Necdet Şen - 17 Haziran 2003
Klâsik makale girişi: "Efendim, geçenlerde bir arkadaşımla oturmuş havadan sudan sohbet ediyorduk. Konu döndü dolaştı ayak altında dolanan 6 yaşındaki bızdığın kaprislerine geldi. Bu bızdık, daha ilkokula başlamamıştı bile, ama beheri bilmemkaç dolardan çizgi film DVD'lerinden oluşan bir arşive sahipti ve her birini -hilâfsız söylüyorum- yirmişer kez falan seyretmişti. Öyle ki, artık seyrederken tüm replikleri ezberden söylüyordu."
Okur yorumu: "Zaman değişti şekerim! Şimdiki veletler tam bir masraf kapısı!"
Zurnanın son deliğinin yorumu: "Bir de şu var tabii; artık yeni yetişen kuşak "TL" demiyor, "dolâr" diyor, "yıppiiii!" diyor, "hurraaa!" diyor, "hadi baaay!" diyor! Ülkemiz için seferber edilmesi gereken eğitilmiş enerjinin önemli bölümü, diplomasını alır almaz 'hangi zengin ülkeye sıvışsam?' diyor, elimizden pek bir şey gelmiyor. Çocuklarımız hızla gâvurlaşıyor."
Mısır'daki sağır sultanın yorumu: "Sadece çocuklar değil ki, biz de aynı yolun yolcusuyuz. Şöyle yürü bir sokaklarda, bakalım kaç tane Türkçe dükkân tabelâsı göreceksin. Şöyle bir bak bakalım televizyona, gazetelere göz gezdir, radyolara kulak kabart, Türkiye'de yaşadığına dair herhangi bir ipucu bulabilecek misin?"
Cem-î cümlemizin yorumu: "Kimliksizleştik, daha da kimliksizleşiyoruz! Artık müstevlîlerin kirli emellerine alet edecek dahilî bedhahlar aramasına ve onları maaşa bağlamasına hiç gerek kalmadı; yetişmekte olan her çocuk, potansiyel birer Müstemleke Aydını!"
Müstemleke Aydını'nın yorumu: "Bizim ülkemizden adam çıkmıyorsa mini mini yavrularımızın ne kabahati var? Onları tabii ki gelişmiş uygarlıkların kültür ve sanat ürünleriyle büyüteceğiz. Şimdi globalleşme, küresel düşünme zamanıdır."
Şimdi reklâmlar: "Bu film, Amerika'da vizyona girer girmez daha ilk gün on yüz milyon bin yuesey dalır kâr etti! Filmde frii takılan bir yapi ile canki takılan bir beybinin fırtınalı storisi anlatılıyor! Haydi siz de tikıt kuyruğuna girin, Dizniy Stüdyos'un kasasına sevırıl milyın dalır daha aksın!"
Breyk breyk! Şimdi de Yalova Kaymakamı Necdet Efendi konuşuyor!
Her şeyi yaratan Walt Disney'in adıyla başlarım... Biz ki, daha Elifbâ'yı öğrenmeden "ka-pow!"zıp!"smack!"pack!"crash!"boom!"bang!" gibi kelimeleri söktük. Biz ki, daha Hakkâri'nin adını duymadan Arizona çöllerini, Nevada Ranger lerini, Kulver ve Alamo kalelerini, Ontario gölünü, Vegas'ı, Santa Fe'yi, Baltimor'u öğrendik!
Bizler, kendi çizgi romancısını açlığa mahkûm edip meydanı ithal çizgi romanlara terkeden bir Türkiye'de büyüdük. Bizler Neşet Ertaş'ını Alaman ekmeğine muhtaç edip, frengistan'dan Coni Logın'lar ithal eden, Robin, Jasmin, Lara gibi adları olan nesebi gayrı sahih çocuklarıyla gurur duyan bir ırkın ahvadıyız.
Bizler, zaten beyinleri çoktaaaan yıkanmış, karşıtına dönüştürülmüş, süngü marifetiyle denize dökülen istilâcılarını alafranga şarkılar, siyah beyaz filmler ve "crash-boom"bang"li çizgi romanlar vasıtasıyla arka kapıdan buyur etmiş bir ülkenin klonlanmış çocuklarıyız; ne bekleyebiliriz ki kendi yetiştirdiğimiz kuşaklardan?
Mao Zedung, milyar kişilik ülkesindeki Kültür Devrimi'ni çizgi roman yardımıyla yaptı. Amerika Birleşik Devletleri'ni dünya devine dönüştüren cezbetme ve kendine benzetme başarısının ardındaki en önemli yapı taşlarından biriydi devleştirilmiş çizgi roman ve çizgi film sektörü.
O ülkelerde elli binden bir milyona uzanan satış rakamlarını yakalayan çizgi roman sanatı, buralarda bin tane satarsa yayıncıyı sevindiriyor. Ve bizim ülkemizde çizgi romancılar varolabildikleri ilk ve son yerden, gazete sayfalarından kazınıp atıldılar.
Bunun için gazeteleri suçlama eğiliminde değilim. Çünkü gazete denen ürünün ilk ve aslî görevi haberdar etmektir. Çizgi roman, Amerika'daki ilk ortaya çıktığı yıllardan itibaren öncelikle gazetelerde yer bulabilmişse, bunun nedeni, gazetenin ayrılamaz bir parçası oluşu değil, gazeteyi daha çok sattırmak isteyen girişimcinin, çizgi romanda bu potansiyeli görmüş ve bizzat yoktan var etmiş oluşudur.
Yani gazeteler, çizgi romanın var olabilmesi için gereksindiği folluk görevini hakkıyla yerine getirmiştir; bizde ve dışarıda. Ama çizgi roman ne yazık ki -bizde- kendini seçkinlere sevdirmeyi başaramamıştır.
Bunun vebali biraz çizgi romancının biraz da seçkin zümrenin sığlığındadır.
Bir sanat yapıtı daha kaynağındayken, o ülkenin "aydın" tabakası tarafından "zararlı, yoz, değersiz" gibi sıfatlarla aforoz edilip de kurur giderse, ondan artakalan boşluk haliyle ithal mallarla ikame edilecektir. Ne yazık ki ülkemizin talihsizliği buydu; yerli çizgi romanın serpilip gelişmesi bizzat kendi ezberci seçkinleri tarafından engellendi. Çizgili anlatımın, olmayan okuma alışkanlığının önündeki yok edilesi bir engel olduğu safsatası, okullardan gazetelere, Cibali Karakolu'ndan televizyon kanallarına ve dahî tüm muhkem mevkileri ele geçirmiş olan Müfredat Aydını'na -ki bunu "Müstemleke Aydını" diye okumakta beis yoktur- sirayet etti. Türkiye'de bir çizgi roman damarının serpilip gelişmesine ve ülke sınırlarını aşıp dünyaya yayılmasına Türk entelijansiyası fırsat vermedi.
Bundan dolayı kıymetli bir yerlerine kına yakabilirler! Ya da köşedeki marketten birkaç tane He-Man, Conan, Pokemon DVD'si alıp evdeki minicik bızdığa hediye edebilirler.
Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte, zengin memleketlerin usta çizgi romancıları ve karikatürcüleri evlerimizin başköşesine yerleştirilmiş olan formatlama aygıtını (televizyonu) çizgi filmleriyle istilâ ettiler. "Batı neden ileri gitti de biz geri kaldık?" gibi totolojik mevzularla oyalanmayı sevenler bu maddeyi de tartışma kalemlerine ekleyebilir? Acaba yanıtlar arasında Batı Efendi Hazretleri çizgi romana ve onun türevi olan çizgi filme bizden daha fazla değer verdiğinden böyle olmuş olması da olabilir mi?
Çizgi film, yapısı gereği daha çok çocukların ilgisini çektiği için; trilyonlarca lira harcanarak oluşturulmuş maarif bütçeleri ve bunların eşe dosta ulûfe dağıtır gibi dağıtılmasıyla yazdırılmış sıkıcı ders kitapları ve oyuna eğlenceye şeytansı eğilimler olarak bakan müfredat programları, istilâcıların hiç bir masraftan kaçınmayıp yaptırdıkları ve rekabette en öne geçerek tüm gezegen sathına ihraç ettikleri çizgi filmlerin karşısında feci bir yenilgiye uğradı.
