Necdet Şen - 22 Ekim 2001
Neden İslâmi kesim aydınları bazı "liberal" entellektüeller tarafından "terörü şiddetle kına, olmadı, bir daha kına, gene olmadı, bağırarak kına, yumruğunu masaya vurarak kına, ad zikrederek kına" ve benzeri McCarty yöntemleriyle sıkıştırılıp duruluyor? Ve neden bu "liberal" çevre bir anda ve hep beraber aynı tavrı takındı? Tartışma neden bu noktaya kilitlendi ve ilerleyemiyor?
Topluma yeni bir "kötü" mü bulunmaya çabalanıyor?
Yakınlarda İslâm'ın "topyekün bağnazlık kaynağı ve şeytanî bir güç" olduğuna inanmamızı sağlayacak suikast, terör, skandal ve benzeri olaylar izleyecek miyiz?
Şu anda Türk ve Batı medyasında hayretle izlemekte olduğumuz olay ve iddiaların kaçta kaçı bir süre sonra "balon" çıkacak?
Görevi "gündem saptırmak" ve "kafa bulandırmak" olan, bunun için ücret ödenen ya da dolaylı bir biçimde "memnun edilen" kanaat önderi var mıdır?
Nasıl oluyor da toplumun ezici çoğunluğu savaşa karşıyken, bizim popülist medya tiraj ve reyting (kelle hesabı) kaygısını bir yana bırakıp, küçülme pahasına kamuoyu eğilimlerine muhalefet ediyor?
Silah lobilerinin "satın alma" gücü ve silahlanma sektöründe dönen meblağın büyüklüğü göz önüne alınırsa, savaştan yana tavır alan kesimlerin bu ısrarını sadece "kanaat" olarak mı algılamalıyız? Aklımıza daha berbat olasılıklar gelirse paranoyak sayılır mıyız?
"Komplo Teorileri" diye adlandırılıp tartışma dışı bırakılan iddiaların hepsi de sahiden komplo teorisi mi? Haber kaynaklarının topu topu birkaç tröstün tekelinde olduğu ve bu tröstlerin parasal kaynaklarının tam olarak kontrol edilemediği bir iletişim ortamında, bize ulaşan bilginin doğruluğundan nasıl emin olacağız?
Medya tröstlerinin patronları, istedikleri zaman en üst düzey yöneticilerini ve bazı "güçlü" yazarlarını değiştirme kudretine sahip midir? Patronun arzusu dışında işe alınan, ya da terfi ettirilen, ya da işten çıkarılan yönetici ve yazar var mıdır?
Medya tröstlerinin patronları sahip oldukları yayın organlarının yayın politikalarını denetleme ve yönlendirme konusunda ne kadar söz ve liyakat sahibidirler? Yoksa onlar sadece işin "para" kısmıyla mı ilgilenirler?
Medya tröstlerinin patronları ve üst yönetimleri nasıl yaşar, en çok kimlerle teşrik-i mesai yapar, kimlerden çekinir ve kimlerle ittifaklar kurar? Onlara şantaj yapmak, satın almak, köşeye sıkıştırıp zorlamak, ayağını kaydırmak ya da abâd etmek mümkün müdür? Bu mümkünse, bu güç kimlerin elindedir ve ne amaçla kullanılır?
Biz Türkler, Orta Asya ve Orta Doğu'ya yönelik saldırgan politikalarda ABD ve Avrupa ile ortak davranmazsak başımıza ne gibi çoraplar örülebilir?
Ya da bu savaşa bodoslama dalarsak, başımıza ne gibi çoraplar örülebilir?
Dünya petrol rezervlerinin tükenmeye yüz tuttuğu bir dönemde, bakir ve baştan çıkarıcı bir potansiyel taşıyan Orta Asya ve Kafkasya petrolleri hangi ülkeler üzerinden geçerek hangi ülkelere akıtılacak? Bu petrolün aktığı boru hattının nereden geçeceği şimdiden kesinleşti mi, yoksa bu konu savaştan sonra mı belli olacak? Petrolün çıkartılması, işlenmesi ve "boru hattı muhafızlığı" bu parsayı kapan ülkelere ve ülke iriliğinde şirketlere kaç milyon dolar kazandıracak?
Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu'da önümüzdeki aylarda ya da yıllarda bazı yeni devletlerin kurulma ya da bazı mevcut devletlerin haritadan silinme olasılığı var mı?
Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırı acaba "küresel derin sermaye" tarafından yapılmış bir "ince ayar" olabilir mi?
Türkiye medyası neden "Türkiye bölgede lider rolü oynayabilir mi?" sorusuna kilitlenip kalmış durumda? Bu sorunun entellektüel kıymeti harbiyesi var mı? Yoksa biz topyekün kompleksli miyiz?
Neden bütün bir toplumun tepkileri tek tip yargıya indirgenmek isteniyor? Ve neden Amerika'nın bu "kutsal" haçlı seferini desteklemeyenler Taliban sempatizanı sayılıyor?
Neden popüler medya savaş yanlılarıyla dolu?
21. yüzyıl -en azından ilk yarısı- bir savaş ve kargaşa dönemi mi olacak? Yeni Dünya Düzeni, tükenmek üzere olan doğal kaynakların son bir voliyle kapanın elinde kalacağı bir toz duman ortamının adı olabilir mi?
Savaş sanayii sektörlerin en karanlık ve en kontrol edilemez olanı değil mi? Daha çok savaş, bu sanayinin tüm ana ve yan kollarında faaliyet gösteren firmaların hissedarları için daha çok para anlamına gelmiyor mu?
Şirket hisseleri satın alabilenlerle (Amerikalı, Patagonyalı ya da Türk) böyle işlere yatıracak parası olmayanlar aynı tarafta sayılırlar mı? Artık bayrak milliyetçiliğinin sadece züğürt avuntusu olduğunu, günün gerçeğinin şirket ve kâr ortaklığı milliyetçiliği olduğunu söylersem cahillik mi etmiş olurum?
Birileri bizi gaza mı getirmeye çalışıyor? Düşüncelerimizi, değer yargılarımızı, tepkilerimizi, giyim kuşam, zevk ve yaşama biçemimizi tek tip yapmaya yönelik yoğun bir saldırı altında mıyız? Birileri bizi "fahrî Amerikalı mı yapmaya uğraşıyor? Ya da "yedek Amerikalı"? Ya da "klonlanmış yapay Amerikalı"? Yani sahici Amerikalı'nın esirgendiği pis işlerde kullanılmak üzere el altında tutulan "çömez Amerikalı" mı oluyoruz gün be gün?
İnsanların ölümünden fayda sağlamayı topluma önermek aşağılık bir tutum değil mi? Anne veya babamız bize "çocuğum, git Afganları öldür, bu işte para var" dese, onlara olan saygımızı yitirmez miyiz? Peki bizim manevi ebeveynimiz sayılabilecek siyasetçi ve aydınlarımız bize böyle rezil bir teklifi nasıl yapabilir? Biz kiralık katil miyiz?
Diyelim ki bu kiralık katil rolünü içimize sindirdik, gittik orada emperyalizm adına paralı askerlik yaptık, ABD ve diğer Batılı efendiler de avucumuza mebzul bir miktar sadaka sıkıştırdılar. Peki bu yeni paranın biz vatandaşların hayatına yansıyacağını kim garanti edebilir? Şu ana kadar inanılmaz büyüklükteki kaynakları deve eden, devletin içini hortumlayıp kendi kasasına boşaltan değerli sermaye sınıfımız, bu parayı "tamam, ben doydum, bunu da sen al" diye topluma mı hibe edecek?
Türkiye ekonomisinin iflâs noktasına gelmesinin nedeni, şu ana kadar savaşlara katılmamış ve avanta kapmamış oluşumuz mu? Erdemsizlik üzerine kurulu bir "müreffeh gelecek" tasavvuru ne mene aşağılık bir toplum ütopyasıdır? Nasıl olur da bir aydın ekranlardan ya da sütunlardan "devletler arasındaki ilişkiler böyle yürür" diye bir mazeretle bize haydut toplum olmamızı öğütleyebilir?
"Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözü Usame Bin Ladin'e mi ait? Bu şiarın hiç değeri kalmadı mı?
Neden dünyayı topyekün savaşa zorlayan "tanrılar" bize inandırıcı bir kanıt gösterme zahmetine katlanmıyor? Ve neden her kanıt isteyişimizde bazı münevverler bizi azarlayıp duruyor?
Ve son soru: Bizim ülkemizin kritik noktalarına sızmış CIA ya da MOSSAD kuklaları var mıdır? Yoksa dünyanın her yerinde cirit atan ve en yüksek mertebelere bile ulaşabilen bu istihbarat örgütleri, tüm çabalarına karşın bizim ülkemizin medyasına ve siyasetine sızmayı asla başaramamış mıdır?
Aman, inşallah öyledir. Aksi takdirde, okuduğum her yazıdan ve dinlediğim her demeçten sonra "bunu söyleyen kişi acaba satılmışın teki olabilir mi?" diye düşünmek zorunda kalırım, ki bu da fazladan zihinsel mesai demektir. Haybeye yorulurum.
Usame Bin Ladin'in öldürülmesiyle (?) ilgili haberler internete ilk düştüğünde kafama sorular üşüştü. Önce "yazayım" dedim, sonra "adam sen de" dedim. "Kimbilir kaç kez yazdığın şeyleri bir daha yazacaksın da ne olacak?"
10 yıl önce yazdığım bu yazı meselâ… Aklımda bile kalmamış bunları yazdığım, tesadüfen rastladım. 11 Eylül saldırısından bir ay sonra, ABD (Bin Ladin'i ve El Kaide'yi bahane ederek) Afganistan'a sefer hazırlıklarını yaparken ve bizim ülkeden de "kıyakçılık" beklerken oluşan o itici münazara ortamına duyduğum tepkiyle yazmış olmalıyım.
O günlerde bizim "bir kısım" basın bizi bu istilâya râm etmek için hançeresini yırtarcasına "haydi erkekler savaşa" diye bağırıp duruyordu. Aynı basın, şimdi de CIA'nın yaptığı bir kelle avından dolayı sevinç şokuna girmiş durumda.
Neymiş, "mağarada sanılırken milyon dolarlık villada yaşıyormuş."
Vay canına! Ben bir tek vergi yüzsüzü rezillerin ve medya yöneticilerinin öyle yerlerde yaşadıklarını sanırdım…
Cem Karaca'yı 70'li yıllarda "hem solculuk yapıyor hem de Maltepe sigarası içiyor" diye eleştirenlere benziyor bu hödükler.
Ulan, adam Suudî şeyhi. Petrol zengini. Silahlanıp dağa çıkmadan önce de milyon dolarlık villalarda yaşıyor, milyon dolarlık yatlarda geziyordu. Bıraktı o lüksü, serveti, dağa çıktı savaştı. Ama doğru ama yanlış. Sen evinde oturup elin amerikalısı yüzüne her tükürdüğünde "oh yarabbi şükür" diyorsun da daha mı namuslu oluyorsun?
Bugüne kadar düşünmemiştim ama bu çirkef medya Pentagon tarafından önüne servis edilen her belgeyi en ufak bir editoryal süzgeçten geçirmeksizin -ve cânı gönülden benimseyerek- yayınladıkça, ben de "bu Usame'den neden nefret etmek zorundayım" diye sormaya başladım.
"Terörist "olduğu için mi?
Pardon! Terör nedir? Terörist kime denir?
Necdet Şen - 4 Mayıs 2011 (00:56)
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Bin Ladin'e ait olduğu söylenen çok sayıda ses ve video kaydı ortaya çıkmıştı. Ancak bunların gerçekliğine ilişkin hep soru işaretleri oldu. Bu bantların hiç birinin gerçekliği kanıtlanamıyor. En az üçününse sahte olduğu biliniyor. Ve birileri sahte Bin Ladin videoları yapıyorsa, tüm video ve ses kayıtlarının sahte olabileceği şüphesi doğmuş durumda.Bin Ladin'in son gerçek ses kaydı, 28 Eylül 2001'de yayınlandı. El Kaide lideri o kasette 11 Eylül saldırılarının sorumluluğunu reddetmiş, "Biz masum öldürmeyiz" demişti. Son gerçek videosunu 3 Kasım 2001'de yayınladığında, gizleme içerisinde son derece solgun görünüyordu. "Kâfirlerin başında George W. Bush var" dese de, "11 Eylül'ü biz yapmadık" iddiasını tekrarlamıştı.
