6 Eylül 2008 Cumartesi
William & Eddie - 21. yüzyıl
Şey, merhaba, bişey sorucaktım, ben amatörce bişeyler yazıyorum, bu yazılarım Derkenar'da çıksın istiyorum, acaba yollasam yayınlar mısınız?
Daha önce de bikaç eserimi yollamıştım, sanırım elinize geçmemiş olmalı.
Not: Bu arada Derkenar'ı yeni bişey olsa da olmasa da her gün tıklıyorum. Hayranınızım desem yeridir. Bütün kitaplarınızı aldım, arkadaşlarıma siteyi tavsiye ettim, böyle bir okurunuzum yani.
Belki neyin nesi olduğumu merak edersiniz diye, size ne kadar kafalı bir adam anlatan kitabın kapağındaki resmimi de gönderiyorum. Öyle lâgara lugara bir tip olmadığımı bilin diye yani.
Sevgiyle ve umutla kalın, insanlık onuru yoldaşınız ayışığı sokak lâmbanız olsun.
William Shake Speare, Britanya (Kuzey Avrupa)
Tabii ki yaz William'cığım, seni kim tutar? Derkenar niye var?
Lâkin yazını göndermeden önce senden bir iki minik ricam olacak:
1. Öncelikle imlâsı ve noktalaması yerli yerinde olursa yazını sayfaya yerleştirirken bana kurdeşen döktürmemiş olursun.
Örnek vermek gerekirse;
a) Nokta (.) başlayan cümlenin ilk kelimesine değil, biten cümlenin son kelimesine yapışık olur. <- yani böyle
b) Keza her cümlenin sonunu üç nokta (...) ile ya da daha beteri iki nokta (..) ile bitirmek amatörlük göstergesidir.
c) Tırnak (") ile kelime arasında boşluk bırakılmaz. Daha açık bir deyişle, tırnak, hem sağdan hem soldan, içine aldığı kelimeye bitişik olur ve diğer kelimelerle arasında boşluk bırakılır. (Örnek: bu "doğru", bu " yanlış ").
d) "De-da" eki ile "ki" bağlacını yanlış yerlerde ayırıp yanlış yerlerde bitiştirenlerden olmamak gerekir.
e) Eğer yazın Türkçe karakterlerle yazmana engel teşkil eden bir klavye sorunun varsa veya öyle yazmaya alışmışsan, yani yazın "yapistirdim, kirildim, sikildim" formatında ise, o i'leri tek tek ı yapana kadar göbeğim çatlıyor (ki o kadar zamanım yok, pösteki sayıyorum) ve bazen "ben deli miyim, niye kendi yazılarımı yazmak (ya da ekmek paramı kovalamak) yerine bunları düzeltiyorum?" diye düşündüğüm oluyor. Bu sorunu çözmek için şu adresi öneririm.
f) Yazılarını asla ve kat'a Word programıyla gönderme. Çünkü bir Word belgesinde senin bold yaptığın yerler falan bana gelirken düz metine (plain text) dönüşüyor. Ve ben bir gözümle senin yazıya bakarken, diğer gözümle de tüm o cümleleri tek tek bold yapıyorum. Gereksiz
taglarını tek tek temizliyor, onun yerine paragraflar açıyorum. Alelacele yazıp postaladığın o metinleri defalarca okuyup düzeltiyorum. Bu işler tahmin edemeyeceğin kadar çok zamanımı alıyor.
g) Paragraflarını olabildiğince kısa tutmanı behemahal tavsiye ederim.
Neden dersen, uzun paragrafları (özellikle de inmternette) okumak hem zorluk yaratıyor hem de göz yoruyor. Unutma ki internet yayıncılığının hedef kitlesi, rahatsız bir iskemlenin ucuna ilişmiş, cihazın hiç susmayan fan motorunun gürültüsüne katlanan, gözünü az da olsa radyasyon yayan ve kıpraşıp duran bir ekrana dikmiş, belki onlarca sayfa açmış ve o saatten sonra bir kısmını okumayıp kapatacak olan, dikkati dağınık, kafası kazana dönmüş, yorgun, sabırsız bir insan evlâdıdır.
Eğer o esnada çay falan içiyorsa, bunu muhtemelen (kaldığı yeri kaybetmemek için) paragraf aralarında yapacaktır. O kadar uzun paragraf okuyucunun çayını soğutur. Hatta yüksek bir ihtimalle o kişi ilk paragrafın sonuna gelmeden sayfayı kapatıp, daha kolay okunan bir sayfaya yönelir.
Benden söylemesi ama en uzun paragrafın bir üsttekinden daha uzun olmasın. Kitap başka, dergi başka, web sitesi başkadır; hepsinin formatını göz önüne almak, ona göre yazmak gerekir.
Bilmem anlatabiliyor muyum Wilyamcığım?
4. Haaa, bir de şiir yayınlamıyorum (zaten anlamam). Yazılarda da kendi damak zevkimi esas alan "Derkenar formatı" kuralına göre seçim yapıyorum.
Yani, çiçek böcek hissiyat falan konularında destan uzunluğunda iç dökmeler yerine bir nevi "hayat okulu" gibi algılanabilecek, yalın, ama insana dair sözü olan sohbet tadında yazıların hem Derkenar'a hem de internete daha uygun olduğu kanısındayım.
Bir de tabii birilerine sıçıp sıvayan, yakınıp sızlanıp duran, karamsar mutsuz depresif yazıları kendim okumuyorum ki size de okutayım. O nedenle, tercihim zaten sıkılmış daralmış ve bir lokma yaşama sevinci bulmak için Derkenar'ı tıklamış dostlarımıza o bir lokmacık rahat nefesi aldırmak olduğunu göz önünde tutarak, mümkün olabildiğince iyimser, hoşsohbet, samimi, hatta mizahî yazılar olması tercih sebebidir.
(Not: Geçenlerde gönderdiğin Othello adlı yazını pek beğendim, ama yukarıda zikrettiğim nedenlerden dolayı yayınlayamıyorum; hem çok uzun, hem de her satırından mutsuzluk ve kompleks akıyor. Neymiş efendim, "ben şoparım, çirkinim, bu ay parçası Desdemona beni kesin boynuzlar, öldüreyim de namusum temizlensin". Yuh yani! Yani Othello'ya! Sana da yuh! Hangi devirde yaşıyoruz?)
Haa sahi, bir de "Yazıların yapmacıksız olursa daha iyi olur. Öyle yok Danimarka Prensi, yok Montegüler, yok Kapuletler falan gibi sanatsal soyutlamaları boşver, bizzat kendi hayatından sahici bi şeyler yaz" desem, fazla mı ileri gitmiş olurum?
Haa, bir de, Türkçe karşılığı olan sözcüklerin İngilizcesini yazmaktan kaçın derim. Yani, titreşim yerine vibrasyon, odak yerine focus, görüntü yerine imaj, söylem yerine diskur, tam gün yerine full-time falan yazarsan, belki üşenmez düzeltirim, ama muhtemelen üşenir yazını çöpe gönderirim. Biliyorum, sen doğma büyüme İngiltere'lisin, anadilin İngilizce, ama kabul et ki burası Türkçe yayın yapan bir dergi.
Özetlemek gerekirse, sevgili William (sana "sen" dedim diye alınmadın umarım, biz bizeyiz ne de olsa), inanıyorum ki sen bunlardan çok daha iyilerini yazabilirsin, yazıların gelecekte okullarda ders kitabı diye okutulur, hatta film-milm bile olur, ama internet başka bir mecra, orada insan uzun ve ağdalı yazılar okumak istemiyor. ADSL ve elektrik faturaları çok kazık. Bir de cihazlar radyasyon mu yayıyormuş ne...
Ve son olarak şunu eklemek isterim. Umarım sen de başlangıçta Derkenar'da yazıları çıktığı için mutluluk duyan, ama sonra şu ya da bu nedenle küsüp, "sitedeki yazılarımı sayfanızdan çıkarınız" türünden tafra maili yollayanlardan olmazsın. Umarım. Nadiren de olsa, bu tarz nevrotik cilveler yapanlar çıkıyor. Bu tarz çocukça kaprisleri tatmin etmeye çalışırken (daha sonra bir de çıkarmak için emek harcadığım) o yazıların tashihini, görsel hazırlığını, sayfaya yüklemek için döktüğüm terleri, ziyan olan zamanımı düşünüp yedi silsilelerini hayırla yâd ediyorum.
Yine de bütün bunlar moralini bozmasın. Yeni yazılarını bekliyorum. Unutma ki Derkenar yazarı olmak hilâl-i ahmer yararına yapılan angarya bir iştir, ama yine de ayrıcalıktır. Zaten paralı dergiye babam da yazar.
Sevgiler.
Sir Eddie Teur (Publisher of Derkenar web magazine)
Bir sonraki yazışma: Yazmak ya da yazmamak! İşte bütün mesele!
Bir gül kadar güzel ol ama dikeni kadar zalim olma bir söz söyle ya sonsuza kadar yaşat ya da bir defa öldür. Ama asla yaralı bırakma...
Diyar Ermiş - 18 Mart 2008 (21:24)
Necdet Şen - Necdet Şen

Ali Türkan
Alkol lobisinin bastırması sonucu, alkolden çok daha az zararlı uyuşturucuların yasaklanmasını, uyuşturucu ticaretini ve bu ticaretin yılda beş yüz milyar amerikan doları cirosu olduğunu, bunun yaklaşık elli milyarının Türkiye üzerinden aktığını ve bu miktarın yüzde 5 - 7 gibi bir kısmının cennet vatanımızda kaldığını, kara parayı, vatan için kurşun sıkan "kahramanları" anlatmak, azıcık sosyal içerikli takılabilmek için başlamıştım ama galiba gerçekten karta kaçıyorum. Her konuda bi anı var anasını satayım! Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.