Artık güç, majör ülkelerin zihin programlayıcılarının elinde. Onlar birbirinden albenili çizgi filmlerin içine zulaladıkları tüketim toplumu değerleriyle, Batılı mitoslarla, "iyi" ve "kötü"nün kendi meşreplerince yapılmış tanımlarıyla çocuklarımızı en ustaca yollardan programlıyorlar. "Pokemon gitsin, Heidi geri gelsin" gibi naif kampanyalar da soruna çare olamıyor. Çünkü netice itibariyle, dış kaynaklı çizgi filmlerin yaptığı yıkım Pokemon türü yeni kuşak Japon çizgi filmlerindeki gayrı-insanî (aslında insanın karanlık yönünü gıcıklayan, kışkırtan, kullanıma hazır hale getiren) şiddetle sınırlı değil. Sorun daha derinde; çizgi filmler üzerinden tohumlanıyor, kimliksizleştiriliyoruz, ki bu da bir tür soykırımdır aslında.
Biliniz ki, ister Edirne'de ister Van'da, televizyon seyrederek ya da gazete dergi okuyarak yetişen her mini mini bızdık, artık buralı olmaktan çok uzak, "neden Bronx'ta değil de Erenköy'de doğdum?" diye kahrederek büyüyen, kendi halkını ve kendi ülkesini benimseyemeden hayata hazırlanan insanlar olma potansiyelini taşımaktadır.
Bunu sadece Batı ülkelerinden gelen masallar, çizgi romanlar ve çizgi filmler yapamazdı. Bu sömürgeleşme süreci, ancak beyni önceden yıkanmış, kalafatlanmış, misyonerleştirilmiş bir Müstemleke Aydını zümresinin işbirliğiyle olabilirdi, ki olan biten de budur zaten.
"Gaflet ve dalâlet" mi arıyordunuz? İşte size bir başlangıç noktası.
Hem evet, hem hayır. Bu metropol kaynaklı çizgi filmler, körpe zihinleri kendi varoluş gerçeğine yabancılaştırmak, talan zengini Batı'nın düşünme ve yaşam tarzı, dili, gündelik alışkanlıkları, dayanışmanın yerine rekabeti, merhametin yerine gücü koyan değer yargıları, silah teknolojisini, düşmanlık duygusunu, şiddeti, acı çektirmeyi, öldürmeyi olağanlaştırıp meşrulaştırmak için var. Bu çizgi filmler, beyaz tenli "iyi" adamlarla esmer "kötü" adamların arasında geçen ve daima beyaz adamın kazandığı entrika örgüsüyle kimin efendi kimin çömez olduğunu bize çekirdekten öğretiyor.
Batı ile Doğu arasında aşılamaz bir "uygarlık" eşiği olduğuna ve Doğu'nun tek seçeneğinin Batılılaşmak (ya da Batı'ya biat etmek) olduğuna iman ettirene kadar iddiasından vazgeçmeyen, milyon kez tekrar yaparak hipnotize eden telkin makinesi, beyinlerimizdeki üstünlüğünü kurmuş zaten. Hiç bir ülkenin sıkıntı veren resmî müfredat programının Walt Disney ürünlerinin ışıltılı evreniyle rekabet etme şansı yok artık.
Oysa "şimdikiler gitsin, eski romantik çizgi filmlerimiz geri gelsin" tarzında çocuksu yorumlarla akladığımız o eski çizgi filmlerde de dünyayı talan etmeyi kafasına koymuş, talan edilecek coğrafyadaki insanları önceden ikna etmeyi hedefleyen birçok gizli alt anlamlar bulmak olası.
ABD'yi içten zaptetmiş petrol zengini haydutlar komşumuz Irak'ı istilâ etmeye hazırlandığı günlerde 9 yaşındaki bir ufaklığın ağzından aynen şunları duymuştum: "Iraklılar gebersin, çünkü onlar Ork!"
Ork'un ne olduğunu Yüzüklerin Efendisi adlı best seller kitaptan ve onun filminden hatırlayacaksınız. Hani şu görüntüleriyle bile insanın kanını donduran, neden "kötü" olduklarına dair bir açıklama getirilmeyen ve beyaz adam tarafından kitleler halinde imha edilince hep birlikte sevinip el çırptığımız esmer renkli iblis-adamlar.