Bu tarihten sonra yayınlanan ve 11 Eylül'ün sorumluluğunu üstlenen görüntülerdeki kişi, makyajla Bin Ladin'e benzetilmiş bir aktördü. Kalın burnu, cüssesi, büyük elleri, esmerliği ve farklı sakal rengi onu ele veriyor. Vahhabiler asla altın takmaz. Bazı görüntülerde Bin Ladin altın yüzük takıyor. Ayrıca Bin Ladin solak, oysa görüntülerde sağ elle yazıyordu.
Bin Ladin bir kasetinde "11 Eylül'de demir iskeletli o koca binaları yıktık" diyor. Oysa bir inşaat mühendisi olarak bunu söylemez, çünkü gökdelenlerin demir değil, çelik iskeletli olduğunu bilir.
David Ray Griffin - 4 Mayıs 2011 (21:49)
İster El-kaide'yi terörist olarak görüyor olsun, ister onun sempatizanı olsun El-kaideyi araştırmış olan herkesin Usame'ye hayran olması kaçınılmaz oluyor. Bunu en iyi özetleyen kişi ise 2004'e kadar Usame Bin Ladin'i yakalamakla görevli CIA timinin başında bulunan ve şu anda George Town Üniversitesi'nde profesör olan Michael Schauer'dir. Schauer Usame için şunları söylüyor:
"Bu adam biz ister kabul edelim ister etmeyelim İslâm tarihindeki kahramanlarla oldukça ortak özellik taşıyor, çok samimi, sade yaşantılı, politik sayılacak güzel bir arapça konuşuyor, çatışmalarda 4 defa yaralanmış, oldukça fakir olan İslâm dünyasında devasa bir serveti elinin tersiyle itmiş. 20 milyar doları olmasına rağmen bu servetten vazgeçmiş. Ve gitmiş 20 yıldır Afganistan'ın kirli sularını içerek yaşıyor. O kendisine saygı duyulması gereken bir kişidir. Saygı duymazsak yenemeyiz de…" ABD'nin kendisini vurmuş olduğu evi bir milyon dolar olarak yutturmaya çalışması da çok ilginç."
Orta Doğu´nun Che Guevarası Öldü (Enes Atilla Pay - Adil Medya)
Michael Schauer - 5 Mayıs 2011 (21:28)
"Filmlerde bir de Arap şehirlerinin sokaklarındaki halkın tepkisi görülmez. Renkli ve hoş sahneler yoktur çünkü o yoksul, kalabalık, kirli sokaklarda. Ne dans edenler vardır, ne coşku, ne bayram havası.
Aynı filmi defalarca izlemekten sıkılmış insanlar vardır burada. Kendi topraklarında Schwarzenegger ve Stallone bozmalarının at koşturmasından rahatsız insanlar. Kendileri öldüğünde kimsenin umurunda bile olmazken Amerikan ölümlerinin tüm dünyada haber olmasından bezmiş insanlar. Terörist ilân edilmekten, küçük görülmekten, hayvan muamelesi görmekten sıkılmış insanlar. Hayatlarını zehir eden diktatörler Amerika'dan silâh alır ve Beyaz Saray'da ağırlanırken, aynı Beyaz Saray'ın demokrasi havariliği yapmasıyla dalga geçen insanlar.
Ve her şeyden çok, onurları ve hakları her Allah'ın günü ayaklar altına alınırken isyan eden, adalete susamış, öfkeli insanlar.
Bu insanları ne Hollywood gösterir, ne dünya medyası görür.
Önemli olan onlar değildir.
Afganistan'da, Irak'ta her yıl binlercesi ölür. Ne önemi var! Karınca gibi kalabalıktırlar. Ve zaten her biri El Kaide'ye katılmayı, kan dökmeyi bekliyordur. Uygarlık düşmanıdırlar."
Roni Margulies - 7 Mayıs 2011 (13:58)
El Kaide'nin yöntemleri İslâm'da tarif edilen "cihat"a benzemez. El Kaide, kendisini modernliğin evriminde gelinecek son nokta olarak gören ABD'nin neo emperyalizmi ile "nesne"leştirdiği kitlelerin bu konumlandırmaya itiraz edip "terörist" olma pahasına ama bu kez "özne" olarak sahne almasıdır.
