Necdet Şen - Star, 26 Temmuz 2008
"Sabrım taştı artık. Bu işin yürümeyeceği belli oldu. Önümüzdeki Pazartesi İstanbul'a gelip İlhan Abi'yle son bir kez konuşacağım. Büyük bir olasılıkla anlaşamayacağız ve ben gazeteden ayrılacağım."
Bir bomba ile ortadan kaldırılmadan sadece iki gün önce, Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesinin İstanbul'daki yazarlarından birine telefonda söylüyordu bunları.
Ama Pazartesi günü gelemedi İstanbul'a. Çünkü bir gün önce öldürüldü.
Yerden toplanabilen parçaları, plastik bir torbanın içinde, buzlukta yatıyordu ve o hâlâ Cumhuriyet yazarı idi.
İlhan Abi'yle son bir kez konuşamamış, istifa edememişti.
Devamını 31 Mart 2008'de Açık Görüş'e yazdığım İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i başlıklı yazıdan okuyalım:
"Yüz binler katıldı cenazeye. Belki milyon.
Hiç hoşlanmaz İlhan Abi televizyona çıkmaktan. Ama kalabalık da kalabalık hani. İnsan duygulanıveriyor. 'Dolmayı pirinçlendirmeli, kitleyi bilinçlendirmeli' demiyor muyduk? Çıktı İlhan Abi kürsüye, kaptı mikrofonu, verdi coşkuyu, verdi coşkuyu. 'Gazetenize sahip çıkın' dedi.
Kitle algıladı mesajı. Bir anlığına da olsa bilinçlenir gibi oldu, gazetenin tirajı şahlandı."
Ölmemiş olsaydı bir gün sonra belki de ilişkisini keseceği gazeteye son bir iyilik yapıp, ölümüyle tirajına tiraj eklemişti rahmetli Mumcu.
Gazetenin Dış Haberler servisinin şefi ve köşe yazarı Ergun Balcı, daha sonraki günlerde Uğur Mumcu ile aralarında geçen son konuşmanın yukarıya alıntıladığım bölümünü çevresindeki birçok kişiye anlatma ihtiyacı duydu.
Kendi kuytu köşeciğinde bahçe sulayan bir çizer eskisine bile ulaşan bu gibi söylentilerden rahmetlinin en yakınlarının habersiz olduğu düşünülebilir mi?
İstanbul'daki Ergun Balcı'ya telefonda anlattığı isyan duygusunu abisine ya da eşine anlatmamış olabilir mi Uğur Mumcu?
Muhtemelen pek çok kişi pek çok şey biliyor, ama bir nedenle susmayı tercih ediyor.
Çünkü Cumhurbaşkanı konumundaki insanların bile kendilerine yönelik suikast girişimlerini soruşturmaktan ürktüğü bir ülkede yaşadık şunca yıl.
Ve şimdi ülkenin üzerine çöken sis perdesi usul usul aralanıyor.
Hakikat bıçağı kınından çıkıp konformist zihinlere batmaya başladı.
Geçenlerde bir televizyon kanalında rastladığım kısa bir söyleşi, yukarıda değindiğim türden zor soruları başkalarının da kendine sorduğunu gösteriyordu.
Uğur Mumcu'nun ağabeyi, aynı zamanda Perinçek'in partisinde Genel Başkan Yardımcısı olan Ceyhan Mumcu, tek tek ortaya saçılan Ergenekon kanıtlarıyla ilgili bir soruya verdiği yanıtta "olacak iş mi, kardeşimi İlhan Selçuk'un öldürttüğüne nasıl inanabilirim?" diyordu.
Ona böyle bir soru sorulduğunu ya da böyle bir iddiada bulunulduğunu hiç sanmam.
O bağlantıyı kendi kafasında kuran -ve anında çürüten- herhalde kendisi.
Bilemiyorum, muhabirler ona "estağfurullah abi, biz zaten böyle bir şey ima etmedik ki" demişler midir?
Belli ki gelişmelere bakarak "eğer İlhan Selçuk Ergenekon örgütünde yönetici konumundaysa ve eğer kardeşimi bu örgüt öldürttüyse, o zaman İlhan Selçuk'un elinde kardeşimin kanı var" diye bir sonuca varıyor.
Ve bu zehirli düşünceyi zihninden kazıyıp atmak istercesine durup durup bir daha tekrarlıyor:
"Olacak şey mi? Ben kardeşimi İlhan Selçuk'un öldürttüğüne nasıl inanabilirim?"
İnsanın dehşete kapılmadan cevap arayamayacağı bir soru bu.
Her babayiğidin harcı değil. Çok acıtır. Hele 68 yaşındaki bir ağabeyi yataklara düşürebilir.
Bu günlerde siyasî suikaste kurban giden "kızıl elmacı" yazarların yakınlarının yerinde olmayı asla istemem.
