6 Eylül 2008 Cumartesi
Necdettin Efendi - 13 Mayıs 2008
Merabalar Necdet Abi,
Sabah şeriflerin hayrola ve de uçuşan pirelere kışt kışt! (Heh heh, espri yapayım dedim, bilmem oldu mu yani, ehi ehi, olsa da yaptım olmasa da:)
Şu an ayakta olduğunu biliyorum, çünkü sen karga kabahatini yemeden kalkmış ve kompyütır başına geçmiş ve dahi sebilhane bardakları gibi dizdiğin alengirli tümcelerinle kimbilir hangi derunî mevzulara balıklama dalıp, feylosofane ve dervişane fikirler dercedip, yazı masasını seccade kılaraktan, adeta ibadet edercesine, bla bla bla,,, (şey abi cümlenin ucunu kaçırdım da, ehi ehi :)
Abi, neyse, lâfı uzatıp kaşıntı yaratmadan arz-ı hâl eyleyeyim; bu sefer yeni yazımı Word dosyasıyla değil de sitedeki Yazar Formu vasıtasıyla göndermiş bulunuyorum ve tabii ki ben bir Ali Türkan sayılmam, hatta Tuna Kiremitçi ve Kürşat Başar bile sayılmam (ama onlar kadar yakışıklıyımdır yani, he he heee:), yani demekliğim odur ki, şu kürre-î arz üstünde bir ben vardur bende benden içerü...
Bu yazımda tüketim toplumunun makineleştirdiği horospu çocuklarına adamakıllı giydirdim. Bu dallamalara karşı o kadar hınç doluyum ki abi, yazdım yazdım hırsımı alamadım, daha da yazacam, ööle bilendim yani. Bunu oku sen, çok daha sert bir yazı geliyor arkasından. Kodum mu oturturum yani, sertimdir biraz.
Ondan sonra da, Melâmî Tekkesi, Millî Reasürans Merkezi ve Sular İdaresi hakkında zehir zemberek birkaç yazılar yazmayı düşünüyorum! Koyacam yani oralarına hepsinin!
Neyse abi, seni daha fazla germeyeyim. Yazıyı bi oku, fikriyatını belirt diyecektim. Yumuşak olduysa, daha da sertleştirebilirim. Sövebilirim, dövebilirim, darp edebilir, tân eyleyebilirim. Tırmalayabilir, kaşıyabilir, bayıra da karşı yatırabilirim hatta. Bizde öfke gani. Klavyenin de kemiği yok hani.
Öpüldünüz abi! Kahrolsun her şey! Annem bile okşasa, benim bağrım taş olur.
Lütfen görüş belirt abi. Senin düşüncelerin benim için ayet-i kerime kıymetindedir.
William Shake Speare, Britanya'nın asî çocuğu ("rebel without a cause")
William'cığım, ciğerim, estağfurullah, senin yeteneğini puanlayacak durumda değilim. Ama madem "abi" olarak görüyor ve fikrimi soruyorsun, affına sığınarak, daha evvel de zikrettiğim görüşlerimi bir kez daha yineleyeyim.
(Aman haa, kendi üstüne alınma, ortaya konuşuyorum, herkes faydalansın diye.)
* Ne kadar üslup yapmaya çalışırsan o kadar yapmacık oluyor. Tamam, Türkçe'yi sular seller gibi okuyup yazıyorsun, yazacak dünya kadar da konun var. Ama neden illâ da edebîyat yapıcam diye kendini bu kadar sıkıntıya sokuyorsun? Daha düz yazamaz mısın?
* Ben de senin gibi, şu "özleştirme" saçmalığıyla dilimizden sürgün edilen eski kelimelere "meftunum". Bazen ben de aralara bir iki tane unutulmaya yüz tutmuş Osmanlıca kelime ya da deyim serpiştiriyorum. Ama bu meret var ya, baharat gibidir; azı karar çoğu bulamaç. Maksadın kelime hazneni sınamak, egonu tatmin etmekse tamam, ama "okunsun" istiyorsan, şu ağdayı ve cilayı biraz daha az kullanmalısın.
* Sık sık hatırlatıyorum; kafan bozukken, gönlün kırıkken, kalbin harapken, yazmayı ertele; bekle, keyfin yerine geldiğinde yaz. Ve (aman ha) sövüp sayar gibi, ilenir gibi, lânet okur gibi değil, kankanla bıcırdaşır, harmandalı oynar, hayatın tadını çıkarır gibi yaz (onun da b_kunu çıkarmadan tabii). Mütemadiyen kınayan, hakir gören, elinde balta, "berbat" avına çıkan, linç eden yazılar yazmakta kararlıysan, bir daha düşün. Hatta git biraz dolaş, martılara, bulutlara, denizin ve gökyüzünün sonsuzluğuna dal, senin müzmin gerginliğinin ve hep olumsuz ayrıntılara odaklanıyor oluşunun kaç kişinin neresinde olacağına dair derin tefekküre dal, sonra eve dön, yazdıklarını bir de o gözle oku; bakalım nasıl bulacaksın.
* Eleştirel akıl, tabii ki durağan ve ezberci bir zihinden daha iyidir. Ama diğer yandan da, eleştirmek dünyanın en kolay işidir. Daha doğrusu, saldırgan bir memnuniyetsizlikle uyanık bir zihni birbirine karıştırıyor olmak. Osmanlıca deyim hakkımızı kullanarak söyleyecek olursak, bu ikisini ayırt etmek için özel bir dikkat göstermekte "faide mülâhaza addediyorum".
* Nükte, aksırık gibi kendiliğinden geldiğinde hoş, ama "şimdi espri yapacağım, yapıyorum, yaaaptııım, anladın değil mi, yani ben şunu demek istedim" ve benzeri zorlama şirinlikler, çoğu zaman tam da istenilenin tersi sonuç doğurabilir. Sen duymazsın belki ama tam da o sırada birileri "hadi lan, canım ille de gülmek isteseydi, internette senin yazını değil, Cem Yılmaz'ın videosu arardım" diyor ve ekranın sağ üst köşesindeki kırmızı çarpı işaretini tıklıyor olabilir.
* Unutma ki "iyi bir ilk izlenim için ikinci bir fırsat yoktur" ve bu da dahil, tüm genellemeler, aslında bir parça sahtedir. Samimiyet (yani içtenlik) ise, tadından yenmez. (Peeeh!) Kısa ve öz yazan bakkalla uzun ve sıkıcı yazan bakkalın arasındaki farkı biliyoruz değil mi? Afişi bile var.
* Cümle aralarına parantezler, çıkmalar, meseller, ek cümleler sokuşturarak, meramını anlaşılmaz yapmaktansa, duru ve yalın bir dille anlatmak çoğu zaman daha iyi sonuç verir. Dene, göreceksin, çok kolay.
* Neydi parolamız? "Konuşur gibi yazmak." Yazdığın şey, yani içerik, iyiyse, anlattığın bir şey varsa, resmî evrak gibi bile yazsan, gene de mala davara okuyana faydası olur. Ama yok, pek bir şey anlatmayan içi boş bir yazıysa, istediğin kadar lâf kalabalığı yap, ortaya çıkan şey, gene de lâf kalabalığıdır.
(Bu son öğüdüm hem kızıma, hem de gelinime idi aslında.)
Hulâsa, Yunus'tan tornistan ederek söylemek gerekirse; bu ayetin tefsiri şudur:
"Derviş William, sözü eğri büğrü söyleme!
Seni sigaya çeken bir Molla Necdet gelir."
Bugünlük de bu kadar. Sağlıcakla kal William. Yarın ola hayrola. Her zamanki gibi, kediler yoldaşın, yosmalar oynaşın olsun, dam üstünde un eleyen tombul memeli kızlar rüyana girsin, acıyı bal, Fırat'ı yol, öfkeyi kul eyle (sen öfkeye kul olma), karanfil koksun cıgaran, dağlarına bahar gelsin memleketinin, cıgarayı bırak damla sakızı çiğne, tüpgazcıya, garsona, komiye, sucunun bakkalın kaportacının çırağına üç beş kuruş bahşiş ver.
Aydur.
Harapistanlı Kul Necdettin
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Artık heyecandan mı, yoksa alkolden mi bilinmez, kapının önünde mevzuya girmek ve "Allah'ın emri." demek istedim ama ağzımdan "alleeeenim" diye bir ses çıktı yalnızca. Mehtap, bizi o halde görünce, bütün sokağı çınlatan bir kahkaha attı ve "girin içeri manyaklar" deyip kapıyı ardına kadar açtı. Velhasıl, hayatımda gördüğüm en kral hareketi çektiler ve çocuklarının adını Ali koydular. Şimdi Kanada'da yaşıyorlar. Bugün de Ali'nin 20. doğum günü. Nice yıllara, eşek sıpası! Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.