Patronsuz Medya

Eşek tepmenin bile raconu var

Necdettin Efendi - 11 Nisan 2008


William'ın mektubu

Merhaba Necdettin Abi,

Beni hatırladınız mı bilemeyeceğim. Ben William. Hani Britanya adasından. Yazı göndermiştim ya size hani vaktiylen, fî tarihinde. Hani siz de kendi cevabınızlan birlikte yayınlamıştınızdı köşenizde. Bana da bazı ipuçları vermiştinizdi, "nasıl yazmalı?" diye.

Hatırladınız di mi abi, ben işte o William'ım.

Abiciim, öncelikle hürmetler ederim. Buradan bir istediğiniz varsa, hani bulgur, tarhana, kuru baklava falan, söyleyin, emir telâkkî ederiz.

Abiciim, ben geçen zaman zarfında Türkçe'mi biraz daha ilerlettim. Hatta biraz Osmanlıca bile öğrendim yukarıda şey ettiğim veçhile. Bildiğim Arapça ve Farsça kelimeleri yazılarımın ve sonelerimin orasına burasına serpiştirerek kendimce belâgat yapıyorum.

Yani aslına bakarsanız, öyle Ali Türkan olmak falan gibi bir emelim yok. Haddime düşmez o kadarı. Boyumu aşar. Hani, bizimki tarihe bir çentik atmak, yaşanan gündelik hayhuyun kıyıcığına bir nevî derkenar düşmek felan kabilinden bir şey.

İlişikteki Word dosyasında naçizane karalamalarım var. Beğenirseniz eti sizin kemiği bizim Bobi'nin. Beğenmezseniz de hiç dert etmeyin. Ben küsmem. Size öfke dolu emailler yazıp "sen benim kim olduğumu biliyor musun, ben falan şirkette yöneticiyim" diye çiğlikler de yapmam abi.

Ben bu arada bir iki eserimi buradaki yerel bir yayınevinden bastırttım abicim. Bilirim, tiyatroylan pek aranız yoktur, ama gene de bir posta kutusu numarası felan verirseniz, size de bir nüsha göndermek isterim. Yazdığım piyesin adı da pek manidar: Arabın İntikamı. Ama buradaki yayıncı bu adı sevmedi, "Othello" diye değiştirdi, ses edemedim.

Şu aralar nevrotik bir gencin bunalımlarını anlatan bir başka piyes yazıyorum. Adı, yayıncı gene uyuzluk etmezse "Danimarka Sarayında Ensest ve Cinayet" olabilir. Ya da "Keşanlı Hamlet Destanı" felan. Bakalım, gün ola harvest ola.

Abiciim, Derkenar başından beri çok güzeldi ama bu son tasarımıyla daha da güzel oldu. Unutmadan, sitedeki yazarlar da seçmece. Hepsini beğenerek okuyorum. Tarafımdan iletirseniz, memnu olurum.

Kalın sağlıcakla abiciim. Gününüz alaim-i sema gibi rengârenk, geceleriniz kuzgunî siyah, fecirleriniz ve fücurlarınız samanyolu galaksisi kadar derunî olsun abicim. Kalpten selâmlar. Kızım Ofelya da ellerinizden öper.

* William Shakespeare, Müellif, Büyük Britanya

* * *

Necdettin Efendi'nin cevabı

Merhaba Willy,

Tabii ki hatırlıyorum seni yahu. Daha bunamadık. Hafızayı necdet -şimdilik- nisyan ile malûl değil.

Hemen konuya gireyim. Yazındaki "girizgâh niyetine" diye başlayan kısma kadar olan parça bence ayrı bir yazı olabilir, ondan sonrası ayrı bir yazı. Tek yazı da olabilir tabii. Ama uzun ve didaktik kaçar.

Bu aralar sende bir tereddüt algılıyorum. "Nasıl yazmalı?" konusunu kafanda netleştirememiş gibi bir havan var.

Bu normal. İnsan yazdıkça açılıyor. İlk zamanlar Ali'de bile vardı bu tereddüt. Hepimizde vardı.

Tüm yazan ve bana fikir soran arkadaşlara önerdiğim ve kendimin de uyduğum bazı yöntemlerim var yazı yazarken. Paylaşayım:

Bir: Tepem attığında o an yazmamak ve öfkemin yatışmasını beklemek.

İki: İçinden ne kadar sövmek gelse de, küfür ve hakaretin okuyana karşı bir nevi taciz olduğunu bilmek ve ilk anda yazsan da ikinci ve onsekizinci okuyuşlarda bu lâfları ya yumuşatmak ya da kaldırmak.

Üç: Yazıları muğlak bir okur kitlesine değil de, sohbetinden zevk aldığın ve seni anlayacağından emin olduğun sağduyulu biriyle sohbet eder gibi yazmak. O zaman gereksiz izahat ve "beni anlayamayacaklar" gerginliği, yerini tatlı ve zorlamasız bir üsluba bırakıyor. Öteki türlü kuru ve iddiacı olunuyor ister istemez.

