Patronsuz Medya

22 Ağustos 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Eşek tepmenin bile raconu var

Necdettin Efendi - 11 Nisan 2008


William'ın mektubu

Merhaba Necdettin Abi,

Beni hatırladınız mı bilemeyeceğim. Ben William. Hani Britanya adasından. Yazı göndermiştim ya size hani vaktiylen, fî tarihinde. Hani siz de kendi cevabınızlan birlikte yayınlamıştınızdı köşenizde. Bana da bazı ipuçları vermiştinizdi, "nasıl yazmalı?" diye.

Hatırladınız di mi abi, ben işte o William'ım.

Abiciim, öncelikle hürmetler ederim. Buradan bir istediğiniz varsa, hani bulgur, tarhana, kuru baklava falan, söyleyin, emir telâkkî ederiz.

Abiciim, ben geçen zaman zarfında Türkçe'mi biraz daha ilerlettim. Hatta biraz Osmanlıca bile öğrendim yukarıda şey ettiğim veçhile. Bildiğim Arapça ve Farsça kelimeleri yazılarımın ve sonelerimin orasına burasına serpiştirerek kendimce belâgat yapıyorum.

Yani aslına bakarsanız, öyle Ali Türkan olmak falan gibi bir emelim yok. Haddime düşmez o kadarı. Boyumu aşar. Hani, bizimki tarihe bir çentik atmak, yaşanan gündelik hayhuyun kıyıcığına bir nevî derkenar düşmek felan kabilinden bir şey.

İlişikteki Word dosyasında naçizane karalamalarım var. Beğenirseniz eti sizin kemiği bizim Bobi'nin. Beğenmezseniz de hiç dert etmeyin. Ben küsmem. Size öfke dolu emailler yazıp "sen benim kim olduğumu biliyor musun, ben falan şirkette yöneticiyim" diye çiğlikler de yapmam abi.

Ben bu arada bir iki eserimi buradaki yerel bir yayınevinden bastırttım abicim. Bilirim, tiyatroylan pek aranız yoktur, ama gene de bir posta kutusu numarası felan verirseniz, size de bir nüsha göndermek isterim. Yazdığım piyesin adı da pek manidar: Arabın İntikamı. Ama buradaki yayıncı bu adı sevmedi, "Othello" diye değiştirdi, ses edemedim.

Şu aralar nevrotik bir gencin bunalımlarını anlatan bir başka piyes yazıyorum. Adı, yayıncı gene uyuzluk etmezse "Danimarka Sarayında Ensest ve Cinayet" olabilir. Ya da "Keşanlı Hamlet Destanı" felan. Bakalım, gün ola harvest ola.

Abiciim, Derkenar başından beri çok güzeldi ama bu son tasarımıyla daha da güzel oldu. Unutmadan, sitedeki yazarlar da seçmece. Hepsini beğenerek okuyorum. Tarafımdan iletirseniz, memnu olurum.

Kalın sağlıcakla abiciim. Gününüz alaim-i sema gibi rengârenk, geceleriniz kuzgunî siyah, fecirleriniz ve fücurlarınız samanyolu galaksisi kadar derunî olsun abicim. Kalpten selâmlar. Kızım Ofelya da ellerinizden öper.

* William Shakespeare, Müellif, Büyük Britanya

* * *

Necdettin Efendi'nin cevabı

Merhaba Willy,

Tabii ki hatırlıyorum seni yahu. Daha bunamadık. Hafızayı necdet (henüz) nisyan ile malûl değil.

Hemen konuya gireyim. Yazındaki "girizgâh niyetine" diye başlayan kısma kadar olan parça bence ayrı bir yazı olabilir, ondan sonrası ayrı bir yazı. Tek yazı da olabilir tabii. Ama uzun ve didaktik kaçar.

Bu aralar sende bir tereddüt algılıyorum. "Nasıl yazmalı?" konusunu kafanda netleştirememiş gibi bir havan var.

Bu normal. İnsan yazdıkça açılıyor. İlk zamanlar Ali'de bile vardı bu tereddüt. Hepimizde vardı.

Tüm yazan ve bana fikir soran arkadaşlara önerdiğim ve kendimin de uyduğum bazı yöntemlerim var yazı yazarken. Paylaşayım:

Bir, tepem attığında o an yazmamak ve öfkemin yatışmasını beklemek.

İki, içinden ne kadar sövmek gelse de, küfür ve hakaretin okuyana karşı bir nevi taciz olduğunu bilmek ve ilk anda yazsan da ikinci ve onsekizinci okuyuşlarda bu lâfları ya yumuşatmak ya da kaldırmak.

Üç, yazıları muğlak bir okur kitlesine değil de, sohbetinden zevk aldığın ve seni anlayacağından emin olduğun sağduyulu biriyle sohbet eder gibi yazmak. O zaman gereksiz izahat ve "beni anlayamayacaklar" gerginliği, yerini tatlı ve zorlamasız bir üsluba bırakıyor. Öteki türlü kuru ve iddiacı olunuyor ister istemez.