Sadece kapı komşumuz mu? Biz de Ork'uz beyaz tenli efendinin gözünde. Biz, sıradaki Ork'lar, neden boyun eğmemiz gerektiğini, daha minicik birer bızdıkken çizgi filmlerden öğreniyoruz. Çünkü o çizgi filmler evimizi soyacak olan kalpazanlar tarafından önceden gönderiliyor. Başlangıçta bedava sayılabilecek kadar ucuz fiyatlarla, bağımlısı olduktan sonra pahalıya, sonra daha da pahalıya... Öyle bir milletiz ki, zehirin fiyatı ne kadar kazıksa o kadar yüksek dozda alıyoruz.
Evet, çizgi roman ve çizgi film zararlıdır. Hem de fazlasıyla. Kendi çizgi roman sanatını bir körlük ve bönlük denizinde boğmuş olan ülkelerin üzerinde nükleer silah kadar yıkıcı bir etkisi vardır Disney ve Manga istilâsının.
Aynı zamanda çizgi roman ve çizgi film -ticari açıdan- çok yararlıdır. Kültürü sınır ötesine taşır, edebiyatın, sinemanın, vaizlerin, misyonerlerin dışişleri bakanlığının sızamadığı ince deliklerden dar aralıklardan geçebilir, alfabeden sonra en çok okunan ikinci kitaptır, çok satılır, sürümden kazanır, oluk oluk yen, dolar, yuro sokar içeri. Toplumu pasif bir alıcı durumundan dünyanın gidişatını belirleyici durumuna geçirir bu sanat, değerinin bilindiği ülkelerde.
O nedenle, bura aydını bir kez daha başını ellerinin arasına alıp düşünmelidir. "Çizgi roman daha faydalı kitapları okumanın önündeki engeldir" safsatasının ve buna benzer üç beş şablon cümlenin ötesine geçerek, yanlışın nerede yapıldığı enine boyuna sorgulanmalı, "çizgi romanı lânetledik de kitap okuma oranımız yükseldi mi; neden benim kültürel atmosferim tamamen ecnebî filmlerine hayran ve ecnebîler gibi yazıp çizmeye, oralarda takdir edilmeye hevesli taklitçi yazarlara-çizerlere mahkûm oldu?" diye düşünülmelidir.
Hatırlamaya çalışın, Batı uygarlığının dayanak noktası, temeli olan İlyada ve Odisea destanları hangi toprağa ait? Troya kenti nerede? Ya Komagene uygarlığı? Ya Kimmerya? Ya Hektor, Akhilleus, Herkül, Hermes, Afrodit, kısacası, tüm Grek mitolojisi arka bahçemize ne kadar mesafede?
Ya İlyada ve Odisea da dahil, tüm destanların anası ve esas kaynağı olan Gılgameş nereli? Sizi yormadan ben söyleyeyim; şu bizim ufaklığın "Ork" dediği insanların yaşamakta olduğu Mezopotamya'lı; yani bugünkü Irak'lıların atası.
Dünyanın en büyük kültür definesinin üstüne ev kurup, sonra da elin hırsızından şekere bulanmış adi boncuklar satın almak kaderimiz olamaz. Batı kültürü ve onun bize söyleyecekleri sıfırı tüketmek üzere. Artık konuşma sırası bize geliyor. Her ne kadar tersine inandırılmaya çalışıldıysak da, kültürün, uygarlığın anayurdu burası. Bizim hammaddemizi bedavaya kapatıp fahiş fiyatlarla yine bize okuttu onca zaman Batı Hazretleri. Artık uyanma zamanıdır.
Dünyanın en ucuza mal edilen görsel şöleni olan ve teknolojiden, tesisten, cihazdan, şundan bundan bağımsız, sadece yetenekli ve azimli insanların beyinlerinin ışığı ve ellerinin becerisiyle ortaya çıkan çizgi roman, bizimki gibi ülkelerin en önemli bacasız sanayi girdilerinden birini oluşturabilirdi. Neyimiz eksikti İtalya'dan, Fransa'dan, avuç içi kadar Belçika'dan?
Bilgisayar programlarının artık semt pazarlarındaki işporta tezgâhlarında yoğurt fiyatına satıldığı günümüz dünyasında, çizgi film de çizgi roman kadar ucuza mal olabilecek bir maddî-manevî yatırım alanı. Her iki sanat dalının da olmazsa olmazı olan bura insanının zekâ ve yeteneğinin kadri kıymeti bilinsin, yeter.
Ola ki, "toprak altındaki madenlerinizi ve petrolünüzü çıkarmayın, işlemeyin, maden kötü, petrol zararlıdır" gibi bir safsataya inanıp kendi zenginliklerimizi toprağa gömülü bıraksak, kendi kültürel damarlarımızı yok -hatta zararlı- sayıp gelişmesini engellesek dünya bize "budala" demez miydi? Peki, kendi yerel çizgi sanatçılarına haşarat muamelesi çekip, yok edip, meydanı tamamen dış mihraklı propaganda tröstlerine terketmek de ihanete eşdeğer bir budalalık sayılmaz mı?
Çizgi sanatının kaynağının kurutulması, madenlerin toprak altında bırakılmasından daha vahim bir yanlış. Bugün gömülü kalan maden yarın çıkartılır. Ama gömülen çizgi romancı açlıktan ya da küskünlükten solup gidebilir. Yerine yenileri de yetişmeyebilir. Bazı ülkeler için tren kaçabilir.
Sonuç ortada: Sorunları çözecek kuşaklar bizzat sorunun kaynağı tarafından programlanmış; hırsızlar direnme gücümüzü daha çekirdekten yoketmiş bile. Zihinlerimiz çocukluk yıllarımızda ablukaya alınıp dümdüz edilmiş; körüz, önümüzü göremiyoruz.
New York Times gazetesine yüksek bütçeli ilanlar vererek mi daha iyi tanıtılır bir ülke, yoksa dünyanın her yerinde yayınlanabilen, tüm dünya seçkinlerinin kitaplıklarına ve DVD oynatıcılarına girebilmiş Türkiye yapımı çizgi romanlar ve çizgi filmlerle mi?
Türkiye'nin acilen kendi millî çizgi roman ve çizgi film sektörünü yaratması gerek. Ama Japonya örneğinde olduğu gibi sadece para kazanmayı amaçlayan ve o nedenle Batı'nın tüm şablonlarını daha da vahşice kullanan bir sektör değil, içindeki insanî değerlerle tüm dünyada sarsılmaz bir saygınlığı bugünden başlayarak kuracak bir çizgi roman ve çizgi film akımı Anadolu'dan dünyaya yayılmalı. Türkiye'nin "büyük devlet" olma iddiası varsa, bu iddiasını dünyanın her yerindeki yarının yetişkinlerini kazanarak başlatmalı.
Bunun için ihtiyaç duyduğumuz konu ve motif zenginliği, Doğu ve Batı arasındaki dengeli yerimiz, insan kaynaklarımız, deneyimimiz, sorun çözme becerimiz zaten var. Olmayan şey, ülkedeki birikimin önünü açabilecek uzak görüşlü bir sermaye hareketi.
Yüz yıl öncesinin eğitim anlayışıyla üçüncü binyıla girilemez. Bilinmeli ki, artık okul, çizgi filmin gerisinde kalmıştır.
Türkiye'de herhangi bir girişimci, örneğin fiyaskoyla sonuçlanan ixir.com için harcanan yatırım sermayesinin yirmide birini ortaya koysaydı, inanıyorum ki, birkaç yıl içinde olmasa bile, on yıl sonra bunun dev bir sektöre dönüştüğünü, tüm dünyaya ihracat yapabildiğini görürdü. Böyle bir yatırımın sadece döviz girdisi açısından değil, dünyadaki sevilirliğimiz ve sayılırlığımız açısından da önemli olduğunu akıl edebilecek bir makam ya da sermaye sahibinin çıkamamış olması Türkiye'nin kaybı.
Öyle bir yönetim kadrosu ve sermaye sınıfı var ki bu ülkenin, firmasını halka sevdirebilmek için karikatürden amblemler ve çizgi filmlerle bezenmiş reklam kampanyaları yaptırıyor da, bizzat bu sanata (yani markasını sevdirebilmek için son çare olarak başvurduğu çizgi sanatına) yatırım yapmayı akıl edemiyor.
Vaktiyle "sinemaya neden yatırım yapmıyorsunuz?" diye sorduğum bir büyük kapitalistin "batsın Türk sineması!" dediğini ve ardından "yıllarca biz zenginleri kötü insanlar olarak gösterdiler!" açıklamasını hatırlatırım bir kez daha... Ermeni soykırımı, Kürt sorunu, Kıbrıs kördüğümü, vd. konulardan dolayı mütemadiyen köşeye sıkıştırılan ve yabancı gazetelere pahalı ilanlar vererek belâyı savuşturmaya çabalayan Türkiye Cumhuriyeti, maalesef daha yaratıcı yolları hiç denemiyor.
Batı dünyasının bilinçaltındaki "Türk karşıtı" önyargıyı yok etmenin, bizzat kültür ve sanat yoluyla mümkün olabileceğini göremiyor bu ülkenin muktedirleri.
Özellikle de sonraki kuşakların bilinçaltını şimdiden tohumlamak için Batı'nın oldum olası kullanageldiği en etkili vasıta (hatta, ne yazık ki silâh) olan çizgi sanatına karşı, bizdeki bürokrat ve sermaye bloğunun duvar gibi sağır ve ilgisiz oluşunu görmek insanı üzüyor.
"Ya bu sanatçılar palazlanır da iktidarımızı yıpratacak muhalif girişimlerde bulunurlarsa?" korkusu, gelip geçen tüm yönetimlerin ve bir türlü yerinden oynatılamayan Gizli İktidar'ın sanatçıya serin durmasına neden oluyor.
Öyle bir yönetim bürokrasisi ve öyle bir okumuş elit ki, çizgi roman ve çizgi filme destek olmak şöyle dursun, devlet adamını Red Kit okuyor diye aşağılıyor ve o devlet adamı da dahil hemen hepsi, kendi kitaplığı çizgi roman ve video arşivi çizgi film dolu olsa dahi, bunu bir kültür politikası olarak ele almayı düşünemiyor.
Oysa bu ülkenin kamburları sadece şu ya da bu madeninin çıkarılıp tam kapasite işlenmesiyle, gaipteki petrolün bir an önce bulunmasıyla, yolsuzluğun, soygunun, mafyalaşmış siyaset düzeninin, kilitlenmiş parlamenter sistemin işlerlik kazanmasıyla, demokratik çarkın asker vesayetinden arındırılıp sivilleştirilmesiyle, birinci kuvvete dönüşmüş olan medyanın tekrar kendi sırasına çekilmesiyle falan sınırlı olmayıp, çizgi sanatını aforoz edişinin altında yatan basiret eksikliğini de anlayıp bu yanlıştan dönmesiyle mümkün.
Döner mi acaba?
Ne diyelim? Tanrıdan umut kesilmez. Belki araya yanlışlıkla akıllı, basiretli birileri karışmıştır.
Düşünenlerin düşünceleri
Japonya'nın en önemli ekonomik girdilerinden birisi de çizgi filmler. Ekonomik otomobilleri gibi, bu sektörleriyle de bütün dünyayı pazar haline getirdiler. Darısı bizim de başımıza.
Akgün Temel - 8 Ağustos 2009 (19:30)
Sermayedarların kültür ve sanattan uzak durmaları, kültür ve sanat için en çok yeğlenecek durum olsa gerektir. Çizgi roman ve filmleri bilmem ama, kültür ve sanattan pek de uzak durmadıkları aşikâr. Peki bu yakınlığın kültür ve sanata faydasından söz edilebilir mi? Düşünmek gerek.
Uzak dursunlar, gölge etmesinler, (varsa) sanat ve kültür için daha hayırlı olur...
Candan Dinç - 10 Ağustos 2009 (05:01)
Bu bana Kubilay Aktaş'la yapılan bir söyleşiyi çağrıştırdı. Sizin söylediklerinize ek olarak bilinçaltına gönderilen gizli telkinlere dikkat çekiyordu.
Kısa bir bölümü şöyleydi:
"Çizgi filmlerde pornografi, müziklerde şeytan övülüyor
Subliminal kayıt denilen gizli kayıt tekniği ile belli müziklerin altına telkinler gömülüyor. Bu zaten psikoterapide kullanılıyor. Büyük hipermarketler kullanabiliyor. Ya da Michael Jackson, Led Zeppelin, Madonna, Eminem, Metallica gibi sanatçılar müziklerin altına şeytanı öven şeyler yerleştiriyorlar. Eminem'in bir parçası var, tersten okuyunca 'Ey şeytan sen bizim Tanrımızsın, bize 666'yı vereceksin' diyor. Çizgi filmlerde de pornografik sahneler ve yazılar yerleştiriliyor. Meselâ Donald Duck'ta laptopta yazışıyor, görüntüyü yaklaştırdığınızda çıplak dans eden bir kadın görünüyor. Aslan Kral'da yüz küsür yerde 'sex' yazısı var. Bu telkinlerle insanların duygularını kullanıyorlar. Maalesef bilinçaltımız çalınıyor. Bu teknolojinin ileri türevleri savunma sanayiinde kullanılıyor."
Mina - 26 Kasım 2009 (12:43)
Necdet Şen
Öfff! Zaman geçmiyor be!
Ali Türkan
Kedi gibi sokulup, timsah gibi ısıran ve ardından sırtlan gibi, leşinin üstünde dolaşan insanları tanımış biri için, Zeytin, Basriye ve bilumum haşere, zaten en kral arkadaşlar oluyor. O da olmadı, oturur yazarım bunları, sıkıntım dağılır. Devam
"Dünyadan bîhaber kabileler" ve bizim uygarlığımız
Necdet Şen
Çünkü eğer böyle olmasaydı, aslında dünya nüfusunun üçte ikisinin aşağı yukarı o ilkel kabilenin koşullarında yaşadığı, onlardan tek farkının, telefon, televizyon, mayın, deprem, tayfun ve kanserle olan tanışıklığı olduğunu söyleyen çatlak seslere kulak asmamız gerekecekti. Devam
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Yine de kendi fikrimi beyan edeyim... Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Performansçı geldi hanııım!
Candan Dinç
Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir. Devam
Taksi Kullanıcısının El Kitabı
Enver Turan
Taksiciler genellikle durak taksileri olduklarında ve taksi sayısına göre yolcu sayısının fazla olduğu bölgelerde mesafe ayırımı gözetirler. Çünkü ortalık o taksiye binmek üzere akın etmiş uzun mesafe yolcularından geçilmemektedir. Devam
Benim babam bir sperm
Kâmuran Kızlak
Baki selâm niyetine sön sözümü de bu psikiyatr ve antropologlar'a edeyim bari: İnsan, içgüdülerinin üzerinde kontrol kurabildiği, onları denetleyebildiği ölçüde insan oluyor ey fetva ehli. Devam
İtina ile fişleme yapılır
Ahmet Faruk Yağcı
Şu sıralarda yaşananlar işte bu vicdan sahibi subayların eseri. Kimisi bilgi fişlerini sakıt etti. Kimisi gözü dönmüş adamların kıyım yapacağını farkedip ayaklarına çelme taktı. Devam
Görünmez Adam
Alper Uzun
Belki de görünmez adam olmak sanıldığı kadar güzel bir şey değil. Tıpkı hayallerimizde yaşattığımız şeylerin gerçek versiyonlarının o kadar da tatlı olmaması gibi bir şey bu. Devam
İslâmi hareketin devlet talebi yok
Vahap Demir
Farklı din anlayışlarının ve farklı taleplerin olması bir tehdit unsuru olamaz. Ne yazık ki; kimin neye, ne kadar inanacağı nasıl bir din anlayışına sahip olması gerektiği, hiç üzerimize vazife olmadığı halde hep kendimizi bu işe memur hissettik. Devam
Kuş kanadı kalem olsa
Erdem Abaka
Peki, hayat hiç olmadığı kadar sert ve acımasızca üstelik anlam verilemeyen bir hırsla sanki bir intikamı varmış gibi sıkıştırmaya başlayınca ne yapmalı insan? Cevap hem çok hem hiç yok. Devam
Hayvanlar "mal" mı "can" mı?
Selim Atak
Tüm canlıların hayatta kalmak, işkence ve zulüm görmemek, doğal yaşam alanlarında baskıya ve tacize maruz kalmadan yaşamak gibi hakları olmalı; ve bu hak, bizzat yasa tarafından güvence altına alınmalı. Devam
Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi
İsmet Sungurbey
Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan türden olan bütün hayvanlar, uyumlu bir biçimde ve türüne vergi yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme haklarına sahiptir. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »