Patronsuz Medya

Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen - 6 Mart 2010


Son günlerde artan "eğitim" tartışmalarını okuyunca, beş altı sene evvel ısrar üzerine üye olduğum bir mail grubunu hatırladım.

Türkiye'nin ünlü bir üniversitesinin mezunlarının ABD'ye kapağı atmış mezunlarının kurduğu / üye olduğu bir gruptu bu. Ben "misafir" kabilinden oradaydım.

Bir süre yazışmalara göz atmış, -deyim yerindeyse- dehşete kapılmıştım. Neden dehşete kapıldığımı izah edebilmek için, önce bu grupla ilgili gözlemlerimi özetlemekte yarar var.

Son söylenecek sözü en baştan söyleyeyim, lâf uzamasın; ben hayatımda o kadar pespaye tipi bir arada görmedim.

Çoğunluğu, sadece okumamış insanları değil, diğer üniversitelerin mezunlarını bile hakir gören bir anlayış içindeydiler. Mezunu oldukları üniversitenin şöhreti, onlarda en ilkelinden bir klan ruhu yaratmış gibiydi.

Neredeyse tamamında bu "çok özel" üniversiteyi bitirmiş -ve "büyük" ülkeye kapağı atabilmiş- olmaktan kaynaklanan hastalıklı bir kibir vardı. Yazışmalarında gülünç derecede züppe ve saldırgan bir dil kullanıyorlardı. Özellikle de grubun erkek üyeleri arasındaki testesteron yarışı pankreas güreşçilerine bile pes dedirtecek düzeydeydi. Yazışmalarda genel olarak aralara bolca ingilizce kelime sıkıştırılmış bir bohçacı kadın kavgası hüküm sürüyordu aslında.

Ve bu kişiler kendilerini ya çok seçkin kişiler zannediyorlardı ya da öyle görünmeye çalışıyorlardı.

Birçok grupta olduğu gibi bu grupta da öne çıkmış, iddiacı, dominant, herkese lâf yetiştiren, ortaya attığı ve uzattıkça uzattığı tartışmalarda "benimle baş edemezsiniz, çünkü rezilleşme konusunda sınır tanımam" mesajını veren, kendi kişisel sorunlarını (cinsel açlık, nevroz, kompleks, vd) oradaki herkesin sorunu (ödevi) gibi gören tipler vardı.

* * *

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.

İlyaz üstadın kanaatine aynen katılıyorum; eğitim, bu tür kişilere "madem ki eğitimliyim, o zaman tavuğun budu benim hakkım, geri kalanlar xıçımı yesin" zihniyetini nakşediyor olmalı. Bu yanılsama, bencilliği ve çiğliği kendini "mezuniyet" ile edinilmiş "kariyer" üzerinden meşrulaştırıyor.

Ve en önemlisi, bu tür bir bozulmanın doğal sonucu olarak, diploma ile liyakat birbirine karıştırılıyor. Bir işi kendisinden daha iyi yapanları "ben üniversite mezunuyum, bir ilkokul mezunu nasıl benden çok para kazanır ya?" diye hakir görme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar.

* * *

Ha, sonra ne mi oldu? Hiiç. O kadar ifrazatı midem kaldırmadı, çıktım gruptan. Şu yukarıda yazdıklarımın çok çok azını (tek cümle halinde) söyleyerek çekip gittiğim halde deliye döndüler; ne puştluğum kaldı ne hazımsızlığım. Bir müddet benimle uğraşmayı kendilerine iş edindiler. Ve bu arada "yav bu kadar da olmaz artık, arkadaşlar, kantarın topuzunu fazlasıyla kaçırdık" diyen bir tek allahın kulu çıkmadı içlerinden. Çıktıysa da ben tanık olmadım.

Gruptan çıkışım öyle pek kolay olmadı tabii ki. Tüm uyarılarıma rağmen mail kutum onların sakil yazışmalarıyla dolup taşmaya devam ettiği, yani listeden -inatla- çıkartılmadığım için, grubu spam gönderdiği konusunda Yahoo'ya bildirdim.

Bir süre sonra gelen mailler -nihayet- kesildi. Daha sonra ne oldu bilmiyorum. Grup halen devam etmekte midir, yoksa dinmek bilmez negatif enerjileri ve garezleriyle birbirlerini kesip doğramaya ve bin parçaya bölünmeye devam ediyorlar mıdır, hiç haberim yok.

Belki bazıları evlenip çoluk çocuğa karışmış ve en azından cinsel açlıktan kudurarak ortalığı salyaya sümüğe boğanlar, gruptaki dişilere sarkıntılık edenler bir miktar azalmıştır.

Bana gelince, bu kısa mail grubu maceram sayesinde almam gereken dersi aldım sanırım. O gün bu gündür hiç bir mail grubuna üye olmuyorum. Bu tür davetleri de tereddütsüz spam olarak işaretliyorum.

"Öyle meşgulüm ki başımı kaşıyacak zamanım yok" diye yakınan birilerine rastlayınca da, içimden, "vah vah, acaba kaç tane mail grubuna üye" diye sormaktan kendimi alamıyorum.

 

 Yorumlar

O sozunu ettiginiz pespaye grup halen devam ediyor. Esekligi degil, geyikligi baki kilan bu grup sanirim insanlarin birbiri ile siyaset yuzunden kavga etmedigi, goruslerini sifir sansur acikliyabildigi tek gruptur. Orada kantarin topuzu hep kaciktir, zaten amac da hicbir zaman soz ozgurlugunu kantara vurmak olmamistir.

Tahsin Candas - 9 Mart 2010 (14:01)

Ben de mail grupları üzerine iki lâf etmek isterim. Maceram 13 sene geriye, soc.culture.turkish isimli newsgroup taki yazışmalara dayanıyor. Yukarıda yazılanlara bizatıhi şahidim. Bir başka dikkatimi çeken konu da genel mail gruplarındaki "devlet vazifelisi" yoğunluğu. Emekli üniformalılardan, halen memuriyeti devam edenlere kadar bir dünya görevli buralarda kalem oynatıyor. Bir zamanların İşçi Partisi mensupları da ortamı domine etmede çok ustalar.

Bir başka ismini vermeyeceğim genel bir gruba da ısrar ile üye oldum. Halis niyetle kurulmuş sivilleşme esaslı bir gruptu. Çoştum, yazdıkça yazdım. Saldıranlar, destekleyenler... Adrenalin hep yüksek seviye. 2002 senesinde grubun moderatörlerinden birinin daveti ile bir yemekte 12 kişi buluştuk. Kalıbımı basarım ki dört tanesi devlet görevlisiydi. Beni gözlerinde büyütmüşler, hangi teşkilata hizmet ettiğimi merak etmişlerdi. Feraha erdiler. Hatta birisi sonrasında hastam oldu senelerce geldi gitti. Benim mail grupları maceram ise biri hariç (Cerrahpaşa 1986 mezunları grubu) 2002 senesinde bitti.

Yazının müellifinin tahsil ile cehaletin gitmediği aksine daha küstah bir havaya büründüğü, böylece de eşekliğin katmerlendiği mealindeki görüşüne şapka çıkartıyorum. Elhak şahidim.

Ahmet Faruk Yağcı - 9 Mart 2010 (21:29)

Ülkemizin en uzun süreli "tahsilini" yapan bireylerinin, bu uzun süre sonunda "tahsil" edebildiklerinin boyutu yazık ki içler acısı.

Böyle bir meslek grubundan birisi olarak, bunca yıl yalnızca öğretim yapıldığını ama insanların bir kısmının bir türlü eğitilemediğini görmek beni nasıl üzüyor, anlatamam. Üstelik bu "tahsil" sürecinde katkısı olması gereken bir "eğitici" sıfatına da sahip olmam bu üzüntümü katmerli hale getiriyor.

Toplumun iletişim becerisinin, bileşik kaplar yasası benzeri, her iş kolunda, her sosyal katmanda üç aşağı beş yukarı aynı olduğunu bilmek de pek yarar sağlamıyor o üzüntüyü hafifletmek konusunda. Bu ülke, karşısındakinin sözünü kesmeden 5 dakikadan fazla dinlemeyi beceremeyen, ama adlarının önünde ne ünvanlar taşıyan insanlarla dolu. Akademisyenler, siyasetçiler, yazarlar, çizerler, hukukuçular, sağlıkçılar, artistler, neler neler!

Özeleştiri, biz Türkler için, başkaları yaptığında takdir edilen bir davranıştır. Kendimize uygulanması caiz değildir. Eleştiri ise biz yaptığımızda "tadından yenmeyen", bize yöneldiğinde yöneltenin "berteraf edilmesi gereken" bir eylemdir.

Karşısındakini eleştirirken gerekirse kızan, bağıran, hararetle tartışan ama efendiliğini bozmayan eleştiricilerle, bu eleştirileri dinlerken gene gerekirse kızan, bağıran, çağıran ama efendiliğini bozmayan eleştirilenleri bir arada görmek ne yazık ki çok zor.

Kim demiş, bilmiyorum; ya da birisi demiş mi, onu da bilmiyorum ama kulağımda kalan bir söz var: "Ahlâki açıdan yeterince işlenmemiş, olgunlaşmamış insanlara iyi bir tahsil yaptırılması, bunları toplumun başına dert haline getirir" mealinde. Ne çok örnek var böyle, değil mi? Oysa "dolu başağın boynu bükük olur" diye biliriz.

Ooof of!

Sevgili Necdet Şen, ayna tutmuş yüzümüze; bakınca üzülüyor insan.

Melih Özel - 9 Mart 2010 (23:11)

20 yaşındayım. Edirne'de, işletme bölümü 2. sınıfta okuyorum ve yurtta kalıyorum. Bu okumak istediğim bölüm değil ama alternatifim yok denecek kadar az. Ve yapmak istediğim işler arasında hesap kitap muhasebe yok. Hatta bunlar hiç ilgimi çekmiyor.

Meslek lisesinde okul öncesi öğretmenliği bölümünü bitirdiğimde anaokul öğretmenliği gibi bir iş yapmak istedim ama sınavda istediğim yeri kazanamadım.

Kendimi gelişmemiş ve boş hissediyorum. İlgi alanlarımla uğraşmak içinse ya para yok ya baba baskısı var. Yine de kendime nefes alma alanları açmaya çalışıyorum.

Etrafımdaki herkes bu okulu bitirmem gerektiğini öğütlüyor. Bunun gerçekçi olduğunu biliyorum fakat kendimi de sıkıştırılmış hissetmekten kurtulamıyorum.

Tuğçe - 5 Nisan 2010 (15:40)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 3863

Necdet Şen yazıları

Editörün Önerisi

Koştum koştum yoruldum

Deniz Türkoğlu

"Ana fikri söylemeden gittin." dedi. "Mapusa düşmenin ana fikri nedir?" diye çakmak çakmak soruyor gözleri. Aklıma gelen ilk şeyi söyledim. "Mapus insanları değiştirir."


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Etiketler





Şu an 191 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
614 - 2688 - 2964  
©