Dört, yazılara öğreterek değil de olayı anlatarak başlamanın yazının geri kalanını okutma açısından faydalı olduğunu unutmamak. Hatta mümkünse hiç seminer vermeden, sadece olayı nakletmekle yetinmek. Nasıl olsa bir gün "okumuş" birileri de çıkar ve "Şekspirzade William Efendi'nin falan yazısında anlattığı gibi" diyerek işin estetik ve felsefi boyutunu açıklar. Böylece işin "bal mahmut" kısmını senin, "öğreten adam" kısmını da başkasının üstlendiği sembiyotik bir yazma/tefsir etme serüveni oluşur.

Yazı bu haliyle de çoğu yazıdan daha güzel. Ama sendeki potansiyeli düşünürsek, bence kendini kasmadan ve üslup yapmaya çalışmadan, telefonda bir kankanla sohbet eder gibi ve bir çırpıda yaz ve sonra on yüz milyon bin kere oku, düzelt. Ben şahsen öyle yapıyorum.

Ama daha da önemlisi, tek bir yazıya bu kadar saplanmayıp "olsa da yazdım olmasa da" deyip, bu yazıyı bir an önce kotar ve "başyapıt" hayalini bir sonraki yazına ertele.

Haa, bir de asla ve kat'a bana Word dosyasıyla yazı gönderme. Sitede Yazar Formu var, oradan gönder.

Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplini edinirsin (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin.

Hayat uzun. Derkenar da bir yere gitmiyor. Hep burada. Bazı konuları da üçyüz altmış beşinci yazıya erteleyebilir ve birikimini minik lokmalar halinde sunabilirsin bize.

Ve Derkenar yazarları hakkındaki bu güzel düşüncelerini bence ilgili yazının altına yorum olarak eklemelisin. Yazar arkadaşlar okusun, mutlu olsun.

Haa, bir de minik dilbilgisi dersi: "Memnu olurum" derken, sanırım "memnun olurum" demek istedin. Memnu, Arapça kökenli bir sözcük olup, "yasak" anlamına gelir. "Aşk-ı Memnu" = "yasak aşk" gibi... Memnun'sa "hoşnut" demektir. Bir de "falan" kelimesini "felan" diye yazıyorsun. Sanırım hoşluk olsun diye yapıyorsun ama biraz sakil kaçıyor.

Ama yine de aferin. Sahiden de epeyce mesafe katetmişsin Türkçe konusunda. Tebrik ederim. Konguraçyuleyşıns yani.

Ve bir de içinden nasıl gelirse gelsin, lütfen yazılarında ve yorumlarında beni pohpohlama. Ben ne kadar sevgi oburu olursam olayım, Editör biraz katı. Behemahal sansür edilirsin.

Şimdilik bu kadar. Aslında buraya yazdıklarımı siteye de koysam fena olmayacak galiba. Halkım okusun, irfanımızla irşad olsun.

Sevgiyle kal. Parşömenin kuru, bıyığın kaytan, saçların briyantinli olsun.

* Necdettin Efendi, Çükmenistan Fahrî Başkonsolosu

 

Yorumlar

Yazınızın tarihi dünü gösteriyor olması bana bir "dejavu" yaşıyorum gibi geldi ama esas söylemek istediğim bu değil. Zaten yukarıda söylenenin tarihle sınırlanacak bir yanı yok, her zaman geçerli.

Önemli olan, hangi sebeple yazılmış olursa olsun, okuduklarımın bende gerçekten bir iç hesaplaşması ihtiyacı yaratmış olması.

Elimdekinin yalnızca çekiç, diğer yazılanları da çivi olarak görmeye kalkmak gibi, kendim de hoşlanmadığım bir psikoza girdiğimi düşünüyorum şimdi. Samimi olduğuma inanmanızı isteyerek bu özeleştiriyi yapıyor ve kırdığım herkesten özür dileyerek çekiliyorum.

Derkenarla tanıştığıma gerçekten çok memnunum.

Ali Sedat Çetinkoz - 12 Nisan 2008 (12:11)

 

Necdet Şen - Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Sesi güzeldi

Ali Türkan

O da gözlerini kocaman açmış, bana bakıyordu. Nedenini ben de bilmiyorum ama gözlerimi kaçırıp, - Kızın nasıl? Diye sordum. Birden kayboldu. Nereye gitmişti bu oğlan? Şimdi buradaydı be! Yalnızca bir kâğıt duruyordu az önce uzandığı yerde. Açtım kâğıdı. İki satır bir şey: Ben beceremiyorum bu hayatı. İkimiz de pek tanıyamadık babalarımızı. Bir gün, büyüdüğünde, kızıma nasıl bir adam olduğumu sen anlat lütfen. Kalkıp acı badem likörünü açtım. Teypte Kazancı Bedih, "Garip Bir Kuştu Gönlüm" türküsünü söylüyor, saçma sapan bir kasabada sabah oluyor. Yazar

Son Yorumlar

En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri

Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu

Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu

Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Zamansız bebeklerin ölümleri

Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.

Perihan Mağden (Radikal)

En Son Yazılar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°