Necdet Şen - Star, 10 Eylül 2008
Hakikati kamufle etmek istiyorsan bilgi bombardımanına tutacaksın...
Ama bıktırana, kusturana kadar, lüzumlu lüzumsuz ne varsa mütemadiyen anlatarak...
Sonunda herkes "iyi ama benim bilmem gereken neydi, bunlar ne" sorusunu soramayacak hale gelir...
Bütün haber bültenleri, ağız dalaşı programları, araştırma dosyaları, maksatları her ne olursa olsun matik yıkama tozu reklamıyla salata sosu reklamının arasında görünen gri saçlı adamın ve köfte dudaklı bayanın gevelediği kırık dökük birkaç cümle buhar olup uçacaktır...
Ve ardından... Zap... Göbek atan, çingene taklidi yapan yeteneksiz bir güruh... Neymiş o? Yerli dizi... Zap... Şangırdayan camlar... Habire tepelenen figüranlar... Zap... Bandıra bandıra yememiz istenen lezzetsiz mamuller... Zap... Bira ve cips refakatinde tüketilen hassas mevzular... Mankafa hastalığıyla malul beşerî hafıza... Yanılsama... Duyarsızlaşma... Tepkisizlik...
* * *
Ekran karşısında çeçe sineği ısırmış gibi uyuşup ufkumuzu abdesthane penceresinden bile ufacık bir renkli camla sınırladık, umursamazlaştık... Ve beynimizi bizim yerimize racon kesip kafa kopartan akıl kılavuzlarına emanet ettik...
O kılavuzlar popülarite yarışında daha öne çıkmanın kolay ve rezil yolunu seçip kelle avcılığına soyundukça bizim duyarsız şapşal burunlarımız da boktan kurtulamayacaktır...
Ne zaman ki enformasyonun pazardaki mübadele değeri ve tehditkâr olmanın maddî manevî getirisi farkedildi, o an beyin fırtınası beklediğimiz noktalardan bohçacı kadın üslubunun yükseldiğini gördük...
Akıl kılavuzlarımız bizim kollektif bönlüğümüzün istikrarlı vitrinleri oldular...
Vurdumduymazlığın kol gezdiği bu tür bir memlekette ihale kaçınılmaz bir biçimde profesyonel kelle avcıları tarafından kapatılacaktır... Toplanacak parsa az buz değil çünkü...
* * *
Kim demiş davul hep başkalarının ve tokmak hep kelle avcısının elinde olacak diye? Kimin haddine medyanın ürküntü verici kudretinden pay aldığı için ali kıran baş kesenliğe soyunmak?
Eğer kişide açıksözlülük ile terbiye yoksunluğu arasındaki hassas sınırı sezebilecek basiret ve altyapı yoksa, kalem, kamera ve mikrofon adalet dağıtma iddiasıyla hakaret dağıtır...
Kamuoyunu bilgilendirmek yerine "gene iyi geçirmiş" dedirtmek için oynatılan kalem, namus postuna bürünmüş serserilikten başka nedir? Etrafa sünnetçi korkusu salarak bir ağırlığa sahip olunabilir belki...
Ama bu ancak çapsız insanların tenezzül edeceği bir ağırlıktır...
Fikir açısından zerre kadar kıymet-i harbiyesi olamayacağı gibi, cürmü kadar yer yakar...
Yukarıdaki paragraflar Aydın Doğan medyasında yayınlandı.
Matbuat camiamımızın amiral gemisi Hürriyet'te.
Ne zaman mı? 12 yıl önce.
Gazetenin bulmaca ve yıldız falı sayfasında yer bulabilen bir çizgi romanın birbirini izleyen üç günlük bölümünün yazılı kısımları bunlar.
Alt tarafı bir çizgi roman yani.
Çizeri necdet adında biri olup, yazarı da hakeza kendisidir.
Gerçi biraz eski bir örnek bu. Ama gene de Hürriyet gazetesinde koronun dışında seslerin çıkabildiğini gösteriyor.
Bunların yazılıp çizildiği günlerde gündemin ne olduğu, hangi medya gruplarının hangi çıkarlar için gırtlaklaştığı araştırılırsa resim daha da netlik kazanacaktır.
Bizim araştırmalarımıza göre, sözkonusu gazetede -birkaç eksiğiyle- halihazırda mevcutlu olarak köşe yazan bazı ağır toplarının arasında uygunsuz bir yama gibi duran bu -çizgi roman mı her neyse- banal şey, gazetede sadece 2 yıl yer alıp sonra ilelebet kaybolmuş.
Rivayete göre, bunları yazan çizen kişi "dem bu dem" deyip kendisini çizgi romancılıktan emekliye ayırmış.
Gazetenin umum neşriyat müdürünün bu konuda yazdığı yazılardan anladığımız kadarıyla, plazadaki atmosferden memnun kalmadığı için çekip gitmiş ve ardından yapılan "geri dön" çağrılarının tamamını cevapsız bırakmış.
Nedeni tam olarak bilinmiyor. Çizerin huysuzluğundan olabilir. Yazıp çizmekle çeteleşmek arasındaki önem farkını kavrayamamış ve plazadaki kafadarlar grubuyla ahbaplık kurmayı reddetmiş olmasından olabilir.
Ya da kendisi gibi dışlanmış olan bir başka yazarın da dediği gibi "koridorlarda vicdan gibi dolanıyor ve oradaki bazılarına kendi iki yüzlülüklerini anımsatıyor oluşundan" olabilir.
Nedeni her ne olursa olsun, bahse konu olaydan çıkarılacak ders, gazetelerde her görüşten ve meşrepten insanların -bir süreliğine de olsa- yer alabildiğidir.
Bazen bunlardan biri gazetenin geçilmemesi gereken kırmızı noktalarını geçip yasak alanlara adım atabilir.
Yayın grubunun -ya da yönetimin- kutsallarına dil uzatabilir.
Patronların -ya da onların patronlarının- çıkarlarını tehlikeye atıyor olabilir.
Ama zengin deneyimlerimizin de gösterdiği gibi, bu tarz ayrıkotlarını temizlemenin ve kendi kararlarıyla basıp gitmelerini sağlamanın gayet incelikli yolları vardır.
Bu yollardan birincisi ve en garantilisi, o kişiyi bunaltmak ve yazıp çizmeyi zevk olmaktan çıkarıp gerilime dönüştürmektir.
Siz siz olunuz, kanınızın kaynamadığı kimselere karşı bu yolu bıkmadan usanmadan deneyiniz sevgili dostlarım.
Tekrar tekrar denemekten vazgeçmeyiniz.
Bu kararlı mıntıka temizliği behemahal netice verecek, çatlak ses bertaraf edilecek, yayın organının teranesi yurttan sesler korosu kadar tek notalı tek nağmeli ve uyutucu olacaktır.
Necdet Şen yazıları
Arabın yalellisi, Şam'ın şekeri, Camaykalı'nın Zekeriya adındaki biraderi
Ali Türkan
Alnımdaki saçları eliyle düzeltip "biliyor musun, hep senin gibi bir kardeşimin olmasını istedim." dedi ve alnımdan öpüp çıktı odamdan. Benden sekiz yaş büyüktü. O, her şeyi görmüş, yaşamış bir kadındı ve ben çocuktum daha.
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu
Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu
Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Neoliberal ve otoriteryen kurgunun hedeflerine yönlendirilebilecek hareketler "devrim" diye nitelendirilebilirken, buna uyumlu olmayan her şey "terör" kavramının yardımıyla terörize ediliyor.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 153 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart