Necdet Şen - Star, 17 Temmuz 2008
Ne zaman dile getirsem "uçuk" tezler gibi algılanan bazı tespitlerim var.
Diyorum ki, "mizahın ezilenlerden yana olduğu iddiası palavradır".
Diyorum ki, "mizahın özünde çoğu zaman düşmanca duygular yatar".
Diyorum ki, "mizah, aslında bir eşitsizliğin ve bundan duyulan rahatsızlığın dışavurumudur; ama bu eşitsizlik bazen bizzat hicvedenin lehine olan bir eşitsizlik de olabilir".
Diyorum ki, "hicveden taraf, her zaman haklı olan taraf değildir; zalim de hicvedebilir; hatta hiciv, aslında zalimliktir; bilgece olan tavır hicvetmek değil, şefkat duyabilmektir".
Diyorum ki, "alay etmek için ille de zekâ gerekmez; aptal da alay edebilir; hatta aptallar alay etme konusunda zekilerden daha da pervasız davranırlar".
Diyorum ki, "mizah ille de kaba saba ve incitici olmak zorunda değildir ama ana eğilim her zaman kabalığa prim verir; o nedenle de popülarite iddiasındaki mizah, ister istemez kaba, düşmansı ve kötü niyetli bir rota üzerinde yürür."
Ve biliyorum ki, bu tezleri doğru dürüst açabilmek için bu sınırlı alan bana dar gelir.
O nedenle, fırsat buldukça taksit taksit anlatabilmeyi umarak, Orhan Oğuz'un Dönersen Islık Çal adlı filminin giriş sahnesinden yapacağım alıntıyla özetleyeyim.
Beyoğlu'nun arka sokaklarında birkaç sarhoş, tesadüfen oradan geçmekte olan bir cüceyi yakalamış ve karpuz gibi birbirlerine fırlatıyor.
Hem fırlatıyor hem de kahkahalarla gülüyorlar.
Derken içlerinden biri bu muzipliği daha da ileri götürmek istiyor ve kendisine fırlatılan cüceyi tutmak yerine yana kaçılıyor.
Küt diye kafa üstü yere çarpan cüce sendeleyerek yerden kalkıyor, eğlenceye doymuş şen adamların arasından geçerek düşe kalka evine gidiyor.
Ve orada travesti komşusunun kollarında beyin kanamasından sessiz sedasız ölüp gidiyor.
Al sana kara mizah.
Bazılarına korkunç gelse de ülkemizde bu tarz esprilere yırtılırcasına gülen "genç" bir okur kitlesi var.
Onların daha olgunları da sivil siyasetçileri itin arkasına sokup çıkaran ve darbeci generallerle aynı idealleri paylaşan daha "sosyal" karikatürlere gülüyor.
Mizahın ezilenlerden yana olduğu, yok efendim, beyinde kıvılcımlanan bir zekâ parlaması olduğu, her zaman solcu ve muhalif olduğu, cart olduğu, curt olduğu, her derde deva olduğu ve benzeri yaldızlı lâflar, aslında mizahçıların kendi kendilerini pazarlamak için ortaya attığı içi boş süslü lâflardan ibarettir.
Ve ezberci memleket entelijansiyası bu palavraları hazırlop yumurta gibi kapıp yutmuştur.
Her tüketici için farklı boy ve renkte bir tanımı varsa da gündelik kullanım açısından Mizah, mantığa -bir anlamda- kısa devre yaptırmaktır. Buna senkoplu (aksak) mantık da denebilir.
Yani alışılagelmiş mantık silsilesini bir yerinden bozar da araya onunla uyumsuz bir parça eklersen, muhtemelen buna birileri güler. Ya da en azından "muzipçe" bulur.
Hatta hiç bir komik unsur taşımayan rastgele bir cümleyi patates burunlu eciş bücüş tipler çizip de onlara söyletirsen, sırf çizgiler acemice diye buna "karikatür" diyebilecek yığınla boş kafalı dantellektüel çıkabilir.
Böyle söyleyerek "karikatür önemsiz bir şeydir" mi demek istiyorum?
Hayır. Tam tersine, karikatür (ve mizah) çok önemlidir. Özellikle de akıl sağlığımız açısından.
Ama diğer tüm estetik süreçler gibi onu da anlamak için zihinsel anlamda bir parça yontulmuş olmak gerekir.
Bizim ülkemizde hemen her gazetede bir sinema eleştirmeni, edebiyat bilirkişisi, yemek yazarı, diyet uzmanı, intaniye mütehassısı, sismolog, astrolog, vantrilog olduğu halde, mizah ve karikatür konusunda kuram oluşturan hiç bir elemana rastlanmaz.
Dahası, "bu konunun da teorisi mi olurmuş?" diyebilecek bir tabur doçent profesör ordinaryüs çıkabilir ortaya.
Çoğunluk için "karikatür, sayfalarca yazıyla anlatılamayanı birkaç çizgiyle anlatmaktır" ya da "mizah, ezilenlerin ezenlere karşı yaptığı naniktir" gibi reklam spotu kıvamında üç beş kalıp cümle yeterlidir.
Mizahın aslında ne olduğuna dair pek kafa yorulmayan bir ülkede doğal olarak en popüler karikatüristler en çok aşağılayanlar arasından çıkar.
Ve cuntacı koalisyonun sözcülüğüne soyunmuş siyasetçi ve gazeteci güruhun buram buram yüzsüzlük akan kaba alayları da pekalâ "mizah" kontenjanından alıcı bulur.
Siyaset duayeni Deniz Baykal'a aslında utancından yerin dibine girmesi gereken bir konumdayken bile pişkin bir rahatlıkla alay edebilme cesaretini veren de budur işte: Ülkedeki mürekkep yalamış kitlenin kaba alayla ince yergiyi birbirinden ayırma konusundaki kofluğu.
Necdet Şen - Star, 7 Temmuz 2008
Deniz Baykal gayet isabetli bir çıkış yaptı. Ergenekon soruşturması nedeniyle gözaltına alınan zanlıların fahrî avukatlığını üstlendi.
Onun bu kararını yürekten destekliyorum, bence de Ergenekon sanıklarını Baykal savunmalı.
Neden mi? Çünkü tecrübeli bir avukattır. Siyaset atının üzerinde sımsıkı oturmasını becerir. CHP'nin lideri olarak bu dava açısından sembolik değeri var.
Ergenekon soruşturması nedeniyle gözaltına alınanlara fikren yakınlık duyduğu anlaşılıyor. Bu kişilerin tek suçlarının AKP'ye muhalefet etmek olduğunu iddia ediyor. Bu teze inanmak onun bir avukat olarak vicdanî yükünü hafifletir. Hem inanmasa bile eğer durum gerektiriyorsa her türlü tezin arkasında durabilir. Belâgatinin ne kadar güçlü olduğunu da zaten biliyoruz. Daha ne olsun?
Ama müvekkillerine isnat edilen "darbeci, terörist, katil" ve diğer suçlar mahkeme tarafından sabit görülür de ceza alırlarsa sayın Baykal'ın marka değeri kaç paralık olur, bu dava süresince onları temize çıkarmak için savunduğu cevval tezlerle başbaşa kaldığında iç dünyasında neler yaşar, hiç bilemem.
Deniz Baykal'dır o, herhalde bir kez daha hiç bir şey olmamış gibi ıslık çalarak yoluna devam eder.
Bu ülke yüksek tansiyonsuz olamayacağına göre bizim de Baykal'sız olamayacağımız belli değil mi zaten?
Necdet Şen
Savaşma sıvış!
Ali Türkan
Bir yerlerde ve yine yeniden, kanla bir takım sınırlar çizilecek. Aklıma, Brecht'in bir sözü geliyor: "Büyük Kartaca, üç savaşa katıldı. Birincisinden sonra, hâlâ güçlüydü; ikincisinden sonra ancak yaşanabilir haldeydi; üçüncüsünden sonra, yerle bir oldu. Devam
Siyasî Magazin
Necdet Şen
Sürekli didişen kravatlı pop starlarının falsolu reflekslerini bir kere daha yersen ne olacak hiç lâfını etmesen ne olacak, dünya algıları "severim / nefret ederim" seviyesinde seyreden niyet tavşanlarına o günkü husumet dozunu zerketmekten başka? Devam
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!
Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler
Raif Yalçın - Ben uluslararası çalışan bir TIR şöförü olarak GPS aletini çok sık kullanmak zorundayım... GPS'li hayatlarımız
Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Kurtuluyoruz! Dünyanın en zengin İdrakyum yatakları ülkemizde bulundu!"
Tahir Öngür
Özetle, doğal kaynaklarını hızla ve hırsla çıkarıp ham durumda satan ve bu yolla dış kaynak bulup borç sarmalından kurutulmayı uman ülkelerin son 15 yıllık kalkınma hızı çoğunlukla "eksi". Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »