star gazetesi

Deniz Baykal da espri yapabilir

Necdet Şen - Star, 17 Temmuz 2008


Ne zaman dile getirsem "uçuk" tezler gibi algılanan bazı tespitlerim var.

Diyorum ki, "mizahın ezilenlerden yana olduğu iddiası palavradır".

Diyorum ki, "mizahın özünde çoğu zaman düşmanca duygular yatar".

Diyorum ki, "mizah, aslında bir eşitsizliğin ve bundan duyulan rahatsızlığın dışavurumudur; ama bu eşitsizlik bazen bizzat hicvedenin lehine olan bir eşitsizlik de olabilir".

Diyorum ki, "hicveden taraf, her zaman haklı olan taraf değildir; zalim de hicvedebilir; hatta hiciv, aslında zalimliktir; bilgece olan tavır hicvetmek değil, şefkat duyabilmektir".

Diyorum ki, "alay etmek için ille de zekâ gerekmez; aptal da alay edebilir; hatta aptallar alay etme konusunda zekilerden daha da pervasız davranırlar".

Diyorum ki, "mizah ille de kaba saba ve incitici olmak zorunda değildir ama ana eğilim her zaman kabalığa prim verir; o nedenle de popülarite iddiasındaki mizah, ister istemez kaba, düşmansı ve kötü niyetli bir rota üzerinde yürür."

Ve biliyorum ki, bu tezleri doğru dürüst açabilmek için bu sınırlı alan bana dar gelir.

O nedenle, fırsat buldukça taksit taksit anlatabilmeyi umarak, Orhan Oğuz'un Dönersen Islık Çal adlı filminin giriş sahnesinden yapacağım alıntıyla özetleyeyim.

* * *

Beyoğlu'nun arka sokaklarında birkaç sarhoş, tesadüfen oradan geçmekte olan bir cüceyi yakalamış ve karpuz gibi birbirlerine fırlatıyor.

Hem fırlatıyor hem de kahkahalarla gülüyorlar.

Derken içlerinden biri bu muzipliği daha da ileri götürmek istiyor ve kendisine fırlatılan cüceyi tutmak yerine yana kaçılıyor.

Küt diye kafa üstü yere çarpan cüce sendeleyerek yerden kalkıyor, eğlenceye doymuş şen adamların arasından geçerek düşe kalka evine gidiyor.

Ve orada travesti komşusunun kollarında beyin kanamasından sessiz sedasız ölüp gidiyor.

* * *

Al sana kara mizah.

Bazılarına korkunç gelse de ülkemizde bu tarz esprilere yırtılırcasına gülen "genç" bir okur kitlesi var.

Onların daha olgunları da sivil siyasetçileri itin arkasına sokup çıkaran ve darbeci generallerle aynı idealleri paylaşan daha "sosyal" karikatürlere gülüyor.

Mizahın ezilenlerden yana olduğu, yok efendim, beyinde kıvılcımlanan bir zekâ parlaması olduğu, her zaman solcu ve muhalif olduğu, cart olduğu, curt olduğu, her derde deva olduğu ve benzeri yaldızlı lâflar, aslında mizahçıların kendi kendilerini pazarlamak için ortaya attığı içi boş süslü lâflardan ibarettir.

Ve ezberci memleket entelijansiyası bu palavraları hazırlop yumurta gibi kapıp yutmuştur.

Mizah nedir?

Her tüketici için farklı boy ve renkte bir tanımı varsa da gündelik kullanım açısından Mizah, mantığa -bir anlamda- kısa devre yaptırmaktır. Buna senkoplu (aksak) mantık da denebilir.

Yani alışılagelmiş mantık silsilesini bir yerinden bozar da araya onunla uyumsuz bir parça eklersen, muhtemelen buna birileri güler. Ya da en azından "muzipçe" bulur.

Hatta hiç bir komik unsur taşımayan rastgele bir cümleyi patates burunlu eciş bücüş tipler çizip de onlara söyletirsen, sırf çizgiler acemice diye buna "karikatür" diyebilecek yığınla boş kafalı dantellektüel çıkabilir.

Böyle söyleyerek "karikatür önemsiz bir şeydir" mi demek istiyorum?

Hayır. Tam tersine, karikatür (ve mizah) çok önemlidir. Özellikle de akıl sağlığımız açısından.

Ama diğer tüm estetik süreçler gibi onu da anlamak için zihinsel anlamda bir parça yontulmuş olmak gerekir.

Bizim ülkemizde hemen her gazetede bir sinema eleştirmeni, edebiyat bilirkişisi, yemek yazarı, diyet uzmanı, intaniye mütehassısı, sismolog, astrolog, vantrilog olduğu halde, mizah ve karikatür konusunda kuram oluşturan hiç bir elemana rastlanmaz.

Dahası, "bu konunun da teorisi mi olurmuş?" diyebilecek bir tabur doçent profesör ordinaryüs çıkabilir ortaya.

Çoğunluk için "karikatür, sayfalarca yazıyla anlatılamayanı birkaç çizgiyle alatmaktır" ya da "mizah, ezilenlerin ezenlere karşı yaptığı naniktir" gibi reklam spotu kıvamında üç beş kalıp cümle yeterlidir.

Mizahın aslında ne olduğuna dair pek kafa yorulmayan bir ülkede doğal olarak en popüler karikatüristler en çok aşağılayanlar arasından çıkar.

Ve cuntacı koalisyonun sözcülüğüne soyunmuş siyasetçi ve gazeteci güruhun buram buram yüzsüzlük akan kaba alayları da pekalâ "mizah" kontenjanından alıcı bulur.

Siyaset duayeni Deniz Baykal'a aslında utancından yerin dibine girmesi gereken bir konumdayken bile pişkin bir rahatlıkla alay edebilme cesaretini veren de budur işte: Ülkedeki mürekkep yalamış kitlenin kaba alayla ince yergiyi birbirinden ayırma konusundaki kofluğu.

* * *
star gazetesi

Sahiden de Deniz Baykal savunmalı

Necdet Şen - Star, 7 Temmuz 2008


Deniz Baykal gayet isabetli bir çıkış yaptı. Ergenekon soruşturması nedeniyle gözaltına alınan zanlıların fahrî avukatlığını üstlendi.

Onun bu kararını yürekten destekliyorum, bence de Ergenekon sanıklarını Baykal savunmalı.

Neden mi? Çünkü tecrübeli bir avukattır. Siyaset atının üzerinde sımsıkı oturmasını becerir. CHP'nin lideri olarak bu dava açısından sembolik değeri var.

Ergenekon soruşturması nedeniyle gözaltına alınanlara fikren yakınlık duyduğu anlaşılıyor. Bu kişilerin tek suçlarının AKP'ye muhalefet etmek olduğunu iddia ediyor. Bu teze inanmak onun bir avukat olarak vicdanî yükünü hafifletir. Hem inanmasa bile eğer durum gerektiriyorsa her türlü tezin arkasında durabilir. Belâgatinin ne kadar güçlü olduğunu da zaten biliyoruz. Daha ne olsun?

Ama müvekkillerine isnat edilen "darbeci, terörist, katil" ve diğer suçlar mahkeme tarafından sabit görülür de ceza alırlarsa sayın Baykal'ın marka değeri kaç paralık olur, bu dava süresince onları temize çıkarmak için savunduğu cevval tezlerle başbaşa kaldığında iç dünyasında neler yaşar, hiç bilemem.

Deniz Baykal'dır o, herhalde bir kez daha hiç bir şey olmamış gibi ıslık çalarak yoluna devam eder.

Bu ülke yüksek tansiyonsuz olamayacağına göre bizim de Baykal'sız olamayacağımız belli değil mi zaten?

 

Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir

 

Değerli fikirlerinizi alalım...

Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Necdet Şen

 

Öfkenin demlenmişi

Ali Türkan

Hayal kırıklığına uğrayanlar. Hani o nefis Küba şarkısındaki gibi, "yirmi kere hayal kırıklığına uğradıysan, yirmi birincinin hakkından da gelebilirsin" diyenler. Tüh! Zincirleme gitmişim ve tek sigaram kalmış. Bu mevzuyu, başka zaman yazarım artık. Şu sonuncusu da, yazı bittikten sonra içilen cigara olsun bari. Nasıldım hayatım? Berlin Damımıza damımıza kar yağdı Devam »

Millî Nuri Alço Bakanlığı

Necdet Şen

Seçkin cemaatimizin asıl muradı, zihnen "sınıfsız imtiyazsız üniform bir kitle" olmakla birlikte, sosyal anlamda kara kafalı kalabalığın eskiden olduğu gibi bundan sonra da kendi sefil muhitinde yaşamaya devam etmesi ve boyasız ıskarpinleriyle şık kaldırımlarımızı kirletmemesidir. Çok lâzımsa biz onlara köy enstitüsü falan yaparız. Yeter ki gelmesinler.   Devam »

Web Gezgini

Hakikatli bir insan: Ahmet Kaya

İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...

Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.

Cihan Aktaş (Taraf)

Son Yazılar

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

Yakın Tarih Dersleri 02

Ali Sedat Çetinkoz

Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »

Burak Obama

Vahap Demir

Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »

Hınzır İçimden Sızıyor Haylaz Hindistan

İsmail Ragıp Geçmen

Bir çocuk, kadının o halini fotoğrafladığımı görünce, tüm fırlamalığıyla kadına sokuluyor ve üstündeki şalı indirip kaçıyor. İşte o anda fotoğraf makinem elimden kayıyor. Şaşkınlık içinde bakakalıyorum. Yüzünü ve saçlarını gizleyen örtü indirildiğinde ortaya sarışın, hafif çilli, deniz mavisi gözleriyle çok hoş bir batılı kız çıkıveriyor! Devam »

Yakın Tarih Dersleri 01

Ali Sedat Çetinkoz

Bu işin idealizmle, sosyalizmle, bağımsızlıkla bir ilgisi yoktu! Neyle ilgisi olduğunu da çok geçmeden anladık. Birebir içinde yaşadığım hergün ölümlü olayların ardından bir sabah darbe oluverdi. Artık sağ-sol çatışmasına gerek kalmamıştı ve çıkaranlar tarafından "bıçak gibi" aniden kesiliverdi. Devam »

Son Yorumlar

Şahin hakkında güzel bir yazı , onun sınıf arkadaşı (orta okul) olarak çok hoşlandım...
Oğuz Şahin - Sencer'in çizgi roman dünyası

Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â

Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş

Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü

Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

58
Clicky Web Analytics