İnsanın o yaştan sonra "yoksa ben hayatımı haydutluktan başka bir şey üretemeyen cıfıt bir davaya mı adadım?" diye sorabilmesi hiç kolay olmasa gerek.
Ama işte, zihin bu. İnsan kafasına üşüşen soruları istese de zaptedemiyor.
Diğer yandan, gün be gün yaşlanıyoruz. Sadece bedenlerimiz değil düşüncelerimiz de kireç tutuyor.
Pencerelerimize astığımız kalpaklı Mustafa Kemal resimleriyle münafıklık cinini evlerimizden ırak tutmaya çabalıyoruz.
Meraklısı için 6 buçuk yıl önce yazılmış bir Uğur Mumcu yazısı: Uğur Mumcu
Düşünenlerin düşünceleri
Bu yazınızı da diger bütün yazılarınız gibi en az iki kere okudum. (Hayır, anlama özürlü degilim; fakat şuncacık yorumu yazıp gönderebilmeyi ancak yeni ögrenebildim.) Konunun güncelliğini hâlâ koruması ve ortaya çıkan bütün bilgi, bulgu ve delillere rağmen, kahramanlarımızın henüz hiç bir kaleyi teslim etmemesi ve hâlâ burunlarından kıl aldırmamalarının büyük sırrı, galiba sizin o harika tespitinizde gizli:
"Yoksa ben hayatımı haydutluktan başka bir şey üretemeyen cıfıt bir davaya mı adadım?"
Öyle ya; yanılmak, hata yapmak biz ayak takımına özgü şeyler. Hazretler daha işin en başında doğru perdeyi bulmuşlar ve basmışlar. Gerisini, perde aramaktan yorulan ve bu uğurda nice bağlama eskitenler düşünsünler.
(Aşağıdaki tüm yönlendirmelere rağmen yeni bir paragraf açmayı beceremedim ama şunu da eklemek istiyorum:)
Bu konuda büyük direnç gösteren ve önemli bir kısmını televizyon ekranlarında izlerken, bana "yahu, bu adamlar bu zekâ seviyesiyle nasıl bu makamlara kadar gelmişler" diye sordurtan zevatın, kendilerinin normal şartlarda hiç bir işe yaramayacaklarını çok iyi bildiklerine inanıyorum.
Muzaffer Terzi - 3 Aralık 2009 (23:59)
"Babam öldürüleli 17 yıl oldu, neredeyse her sene çeşit çeşit senaryo ile karşılaştık. İslâmcılar, eski ülkücüler, kontrgerilla, PKK... Birçok şey iddia edildi. O nedenle bu konuya yönelik demeçler artık bende ciddi bir heyecan uyandırmıyor. Şunu da belirtmeliyim; bu cinayeti kontrgerillanın işlediğini duysam şaşırmam. PKK'nın yaptığını duysam yine şaşırmam. Elbette ciddi bir delile dayanarak söylemiyorum, ama ben bu cinayetin bir İslâmcı operasyonu olduğuna inanmıyorum."
İslâmcıların yaptığına inanmıyorum, PKK ve Kontrgerilla'ya şaşmam (Selin Ongun - t24)
Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu'nun t24 haber sitesine verdiği röportajı ilgilenenlere duyurmak istedim.
Erdem Abaka - 14 Ocak 2010 (10:42)
Necdet Şen
Cenk Öyküleri 2: Bakar mısın birader?
Ali Türkan
Pedagojik amaçlı yalanlar, yalan sayılmaz değil mi? Şimdi, "dört taneydiler ama ben birine daldım, sonra da tabana kuvvet." desem, pek etkileyici olmaz da. Böylece ilk "siyasi" kavgamdan alnımın akıyla çıkmıştım ama maalesef tek şahit yoktu. Devam
Harcanmış çocukluk öyküleri
Necdet Şen
Muhtemelen Seda yarın öbür gün, çocukluk günlerinde içinde biriktirdiği zehirli atıklarla boğuşup duran mutsuz bir kadın olacak. Belki o da anne olacak, belki hiç cesaret edemeyecek. Devam
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!
Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!
Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler
Raif Yalçın - Ben uluslararası çalışan bir TIR şöförü olarak GPS aletini çok sık kullanmak zorundayım... GPS'li hayatlarımız
Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
Bu rûzgâr-ı bî mededin inkılâbı var
Kâmuran Kızlak
Yıllardır zihnimize nakşedildiği üzere, bu topraklarda yetişen Cumhuriyet pek narin olur ve pek öyle sağından solundan ilişmeye gelmez. Bir şarkıdan, türküden, kitaptan, yazıdan, filmden, havadaki buluttan ve hatta cumhurun kendisinden bile bekası kolaylıkla zarar görebilir. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »