi kazandırdı genç kuşağa. Yalnız yaptığımız nükteleri değil, bunun mantığını da ondan kaptık.
Rotatiflerle yarışırcasına neşe üretmek, kendisi yaşamı hep ıskalarken insanlara "Yarım Gülüşler" sunmak yüce insanlara özgü bir erdem olsa gerek.usta, "acıları damıtıp gülmeceye çeviren" o az bulunur değerlerden bir tanesiydi. On yıl boyunca yazıları, karikatür esprileri ve "Seçme Saçma" larıyla bugünü güler yüzle karşılamayı öğretti genç kuşağa. Yaşamın melodram olmadığını, çatık kaşın, sıkılmış yumruğun, hüznün, yılgınlığın insanlık dışılığını duyurdu hep... Gülümsemeyi öğreterek bize... Ve gülümseyen fotoğraflarını bırakarak ardında, usulcacık kalkıp gitti, "Biraz Gelir Misiniz?" diyen sese uyarak... Bizleri borçlu bırakarak üstelik... Borçluyuz ona... Eğer unutturursak kendisini, her biri birer sevinç kıvılcımı yapıtlarını sarımtırak makyajlı sayfalar arasında terk edersek gelenekleşmiş bir ayıbı aynen sürdürürüz.
Sağlığında hiç kitabı olmadı (bir eczacı kalfasıyken ekmeğinden kesip bastırdığı şiir kitabının dışında), ama olmalı artık. Gecikmiş de olsa, yenisi yazılamayacak yazıları, karikatür esprileri, bir teki bile unutulmadan kitaplarda toplanmalı (tüm geliri ardında bıraktığı ailesinin olmak üzere), okurlara kazandırılmalı.
Bir gülmece okulunun ruhu, üstün emeğiyle iki dergiyi sırtında taşıyan, kimilerine hak etmedikleri servetler sunan İsmet Usta da öteki ustalarımız (ve utançla borçlu kaldıklarımız: Süavi Süalpler, Mim Uykusuzlar, Mehmet Polatlar, Şadi Dinççağlar, onlar, unuttuklarımız (ve ölüm yıldönümlerinde bile bir adını anmayı çok gördüklerimiz) gibi vefasızlığımızın zayıf belleğinde yitip gitmemeli.
Not: İsmet Çelik'in on yılı aşkın bir zaman aradan sonra 1990'lı yılların ortalarında bir kitabı oldu. Adı: Size Baba Diyebilir Miyim Amca? Bulup okumanızı öneririm, İsmet ustanın şu anki dilimize katkısını anlamanız için.
Necdet Şen
Savaşma sıvış!
Ali Türkan
Bir yerlerde ve yine yeniden, kanla bir takım sınırlar çizilecek. Aklıma, Brecht'in bir sözü geliyor: "Büyük Kartaca, üç savaşa katıldı. Birincisinden sonra, hâlâ güçlüydü; ikincisinden sonra ancak yaşanabilir haldeydi; üçüncüsünden sonra, yerle bir oldu. Devam
Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir!
Necdet Şen
Bu bir yenilginin hikâyesidir aslında. Çünkü biliyorum ki, büyük Yazar bunun bin katı sorunu göğüsleyip yine de yazmayı sürdüren kişilerin arasından çıkar. Devam
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!
Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
Sahibinden, Kullanılmamış Vicdan
Kâmuran Kızlak
Çalışanlar Kapitalizm tarafından daha iyi pozisyonda, daha bilerek ve daha profesyonelce düdükleniyorlar, işyerinde kendilerini sanki partonmuş gibi algılıyorlar, şirketin kârlılığı için gecelerini gündüzlerine katıyorlar, şirket yıllık kârını açıkladığında sevinçten taklalar atıyorlar, ait oldukları sınıfı unutuyorlar ve hatta hakir görüyorlar. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »