Patronsuz Medya

Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar

Büdütör- 19 Şubat 2010


Kıymetli Yazar, fakirhanemiz Derkenar'ı şereflendirdiğiniz için teşekkürlerimiz ve temennalarımızla. Doğru bir seçim yaptınız.

Gerçi Derkenar'a yazı yazan insanların tamamı ne yaptığını gayet iyi bilen, yakın galaksilerin yazar/çizer standardının çoook çok fevkinde olan kişilerse de, belki iyi niyetli bir aceminin yolu buralara düşer diye, orta yere üç beş pratik öneri bırakmakta fayda mülâhaza addediyoruz.

Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz.

Girişi kısa tutarak direktman konuya girelim.

(Not: Derkenar'a yazı yazmayacak olanların bu yazıyı okuma mecburiyeti yok. Tamamen kendilerine kalmış. Sıkılırlarsa sorumluluk kabul etmeyiz.)

Başlık hususu

Yazınıza başlık atarken şunlara dikkat etmenizde yarar var:

- Yazının içeriğini doğru yansıtıyor olmasına…

- Çarpıcı ve ilgi uyandırıcı ve yazıyı okumaya teşvik edici olmasına…

- Tamamının büyük harfle yazılmamış olmasına (bağırtı gibi algılanır)…

- Tüm kelimelerinin büyük harfle başlamamasına (Word programının yediği standart bir halttır, alet olmayınız)…

Yazının bizatıhî kendisi

Uzun ve içi boş lâkırdılar ne Büdütör'ün ne de okurun ilgisini çekmez. Konu ne olursa olsun, özlü ve akıcı bir dille yazmanızı öneririz.

İmlâ ve cümle yapısı konusundaki yalapşap işler Büdütör'ü üzer. Lütfen sisteme yazı kaydederken, yapacağınız her özensizliğin, düşük cümlenin, hatalı noktalamanın, kaynak belirtilmemiş alıntının, vesairenin, bu yazıları okuyup yayına koyan o mahfiyetkâr insanın (ben oluyorum) hayatından çalınmış kıymetli bir zaman olduğunu da göz önünde bulundurunuz.

Çok uzun paragraflar internette okuma zorluğu ve göz kuruluğu yaratır. Tamam, reklam spotu yazar gibi, her cümleden ayrı bir paragraf yapın demiyorum ama hiç değilse beş on cümlede bir yeni paragraf açsanız, okuyana bir güzellik yapmış olursunuz. Hiç değilse paragraf aralarında, kaldığı yeri kaybetmeden çayından bir yudum alır ya da boynunu kırtlatır.

Asabınız bozuksa, içinizin kirini çıkarmanın en iyi yolu, bağıran ilenen itham eden bir yazı yazıp internete yestehlemek değil. Önce sakinleşin, sonra yazın. Bağırırcasına konuşan -ve yazan- insandan pek hazzedilmez. Hangi fikirde olursanız olun, bunu anlatmanın daha zarif bir yolu olduğunu lütfen aklınızda tutun. Hakaretamiz ve desteksiz suçlamalarla dolu yazılar, büyük olasılıkla çöpe gider, söylemedi demeyin.

Şahsen, Derkenar okurlarının aptal ya da densiz olduğunu hiç zannetmiyorum. O nedenle, bu siteye yazarken, lâftan anlamaz bir takoza dil sayıyormuş gibi değil de, en az sizin kadar zarif ve zekî bir dostunuzla sohbet ediyor gibi yazarsanız, karşı yamaçtan gelecek yankı da aynı zarafette olur. Düsturumuz budur.

Olur olmaz yerde kullanılmış üç nokta, çok ünlem, lüzumsuz açıklamalar, vurgu olsun diye yerli yersiz tırnak/parantez içine alınmış ifadeler, kelimelere ve deyimlere takla attırılarak yapılan ıkındırık nükteler, yazının akıcılığını zedeler. Mümkün olduğu kadar bunlardan kaçının.

"Vadideki Balzac" romanının müellifi Honore De Zambak, bir cümlede kullandığı kelimeyi 6 sayfa boyunca bir daha kullanmazmış. Müsriflik gibi görünebilir ama tecrübelerimden biliyorum, aynı kelimeyi -özel durumlar dışında- arka arkaya kısa aralıklarla kullandığınızda, okuyan insanda "kabızlık" izlenimi uyandırıyor.

"Ben" kelimesi de sık kullanıldığında narsizm hissi uyandırıyor ("ben var ya ben" sendromu) ve okurun yazara olan saygısı bir parça devalüe oluyor. Mümkünse, yazılarınızı sisteme kaydetmeden evvel mutlaka tekrar tekrar okuyup, içindeki fazla "ben"leri ayıklayın.

Odanızda yalnızsanız, bir tavsiye, yazarken yazınızı duyabileceğiniz bir tonda mırıldanarak okumayı deneyin. İfadenin zorlama ve kitabî mi, yoksa doğal ve akıcı mı olduğunu anlamak açısından epey faydası dokunur.

Şiir yayınlamıyoruz. Bunu sormayın artık. Daha önce başka sitelerde yayınlanmış yazılara da itibar etmiyoruz. Lütfen bize bakir yazı gönderin, bikrini biz izale edelim.

Hâlâ "de"leri "da"ları, "ki"leri, "mi"leri doğru yerde ayırmasını bilmeyen ve ayrı olması yerde bitişik, bitişik olması yerde ayrı yazanlardansanız, gazabımdan korkun. Sonra oturur, "yav, delimine niye yayınlamadıki yazı mı, nekadarda güzel di" diye hayıflanır durursunuz.

Aslında bu saatten sonra çok ayıp ama gene de "şu ana kadar bilmiyordum ama öğrenmek istiyorum" diyenler için birkaç ipucu vereyim:

- "Şarap çanağım sende mi Hüsnü?"

- "Aah! Sen de mi Brütüs? Hay babanın şarap çanağına!"

- "Kahvaltıyı masada yapalım mı?

- "Masanın da, sandalyenin de, kahvaltının da…"

- "Seninki züğürt tesellisi azizim."

- Velev ki siyasî simge…"

- Madem ki gidiyorsun bırakıp burda beni / Bir daha şey edeyim ne olur dur da seni."

- Uysa da örnekledim, uymasa da…"

Anladık değil mi? Aslında basit; "de" ve "da" eklerini cümleden attığımızda ortaya anlamsız bir cümle çıkıyorsa, bitişik yazmak gerekiyor. Yok, "de" ve "da" çıktığında gene de iyi kötü bir anlamı varsa, o zaman ayrı yazılıyor.

"Ki" eki ise daha kolay; mülkiyet bildiren "ki" eki bitişik, bağlaç olanlar ayrı olacak. Örnek: "Benimki, seninki, onunki, ebeninki, herkesinki" ve benzerleri bitişik; "madem ki, diyorum ki, anladım ki, bilmem ki, ben ki, sen ki, biz ki" ve benzemezleri ayrı…

Biraz incelenirse mantığı kolayca kavranabilecek bir şey bu. Bu kadar basit bir kuralı hâlâ öğrenememiş olanlara karşı pek sempatim yoktur, biline!

(Yazının bundan sonraki bölümlerinde koyu renkli kelimelere dikkat ederek de zanaatı kapabilirsiniz.)

Başka sitelere verilen linkler hususu

Bazen yazınızın içeriğiyle ilgili olarak başka sitelerin iç sayfalarına link vermemiz gerekebilir.

Fakat, web sitelerindeki her tasarım ya da altyapı değişikliğinde, sitedeki tüm sayfa adresleri de değişir. Çoğunlukla diyelim. (Derkenar'da da oldu bu birkaç kez. Halen daha olmakta.)

Dolayısıyla, yazınıza başka sitedeki bir sayfanın linkini yazarken, bu linkin birkaç ay (ya da yıl) sonra artık açılmayan, önermiş bulunduğunuz içeriğine ulaşılamayan "kırık" bir link olacağını da hesaba katmalısınız.

Peki o halde ne yapmak gerekiyor?

Önerdiğiniz sayfadaki içeriğin size anlamlı ve önemli gelen bir-iki cümlesini ya da paragrafını (hatta uygunsa, yazının başlığını ve yazarın adını) alıntılayıp, en alta da URL'yi yazarsanız, (biliyorsunuz, URL, tarayıcının adres çubuğunda görülen ve "http://" ile başlayan satırın adıdır) yarın öbür gün "ERROR - sayfa bulunamıyor" uyarısıyla karşılaşan okur (ya da çilekeş Büdütör) o alıntıyı ya da başlığı arama motoruna yazıp aratarak sayfanın yeni adresini -bir ihtimal- tekrar bulabilir.

En iyisi, yazımızı olur olmaz linklerle doldurmamak, ama ille de gerekiyorsa, aşağıdaki örneğe benzer bir şekilde eklemek, en uygunudur.

"Bu millet adam olmaz!"

"Büyük Türk Düşünürü Herbo Kamay Danoz, Gülhane parkındaki kargalara verdiği demeçte, 'cumhuriyetin kazanımlarına dil uzatanın dilini haşlar salata yaparız' demiştir. Borsada düşüş beklenmiyor. Bla bla bla…"

Tabii, arada sırada eski yazılarınızdaki linkleri tıklayıp, ne durumda olduklarını kontrol etmek de Türk yazarının en asil ödevlerinden biridir. (K. Atatürk)

Spot hususu

Pantolonu gösteren ütü, yazıyı gösteren spottur. Dikkatlice seçilmesinde yarar var. (Hoş, Yazar ihmal etse bile Büdütör gereğini yapar ya, gene de bu işi siz düzgün yapın ki özenli kişiliğinize duyduğumuz saygı katlansın.)

Spotu, yazının mümkünse son kısımlardan, yazının kreşendosunun en yüksek olduğu, en can alıcı bölümünden seçin ki, spot kalabalığı arasından ilk önce sizinki seçilsin. Uzunluğu konusunda da diğer spotları örnek alın.

Teknik konu: Keywords (anahtar kelimeler) hususu

Bu keyword denen şey, internette arama yapan insanların yazımıza ulaşması için ormana bırakılmış bir ekmek kırıntısıdır. Hafife almamak lâzım.

Diyelim ki sinema konusunda bir şey yazdık. Diyelim, Fellini filmleri hakkında. Eğer anahtar kelime "sinema" ise, çok genel bir tabirdir, milyonlarca aynı kelime arasında kaybolur gider.

Ama meselâ "Federico Fellini" yazarsak şansımız biraz daha artar. Niye? "Sinema"ya göre daha özeldir de ondan.

"Fellini filmleri" yazarsak daha da artar. Çünkü iki kelimeden oluşmuş bir kombinasyondur. Bu iki kelimeyi birden içeren sayfa sayısı, sadece birini içeren sayfa sayısından daha azdır. "Federico Fellini" ve "Amarcord" kelimelerini birlikte yazarsak, ilk sayfalarda görünme şansımız daha daha artar.

Yani, anahtar kelimelerin içeriğini ne kadar özelleştirir ve daraltırsak, tek kelimelik muğlâk ifadeler yerine kelime gruplarından oluşmuş tamlamalar oluşturursak, özel konularda yapılan aramalarda bulunma ihtimalimiz o kadar çoğalır. (Örnek: "fellini'nin amarcord filmi, hangi yıl çekildi")

Kısacası, arama yapılırken çok kullanılacak olan ifadeleri tahmin edip yazarsanız, yazınızı (o sevimsiz tabirle) daha iyi "pazarlamış" olursunuz.

Ama tabii bu ifadelerin sahiden de yazınızın içeriğinde (tercihan giriş kısmına yakın bir yerde) kullanılmış olması gerekiyor. Yazıda olmayan anahtar kelimeler kullandığınızda arama motorları kandırıkçılık yapmaya çalıştığınızı varsayıp siteyi cezalandırır. Bu da dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak gibi bir şeydir.

Ve tabii en önemlisi, bütün bunları bilmek ama yazımızı yazarken "acaba Google bu yazıyı kaçıncı sayfadan listeler" gibi saçma sapan sorularla kafamızı meşgul etmemek. Biz yazılarımızı Google algoritmaları tarasın, sınıflandırsın, puanlasın diye değil, üç beş insan evlâdı okusun, gönülden gönüle yol olsun, ota bota faydamız dokunsun diye yazıyoruz, değil mi canım?

O Google hazretleri de yazımızı beğenmezse anca gider, arkadan ense tıraşını seyrederiz.

Kaliteden ödün vermek yok. Zinhar!

Yazıyı sisteme kaydettik, peki sonra ne olacak?

Kibarca bekleyeceğiz. Belki aynı gün belki bir hafta sonra yayınlanır. Belki Büdütör'ün siteyle ilgilenmesini engelleyen bazı özel sorunları vardır. Belki modemi arızalanmıştır. Belki sisteme daha önce kaydedilmiş ve yayınlanma sırasını bekleyen başka yazılar vardır. Belki yazı beğenilmemiştir, yayınlanmayacaktır.

Daha fenası, siz yazıyı sisteme kaydettiğinizi zannettiğiniz halde bir anlığına kesintiye uğrayan internet bağlantısı ve benzeri nedenlerle aslında yazınız sanal uzayda yok olup gitmiş de olabilir.

Dostane tavsiyem, "Sevgili Pıtırcık, yazınız sisteme kaydedildi, teşekkür ederiz" mealindeki açıklamayı görmedikçe yazınızı bize emanet ettiğinizden o kadar da emin olmayın.

Böyle bir kuşkuya kapıldığınızda "Kaydet" butonuna bir daha basın. Korkmayın, kimseye zararınız dokunmaz. Sizi "basıp durmasana ulan" diye azarlayan bir uyarı yazısı da çıkmaz.

Her neyse. Yazdınız, kaydettiniz, internette veriler su gibi akıyor, sistem yazınızın tebellüğ edildiğini onayladı, aradan makul bir zaman geçti, yazının yayınlandığı falan yok.

Bu tür durumlarda Büdütör iki satırlık da olsa bir not yazıp "şu sebeplerden dolayı yazınız Derkenar'a uygun bulunmadı" diye açıklama yapsa ne hoş olurdu, değil mi?

Ah, evet, olurdu.

Ve fakat, 10 yıllık büdütörlük deneyiminin öğrettiği üzere, bu tür izahlardan sonra genellikle psikoterapi seanslarını andıran iç bayıltıcı bir "neden, niçin, bana haa, ben falan yerde müdürüm" süreci başladığı ve Büdütör zaman zaman harakiri yapma noktasına geldiği için, bu seçeneği geçelim.

Peki o vakit ne yapacağız? Böyle "kişiye özel" açıklamalar beklemek yerine, biraz aşağıdaki linkleri tek tek tıklayıp, okumamız için önerilen o yazıları kıraat eyleyeceğiz. Daha önce defaaten açıklanmış olan konularda bir de kendimiz için hususi açıklama istemeyeceğiz.

* * *

Ne demiş öpüle öpüle kulağının arkası nasır bağlamış ulu kişiler?

"Evlere servisimiz yoktur."

Elhâk, bizim de yoktur.

* * *

Yazar tarafından okunmasında fayda görülen yazılar:

 

Necdet Şen yazıları

Editörün Önerisi

Çizgi Roman diliyle Siyaset algısı

Necdet Şen

Ortalama bir çizgi roman okuru daha en baştan bu tarz simgelerin ne anlama geldiğini öğrenerek işe başlar ve eline hangi kitabı ya da süreli yayını alırsa alsın, olguları bu cetvelle ölçer.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Çocukken yağmurun kokusu da başka

Melih Özel

Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.


Susmayı Özlemek

Gökhan Akçiçek

Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.


Densizlikler denizinde boğulurken

Melih Özel

"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.


İlk Oğullar

Gökhan Akçiçek

Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?


Adalet

Ali Sedat Çetinkoz

Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?


Etiketler





Şu an 328 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
309 - 1043 - 1281  
©