Dört: Yazılara öğreterek değil de olayı anlatarak başlamanın yazının geri kalanını okutma açısından faydalı olduğunu unutmamak. Hatta mümkünse hiç seminer vermeden, sadece olayı nakletmekle yetinmek. Nasıl olsa bir gün "okumuş" birileri de çıkar ve "Şekspirzade William Efendi'nin falan yazısında anlattığı gibi" diyerek işin estetik ve felsefi boyutunu açıklar. Böylece işin "bal mahmut" kısmını senin, "öğreten adam" kısmını da başkasının üstlendiği sembiyotik bir yazma/tefsir etme serüveni oluşur.

Hulâsa: Yazı bu haliyle de çoğu yazıdan daha güzel. Ama sendeki potansiyeli düşünürsek, bence kendini kasmadan ve üslup yapmaya çalışmadan, telefonda bir kankanla sohbet eder gibi ve bir çırpıda yaz ve sonra on yüz milyon bin kere oku, düzelt. Ben şahsen öyle yapıyorum.

Ama daha da önemlisi, tek bir yazıya bu kadar saplanmayıp "olsa da yazdım olmasa da" deyip, bu yazıyı bir an önce kotar ve "başyapıt" hayalini bir sonraki yazına ertele.

Haa, bir de asla ve kat'a bana Word dosyasıyla yazı gönderme. Sitede Yazar Formu var, oradan gönder.

Şimdi sen anlatacak şeylerle dopdolu olduğundan, her oturuşta roman yazma eğilimi gösteriyor olabilirsin. Normaldir. Zamanla o disiplini edinirsin (yarım saatte 3 bin vuruşluk yazı yazmak gibi). Dediğim gibi, ilk yazılarda "nasıl yazmalı" sorusuna kilitlenmek yerine, kendine "şu kadar sürede yazıp vericem" gibi zaman sınırlaması koyarsan pratiğini daha çabuk geliştirirsin.

Hayat uzun. Derkenar da bir yere gitmiyor. Hep burada. Bazı konuları da üçyüz altmış beşinci yazıya erteleyebilir ve birikimini minik lokmalar halinde sunabilirsin bize.

Ve Derkenar yazarları hakkındaki bu güzel düşüncelerini bence ilgili yazının altına yorum olarak eklemelisin. Yazar arkadaşlar okusun, mutlu olsun.

Haa, bir de minik dilbilgisi dersi: "Memnu olurum" derken, sanırım "memnun olurum" demek istedin. Memnu, Arapça kökenli bir sözcük olup, "yasak" anlamına gelir. "Aşk-ı Memnu" = "yasak aşk" gibi... Memnun'sa "hoşnut" demektir. Bir de "falan" kelimesini "felan" diye yazıyorsun. Sanırım hoşluk olsun diye yapıyorsun ama biraz sakil kaçıyor.

Ama yine de aferin. Sahiden de epeyce mesafe katetmişsin Türkçe konusunda. Tebrik ederim. Konguraçyuleyşıns yani.

Ve bir de içinden nasıl gelirse gelsin, lütfen yazılarında ve yorumlarında beni pohpohlama. Ben ne kadar sevgi oburu olursam olayım, Yayıncı biraz katı. Behemahal sansür edilirsin.

Şimdilik bu kadar. Aslında buraya yazdıklarımı siteye de koysam fena olmayacak galiba. Halkım okusun, irfanımızla irşad olsun.

Sevgiyle kal. Parşömenin kuru, bıyığın kaytan, saçların briyantinli olsun.

* Necdettin Efendi, Çükmenistan Fahrî Başkonsolosu

Bir sonraki yazı: Yazacaksın da ne olacak? »

 

 Yorumlar

Yazınızın tarihi dünü gösteriyor olması bana bir "dejavu" yaşıyorum gibi geldi ama esas söylemek istediğim bu değil. Zaten yukarıda söylenenin tarihle sınırlanacak bir yanı yok, her zaman geçerli.

Önemli olan, hangi sebeple yazılmış olursa olsun, okuduklarımın bende gerçekten bir iç hesaplaşması ihtiyacı yaratmış olması.

Elimdekinin yalnızca çekiç, diğer yazılanları da çivi olarak görmeye kalkmak gibi, kendim de hoşlanmadığım bir psikoza girdiğimi düşünüyorum şimdi. Samimi olduğuma inanmanızı isteyerek bu özeleştiriyi yapıyor ve kırdığım herkesten özür dileyerek çekiliyorum.

Derkenarla tanıştığıma gerçekten çok memnunum.

Ali Sedat Çetinkoz - 12 Nisan 2008 (12:11)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 8862

Necdet Şen yazıları

Editörün Önerisi

Yüzünü kaybetmiş insanlar

Ali Türkan

Gene kirpiğin oynamayacak. Belki komşu ülkeyi yerle bir edecekler ve sen "nasıl olsa ticaret yapmıyoruz" diyebilecek, kullanamadığın lüks arabaların derdine düşeceksin ve adam olmaktan dem vuracaksın.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Etiketler





Şu an 131 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
34 - 62 - 79  
©