Bu özne modern Batılı küresel güçlerin yarattığı çaresizliğe karşı oluşmuş bir tepkinin tezahürüydü. Gereksindiği duygusal motivasyonu dinden temin etmenin dışında, teknik olarak Baader Meinhof'tan bir farkı yoktu.
Şiddete, silâhlı mücadeleye ve terör eylemlerine dayalı tüm hareketler gibi El Kaide de, egemenler tarafından kullanıldı, kitlesel kıyıma dönüşen işgallerin mazereti haline getirildi, itiraz ettiği şeyin kendisine dönüştü ya da dönüştürüldü. Bugün kimse El Kaide'nin Amerika'ya "düşman" mı "partner" mi olduğuna emin olamıyor.
El Kaide masalı ve pazar fundamentalizmi (Nihal Bengisu Karaca - Habertürk)
Nihal Bengisu Karaca - 10 Mayıs 2011 (19:27)
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Irak'lı komandolar George W. Bush'un evine inip, onu öldürüp, cesedini Atlantik'e atsalar nasıl tepki verirdik? Bush'un işlediği suçlar hiç şüphe yok ki Bin Ladin'inkilerden çok daha fazla ve o bir şüpheli değil fakat Nazi suçlularının asılma nedeni sayılan (Nuremberg Mahkemesi'nin kararına atıfla) "tıpkı diğer suçlar gibi ancak onlardan, bütün suçların birikmiş tüm kötülüğünü içinde barındırmasıyla ayrılan, uluslar arası en büyük suçun" işlenmesine 'karar' veren kişi: Yüzbinlerce ölü, milyonlarca mülteci, ülkenin büyük bir kısmın yokedilmesi, bölgenin geri kalanına yayılan acı, sekter çatışmalar.
İsim konusunda da aynı şey geçerli, Geronimo Operasyonu. Batı toplumundaki emperyal zihniyet o kadar derin ki, Bin Ladin'i soykırım yapan istilâcılara karşı cesur bir direnişle özdeşleştirerek yücelttiklerinin farkında değiller. Bu cinayet silâhlarımıza kurbanlarımızın ismini vermek gibi bir şey: Apaçi, Tomahawk… Luftwaffe'nin (Alman hava kuvvetleri için kullanılan genel bir isim) savaş uçaklarına "Yahudi" ve "Çingene" demesi gibi.
Noam Chomsky - 15 Mayıs 2011 (22:21)
Necdet Şen yazıları
Udî Hrant hangi yörenin mezesi?
Deniz Türkoğlu
Cevat abi geçimsiz adam ya, "Ne hrantı lan hıyar, boşan da semerini ye" deyiverdi. O öyle diklenince, adam da elini beline attı. Siyah deri bi kının içinden, yıldız gibi parlayan bi hançer çekip çıkarttı.
Adaletin tecelli edebilmesi için, hadi daha k…
Yalınayak Sokrates » Savunmanın kör noktası
Bugünkü Radikal'de, Eyüp Can'ın Sevan Abi'nin…
Deniz Türkoğlu » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Eğitim cehaleti alır, molozluk baki kal…
Necdet Şen » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Sayın Tarmayan, Nişanyan sabah yatakten ka…
Fersan Cevriye » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Sabah yataktan kalkıtığında ve gece yatarken…
Kaytar Mayan » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
İstanbul'daki Dink operasyonunu düzenleyen istihbarat müdürü Ankara'ya çağrılıp görevinden alındı. Yerine Trabzon'dan Ankara'ya gelen ekipten bir isim atandı.
Hülya Yalçın
Suç ne olursa olsun, suçlunun savunmasını yapmak demek "illâ ki onun suç işlemediğini kanıtlamak" değil, suça giden süreçte yaşanılanları da hukuki potada değerlendirip, mahkemeye sunarak, suç ve cezada dengeyi sağlamaktır.
Deniz Türkoğlu
Toprağın üstünde elde silâh su gibi kan dökmekten, toprağın altında oturduğumuz her karışı kazma kürek eşelemekten daha iyi bir şey anlamına gelir mi bu, onu bilmem.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 384 çift göz Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart